29 Nisan 2008

Portakal ve Yeşil elma (Çocuk Masalı)


BİR ZAMANLAR ÇOK MUTLU BİR PORTAKAL VARMIŞ, HİÇ BİR ŞEYİ DERT ETMEYEN, HİÇ BİR ŞEYİ KÖTÜ YORUMLAMAYAN, NEŞELİ VE NEŞE SAÇAN BİR PORTAKALMIŞ, ONU ÜZGÜN GÖREN HİÇ BİR MEYVA YA DA SEBZE YOKMUŞ, KENDİSİ MANAVDAKİ BİR KASADAN YUVARLANIP ÇOK UZAĞA BİR YERE GELMİŞ, BURADA DA HAYLİ MUTLUMUŞ AMA O GÜN HER ŞEY DEĞİŞMİŞ, UZAKTAN YEŞİL YUVARLAK BİR IŞIK BU PORTAKALA DOĞRU GELMEYE BAŞLAMADIŞ, GİTTİKÇE BÜYÜYEN BU IŞIK YAKLAŞTIKÇA YEŞİL BİR ELMAYA DÖNÜŞMÜŞ, BU YEŞİL ELMA PORTAKALA DOĞRU ÇOK KIZGIN BİR SURAT İFADESİ İLE YUVARLANMIŞ, HALA GÜLEN PORTAKALIN KARŞISINA GELDİĞİNDE ŞUNU DEMİŞ

-KAÇ... KAAAAAÇ... YOKSA SENİ DE ÖLDÜRECEKLER...
AMA BUNU ŞAKA SANA PORTAKAL GÜLMEYE DEVAM ETMİŞ
KORKMA YEŞİL ELMA KARDEŞ BİR ŞEY OLMAZ
BUNU DUYAN YEŞİL ELMA DAHA FAZLA KIZMI SURATİFADESİ HEM PORTAKALI HEM DE KENDİNİ GÖREN HERKESİ KORKUTACAK ŞEKİLE DÖNÜŞMÜŞ VE PORTAKALIN ÜSTÜNE YÜRÜMÜŞ

-BEN SENİN İYİLİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM, BİR İNSAN GÖRDÜM ELİNDE BIÇAK VAR BURAYA DOĞRU GELİYOR!!!!!!!!! İSTERSEN SEN BURADA KAL VE ÖL
-YEŞİL ELMA KARDEŞ BEN BURADA MUTLUYUM KİMSE BANA BİRŞEY YAPAMAZ İNSANALAR BENİ SEVİYOR
-BAK PORTAKAL!!! SEN SALAKSIN BİRAZDAN ÖLÜNCE BENİM VİCDANIM SIZLAMAYACAK ÇÜNKÜ BEN UYARDIM DİYECEĞİM SEN BU UMURSAMAZLIKLA FAZLA YAŞAMAZSIN
-SANA NE? YEŞİL ELMA KARDEŞ BEN MUTLUYUM
-PEKİ BEN GİDİYORUM ÇÜNKÜ ELİMDEN BİR KAZA ÇIKACAK ŞİMDİ
-TRAFİK KAZASI MI? EHEHEHE
YEŞİL ELMA PORTAKALIN SON YAPTIĞI SOĞUK ESPRİYE DAYANAMAYIP KAÇIP GİTMİŞ PORTAKAL İSE ORADA BEKLEMEYE DEVAM ETMİŞ VE TAM O SIRADA

BİR İNSAN BIÇAĞI PORTAKALI SOYUP BAŞ UCUNA KOYMAK İÇİN PORTAKALIN BÖĞRÜNE BATIRMIŞ, HİÇ BİR ŞEY ANLAMAYAN PORTAKAL SURATINDAKİ GÜLÜMSEMEYLE BERABER HAKKIN RAHMETİNE KAVUŞMUŞ VE BİR İNSANIN TABAĞINA DİLİMLER HALİNDE KOYULMUŞ...

O İNSANDA PORTAKALI GÖZÜNÜ KIRPMADAN AFİYETLE YEMİŞ

MEYVA YEMEK GÜZELDİR, MEYVA YENİLMEK İÇİNDİR!!!!!
LÜTFEN MEYVA YEYİN!!!
YOKSA BEN ZORLA YEDİRECEĞİM!!!! :)

16 Nisan 2008

Kalbim İN içi

Dün akşam banyo aynasının karşısına geçip gökmavisi gömleğimin düğmelerini üstten alta doğru yavaş yavaş açarken aynadaki yüzüme baktım ve daldım, gözlerimi kırpmadan yüzüme bakarken gömleğimi çıkarmışım, derimi soymaya başlamışım, boynumun altından göbek deliğime kadar derimi ortadan ikiye ayırdım, kaburgalarım görünüyordu aynada, sol göğüs kafesimin kemiklerini aheste aheste sol elimle kırıp kopardım, her kırılıştaki ses banyoda yankı yapıyordu, kopan her kemiği lavabonun içine bıraktım, kafamı kaldırdım ve aynada kalbimi gördüm, sol elimle tuttum, sağ elimle üstündeki tabakayı yüzdüm onu da lavaboya attım.
kalbimin içine baktığımda olması gerekenin ne olduğunu bilmiyordum ama gördüğümde anladım, aynaya biraz daha yaklaştım, lavabonun üzerine hafifçe eğildim, içerisi karma karışıktı, çarpık bir yerleşme vardı, trafik sıkışıktı, içinde olanlar bunalmış, sıkılmış, kızmıştı, evlerde olanlar açtı, çok azı yemek yiyordu, bir yerde de büyük bahçeli evlerde yaşayanlar bolluk içinde yüzüyordu.

Kalbimin derinlerinde bir mezarlık gördüm, büyük bir yerdi, normal mermerden yapılmış mezar taşları olduğu gibi özel yapım, desenli, büyük mezarlar, aile mezarları ve anıtmezarlar vardı, biraz ileride "seviyordum ama bitmesi gerekiyordu" yazan bir mezar taşının önünde duran mezarlık bekçisi kürekle kara toprağı kazıp yeni bir mezar açıyordu, bu bekçinin mezardan çıkmak isteyen ölülere asla izin vermediği gözlerinden belliydi, en ufak bir toprak kımıltısında kulübesinden çıkıp o mezarın üstüne daha fazla toprak atıyordu. Gözümü çevirip başka bir yere baktığımda camdan büyük bir kubbe gördüm içinde bir sürü insan vardı kubbenin üstünde ise "SEVDİKLERİM" yazıyordu kapısında ise "Girmek kolay değil!" yazıyordu onun yanında "Girerseniz çıkmak kolay değil!" onun da yanında "Çıkarsanız Umrumda Değil!" yazıyordu. Başka bir yere bakmak için gözlerimi çevirdim elinde gitar olan birini gördümonun olduğu yerden müzik sesi geliyordu o da buna eşlik ediyordu, sokakta yürüyordu etrafında da insanlar vardı onlarda o boşsokakta ona eşlik ediyordu, başka bir yere baktım ama hala müziğin sesi geliyordu banyonun yankıya müsait ortamı ses dalgalarına yenik düşmüştü. İlerde büyük bir koridor gördüm burada "Bekleme Yeri" yazıyordu içindeki insanalar çok sabırsız ve kızgın bir şekildeyd, bazıları volta atıyor, bazıları oturuyor, bazıları kahve içiyor ve bazılarıda gitmekiçin hazırlanıyordu, "bunlar ne için bekliyor olabilir" diye düşünürken hepsinin oturduğu yerlerin üstündeki "Bir ara, nasılsın? iyi misin diye sor "ne yapıyorsun haber ve, merak ediyorum" "Ne olur bana dön" "Oğlum Seni özledim" "Seni Seviyorum, Beni seviyorsa dön" "Bir mail at en azından o bile yeter" yazan tabelaları gördüm ama biliyordum ki bunlar beklmekten vazgeçip gidene kadar istedikleri olmayacaktı ama onlar bunu bilmiyordu! Çünkü istedikleri olursa koridorun sonundaki "Yeni başlangıç" odasına girceklerdi ama yeni başlangıç söz konusu bile değildi! Bunu düşünürken
gözlerime boş bir arazideki büyük bir bina takıldıburada hiç ses seda yoktu, ne kapıda oynayan çocuklar, ne parkedilmiş bir araba ne işten gelen bir adam ne de evde temizlik yapan bir kadın, binanın giriş kapısında "Eşyalarım" yazıyordu ilk katta çocukluktan kalma oyuncaklar görünüyordu son katında ise gitarlar, bilgisayarlar, telefonlar... Aradaki katlarda ise kalemler, defterler, kitaplar, cetveller, misketller, boyalar gibi çeşit çeşit eşyalar vardı, bu benim eşyalarımın kalbimdeki yeriydi buranın çok uzağında arkada büyük duvarlar ve üstünde dikenli teller görünüyordu, buraya daha yakından bakınca çok sıkı güvenlik önelmleri olan bir hapishane olduğunu gördüm, giriş kapısında "Sevmediklerim" yazıyordu gardiyanlar çok iyi seçilmiş güvenilir adamlara benziyordu, tutuklulara kaçma imkanı verecek herhangi bir yanlışlığa mahal vermeyecekleri belliydi, mahkumlara olması gerektiği gibi kötü davranıyorlardı, çünkü amaç onları topluma salmak değildi, hepsi müebbet yatıyordu. Aynanın karşısında hala kalbimin içini inceliyordum sağ elimin parmaklarıyla kalbimin daha diplerine doğru inip yavaşça araladığımda bir genel ev gördüm küçük ve karanlık bir yerdi loş ışıkların altında çırılçıplak kadınlar vardı hala üstlerinde duydyuğum parfüm kokuları vardı ama hiçbirinin yüzü yoktu, yüzlerinin olduğu yer dümdüzdü, sadece saç renkleri ve şekilleri belliydi odalarında "tek gecelik" "bir sürelik" "yaz aşkı" yazıyordu, bunların kalbimde bir yerinin olmasına şaşırırken parmağımı oradan kaldırdım yukarıda büyük bir yol gördüm, nereye gittiğini görmek için onu takip ettim şeritler geçmesine rağmen yol bitmiyordu, herhangibir uyarı tabelası da gözükmüyordu, fazla zaman kaybetmeden oradan gözlerimi kaçırıp biraz daha üztlere baktım, bir sokakta sağlı sollu komedi kulüpleri gördüm, burada gösteri yapanlar hep aynı kişiydi ama tarzları farklıydı sonra aynada kendi yüzmüme baktım, dudaklarımdaki gülümsemeyi gördüm, anlamsız sandığım bu gülümsemenin dudaklarıma yapışık olmasının nedenini anladım, tekrar kalbime baktım, büyük bir sanat merkezi gördüm, burada çok tanıdık simalar vardı, şarkıcılar, müzisyenler, oyuncular, yönetmenler, yazarlar, ressamlar, karikatüristler, hepsi en sevdiklerimdi, içerde ders veriyorlardı, öğrencileride hep birbirlerine benziyorlardı, hemen yanındaki yoldan geçen birini gördüm yavaş adımlarla ilerliyordu.
Bu sırada gözlerim karardı, yer baktığımda ayak parmaklarımı ve yerlerdeki beyaz fayansların kıpkırmızı olduğunu gördüm, bu kanlar kalbimden damlıyordu, kalbim sanki kan ağlıyordu, aldırmadan tekrar baktım kalbimin içine, byük bir fabrika gördüm bacası olmayan üzerinde "Duygular" yazıyorduiçinde bir sürü duygu üretiliyordu ve dışarı ihraç ediliyordu. İçerde hangi duygular üretiliyor diye baktığımda aşk, mutluluk, gurur, onur, umut, sevgi, 6.his, merak ve umursamazlık gibi bir sürü duygu gördüm ayrıca uzun zamandır yani yıllardır "üzüntü" ve "özlemek" duygularının üretilmediğini ihtiyaç anında ise "umursamamazlık" duygusunun kalpten beyne gönderildiğini gördüm, bu fabrikanın çalışanlarıda birbirine benziyordu.
Kalbiminaynadaki görüntüsüne bakarken kendi gözlerime tekrar baktım, gittikçe kısılıyordu bakışım, göz kapaklarım birbirine daha da yakındı, ellerim hala kalbimin üstündeydi sol tarafım kalbimden akan kanla ayak parmaklarıma kadar kan olmuştu, kalbim halka atıyordu ama içindekiler farkında değildi, bilmiyorlardı! tıpkı dünyanın döndüğünü fark etmediğimiz gibi.
İleri bir adım daha atmak istedim önümdeki lavaboya yaslanarak kalbime daha yakından baktım iki elimi de kullanarak içini tekrar karıştırdım ve orada büyük beyaz bir e gördüm bu evin bahçesi çok büyüktü içinde kalbimdeki en güzel kız oturuyordu o kalbimin prensesiydi başında tacı vardı, etrafa ışık saçıyordu, kalbimin en aydınlık yeri burasıydı, gözlerim kamaştı ve orayı kaybettim parmağımla kalbiminiçini karıştırmaya devam ettim çok derinlerde daha enterasan bir şey gördüm, metrelerce yukarı uzanan ve pencereleri olmayan sadece kapısı olan etrafında labirent olan bi bina bu binaya girmek için o labirenti geçmek gerekiyordu ama bu labirenti geçmek hiç de kolay değildi geçilse bile giriş kapısındaki 7 şifreyi bilmek gerekiyordu, bu bina "ARŞİV" binasıydı ve bana ait herşeyin dosyası bu binadaydı, buraya girebilen çok az kişi vardı onlarda sınırlı giriş hakkına sahiplerdi ve dışarı bilgi sızdırmaları yasaktı.
Kalbimdeki sevgi sıralaması hala değişmemiş ilk sırada yine ben varım, diğer sıralarda yükselenler alçalanlar ama bununla ilgilenecek halim kalmadı kan kaybım normalin çok üstündeydi, aynaya kendi yüzüme baktığımda bembeyaz olduğumu gördüm, dizlerim tutmuyordu yavaşça eğildim ellerim lavaboyu tutuyordu başımı lavabonun altına dayadım, sağa, yere doğru baktığımda kanımın bir nehir gibi süzülüp şehir kanalizasyonuna karışmak için deliklerden geçtiğini gördüm, parmaklarımda güç kalmadı! yavaşça çözüldürlerve sırt üstü düştüm, başımı vurdum ve ilk gördüğüm şey yukarda yanan ışık oldu bu ampül daha önce de bu kadar parlak mıydı? diye düşündüm, gözüm kamaştı. kanayan kalbimi tutmak için sağ elimi kaldırdım ama gücüm yetmedi ve fayansın üzerine bıraktım, bir hamle yaparak doğrulmaya çalıştım ama kollarımı kullanamadığım için başaramadım, sola doğru yavaşçakendimi çevirdim, cenin pozisyonunda yerde kıvranıyordum, kalbimin içinde küçük parçalar yere döküldü, ben düşerken o da kırılmıştı ama bir şeyler duyuyordum, bu ses kalbimden geliyordu "Ölmek İstiyorum Bazen" diyordu ben de söylemeye çalıştım sesim çıkmıyordu tıpkı kabus görüp çığlık atmaya çalışan birinin hiç ses çıkaramaması gibi acizlik içindeydim, artık gözlerimi açmakta zorlanıyordum, sesler duymaya başladım ama bu sefer kalbimden gelmiyordu , bana seslenyorlardı beni çağırıyorlardı bende "ölmek istiyorum" dedim içimden, kalbim yavaş çarpmaya başladı içinden gelen müzik sesi kayboldu, kulağımda sadece beni çağıranlarının sesi vadı, gözümü açmaya çalıştım sadece sol gözümü az da olsa açabildim, kolumu gördüm mosmor olmuştu altında kan birikintisi vardı, parmaklarımı oynatmaya çalıştım ama sanki dünyanın en ağır eşyasını kaldırmaya çalışıyormuş gibi hissettim kendimi, sol elimin avucu yere gelecek şekilde çevirdim elimi, kalbim hala yavaş atıyordu ve gittikçe ritmi üşüyordu nefes almakta zorlanıyordum, bu kadar basit bir şeyin nefes alıp vermek gibi her gün yaptığımız bir şeyin beni bu denli zorlaması hayatımda edineceğim son tecrübe olacaktı bunu biliyordum, ters çevirdiğim elimin işaret parmağıyla kanımın üstüne gelip KALBİM yazmaya çalıştımne yazdığıma bakacak kadar kuvveti kalmamıştı göz kapaklarımın...
Kendimi bıraktım.
Beni bekleyen şey neyse kendimi ona teslim ettim sonra er zamanki gülümsememi yüzüme yerleştirdim, kulağıma gelen seslerin ne analama geldiğini bilmeden öylece dinledim,
Karanlıktı benim için, kalbim için aydınlık... Son kez atışını duydum son kez nefes aldım son bir şey düşündüm o da...