Benim küçük sevgilim
sen bana neler yaptın
böldün parça parça
onlar bilmez onlar bilmez
bakarlar yüzüme
sanki yoksun gibi
sanki yalanmışız gibi
benim küçük sevgilim
sen bana neler yaptın
kırdın defalarca
onlar bilmez onlar bilmez
vururlar yüzüme
sanki yoksu gibi
sanki yalanmışız gibi
benim küçük sevgilim
ben sana neler yaptım
kızdım sayfalarca
onlar bilmez onlar bilmez
yakarlar canımı
sanki yoksun gibi
sanki yalanmışız gibi
benim küçük sevgilim
Mor ve Ötesi'nin fırından yeni çıkmış albümünün en sıcak şarkılarından biri içinde Şebnem Ferah'ın olması ayrı bir güzellik tabi ki... kısacası çok güzel şarkı
17 Mayıs 2006
12 Mayıs 2006
HAZIR AYAKTAYKEN... 2.Bölüm (Türkiye'nin ilk gerinim hikayesi)
O gün, hava çok sıcaktı, ev ahalisi kendilerini yamyamların eline düşmüş ve kaynar kazanın içinde pişmeyi bekleyen insanlar gibi hissediyorlardı… belki bunda o gün Turist Ömer Afrika’da filmini seyretmelerinin etkisi vardı dede Korkut binbir zahmetke 1 ya da 2 santim kaba et diye tabir ettiğimiz kıç nahiyesini hareket ettirip serinletmeye çalışıyordu, Baba ise pişik çıkan bir taraflarının rahatsızlığıyla üflleyip püflüyordu, anne geçen sene koltuğun altına sakladığı yelpazesini çıkarmaya uğraşıyordu, nene ürküt sürekli uyuyordu, uyandığında hala güneş varsa tekrar uykuya dalıyordu ama dalmadan önce “ayağa kalkan olursa haber verin” diye tembih ediyordu. Abla o gün ayağa kalkmaya hazırlanıyordu, 3 günden beri 1 paket eti formu zerre zerre yiyerek bitiren abla artık dayanamıyordu ve mutfağa gidip yemek yemek, buzlu su yapıp doyasıya içmek istiyordu ama kendisi kalkmaya üşeniyordu, ilk önce koltuğun üstünde tetris oynayan küçük kardeşine baktı ve ona seslendi
-Nasılsın canım kardeşim, o tetrisi nerden buldun kaç yıldır oynanmıyordu?
Bu lafı duyan dede Korkut hemen atıldı
-Oğlum ayıp, hiç insan herkesin içinde testisleriyle oynar mı? Terbiyesizlik etme bakiyim.
Bu sözleri duyan aile sakinleri kahkaha attı.
Bu sırada ablasının seslenişe oldukça şaşıran kardeşi Anırcan şöyle dedi
-İyiyim sen nasılsın ablacığım ve ben kalkamam ayrıca sanane
Ablası durumu hemen anlayan kardeşine baktı “ulan çok zeki bu velet” dedi. İşin başa düştüğünü anlayan abla “Aaaaghhh” diye bağırdı çünkü iş kafasını çok acıtmıştı.
Herkes meraklı gözlerle Sibel’in ayağa kalkacağı anı bekliyordu, uzun zamandır uyuyan nene Ürküt’ü dürten dede Korkut “Ne istiyeceksen hemen düşün” diye tısladı, eski hayatında yılan olduğunu düşünen dede Korkut, insan olduğunu her zaman unutuyordu hafiften bunamıştı sizin anlayacağınız.
Ev ahalisinde ilk önce Nene Ürküt gerindi sonra onu takiben dede Korkut, baba ve anne gerindi en son da küçük kardeş gerindi aynı zamanda da geğirdi. Ev ahalisinin kendisini beklediğini fark eden Sibel “Kalkmıcam boşuna beklemeyin” dedi. Baba Ali, “tamam kalkma, sen bilirsin” dedi. Blöfünü yemeyen ailesine son bir defa baktı ilk önce esnedi sonra gerindi, sağ ve sol elleriyle koltuğun kollarını yavaşça tutup onlardan destek alarak popo diye tabir ettiğimiz kıç nahiyesini yavaşça kaldırmaya başladı, ev ahalisinin mutluluğu gözlerinden okunuyordu hatta o kadar sevilmişti ikinci baskı için sipariş verilmişti bile. En sonunda iki ayağı üzerinde duran abla Sibel geride büyük bir çukur bırakmıştı, söylenecek şeyleri duymamak için kulaklarını tıkadı ve yürümeyi hafiften unuttuğu için sendeleyerek koşmaya başladı çok mantıksız bir şey yaptığını anlayan ve “yüremeyi unuttuysam nasıl koşuyorum” diyen Sibel anında yere yüz üstü düştü, sonra hafifçe doğrularak ayağa kalktı bunu fırsat bilen aile fertlerinden ilk atak yapan Annesi:
“-Kızım, canım benim, bir yerine bir şey olmadı ya? Bir de hazır ayaktayken annene soğuk bir limonata yapsana” hadi canım benim dedi
Babası :
“-Hazır ayaktayken, Bana da orta şekerli bir kahve yap”
Dedesi :
“-Benim de takma dişlerimi yıkasana kızım sonra bir limonata da bana getir
Nenesi :
“-Hazır ayaktayken bana da elma getir”
Ve kardeşi :
“-Ablaa, hazır ayaktayken bana karpuz kes, limonata getir, ekmeğin arasına salam koy getir, bir de pileysiteyşınımı getir” dedi ardından “nı hahahah” diye bir gülüş ekledi
Ayakta olduğunu için bunların hepsini yapmak zorunda olan abla Sibel, ayağa kalktığı ana lanet etti
ve kabus gibi bir günü geride bırakırken çok yorgun bir halde yerine oturdu.
-Nasılsın canım kardeşim, o tetrisi nerden buldun kaç yıldır oynanmıyordu?
Bu lafı duyan dede Korkut hemen atıldı
-Oğlum ayıp, hiç insan herkesin içinde testisleriyle oynar mı? Terbiyesizlik etme bakiyim.
Bu sözleri duyan aile sakinleri kahkaha attı.
Bu sırada ablasının seslenişe oldukça şaşıran kardeşi Anırcan şöyle dedi
-İyiyim sen nasılsın ablacığım ve ben kalkamam ayrıca sanane
Ablası durumu hemen anlayan kardeşine baktı “ulan çok zeki bu velet” dedi. İşin başa düştüğünü anlayan abla “Aaaaghhh” diye bağırdı çünkü iş kafasını çok acıtmıştı.
Herkes meraklı gözlerle Sibel’in ayağa kalkacağı anı bekliyordu, uzun zamandır uyuyan nene Ürküt’ü dürten dede Korkut “Ne istiyeceksen hemen düşün” diye tısladı, eski hayatında yılan olduğunu düşünen dede Korkut, insan olduğunu her zaman unutuyordu hafiften bunamıştı sizin anlayacağınız.
Ev ahalisinde ilk önce Nene Ürküt gerindi sonra onu takiben dede Korkut, baba ve anne gerindi en son da küçük kardeş gerindi aynı zamanda da geğirdi. Ev ahalisinin kendisini beklediğini fark eden Sibel “Kalkmıcam boşuna beklemeyin” dedi. Baba Ali, “tamam kalkma, sen bilirsin” dedi. Blöfünü yemeyen ailesine son bir defa baktı ilk önce esnedi sonra gerindi, sağ ve sol elleriyle koltuğun kollarını yavaşça tutup onlardan destek alarak popo diye tabir ettiğimiz kıç nahiyesini yavaşça kaldırmaya başladı, ev ahalisinin mutluluğu gözlerinden okunuyordu hatta o kadar sevilmişti ikinci baskı için sipariş verilmişti bile. En sonunda iki ayağı üzerinde duran abla Sibel geride büyük bir çukur bırakmıştı, söylenecek şeyleri duymamak için kulaklarını tıkadı ve yürümeyi hafiften unuttuğu için sendeleyerek koşmaya başladı çok mantıksız bir şey yaptığını anlayan ve “yüremeyi unuttuysam nasıl koşuyorum” diyen Sibel anında yere yüz üstü düştü, sonra hafifçe doğrularak ayağa kalktı bunu fırsat bilen aile fertlerinden ilk atak yapan Annesi:
“-Kızım, canım benim, bir yerine bir şey olmadı ya? Bir de hazır ayaktayken annene soğuk bir limonata yapsana” hadi canım benim dedi
Babası :
“-Hazır ayaktayken, Bana da orta şekerli bir kahve yap”
Dedesi :
“-Benim de takma dişlerimi yıkasana kızım sonra bir limonata da bana getir
Nenesi :
“-Hazır ayaktayken bana da elma getir”
Ve kardeşi :
“-Ablaa, hazır ayaktayken bana karpuz kes, limonata getir, ekmeğin arasına salam koy getir, bir de pileysiteyşınımı getir” dedi ardından “nı hahahah” diye bir gülüş ekledi
Ayakta olduğunu için bunların hepsini yapmak zorunda olan abla Sibel, ayağa kalktığı ana lanet etti
ve kabus gibi bir günü geride bırakırken çok yorgun bir halde yerine oturdu.
Pearl Jam - Bilek
Heeeeyyy...oooh...
Şits of empti kenvıs antaçd şits of kıley
vör leyd sıprid aut bifor mi ez hör badi vans did
Ool fayf hurayzıns rıvoldı rund hör soul
Ez di ört tu dı san
Nav dı eır Ay testıd en bıriid hez teykın e törn
Ooh, en ol ay toht hör vaz evritin
Ooh, Ay nov şi geyv mi ol det şii vor
En nav may bidır hendz, çif binit dı kılaudz
Of vat vaz evritin?
Oh, dı pikçırs hev ol bin vaşd in bilek, tatud evritin
Ay teyk a volk autsayd
Aym surrandıd baaay som kidz et piley
Ay ken fiıl dehr lauhtır, so vay du ay siır
Ooh, en tivistıd touhts det sıpin raund may hed
aym sıpinin,
ooooh Aym sıpinin Hav kuik dı san ken,
dırap oveeeeeeeey
En nav may bidır hendz kıredıl bırokın gıles
of vat vaz evritin
Ol dı pikçırz hev ol bin vaşd in bilek, tatud evritin
Ol dı lov gon bed törnd may vorld tu bilek
Tetud ol ay si, ol det aaay em,
ol ayl evır biiiiiiiii...yeehhheee...
U hu...u hu...uuuh...
Ay nov somdey yul hev e biduful layf,
Ay nov yul bi e sıtar
in sombadi elsiz sıkay, bat vahayy
Vahayy, vaaahay kent it bi, vay kent it biiii maaaaaaaaaahahahayn
duru dud dud dururu...
(mtv versiyonu için)
vii… vi bilon…vi bilon tugedır…tugedır…ii..iii..
vii… vi bilon…vi bilon tugedıııııııır yeehe
Şits of empti kenvıs antaçd şits of kıley
vör leyd sıprid aut bifor mi ez hör badi vans did
Ool fayf hurayzıns rıvoldı rund hör soul
Ez di ört tu dı san
Nav dı eır Ay testıd en bıriid hez teykın e törn
Ooh, en ol ay toht hör vaz evritin
Ooh, Ay nov şi geyv mi ol det şii vor
En nav may bidır hendz, çif binit dı kılaudz
Of vat vaz evritin?
Oh, dı pikçırs hev ol bin vaşd in bilek, tatud evritin
Ay teyk a volk autsayd
Aym surrandıd baaay som kidz et piley
Ay ken fiıl dehr lauhtır, so vay du ay siır
Ooh, en tivistıd touhts det sıpin raund may hed
aym sıpinin,
ooooh Aym sıpinin Hav kuik dı san ken,
dırap oveeeeeeeey
En nav may bidır hendz kıredıl bırokın gıles
of vat vaz evritin
Ol dı pikçırz hev ol bin vaşd in bilek, tatud evritin
Ol dı lov gon bed törnd may vorld tu bilek
Tetud ol ay si, ol det aaay em,
ol ayl evır biiiiiiiii...yeehhheee...
U hu...u hu...uuuh...
Ay nov somdey yul hev e biduful layf,
Ay nov yul bi e sıtar
in sombadi elsiz sıkay, bat vahayy
Vahayy, vaaahay kent it bi, vay kent it biiii maaaaaaaaaahahahayn
duru dud dud dururu...
(mtv versiyonu için)
vii… vi bilon…vi bilon tugedır…tugedır…ii..iii..
vii… vi bilon…vi bilon tugedıııııııır yeehe
21.04.06 Paranoyak Delinin Günlüğü
Sevgili yünlük birkaç gündür kendimde değildim, neden? diye sorarsan söylemem ama sormazsan söylerim… sormadığın için söylüyorum… sen tahmin et? Bilmiyor musun? Bende zaten tahmin et dedim açıkla demedim ki sadece bir tahmin istiyorum… hala bilmiyorum diyorsun iyi ben söyleyeyim sana iğne yaptılar, yemekte vermediler “iflah olursun inşallah” dediler ama iflah ne demek bilmiyorum ki neyse bugün neler oldu onu anlatayım sanaDoktorun biri benim son durumuma bakacakmış ben de dedim ki “-bakmanıza gerek yok ben söyleyeyim isterseniz” O da “-söyle” dedi bende “-son durum 5-0 öndeyim” dedim adam yüzünü buruşturdu içimden “keşke ütüm olsaydı” dedim neyse sonra odasına gittik “Otur şuraya evladım” dedi oturdum “-Şimdi sana bazı şekiller göstereceğim sende onların neye benzediğini söyleyeceksin yani senin için ne ifade ediyor buna bakacağız” “-Aaaa kolaymış” dedim sonra masasında duran kağıtları aldı eline-Bu ne? dedi-Doktor amca, siz bilemezseniz ben nasıl bileyim o kadar sene okula ben gitmedim siz gittinizdedim-Evladım biraz önce ne konuştuk senle? Dedi-Siz benim son durumuma bakacaktınız bende “-bakmanıza gerek yok ben söyleyeyim isterseniz” dedim siz de “-Söyle” dediniz bende “-Son durum 5-0 öndeyim dedim” sonra…-Dur.. dedi doktor durdurdu beni-Bende duracaktım zaten doktor amca çünkü 6-0 oldu-Zevzekliği bırak da şunlara cevap ver dedi-Tamam dedim-Bu sana ne ifade ediyor? dedi-Eşek kulaklı kurbağa, daldan armut koparmaya çalışıyor dedim-Tamam, peki bu? dedi-Tırtıllar halay çekiyor, halay başı da mendil sallıyor dedim-Tabi Olabilir … peki bu? dedi-Bunda bir şey yok ki ama dedim-Aaaah ters göstermişim dedi öbür tarafını çevirdi-Galatasaray, Fenerbahçe’yi yenmiş şampiyonluk kupası var ellerinde dedimBirden doktor amca elindeki kağıtları havaya fırlattı, ayağa kalktı “Ne diyosun lan sen deli, böyle bir şey olması imkansız” dedi sonra masayı dağıtmaya kağıtları savurmaya başladı, masanın üstüne çıkıp “Nööö moottluuu seeniii sevöööönöööö yaaaaşşaaaaa Feeenerrbaaaahçeeee” diye bağırmaya başladı sonra şöyle dedi “Sen deli değil, Zır delisin, sen akıllanmazsın, kim galatasarayın, fenerbahçeyi yeneceğini düşünüyorsa delidir zaten” dedi sonra içeri başka doktorlar girdi, masanın üstündeki doktoru aşağı indirdiler gerisini de bilmiyorum çünkü beni dışarı çıkardılar “-Ne yaptın adama dediler” “-hiç bir şey” dedim “-Yalan söyleme bak seni odaya atarım yine” dedi bende hepsini baştan sona anlattım, adam bana yumruk attı.. offf aklıma gelince acıyor hala… neden böyle oldu anlamadım sanırım ben gerçekten deliyim günlük…Sence delimiyim ben günlük hı? ....... Hiç düşünmedin mi? E bende zaten düşün diye soruyorum sana verdiğin cevaba bak… neyse çok yoruldum bugün uyumam lazım…
18.04.06 Paranoyak Delinin Günlüğü
Sevgili dümbük bugün neler oldu neler inanamazsın ama ilk önce kalbin kadar temiz bu sayfayı bana ayırdığın için sana teşekkür ederim… Bugün günlerden ne hiç hatırlamıyorum buradaki arkadaşlar sürekli “nerdeydin” deyip duruyorlar bir yere gitmedim ki buradaydım…anlamadım… kalemimin üstünde de diş izleri var ben yapmadım ama…
Bu sabah kalktığımda üzerimde yine gömleğim vardı, hareket edemedim, sonra doktorlar geldi “Uyandın mı?” diye sordular bende “bilmem, sence?” dedim doktor kızdı ama yanındakiler güldü sonra bana “Bir daha o geçen günkü yaptığını yaparsan çok büyük bir cezaya çarptırılacaksın” dedi “Neyi yaparsam” dedim “Bilmezlikten gelme” dedi bende “tamam” dedim ama ne yaptığımı hatırlamıyorum ki… Bu doktorlar delilere baka baka delirmişler hani bi söz vardı ya içinde üzüm olan işte ondan, bence doktorlar ne dediklerini bilmiyorlar…
Sonra tuvalete gitmemi elimi yüzümü yıkamamı söylediler, bende tuvalete gittim o küçücük yerdeki deliğe ellerimi sokarak yıkadım daha doğrusu yıkamaya çalıştım, arada kahverengi yumuşak bir şeylerde elime geldi onları kenara ayırdım sonra o azıcık suyla yüzümü yıkadım…Şunu anladım günlük bu hastanedekiler çok cimri azıcık bir suyla elimizi yüzümüzü yıkamamızı istiyorlar bir de sular çok kötü kokuyordu… sonra sabah yemeği yemeye gittim masaya oturdum masadaki herkes öğürdü bende “yemek o kadar kötü mü?” diye sordum cevap vermediler, kalktılar sonra oradan birisi geldi beni sırtımdan itekleyerek başka bir yere götürdü orayı ilk defa gördüm günlük, her taraf beyazdı sonra bana:
“Sen şurada ellerini yüzünü sabunlayarak yıka, ben gelmeden de çıkma, rahat dur” dedi
Bende
“Tamam” dedim
Zaten hiç çıkmak istemezdim sanırım orası doktorlara özel bir yerdi, çok güzel kokuyordu üstelik düğmesine basılınca hava üfleyen bir şey vardı ben ona “Sıkılmış adam” ismini taktım ama önemli olan şuydu, orada bir adam gördüm aynı bana benziyordu ben ona bakıyorum, o bana bakıyor, ben ona bakıyorum, o bana bakıyor, o bana, ben ona, o bana, ben ona derken kızdım artık ve bağırdım
“Ne bakıyosun Lan” dedim o da aynı anda bana söyledi ama onun sesini duyamadım çünkü aynı anda bağırdık
“Gider misin arkadaşım bak kafamı kızdırma” dedim. Çok ilginç O da aynı şeyleri söyledi sanki ağız birliği yapmışız gibi… hareketlerinden öyle anladım
“Bak çok oluyosun artık, taklitçiiiii” dedim sonra kendimi tutamadım
“Kişiliksiz, kıtibiyoz kendin ol… ne taklit ediyosun beni he?” dedim
sonra üzerine doğru yürüdüm, o da bana doğru yaklaştı ama bir heykel vardı çeşmenin hemen altında ona çarptım daha fazla gidemedim, üstelik aynı heykelden 4 tane yan yana vardı, nasıl bir hayal gücüyse artık çok rağbet görmüş alan 4 tane birden almış…
neyse sonra ben yumruğumu kaldırdım dilimi ağzımın içinde büktüm ve Allah yarattı demeden bir zumbuk attım… bir anda yere yığıldı heykelin içine düştü adam…
Baktığımda gözü bir yerde, dudağı bir yerdeydi, başka bir yeride görünmüyordu yani adamı iyi benzettim günlük.
Doktorlar içeri doluştu beni oraya götüren adama bağırdılar sonra da bana :
“Sana daha bu sabah söyledim bir daha yapma diye sen yine yaptın, şu aynaları kırmaktan vazgeç artık 5 gün arayla 2.kez yapıyosun” dedi
“Ayna kim ki? Ben ayna diye biriyle konuşmadım, haliyle onu kıracak bir şey de söylemedim” dedim
“Bana bak sen, o küçücük aklınla benle dalgamı geçiyorsun?” dedi
bende :
“Hayır ne münasebet, sadece alay ediyorum” dedim
Yine o doktor dışındaki herkes gülmeye başladı bende önlerinde eğildim, reverans mıdır, referans mıdır, resepsiyon mudur nedir işte ondan yaptım
Sonra yine elime bir şey sürdüler çok acıttı, beyaz bir şeyler sardılar ve yine o gömleği giydirdiler ama akşam olunca çıkardılar
Doktor bana “akşam gelicem şimdi uslu dur” dedi bende “tamam” dedim şimdi onu bekliyorum, buradaki arkadaşlarımı da çıkardılar neden acaba? Hemen alınma günlükcüğüm tabi ki sen varsın yanımda ama bunlar beni öldürmeyi planlıyorlar galiba kapı da kilitli sence ne yapacakalar bana?
Amaaan olacağı varsa olur korkmuyorum, Hiiii ayak sesleri geliyor duyuyormusun? Ben şimdi yatağın altına saklanacağım sende kendine yer bul
Telefon çalıyor, benim telefonum mu? yok canım, benim telefonum mu var
Bu sabah kalktığımda üzerimde yine gömleğim vardı, hareket edemedim, sonra doktorlar geldi “Uyandın mı?” diye sordular bende “bilmem, sence?” dedim doktor kızdı ama yanındakiler güldü sonra bana “Bir daha o geçen günkü yaptığını yaparsan çok büyük bir cezaya çarptırılacaksın” dedi “Neyi yaparsam” dedim “Bilmezlikten gelme” dedi bende “tamam” dedim ama ne yaptığımı hatırlamıyorum ki… Bu doktorlar delilere baka baka delirmişler hani bi söz vardı ya içinde üzüm olan işte ondan, bence doktorlar ne dediklerini bilmiyorlar…
Sonra tuvalete gitmemi elimi yüzümü yıkamamı söylediler, bende tuvalete gittim o küçücük yerdeki deliğe ellerimi sokarak yıkadım daha doğrusu yıkamaya çalıştım, arada kahverengi yumuşak bir şeylerde elime geldi onları kenara ayırdım sonra o azıcık suyla yüzümü yıkadım…Şunu anladım günlük bu hastanedekiler çok cimri azıcık bir suyla elimizi yüzümüzü yıkamamızı istiyorlar bir de sular çok kötü kokuyordu… sonra sabah yemeği yemeye gittim masaya oturdum masadaki herkes öğürdü bende “yemek o kadar kötü mü?” diye sordum cevap vermediler, kalktılar sonra oradan birisi geldi beni sırtımdan itekleyerek başka bir yere götürdü orayı ilk defa gördüm günlük, her taraf beyazdı sonra bana:
“Sen şurada ellerini yüzünü sabunlayarak yıka, ben gelmeden de çıkma, rahat dur” dedi
Bende
“Tamam” dedim
Zaten hiç çıkmak istemezdim sanırım orası doktorlara özel bir yerdi, çok güzel kokuyordu üstelik düğmesine basılınca hava üfleyen bir şey vardı ben ona “Sıkılmış adam” ismini taktım ama önemli olan şuydu, orada bir adam gördüm aynı bana benziyordu ben ona bakıyorum, o bana bakıyor, ben ona bakıyorum, o bana bakıyor, o bana, ben ona, o bana, ben ona derken kızdım artık ve bağırdım
“Ne bakıyosun Lan” dedim o da aynı anda bana söyledi ama onun sesini duyamadım çünkü aynı anda bağırdık
“Gider misin arkadaşım bak kafamı kızdırma” dedim. Çok ilginç O da aynı şeyleri söyledi sanki ağız birliği yapmışız gibi… hareketlerinden öyle anladım
“Bak çok oluyosun artık, taklitçiiiii” dedim sonra kendimi tutamadım
“Kişiliksiz, kıtibiyoz kendin ol… ne taklit ediyosun beni he?” dedim
sonra üzerine doğru yürüdüm, o da bana doğru yaklaştı ama bir heykel vardı çeşmenin hemen altında ona çarptım daha fazla gidemedim, üstelik aynı heykelden 4 tane yan yana vardı, nasıl bir hayal gücüyse artık çok rağbet görmüş alan 4 tane birden almış…
neyse sonra ben yumruğumu kaldırdım dilimi ağzımın içinde büktüm ve Allah yarattı demeden bir zumbuk attım… bir anda yere yığıldı heykelin içine düştü adam…
Baktığımda gözü bir yerde, dudağı bir yerdeydi, başka bir yeride görünmüyordu yani adamı iyi benzettim günlük.
Doktorlar içeri doluştu beni oraya götüren adama bağırdılar sonra da bana :
“Sana daha bu sabah söyledim bir daha yapma diye sen yine yaptın, şu aynaları kırmaktan vazgeç artık 5 gün arayla 2.kez yapıyosun” dedi
“Ayna kim ki? Ben ayna diye biriyle konuşmadım, haliyle onu kıracak bir şey de söylemedim” dedim
“Bana bak sen, o küçücük aklınla benle dalgamı geçiyorsun?” dedi
bende :
“Hayır ne münasebet, sadece alay ediyorum” dedim
Yine o doktor dışındaki herkes gülmeye başladı bende önlerinde eğildim, reverans mıdır, referans mıdır, resepsiyon mudur nedir işte ondan yaptım
Sonra yine elime bir şey sürdüler çok acıttı, beyaz bir şeyler sardılar ve yine o gömleği giydirdiler ama akşam olunca çıkardılar
Doktor bana “akşam gelicem şimdi uslu dur” dedi bende “tamam” dedim şimdi onu bekliyorum, buradaki arkadaşlarımı da çıkardılar neden acaba? Hemen alınma günlükcüğüm tabi ki sen varsın yanımda ama bunlar beni öldürmeyi planlıyorlar galiba kapı da kilitli sence ne yapacakalar bana?
Amaaan olacağı varsa olur korkmuyorum, Hiiii ayak sesleri geliyor duyuyormusun? Ben şimdi yatağın altına saklanacağım sende kendine yer bul
Telefon çalıyor, benim telefonum mu? yok canım, benim telefonum mu var
13.04.06 Paranoyak Delinin Günlüğü
Sevgili düzlük, çok sessiz olmam lazım, sende sessiz ol…şşşş sayfalarını hışırdatma sana çok önemli bir şey söylicem… sana bir sır vericem ama kimseye söylemeyeceğine yemin et… bak başkasından duyarsam bu söylediklerimi bozuşuruz ona göre, tekrar söylüyorum yemin et, tövbesi geçmez
Şimdi beni pür dikkat dinle… bu sabah çok kötü bir şey yaptım ben, çok pişmanım ama bilmeden oldu, gerçekten çok çok çok üzüldüm… ama oldu yapabileceğim hiç bir şey kalmamıştı yardım etmeye çalıştım ama çok geçti…saatlerce ağladım, anca şimdi kendime geldim biliyorum bana inanmayacaklar tek güvendiğim kişi sensin sevgili günlük… biliyorum şimdi bana “bu zaten deli bilerek yapmıştır” diyecekler, söylediklerimi uydurduğumu düşünecekler, belki sende diyorsundur? ama ben yapmak istemedim ki… böyle bir şey olsun istermiyim, asla… aklımın ucundan bile geçmez… ne yapacağımı bilmiyorum? Tek dostum, sırdaşım, gardaşım, azıcık aşım ağrısız başım sensin.
Eminim ki şimdi ne olduğunu anlamışlar ve buraya doğru geliyorlardır, beni alacakalr yine o odaya atacakalar, günlerce aç ve susuz bırakacaklar ta ki ben ölene kadar…
Ben öldüğümde de “Hak etmişti ölmeyi” diyecekler… kafam çok karışık sevgili günlük, korkuyorum…istersen kulağıma fısıldayabilirsin… kapı mı çaldı bana mı öyle geldi?... … .
Şimdi beni pür dikkat dinle… bu sabah çok kötü bir şey yaptım ben, çok pişmanım ama bilmeden oldu, gerçekten çok çok çok üzüldüm… ama oldu yapabileceğim hiç bir şey kalmamıştı yardım etmeye çalıştım ama çok geçti…saatlerce ağladım, anca şimdi kendime geldim biliyorum bana inanmayacaklar tek güvendiğim kişi sensin sevgili günlük… biliyorum şimdi bana “bu zaten deli bilerek yapmıştır” diyecekler, söylediklerimi uydurduğumu düşünecekler, belki sende diyorsundur? ama ben yapmak istemedim ki… böyle bir şey olsun istermiyim, asla… aklımın ucundan bile geçmez… ne yapacağımı bilmiyorum? Tek dostum, sırdaşım, gardaşım, azıcık aşım ağrısız başım sensin.
Eminim ki şimdi ne olduğunu anlamışlar ve buraya doğru geliyorlardır, beni alacakalr yine o odaya atacakalar, günlerce aç ve susuz bırakacaklar ta ki ben ölene kadar…
Ben öldüğümde de “Hak etmişti ölmeyi” diyecekler… kafam çok karışık sevgili günlük, korkuyorum…istersen kulağıma fısıldayabilirsin… kapı mı çaldı bana mı öyle geldi?... … .
12.04.06 Paranoyak Delinin Günlüğü
Güzlük…şşşt güzlük…sana diyorum... nasılsın? Ben hiç iyi değilim…çünkü kaybettim, sen kazandın… 1 2 3 tıp demiştik ya hani… çok dirayetlisin be güzlük maşallah… sen beni bile geçtin… daha önce buradaki Tonguç’la yaptığımız “1 2 3 tıpta” 1 hafta hiç konuşmadan durmuştum aslında daha çok da dururdum da kendimle yarışmaktan sıkıldım çünkü Tonguç, “1, 2, 3 Tıp” dediğimde nefesini tuttu ve bırakmadı ehehe kaybetmemek için de soramadı herhalde, bende söyleyemedim sonra öldü, otomatik olarak ben kazanmış oldum, oyunu bilmiyorsan oynama değimli ama? iyi bir ders oldu ona, bir daha yapmaz artık…
Aslında bizim oyunumuz sayılmaz bir kere daha oynayalım, gerçi sen hala devam ediyorsun ama dur sana nasıl kaybettiğimi de anlatayım
Bak şimdi biz o gün konuşmamaya başladık ya hani, sonra birkaç gün geçti ben kimseyle konuşmuyordum, buradaki arkadaşlar akşam bağırıyorlardı, şarkı söylüyorlardı falan hani şu şarkı var ya “Belki üstümüzden bir kamyon geçer” işte onu söylüyorlardı ama ben sessiz ve sedasız oturuyordum, buradan sesleniyorum seda seni çok özledim ne olur geri dön…şaka be günlük, hemen de alınıyorsun…neyse, dün bir kavga çıktı ben hiçbir şey söylemedim meğer beni dövüyorlarmış, sonra anladım…hiçbir şey demedim, karşılıkta vermedim çünkü anladığımda yerde yüzüstü yatıyordum…Sonra.. sonraaa ne olmuştu yaa.. hatırlayamadım şimdi…uykumda geliyor zaten…heee tamam tamam şimdi hatırladım
Sonra doktorlar gelip beni kaldırdılar, son yardım çantasından bir şeyler çıkarıp bir şeyler yaptılar, son yardım diyorum çünkü her şey olup bitmiş, dövmüşler beni sonra yardım ediyorlar, ilk yardım olsaydı kavgayı ayırırlardı … neyse çok acıdı ama hiç ses çıkarmadım…sonra doktor bana şey dedi
-Aferin Zeki, çok sessizsin akıllanıyorsun galiba
Bende bir şey demedim kafamı salladım, sonra doktor:
-Böyle gidersen tedavin kolaylaşır, buradan çıkmak istersin herhalde?
dedi, ben yine kafamı salladım (Kusura bakma günlük esnedim) sonra “-Aferin hep böyle ol bizde seni çıkaralım” dedi
Bende sevindim ama neden konuşmayanı veya bir şey söylemeyeni akıllı zannediyorlar günlük? Belki hiç doğru düzgün cümle kuramayacağı için konuşmuyor, belki konuşulan konuda hiçbir bilgisi yok ve
“-konuşmayım da bari rezil olmayım ” diye konuşmuyor belki anlamsız konuşacağını bildiği için konuşmuyor ya da konuşurken tükürük saçacağı için konuşmuyor, Konuşmayanın akıllı adledilmesine karşıyım be günlük bende açtım ağzımı, yumdum gözümü, tuttum kulağımı, başladım bildiğim bütün küfürleri etmeye…
Sonra bildiğin şeyler işte tekrar bana iğne yaptılar, uyumuşum, sabah kalktım…
Yaaa işte böyle günlük…
Offf gerçekten çok uykum var be sevgili günlük…ben şimdi uyuyacağım sende uyu… hala hiç konuşmuyorsun sen ne akıllı şeysin öyle… Kapının önünden bir şey mi geçti
Aslında bizim oyunumuz sayılmaz bir kere daha oynayalım, gerçi sen hala devam ediyorsun ama dur sana nasıl kaybettiğimi de anlatayım
Bak şimdi biz o gün konuşmamaya başladık ya hani, sonra birkaç gün geçti ben kimseyle konuşmuyordum, buradaki arkadaşlar akşam bağırıyorlardı, şarkı söylüyorlardı falan hani şu şarkı var ya “Belki üstümüzden bir kamyon geçer” işte onu söylüyorlardı ama ben sessiz ve sedasız oturuyordum, buradan sesleniyorum seda seni çok özledim ne olur geri dön…şaka be günlük, hemen de alınıyorsun…neyse, dün bir kavga çıktı ben hiçbir şey söylemedim meğer beni dövüyorlarmış, sonra anladım…hiçbir şey demedim, karşılıkta vermedim çünkü anladığımda yerde yüzüstü yatıyordum…Sonra.. sonraaa ne olmuştu yaa.. hatırlayamadım şimdi…uykumda geliyor zaten…heee tamam tamam şimdi hatırladım
Sonra doktorlar gelip beni kaldırdılar, son yardım çantasından bir şeyler çıkarıp bir şeyler yaptılar, son yardım diyorum çünkü her şey olup bitmiş, dövmüşler beni sonra yardım ediyorlar, ilk yardım olsaydı kavgayı ayırırlardı … neyse çok acıdı ama hiç ses çıkarmadım…sonra doktor bana şey dedi
-Aferin Zeki, çok sessizsin akıllanıyorsun galiba
Bende bir şey demedim kafamı salladım, sonra doktor:
-Böyle gidersen tedavin kolaylaşır, buradan çıkmak istersin herhalde?
dedi, ben yine kafamı salladım (Kusura bakma günlük esnedim) sonra “-Aferin hep böyle ol bizde seni çıkaralım” dedi
Bende sevindim ama neden konuşmayanı veya bir şey söylemeyeni akıllı zannediyorlar günlük? Belki hiç doğru düzgün cümle kuramayacağı için konuşmuyor, belki konuşulan konuda hiçbir bilgisi yok ve
“-konuşmayım da bari rezil olmayım ” diye konuşmuyor belki anlamsız konuşacağını bildiği için konuşmuyor ya da konuşurken tükürük saçacağı için konuşmuyor, Konuşmayanın akıllı adledilmesine karşıyım be günlük bende açtım ağzımı, yumdum gözümü, tuttum kulağımı, başladım bildiğim bütün küfürleri etmeye…
Sonra bildiğin şeyler işte tekrar bana iğne yaptılar, uyumuşum, sabah kalktım…
Yaaa işte böyle günlük…
Offf gerçekten çok uykum var be sevgili günlük…ben şimdi uyuyacağım sende uyu… hala hiç konuşmuyorsun sen ne akıllı şeysin öyle… Kapının önünden bir şey mi geçti
HAYALLERİNİZİ SÜSLÜYORUZ
Düğün, nişan, sünnet gibi özel günlerde, işte, evde, okulda ve boş bir anınızda kurduğunuz bütün hayallerinizi özenle süslüyoruz…Süslediğimiz ve süsleyebileceğimiz hayallere
Örnek:
*Hayaliniz Üniversite sınavını mı kazanmak? -Onu ilk 100’e girmek ve istediğiniz okula yerleşmekle süslüyoruz
*Hayaliniz İşinizde çok para mı kazanmak ?-Onu patronun sağ kolu olmakla ve terfi etmekle süslüyoruz
*Zayıflamayı mı hayal ediyorsunuz?-Onu “yiyorum, yiyorum 1gram bile almıyorum” diyecek duruma gelmekle süslüyoruz.
*Güzel veya yakışıklı bir sevgili hayalimi kuruyorsunuz?-Onu Angelina Jolie, Natalie Portman, Shannyn Sossamon, Rachel Bilson, Brad Pitt, Jude Love, Matt Daemon, veya istediğiniz başka biriyle mutlu ve hiç bitmeyecek bir birliktelikle süslüyoruz.
*Bilgisayar mühendisi olma hayali mi kuruyorsunuz?-Onu Bill Gates’in size gelip borç para istemesiyle süslüyoruz
*Arkeolog olma hayali mi kuruyorsunuz?-Onu Milyonlarca yıl önce yaşamış ve kimsenin bulamadığı insanlık tarihi için çok önemli kemik ve yapıları bulmakla ve onlara sizin adınızı vermekle süslüyoruz.
*Şarkıcı olma hayali mi kuruyorsunuz?-Onu kendinizden ve müziğinizden taviz vermeden milyonlarca albüm satışıyla süslüyoruz
*Çöpçüsünüz ve işinizden bıktınız zengin olmayı mı hayal ediyorsunuz?-Onu çöpten milyonlarca dolar dolu bir poşet bulmakla süslüyoruz?
*Hayaliniz sayısal lotodan para çıkması mı?-Onu birkaç hafta devretmiş sayısal lotoyu kazanmakla ve paranızın hiç tükenmemesiyle süslüyoruz
*Yürümekten bıktınız ve bir araba hayalimi kuruyorsunuz?-Onu Porche, Ferrari, Lotus, Jeep ve Vosvos’la süslüyoruz
*Tuttuğunuz takımın çok başarılı ve şampiyon olmasını mı istiyorsunuz?-Onu Başkan Aziz Yıldırım, T.Direktör Morinho, 6 yabancı sınırının kalkması, Cafu, Nesta, Ferdinand, R.Carlos, Ronaldinho, Messi, Kewell, Kaka, Robinho, Adriano, Shevchenko ile süslüyoruz
*İstediğiniz Grup veya şarkıcının Türkiye’ye gelmesini mi hayal ediyorsunuz?-Onu Sahnenin en önünde seyretmekle ve kulise girip tanışmakla süslüyoruz.
Ve daha bir çok hayalinizi süslüyoruz…yeter ki siz hayal edinBize Türkiye’nin her yerinden hayal ederek ulaşabilirsiniz…
Örnek:
*Hayaliniz Üniversite sınavını mı kazanmak? -Onu ilk 100’e girmek ve istediğiniz okula yerleşmekle süslüyoruz
*Hayaliniz İşinizde çok para mı kazanmak ?-Onu patronun sağ kolu olmakla ve terfi etmekle süslüyoruz
*Zayıflamayı mı hayal ediyorsunuz?-Onu “yiyorum, yiyorum 1gram bile almıyorum” diyecek duruma gelmekle süslüyoruz.
*Güzel veya yakışıklı bir sevgili hayalimi kuruyorsunuz?-Onu Angelina Jolie, Natalie Portman, Shannyn Sossamon, Rachel Bilson, Brad Pitt, Jude Love, Matt Daemon, veya istediğiniz başka biriyle mutlu ve hiç bitmeyecek bir birliktelikle süslüyoruz.
*Bilgisayar mühendisi olma hayali mi kuruyorsunuz?-Onu Bill Gates’in size gelip borç para istemesiyle süslüyoruz
*Arkeolog olma hayali mi kuruyorsunuz?-Onu Milyonlarca yıl önce yaşamış ve kimsenin bulamadığı insanlık tarihi için çok önemli kemik ve yapıları bulmakla ve onlara sizin adınızı vermekle süslüyoruz.
*Şarkıcı olma hayali mi kuruyorsunuz?-Onu kendinizden ve müziğinizden taviz vermeden milyonlarca albüm satışıyla süslüyoruz
*Çöpçüsünüz ve işinizden bıktınız zengin olmayı mı hayal ediyorsunuz?-Onu çöpten milyonlarca dolar dolu bir poşet bulmakla süslüyoruz?
*Hayaliniz sayısal lotodan para çıkması mı?-Onu birkaç hafta devretmiş sayısal lotoyu kazanmakla ve paranızın hiç tükenmemesiyle süslüyoruz
*Yürümekten bıktınız ve bir araba hayalimi kuruyorsunuz?-Onu Porche, Ferrari, Lotus, Jeep ve Vosvos’la süslüyoruz
*Tuttuğunuz takımın çok başarılı ve şampiyon olmasını mı istiyorsunuz?-Onu Başkan Aziz Yıldırım, T.Direktör Morinho, 6 yabancı sınırının kalkması, Cafu, Nesta, Ferdinand, R.Carlos, Ronaldinho, Messi, Kewell, Kaka, Robinho, Adriano, Shevchenko ile süslüyoruz
*İstediğiniz Grup veya şarkıcının Türkiye’ye gelmesini mi hayal ediyorsunuz?-Onu Sahnenin en önünde seyretmekle ve kulise girip tanışmakla süslüyoruz.
Ve daha bir çok hayalinizi süslüyoruz…yeter ki siz hayal edinBize Türkiye’nin her yerinden hayal ederek ulaşabilirsiniz…
HAZIR AYAKTAYKEN AİLESİ 1.Bölüm (Türkiye'nin ilk gerinim hikayesi)
İstanbul Şişli’de yaşayan bu aile 6 kişiden oluşmaktadır Anne Deniz, Baba Ali, Abla Sibel, Kardeş Anırcan, Dede Korkut, Nene Ürküt.Bu aile uzun süredir oturmakta ve çok nadiren ayağa kalkmaktadır, özellikle kış aylarında uzun süre kimse yerinden kıpırdamamaktadır…
Yine kimsenin yerinden kıpırdayamadığı, ayağa kalkmaya üşendiği böyle günlerden birinde, Kardeş Anırcan’ın tuvalete gitmesi gerekiyordu çünkü tuvaleti gelmişti fakat gitmeye korkuyordu, ayağa kalkarsa başına geleceklerden haberi vardı ama kalkmazsa da ne olacağını biliyordu henüz 12 yaşındaki bu sabi, derin bir nefes aldı sonra kafasında bir plan yaptı; koşarak tuvalete gidecek ve koşarak geri dönecekti… ilk önce esnedi sonra gerindi çaktırmadan ayağa Kalkıp tam koşmak için hamle yaptığında
Dede Korkut Seslendi:
- Hazır ayaktayken bir su getir evladım dedi ve gerindiBunu takiben
Nenesi :
- Hazır ayaktayken buzdolabında poşetin içinde ilaçlarım var onu da getirsene evladım
Babası da arkasından
- Hazır ayaktayken bana da bir elma getir içerden, yıka ama unutma hee…
Annesi
- Bende istiyorum elma, bana da getir, hadi evladım, hadi canım benim, annesinin bi tanesi..
Ablası eksik kalır mı:
- Hazır ayaktayken içerde yatağımın üstünde dergim var onu da getirseneve Anırcan, çaresiz kaderine razı bir şekilde tuvalete gittikten sonra ailenin bütün dileklerini gerçekleştirdi, içinden “siz görürsünüz, bir daha ayağa kalkarsam… ” dedi ve yerine oturduonun için Kabus gibi bir gün daha geride kaldı. Devamı gelecek...
Yine kimsenin yerinden kıpırdayamadığı, ayağa kalkmaya üşendiği böyle günlerden birinde, Kardeş Anırcan’ın tuvalete gitmesi gerekiyordu çünkü tuvaleti gelmişti fakat gitmeye korkuyordu, ayağa kalkarsa başına geleceklerden haberi vardı ama kalkmazsa da ne olacağını biliyordu henüz 12 yaşındaki bu sabi, derin bir nefes aldı sonra kafasında bir plan yaptı; koşarak tuvalete gidecek ve koşarak geri dönecekti… ilk önce esnedi sonra gerindi çaktırmadan ayağa Kalkıp tam koşmak için hamle yaptığında
Dede Korkut Seslendi:
- Hazır ayaktayken bir su getir evladım dedi ve gerindiBunu takiben
Nenesi :
- Hazır ayaktayken buzdolabında poşetin içinde ilaçlarım var onu da getirsene evladım
Babası da arkasından
- Hazır ayaktayken bana da bir elma getir içerden, yıka ama unutma hee…
Annesi
- Bende istiyorum elma, bana da getir, hadi evladım, hadi canım benim, annesinin bi tanesi..
Ablası eksik kalır mı:
- Hazır ayaktayken içerde yatağımın üstünde dergim var onu da getirseneve Anırcan, çaresiz kaderine razı bir şekilde tuvalete gittikten sonra ailenin bütün dileklerini gerçekleştirdi, içinden “siz görürsünüz, bir daha ayağa kalkarsam… ” dedi ve yerine oturduonun için Kabus gibi bir gün daha geride kaldı. Devamı gelecek...
04.04.2006 Paranoyak Delinin Günlüğü
Sevgili dünlük, seni çok özledim birkaç gün senden ayrı kaldım inan ki bunu ben istemedim, doktorlar neden bilmiyorum ama beni o odaya kapattılar yine, nasıl bi odaysa her tarafı sünger kaplı, penceresi yok, bişeye benzemiyo herhalde amaçları bana bu dekorasyondan yoksun, zevksizlik abidesi odaya koyarak bıktırmaya çalışıyorlar, ben olsam o odayı bi güzel döşerim, deri koltuklar, müzik seti, televizyon falan… bu odayı yapan adam kafayı yemiş bence ayrıca bana giydirdikleri o gömleğe ne demeli yıllardır aynı gömleği giydiriyolar yok mu yeni bi trend, yeni bi moda akımı… hep aynı renk, aynı tarz gömlek… Şöyle bi açık mavi renk olsa ya da mor ya da sarı… hep beyaz hep beyaz…bi de öyle bi gömlek giydiriyolar ki insanın kollarını hareket ettirmesi mümkün değil, koskoca doktor olmuşlar ama adam olamamışlar işte, zaten kendileri de hergün aynı şeyi giyoyo, beyaz uzun bi gömlek, yeşil pantolon falan valla dünlük burada zevksizlikten deliricem
Bugün öğleden sonra beni çıkardılar odadan günlerden ne diye sordum “ne yapıcan” diye cevap verdi doktor bende “çeyizime koyucam” dedim nasıl espri ama dünlük? haha hah haha ha…
Geldiğimde buradakilerle konuştuk, Hitler, doktorlardan seni saklamış, “okudun mu?” dedim “Türkçe okumayı bilmiyorum” dedi, bende selam çaktım geçtim yatağıma oturdum ama şimdi anlıyorum bence bana yalan söyledi aslında okudu, tabi tabiiii kesinlikle okudu, ben ona göstericem okumayı ama ya okumadıysa, sen söyle günlük okudumu seni? Bak doğruyu söyle bişey yapmıcam, lütfen gerçeği söyle yaa günlük, okuduysa okudu de… konuşmuyosun demek ki he? Peki bunu evet olarak mı kabul etmeliyim? Güvenimi boşa çıkarıyosun ama çok kızıyorum, bu böyle yürümez ben sana söyleyeyim, eğer başkasının günlüğü olmak istiyosan söyle, seni çok sevsem de bunu kabullenebilirim ama lütfen gidip kendini başkalarına okutma, hep söylemişimdir “söylememek, söylemekten daha dürüstçe bi davranıştır” ama bu durumda değil asla değil…ne olur bişeyler söyle günlük…
Tamam sen konuşmuyosan bende konuşmuyorum o zaman…bir iki üç tıp… …. … ………… …..
Bugün öğleden sonra beni çıkardılar odadan günlerden ne diye sordum “ne yapıcan” diye cevap verdi doktor bende “çeyizime koyucam” dedim nasıl espri ama dünlük? haha hah haha ha…
Geldiğimde buradakilerle konuştuk, Hitler, doktorlardan seni saklamış, “okudun mu?” dedim “Türkçe okumayı bilmiyorum” dedi, bende selam çaktım geçtim yatağıma oturdum ama şimdi anlıyorum bence bana yalan söyledi aslında okudu, tabi tabiiii kesinlikle okudu, ben ona göstericem okumayı ama ya okumadıysa, sen söyle günlük okudumu seni? Bak doğruyu söyle bişey yapmıcam, lütfen gerçeği söyle yaa günlük, okuduysa okudu de… konuşmuyosun demek ki he? Peki bunu evet olarak mı kabul etmeliyim? Güvenimi boşa çıkarıyosun ama çok kızıyorum, bu böyle yürümez ben sana söyleyeyim, eğer başkasının günlüğü olmak istiyosan söyle, seni çok sevsem de bunu kabullenebilirim ama lütfen gidip kendini başkalarına okutma, hep söylemişimdir “söylememek, söylemekten daha dürüstçe bi davranıştır” ama bu durumda değil asla değil…ne olur bişeyler söyle günlük…
Tamam sen konuşmuyosan bende konuşmuyorum o zaman…bir iki üç tıp… …. … ………… …..
31.03.2006 Paranoyak Delinin Günlüğü
Sevgili önlük bugün günlerden … mmm.. eee…Cumaydı, sabah kalktığımda seni yerde buldum canın acımadı demi? Neyse bugün neler oldu neler anlatsam inanmazsın.
Bak şimdi günlük, sabah 2 doktorun kendi aralarında konuşmalarını duydum, benim hakkımda konuşuyolardı, biri dediki “Zeki, hiç akıllanmaz buradan da çıkamaz” Diğeri dedi ki “Ağzıyla kuş tutsa belki çıkar” bunu duyduktan sonra hemen bahçeye çıktım, dün akşamki ekmekten birazını yere attım hemen kuşlar indi, büyük bi taş aldım elime attım… küçük paslı kuşlardan birini vurdum sonra ağzıma koydum onu ve doktorların yanına çıktım “Bakın ağzımla kuş tuttum” diye bağırmak istedim ama “Aın Aım a uş uuum” dedim başka bişey diyemeden beni yaka paça tuttular, tuvalete götürdüler “ağzını yıka dediler” bende sabunu ısırdım ve ağzıma biraz su alarak çalkaladım, neden ağzını yıka dediklerini anlamadım küfür ettiğim için mi acaba? sonra gömleği giydirdiler sonra da yatağa götürdüler hemşire geldi iğne yaptı,
Tabi kıskandılar beni, biliyorum… kendileri yapamadılar, yapamıyacaklarınıda biliyolar, demi günlük?
Ben çok önemli birimiyim günlük? Neden beni burada tutmak istiyolar yoksa fidyemi istediler? Eveeet tabi yaa işte bu! Ama eskiden ne yapardım ki ben? Elbette anlıcam amaçlarını…
2 saat önce uyandım günlük ama doktorlar bilmiyo, burada da herkes uyuyo, kimseyle konuşamıyorum,
Ne diyodum ben günlük biraz önce…ayak sesleri geliyo günlük ben uyuyomuş gibi yapıcam şimdi sende sessiz ol.
Gittiler…ama yakalanmayalım bence sen uyu, bende uyucam hadi iyi uykular günlük, bugün çok ketumsun yine
Bak şimdi günlük, sabah 2 doktorun kendi aralarında konuşmalarını duydum, benim hakkımda konuşuyolardı, biri dediki “Zeki, hiç akıllanmaz buradan da çıkamaz” Diğeri dedi ki “Ağzıyla kuş tutsa belki çıkar” bunu duyduktan sonra hemen bahçeye çıktım, dün akşamki ekmekten birazını yere attım hemen kuşlar indi, büyük bi taş aldım elime attım… küçük paslı kuşlardan birini vurdum sonra ağzıma koydum onu ve doktorların yanına çıktım “Bakın ağzımla kuş tuttum” diye bağırmak istedim ama “Aın Aım a uş uuum” dedim başka bişey diyemeden beni yaka paça tuttular, tuvalete götürdüler “ağzını yıka dediler” bende sabunu ısırdım ve ağzıma biraz su alarak çalkaladım, neden ağzını yıka dediklerini anlamadım küfür ettiğim için mi acaba? sonra gömleği giydirdiler sonra da yatağa götürdüler hemşire geldi iğne yaptı,
Tabi kıskandılar beni, biliyorum… kendileri yapamadılar, yapamıyacaklarınıda biliyolar, demi günlük?
Ben çok önemli birimiyim günlük? Neden beni burada tutmak istiyolar yoksa fidyemi istediler? Eveeet tabi yaa işte bu! Ama eskiden ne yapardım ki ben? Elbette anlıcam amaçlarını…
2 saat önce uyandım günlük ama doktorlar bilmiyo, burada da herkes uyuyo, kimseyle konuşamıyorum,
Ne diyodum ben günlük biraz önce…ayak sesleri geliyo günlük ben uyuyomuş gibi yapıcam şimdi sende sessiz ol.
Gittiler…ama yakalanmayalım bence sen uyu, bende uyucam hadi iyi uykular günlük, bugün çok ketumsun yine
30.03.2006 Paranoyak Delinin Günlüğü
Merhaba sevgili güllük, bahçeden senin için gül topladım bugün onları da yutacaktım ama tuvaletten sonra ayrıştırması zor olur diye yapmadım, şimdi al bunları hem güllük hem de gülistanlık ol.
Doktor biraz önce gitti artık rahatça konuşabiliriz, dün biz senle kavga ettik demi? Ne için kavga etmiştik hatırlamıyorum ama seni affediyorum hemen üzülme, büyüklük bende kalsın. İstersen baştan başlayalım ilk defa görüşüyormuşuz gibi tanışalım, benim adım…eee benim adıııımm neydi? benim adım şeydi…hatırlayamadım aslında hiçbir şeyi unutmam ama bak bu küçük nüansı unutmuşum, nüansın büyüğü varmıydı güllük? Sen biraz bekle ben gidip doktora bi sorayım, sakın gitme hee, hemen gelicem.
Heh geldim adım Şarapnel parçası’ymış şaka şaka hemen de inanıyosun sende güllük, adım…adııımm, yaa yine unuttum, sen biraz daha bekle ben geliyorum hemen
Tamam bu sefer unutmadım adım Zeki’ymiş, doktor elime yazdı, ben yazınca deli oluyorum onlar yazınca doktor, nasıl iş bu anlamadım…
Eee senin adın ne? ...... tamam “günlük”tü demi, bende bir saatten beri sana güllük diyorum hiç ses çıkarmıyosun, tanıştığıma memnun oldum, peki şimdi benim adım “Memnun” mu oldu? Bi dakika elime bakayım, yok yok adım Zeki,
Artık bugün olanları anlatayım sana, dinle beni, Dün güneşi tutmalarını göremedim bu sabah kadar uyumuşum, doktora gidip sordum “güneşi tuttular mı?” “Evet güneş tutuldu” dedi sanırım doktor çok sevinçliydi, ilk defa güneşi tuttular ya ondan, ay’a da ayak basmışlardı zaten ama o adamın adı belliydi, “Peki güneşi kim tuttu?” diye sorduğumda bana güldü, ben inanmıyorum zaten, doktor bana yalan söylüyor, zaten verdiği ilaçlarla beni öldürmeye çalışıyolar biliyorum ama bilmezlikten geliyorum.
Öğleden sonra büyük salona bir şarkıcı kız geldi adı hala hastanenin demirlerindeki bezde yazıyo bi bakayım, adı Gülshen’miş.
Bir sürü şarkı söyledi hepside çok güzeldi özellikle “Ya tutarsa, ya tutarsa, ya tutarsa” diye bi şarkısı vardı Napolyon, F.S.Mehmet, Hitler, Maykıl Ceksın adını hatırlamadığım diğer arkadaşlar beraberce söyledik, çok güzeldi… sanırım bütün şarkıları sadece bizim hastanedeki hastalara özel yapmış.
Umarım yarın unutmam, yine uykum geliyo … … .
Doktor biraz önce gitti artık rahatça konuşabiliriz, dün biz senle kavga ettik demi? Ne için kavga etmiştik hatırlamıyorum ama seni affediyorum hemen üzülme, büyüklük bende kalsın. İstersen baştan başlayalım ilk defa görüşüyormuşuz gibi tanışalım, benim adım…eee benim adıııımm neydi? benim adım şeydi…hatırlayamadım aslında hiçbir şeyi unutmam ama bak bu küçük nüansı unutmuşum, nüansın büyüğü varmıydı güllük? Sen biraz bekle ben gidip doktora bi sorayım, sakın gitme hee, hemen gelicem.
Heh geldim adım Şarapnel parçası’ymış şaka şaka hemen de inanıyosun sende güllük, adım…adııımm, yaa yine unuttum, sen biraz daha bekle ben geliyorum hemen
Tamam bu sefer unutmadım adım Zeki’ymiş, doktor elime yazdı, ben yazınca deli oluyorum onlar yazınca doktor, nasıl iş bu anlamadım…
Eee senin adın ne? ...... tamam “günlük”tü demi, bende bir saatten beri sana güllük diyorum hiç ses çıkarmıyosun, tanıştığıma memnun oldum, peki şimdi benim adım “Memnun” mu oldu? Bi dakika elime bakayım, yok yok adım Zeki,
Artık bugün olanları anlatayım sana, dinle beni, Dün güneşi tutmalarını göremedim bu sabah kadar uyumuşum, doktora gidip sordum “güneşi tuttular mı?” “Evet güneş tutuldu” dedi sanırım doktor çok sevinçliydi, ilk defa güneşi tuttular ya ondan, ay’a da ayak basmışlardı zaten ama o adamın adı belliydi, “Peki güneşi kim tuttu?” diye sorduğumda bana güldü, ben inanmıyorum zaten, doktor bana yalan söylüyor, zaten verdiği ilaçlarla beni öldürmeye çalışıyolar biliyorum ama bilmezlikten geliyorum.
Öğleden sonra büyük salona bir şarkıcı kız geldi adı hala hastanenin demirlerindeki bezde yazıyo bi bakayım, adı Gülshen’miş.
Bir sürü şarkı söyledi hepside çok güzeldi özellikle “Ya tutarsa, ya tutarsa, ya tutarsa” diye bi şarkısı vardı Napolyon, F.S.Mehmet, Hitler, Maykıl Ceksın adını hatırlamadığım diğer arkadaşlar beraberce söyledik, çok güzeldi… sanırım bütün şarkıları sadece bizim hastanedeki hastalara özel yapmış.
Umarım yarın unutmam, yine uykum geliyo … … .
29.03.2006 Paranoyak Delinin Günlüğü
Sevgili küllük biliyorum seni asıl amacın için kullanmıyorum ama biliyosun ki sigara içmiyorum, izin vermiyolar. Ya tüh! Yine yanlış başladım
Sevgili günlük, yazmaya yazmaya adını unuttum iyi mi? neyse, n’olur affet beni, küçüklüğümden beri hep yazıyordum ama şimdi doktor müsfetteleri kalem tutmama izin vermiyolar neymiş; kendime zarar verirmişim, nasıl verebilirim ki? Üzerime “bunu yazan tosun” tarzında şeyler yazacağımı düşünüyolar herhalde hehehe.
Bugün bahçede gezerken yerde kalem buldum kimse görmesin diye onu yuttum, sana tavsiye sen hiç kalem yutma girmesideee, çıkmasıdaaa ayrı bir dert tam 2 saat tuvalette kaldım ama iyi temizledim merak etme,
Ayrıca bugün Fatih Sultan Mehmet arkadaşıma ziyaretçi geldi, bende o adamı kandırdım dedim ki:
“-Ben Sultan Sülayman bana 1YTL vermezsen tez kafanı uçurturum” adam korktu hemen cebinden çıkardı verdi parayı hemde 2YTL,salak enayi işte, zengin oldum günlük, iyi değerlendirmem lazım parayı sen ne öneririsin? Neyse sonra konuşuruz
Bugün güneş tutulacakmış hahaha çok güldüm gerçekten günlük, hangi aptal güneşi tutmak ister ki elinin yanıcağını bilmiyomu? Aptal işte, kimsede uyarmıyo “güneş tutulmaz evladım, elin yanar” diye. Aslında beni bıraksalar ben söylerim ama bahçeden dışarı çıkamıyorum ki.
Biraz önce bana yine bir hap verdiler ne işe yaradığını bilmiyorum ama beni çok rahatlatıyo, uykum geliyo günlük, eğer üstünde uyursam bana kızma bi de ben uyurken salya akıtırım haberin olsun.
Susun bee!!!
Amma bağırıyolar dime günlük, sende rahatsız oluyomusun?
Biliyomusun günlük hep neyi merak etmişimdir? gerçekten “sevgili” misin? Yani
Benim sevdiğim kadar beni seviyomusun? Belki nefretli, kinli, kötü huylu, lanet günlüğü tekisin, nerden biliyorum senin sevgi dolu olduğunu ki hı? Belki gidiyosun arkadaşlarına benim sana anlattıklarımı anlatıyosun, belki aranızda gülüyoşüyosunuzdur “salak bana bir sürü sırrını veriyo” falan diyosundur, nasıl bilicem ki? Hem sen bana bugüne kadar bir şeyini anlattın mı? Hayır, bir sırrını paylaştın mı? Hayır, daha soyadını bile bilmiyorum sadece “Günlük” diyorum, sonra sana güvenip bütün gün yaşadığım olayları anlatıyorum, sende susup dinliyosun, beklide dinlemiyosun…dinliyomusun?
Bak hala sus pussun konuşmuyosun, e konuşsana hadi, o kadar soru sordum bir kere ağzını açıp cevap vermeye tenezzül etmedin, öyle olsun günlük, demek senin arkadaşlığın bu kadarmış? Bende seni doğru dürüst bir arkadaş zannedip bir sürü sırrımı paylaştım. Sana verdiğim emeğe yazık, senin için kaybettiğim zamana yazık, keşke seni sevmeseydim, artık konuşmayalım, bir daha yüzünü görmek istemiyorum, sen adi günlüğün tekisin, Defol! Defol! Defol! diyorum sana, hala burada duruyosun, dalgamı geçiyosun benle,
Zaten uykum geldi sende ben uyurken gitmiş ol, kalemi tekrar yutsam mı acaba, neyse yastığın altına koyayım bari, söyleme sakın doktorlara hee.
Sevgili günlük, yazmaya yazmaya adını unuttum iyi mi? neyse, n’olur affet beni, küçüklüğümden beri hep yazıyordum ama şimdi doktor müsfetteleri kalem tutmama izin vermiyolar neymiş; kendime zarar verirmişim, nasıl verebilirim ki? Üzerime “bunu yazan tosun” tarzında şeyler yazacağımı düşünüyolar herhalde hehehe.
Bugün bahçede gezerken yerde kalem buldum kimse görmesin diye onu yuttum, sana tavsiye sen hiç kalem yutma girmesideee, çıkmasıdaaa ayrı bir dert tam 2 saat tuvalette kaldım ama iyi temizledim merak etme,
Ayrıca bugün Fatih Sultan Mehmet arkadaşıma ziyaretçi geldi, bende o adamı kandırdım dedim ki:
“-Ben Sultan Sülayman bana 1YTL vermezsen tez kafanı uçurturum” adam korktu hemen cebinden çıkardı verdi parayı hemde 2YTL,salak enayi işte, zengin oldum günlük, iyi değerlendirmem lazım parayı sen ne öneririsin? Neyse sonra konuşuruz
Bugün güneş tutulacakmış hahaha çok güldüm gerçekten günlük, hangi aptal güneşi tutmak ister ki elinin yanıcağını bilmiyomu? Aptal işte, kimsede uyarmıyo “güneş tutulmaz evladım, elin yanar” diye. Aslında beni bıraksalar ben söylerim ama bahçeden dışarı çıkamıyorum ki.
Biraz önce bana yine bir hap verdiler ne işe yaradığını bilmiyorum ama beni çok rahatlatıyo, uykum geliyo günlük, eğer üstünde uyursam bana kızma bi de ben uyurken salya akıtırım haberin olsun.
Susun bee!!!
Amma bağırıyolar dime günlük, sende rahatsız oluyomusun?
Biliyomusun günlük hep neyi merak etmişimdir? gerçekten “sevgili” misin? Yani
Benim sevdiğim kadar beni seviyomusun? Belki nefretli, kinli, kötü huylu, lanet günlüğü tekisin, nerden biliyorum senin sevgi dolu olduğunu ki hı? Belki gidiyosun arkadaşlarına benim sana anlattıklarımı anlatıyosun, belki aranızda gülüyoşüyosunuzdur “salak bana bir sürü sırrını veriyo” falan diyosundur, nasıl bilicem ki? Hem sen bana bugüne kadar bir şeyini anlattın mı? Hayır, bir sırrını paylaştın mı? Hayır, daha soyadını bile bilmiyorum sadece “Günlük” diyorum, sonra sana güvenip bütün gün yaşadığım olayları anlatıyorum, sende susup dinliyosun, beklide dinlemiyosun…dinliyomusun?
Bak hala sus pussun konuşmuyosun, e konuşsana hadi, o kadar soru sordum bir kere ağzını açıp cevap vermeye tenezzül etmedin, öyle olsun günlük, demek senin arkadaşlığın bu kadarmış? Bende seni doğru dürüst bir arkadaş zannedip bir sürü sırrımı paylaştım. Sana verdiğim emeğe yazık, senin için kaybettiğim zamana yazık, keşke seni sevmeseydim, artık konuşmayalım, bir daha yüzünü görmek istemiyorum, sen adi günlüğün tekisin, Defol! Defol! Defol! diyorum sana, hala burada duruyosun, dalgamı geçiyosun benle,
Zaten uykum geldi sende ben uyurken gitmiş ol, kalemi tekrar yutsam mı acaba, neyse yastığın altına koyayım bari, söyleme sakın doktorlara hee.
Osurcan'ın Hazin Öyküsü
Bu hikaye erkek çocuğunun ismine "CAN" eki koyanlara itaf edilmiştir...
Lütfen yapmayın komik oluyor... Örnek (Tamercan, Ömercan, Hamzacan)
Osurcan 1999’da İstanbul’da doğmuştur annesi ona çağımıza uygun olsun diye dedesinin ismi olan Osur’un sonuna Can ekleyerek Osurcan, ismini koymuştur.
Ailenin ilk erkek çocuğu olduğu için çok büyük bir sevinçle karşılanmıştır, yaklaşık 256 katlık bir bina büyüklüğünde bir sevinç,
Osurcan’ın ablası Şemsiye henüz 5 yaşındaydı, ismi takvim yaprağındaki erkek ise şemsi kız ise şemsiye tavsiyesinden geliyordu.
Şemsiye Osurcan’a bu kadar ilgi gösterilmesi durumuna onun kıskanması ve bilumum triplere girmesine neden oldu, daha ilk günden bütün sülalenin Osurcan’ın başında toplanması ve Osurcan’ın bedeninin, organlarının övülmesi nedeniyle hüzünlendi, halbuki Şemsiye, Annenin ve babanın en sevdiği biricik evlatlarıydı, bu duruma içerledi, geniş kapsamlı düşünemeyen Şemsiye, Osurcan’a savaş açtı,
inşaat işçisi olan babası Tomruk bütün gününü şantiyede, badana, sıva, çivi çakımı, kereste taşıyımıyla geçiriyordu ama zengindi, kıroydu ama para ondaydı, ama parasında kimsenin gözü yoktu, erkek adamın erkek oğlu olur sözünü benimseyen Tomruk 5 sene boyunca kadın adam şeklinde gezmişti ve erkek çocuğu olduğu gün erkek adam şekline geri döndüğü için çok sevingeç olangaç.
İçindeki tüm sevgiyi sevgili oğlu Osurcan’a veriyordu, abidik, gubidik, hanimiş de hanimiş, Ce eee, vuvuduvu duvudu, bibil bibil, dırıgıdımdı daşdım, şeklindeki konuşma tarzıyla oğluyla iletişime geçmeye çalışıyordu ama oğlu Osurcan hiçbirşey anlamıyor sadece “–tipe bak yaa, ehehe” şeklinde gülüyormuş.
Annesi Kültürlü bir İstanbul beyefendisiydi! Ama ne olmuş nasıl olmuşsa aşık olmuştu genç kız yine böyle bir romanda tamirci çırağına, ustama dedim ki…öhm… yirmi yaşında aşık olmuştu Tomruk’a ve hala çok seviyordu birlikte dı kilırs, may şemikal romans, şevel, kurban, duman, Ferdi tayfur, İbrahim tatlıses, Sibel can dinlemeyi falan seviyorlarmış, kısacası birlikte yaşamayı öğrenmişler,
Osurcan ve Şemsiye’nin annesi Sen’emnin kolunu All çok sevecen, çok iyi bir anneymiş daha şemsiye’ye bir kere el kaldırmamış, çünkü çok iyi terlik fırlatıyormuş ama Osurcan doğduktan sonra loğusa döneminde çok değişmiş, bunu ilk Şemsiye anlamış,
Annesi oğlu Osurcan’ı emzirirken Şemsiye yanına gitmiş ve annesinin kolunu çekiştirerek şunları demiş
-Anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne
Annesi ise kızına doğru dönerek ve gözlerini patlatarak:
-Hay annen kadar başına taş düşsün emi!
BU LAFTAN SONRA ŞEMSİYE OSURCANI GİZLİCE ALIR VE BİR GÜNLÜĞÜNE GELMİŞ SİRKİN AVLUSUNA BIRAKIR
Salak şemsiye eve geri dönüş yolunu bulamaz ve kaybolur, sonra şemsiye’yi dilenci mafyası bulur ve kap kacak, kap kaç, hırsızlık, dilencilik konusunda gerekli eğitimi veriler 5 sene sonra profesyonel dilenci olmuştur şemsiye elinde diploması vardır, Sirk’e bıraktığı Osurcan palyaçolar tarafından bulunmuştur İspanyol sirki olduğundan dolayı 2 gün Osurcan’ı arayan olmayınca başka ülkelere gösteri yapmaya gitmişlerdir, 5 sene sonra çok iyi İspanyolca konuşan Osurcan’ın İspanyolca adı Hulan Sebastian Osurcan olmuştur, Osurcan’ın gerçek ismini hastanenin bileğine taktığı banttan öğrenen palyaçolar onu Hulan Osurcan diye çağırırlar…Osurcan’ı ve Şemsiye’yi o gün kaybeden annesi ve babası ilk önce çok telaşlanmışlardır fakat sonra “Amaaan, yine yaparız n’olcak” diyerek aramaktan vazgeçmişlerdir 5 sene sonra 2 çocukları daha olmuştur birinin adını Hunhar birinin adını da Abdülmuttalipcan koymuşlardır…Hulan Osurcan’ın içinde olduğu İspanyol sirki 5 sene sonra tekrar gelmiştir…Şemsiye ve yeniailesi hırsızlık için sirke gitmiştir, aynı zamanda Tomruk, Sen’em All Hunhar ve Abdülmuttalipcan’da oraya eğlenmek için gitmiştir…Aniden bir fırtına çıkar sağlı sollu hortumlar yaklaşır, asit yağmuru yağar insanlar birbirini ezerek kaçışmaya ve çadırların içine girmeye başlarlar, bir süre sonra çadırlar da erimeye başlar, gökte çeşitli siyahlıklar belirir bunlar uzay gemileridir uzaylılar insanların üzerine ateş etmeye başlar zaten bıraksalar asit yağmurundan veya hortumdan ölecek olan insanlar ne yapacaklarını bilemezler ve agora meyhanesini söylemeye başlarlar …”Öleceksek ölelim” diye hepbir ağızdan söylerler asit yağmuru birden durur…uzaylılar uzay gemilerini aşağı indirir ve dışarı çıkarak bir çilingir sofrası kurarlar yani anahtarsız kilitler, içerde anahtarı kalmış çelik kapılar vardır sofrada, çilingirler onları açmaya çalışırlar…uzaylılarda onları seyreder…sonra çadırdaki insanlara yönelerek ellerindeki su tabancasıyla ateş etmeye başlarlar (bütçe az olduğu için su tabancası alabildik) Sonra 5 yaşındaki palyaço kıyafetli Osurcan kalabalıktan sıyrılarak bi osurur bi osurur bütün uzaylılar “can” verir hala yaklaşmakta olan hortumlar meğer sirk temizlikçilerinin leğenlere su doldurmak için kullandıkları hortumlarmış, herkes sevinçle birbirine sarılır, Osurcan’ı tebrik ederler…Sonra Şemsiye çığlık atarak uyanır her şeyin bir rüya olduğunu anlar gülümser ve tekrar uyur ama rüyasına Firedi Kurugır gelir ve bıçaklı eldiveniyle burnunu karıştırır ve çıkardığı hapı yerÇok midesi bulanan şemsiye rüyasında kusar ve kusmuğunda boğularak ölür, kusmuğun kokusu o kadar keskindir ki küçük Osurcan, Annesi ve babası zehirlenerek ölür, birkaç gün hiç ses çıkarmayan aileyi komşular merak eder, polise, itfaiyeye, hastaneye, çilingire, medyaya, yoldan geçen simitçiye ve İstanbul’dan hale, lale ve jale’ye haber verirler, herkes gelir kapı açılınca korkunç bir manzarayla karşılaşırlar, kim yapmışsa o resmi berbattır, hemen duvardaki o tabloyu yırtarlar ve çöpe atarlar, sonra diğer odalara bakarlar, Şemsiye’nin odasını açınca yayılan koku yüzünden bütün binadakiler kusmaya başlar, kusanlar ölür, sonra sokaktakilerde kusmaya başlar, her taraf kusmuk seli olur, sonra bütün mahalle, bütün şehir, bütün ülke, bütün kıtalar hayvanlar bile kusar, bütün denizler, okyanuslar kusmukla dolar, ve yer yüzünde canlı insan kalmaz herkes ölür, ozon tabaksı delik deşik olur ve dünyanın uzaktan görünümü, sarı ve içinde kırmızılıklar barındıran yer yer turuncu, azıcık mavi bir renk alır ve hikaye aşağıdan yukarı yazılar akarken Cem Ali’nin kusmak istiyorum, kusmak istiyorum kalbimden kalbine kusmak istiyorum şarkısıyla biter …
Lütfen yapmayın komik oluyor... Örnek (Tamercan, Ömercan, Hamzacan)
Osurcan 1999’da İstanbul’da doğmuştur annesi ona çağımıza uygun olsun diye dedesinin ismi olan Osur’un sonuna Can ekleyerek Osurcan, ismini koymuştur.
Ailenin ilk erkek çocuğu olduğu için çok büyük bir sevinçle karşılanmıştır, yaklaşık 256 katlık bir bina büyüklüğünde bir sevinç,
Osurcan’ın ablası Şemsiye henüz 5 yaşındaydı, ismi takvim yaprağındaki erkek ise şemsi kız ise şemsiye tavsiyesinden geliyordu.
Şemsiye Osurcan’a bu kadar ilgi gösterilmesi durumuna onun kıskanması ve bilumum triplere girmesine neden oldu, daha ilk günden bütün sülalenin Osurcan’ın başında toplanması ve Osurcan’ın bedeninin, organlarının övülmesi nedeniyle hüzünlendi, halbuki Şemsiye, Annenin ve babanın en sevdiği biricik evlatlarıydı, bu duruma içerledi, geniş kapsamlı düşünemeyen Şemsiye, Osurcan’a savaş açtı,
inşaat işçisi olan babası Tomruk bütün gününü şantiyede, badana, sıva, çivi çakımı, kereste taşıyımıyla geçiriyordu ama zengindi, kıroydu ama para ondaydı, ama parasında kimsenin gözü yoktu, erkek adamın erkek oğlu olur sözünü benimseyen Tomruk 5 sene boyunca kadın adam şeklinde gezmişti ve erkek çocuğu olduğu gün erkek adam şekline geri döndüğü için çok sevingeç olangaç.
İçindeki tüm sevgiyi sevgili oğlu Osurcan’a veriyordu, abidik, gubidik, hanimiş de hanimiş, Ce eee, vuvuduvu duvudu, bibil bibil, dırıgıdımdı daşdım, şeklindeki konuşma tarzıyla oğluyla iletişime geçmeye çalışıyordu ama oğlu Osurcan hiçbirşey anlamıyor sadece “–tipe bak yaa, ehehe” şeklinde gülüyormuş.
Annesi Kültürlü bir İstanbul beyefendisiydi! Ama ne olmuş nasıl olmuşsa aşık olmuştu genç kız yine böyle bir romanda tamirci çırağına, ustama dedim ki…öhm… yirmi yaşında aşık olmuştu Tomruk’a ve hala çok seviyordu birlikte dı kilırs, may şemikal romans, şevel, kurban, duman, Ferdi tayfur, İbrahim tatlıses, Sibel can dinlemeyi falan seviyorlarmış, kısacası birlikte yaşamayı öğrenmişler,
Osurcan ve Şemsiye’nin annesi Sen’emnin kolunu All çok sevecen, çok iyi bir anneymiş daha şemsiye’ye bir kere el kaldırmamış, çünkü çok iyi terlik fırlatıyormuş ama Osurcan doğduktan sonra loğusa döneminde çok değişmiş, bunu ilk Şemsiye anlamış,
Annesi oğlu Osurcan’ı emzirirken Şemsiye yanına gitmiş ve annesinin kolunu çekiştirerek şunları demiş
-Anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne, anne
Annesi ise kızına doğru dönerek ve gözlerini patlatarak:
-Hay annen kadar başına taş düşsün emi!
BU LAFTAN SONRA ŞEMSİYE OSURCANI GİZLİCE ALIR VE BİR GÜNLÜĞÜNE GELMİŞ SİRKİN AVLUSUNA BIRAKIR
Salak şemsiye eve geri dönüş yolunu bulamaz ve kaybolur, sonra şemsiye’yi dilenci mafyası bulur ve kap kacak, kap kaç, hırsızlık, dilencilik konusunda gerekli eğitimi veriler 5 sene sonra profesyonel dilenci olmuştur şemsiye elinde diploması vardır, Sirk’e bıraktığı Osurcan palyaçolar tarafından bulunmuştur İspanyol sirki olduğundan dolayı 2 gün Osurcan’ı arayan olmayınca başka ülkelere gösteri yapmaya gitmişlerdir, 5 sene sonra çok iyi İspanyolca konuşan Osurcan’ın İspanyolca adı Hulan Sebastian Osurcan olmuştur, Osurcan’ın gerçek ismini hastanenin bileğine taktığı banttan öğrenen palyaçolar onu Hulan Osurcan diye çağırırlar…Osurcan’ı ve Şemsiye’yi o gün kaybeden annesi ve babası ilk önce çok telaşlanmışlardır fakat sonra “Amaaan, yine yaparız n’olcak” diyerek aramaktan vazgeçmişlerdir 5 sene sonra 2 çocukları daha olmuştur birinin adını Hunhar birinin adını da Abdülmuttalipcan koymuşlardır…Hulan Osurcan’ın içinde olduğu İspanyol sirki 5 sene sonra tekrar gelmiştir…Şemsiye ve yeniailesi hırsızlık için sirke gitmiştir, aynı zamanda Tomruk, Sen’em All Hunhar ve Abdülmuttalipcan’da oraya eğlenmek için gitmiştir…Aniden bir fırtına çıkar sağlı sollu hortumlar yaklaşır, asit yağmuru yağar insanlar birbirini ezerek kaçışmaya ve çadırların içine girmeye başlarlar, bir süre sonra çadırlar da erimeye başlar, gökte çeşitli siyahlıklar belirir bunlar uzay gemileridir uzaylılar insanların üzerine ateş etmeye başlar zaten bıraksalar asit yağmurundan veya hortumdan ölecek olan insanlar ne yapacaklarını bilemezler ve agora meyhanesini söylemeye başlarlar …”Öleceksek ölelim” diye hepbir ağızdan söylerler asit yağmuru birden durur…uzaylılar uzay gemilerini aşağı indirir ve dışarı çıkarak bir çilingir sofrası kurarlar yani anahtarsız kilitler, içerde anahtarı kalmış çelik kapılar vardır sofrada, çilingirler onları açmaya çalışırlar…uzaylılarda onları seyreder…sonra çadırdaki insanlara yönelerek ellerindeki su tabancasıyla ateş etmeye başlarlar (bütçe az olduğu için su tabancası alabildik) Sonra 5 yaşındaki palyaço kıyafetli Osurcan kalabalıktan sıyrılarak bi osurur bi osurur bütün uzaylılar “can” verir hala yaklaşmakta olan hortumlar meğer sirk temizlikçilerinin leğenlere su doldurmak için kullandıkları hortumlarmış, herkes sevinçle birbirine sarılır, Osurcan’ı tebrik ederler…Sonra Şemsiye çığlık atarak uyanır her şeyin bir rüya olduğunu anlar gülümser ve tekrar uyur ama rüyasına Firedi Kurugır gelir ve bıçaklı eldiveniyle burnunu karıştırır ve çıkardığı hapı yerÇok midesi bulanan şemsiye rüyasında kusar ve kusmuğunda boğularak ölür, kusmuğun kokusu o kadar keskindir ki küçük Osurcan, Annesi ve babası zehirlenerek ölür, birkaç gün hiç ses çıkarmayan aileyi komşular merak eder, polise, itfaiyeye, hastaneye, çilingire, medyaya, yoldan geçen simitçiye ve İstanbul’dan hale, lale ve jale’ye haber verirler, herkes gelir kapı açılınca korkunç bir manzarayla karşılaşırlar, kim yapmışsa o resmi berbattır, hemen duvardaki o tabloyu yırtarlar ve çöpe atarlar, sonra diğer odalara bakarlar, Şemsiye’nin odasını açınca yayılan koku yüzünden bütün binadakiler kusmaya başlar, kusanlar ölür, sonra sokaktakilerde kusmaya başlar, her taraf kusmuk seli olur, sonra bütün mahalle, bütün şehir, bütün ülke, bütün kıtalar hayvanlar bile kusar, bütün denizler, okyanuslar kusmukla dolar, ve yer yüzünde canlı insan kalmaz herkes ölür, ozon tabaksı delik deşik olur ve dünyanın uzaktan görünümü, sarı ve içinde kırmızılıklar barındıran yer yer turuncu, azıcık mavi bir renk alır ve hikaye aşağıdan yukarı yazılar akarken Cem Ali’nin kusmak istiyorum, kusmak istiyorum kalbimden kalbine kusmak istiyorum şarkısıyla biter …
SEVGİLİLER GÜNÜ HK.
SEVGİLİLER GÜNÜ :
Bu günün nereden çıktığını ve ne anlama geldiğini çoğumuz bilmeyiz, sanıldığı gibi iki sevdiceğin birbirlerine ot…pardon gül ve hediye almaları, el ele gezmeleri , buna bağlı sarılımlardan oluşan eylemlerin bir araya gelmesinden oluşan bir gün DEĞİLDİR…bu sadece safsatadır…
GERÇEK SEVGİLİLER GÜNÜNÜN ANLAMI VE ÖNEMİ :
Yıl 1930’la 1950 arası bir şey İstanbul’da bir sokakta yaşanalar sonucu “sevgililer günü” diye bir gün çıkmıştır…
Rivayete göre olay şöyle meydana gelir ;
Her ayın ikinci haftası sokaktaki komşu kadınlar arasında sırayla yardımlaşmak ve eğlenmek amacıyla altın günü düzenlenirmiş kurabiyeler, kısırlar, limonatalar, dedikodu falan Ooohhh tam kadınlar hamamı kıvamında olurmuş evler…her şey güllük gülistanlıkmış, gel zaman git zaman (metcezir zaman) bu sokaktan 1 komşu kadın taşınmış o ay da sıra ondaymış ama taşınınca sıra bir sonraki ay toplanılacak Sevgi hanıma geçmiş…işte ne olmuşsa bundan sonra olmuş
Bak biliyorsanız anlatmayayım…
iyi o zaman, devam ediyorum
Bir komşu bu duruma itiraz etmiş ve söyle demiş;
“-Bu ay altın günü neyim yapmiyceyiz, Sıra Nuriyegillerdeydi o göç etti bu ay boş geçcek gız”
Sırası gelen Sevgi hanım :
“-Onlar gettü, sıra bizde sen ne deyyon?”
Diğer komşularda Sevgi hanıma hak vermiş ve hep bir ağızdan şöyle demişler ;
“-Şöööyyyleeee”
İtirazcı kadın şaşırmış ve O da şöyle demiş ;
“-Şöyle”
Sevgi hanım araya girmiş:
“-Sıra bende işte, bugün herkeş bana gelcek”
Diğer kadınlarda Ona destek vererek;
“-Evet, Sevgigillerde sıra biz gitceyiz sen istemiyosan gelme”
İtirazcı kadın çok kızmış ve bağırmış;
“-Siz göreceeniz gününüzü” demiş ve eve doğru ilerlemiş, bir hışımla girdiği evden duvara asılı beylik tüfeğiyle çıkmış, Sevgigillere gitmiş kapıyı çalmış, evde oturan diğer komşular
“-İmdaaat hırkız vaaaarrr” diye bağırmışlar sırtında tüfeği olan kadın hemen kapıyı çıkardığı yere takmış
“-Pardon komşular yahu, bir an unutmuşum Aym sori” demiş sırtındaki tüfeği eline alıp Sevgi hanımı ve kızını vurmuş, Sevgi hanım oracıkta ölmüş, diğer komşular dehşet içinde bakakalmışlar.
İtirazcı ve biraz önce katil olan kadın oracıkta polis tarafından yakalanmış,
ifadesi alındığında şöyle demiş:
“-Şöyle”
Polisler sert bir dille :
“-Hanıım dalga geçme bizle, neden işledin cinayeti anlat” demişler.
Kadın :
Bugün Sevgigillerin altın günü değildi, itiraz ettim kimse takmadı, Altın gününü bensiz yapacaklardı, bende kızdım vurdum…bensiz kısır yemek neymiş gördüler
Polisler bu olayı çok ilginç buldular diğer komşuları da şahit olarak konuşturdular ve bütün kadınlar şunu dedi
“-Şunu“
Polisler yine kızdı ve bakın dalga geçmeyin bizle sizi de atarız içeriye
Tırsan kadınlar anlattılar her şeyi:
“-Bugün sevgigillerin günüydü” dediler
Bütün gazeteler, televizyonlar bu haberi tüm ülkeye duyurdu...bütün komşular her sene 14 şubat yani Sevgi hanımın ölüm yıldönümünde ellerinde güllerle mezara gittiler…bu kadınları gören saf erkeklerde şöyle dedi:
“-Ulan bugün özel bir gün galiba bütün kadınların elinde gül var ben almazsam şimdi benimki başımın etini yer”
Bazı adamlar merak edip gidip sordu :
“-Bacım bugün ne ki böyle elinizde gül var?”
Kadınlar cevap verdiler
“-Sevgigillerin günü”
Ve böylece bu deforme olup SEVGİLİLER GÜNÜ adını aldı.
Gül alan kızlar ne olduğunu anlamasa da bu duruma çok sevindiklerin için ses çıkarmadılar…yıllar geçtikçe gül alımı, hediye alımına döndü ve bugüne kadar geldi
İşte sevgililer günü budur arkadaşlar
Bu günün nereden çıktığını ve ne anlama geldiğini çoğumuz bilmeyiz, sanıldığı gibi iki sevdiceğin birbirlerine ot…pardon gül ve hediye almaları, el ele gezmeleri , buna bağlı sarılımlardan oluşan eylemlerin bir araya gelmesinden oluşan bir gün DEĞİLDİR…bu sadece safsatadır…
GERÇEK SEVGİLİLER GÜNÜNÜN ANLAMI VE ÖNEMİ :
Yıl 1930’la 1950 arası bir şey İstanbul’da bir sokakta yaşanalar sonucu “sevgililer günü” diye bir gün çıkmıştır…
Rivayete göre olay şöyle meydana gelir ;
Her ayın ikinci haftası sokaktaki komşu kadınlar arasında sırayla yardımlaşmak ve eğlenmek amacıyla altın günü düzenlenirmiş kurabiyeler, kısırlar, limonatalar, dedikodu falan Ooohhh tam kadınlar hamamı kıvamında olurmuş evler…her şey güllük gülistanlıkmış, gel zaman git zaman (metcezir zaman) bu sokaktan 1 komşu kadın taşınmış o ay da sıra ondaymış ama taşınınca sıra bir sonraki ay toplanılacak Sevgi hanıma geçmiş…işte ne olmuşsa bundan sonra olmuş
Bak biliyorsanız anlatmayayım…
iyi o zaman, devam ediyorum
Bir komşu bu duruma itiraz etmiş ve söyle demiş;
“-Bu ay altın günü neyim yapmiyceyiz, Sıra Nuriyegillerdeydi o göç etti bu ay boş geçcek gız”
Sırası gelen Sevgi hanım :
“-Onlar gettü, sıra bizde sen ne deyyon?”
Diğer komşularda Sevgi hanıma hak vermiş ve hep bir ağızdan şöyle demişler ;
“-Şöööyyyleeee”
İtirazcı kadın şaşırmış ve O da şöyle demiş ;
“-Şöyle”
Sevgi hanım araya girmiş:
“-Sıra bende işte, bugün herkeş bana gelcek”
Diğer kadınlarda Ona destek vererek;
“-Evet, Sevgigillerde sıra biz gitceyiz sen istemiyosan gelme”
İtirazcı kadın çok kızmış ve bağırmış;
“-Siz göreceeniz gününüzü” demiş ve eve doğru ilerlemiş, bir hışımla girdiği evden duvara asılı beylik tüfeğiyle çıkmış, Sevgigillere gitmiş kapıyı çalmış, evde oturan diğer komşular
“-İmdaaat hırkız vaaaarrr” diye bağırmışlar sırtında tüfeği olan kadın hemen kapıyı çıkardığı yere takmış
“-Pardon komşular yahu, bir an unutmuşum Aym sori” demiş sırtındaki tüfeği eline alıp Sevgi hanımı ve kızını vurmuş, Sevgi hanım oracıkta ölmüş, diğer komşular dehşet içinde bakakalmışlar.
İtirazcı ve biraz önce katil olan kadın oracıkta polis tarafından yakalanmış,
ifadesi alındığında şöyle demiş:
“-Şöyle”
Polisler sert bir dille :
“-Hanıım dalga geçme bizle, neden işledin cinayeti anlat” demişler.
Kadın :
Bugün Sevgigillerin altın günü değildi, itiraz ettim kimse takmadı, Altın gününü bensiz yapacaklardı, bende kızdım vurdum…bensiz kısır yemek neymiş gördüler
Polisler bu olayı çok ilginç buldular diğer komşuları da şahit olarak konuşturdular ve bütün kadınlar şunu dedi
“-Şunu“
Polisler yine kızdı ve bakın dalga geçmeyin bizle sizi de atarız içeriye
Tırsan kadınlar anlattılar her şeyi:
“-Bugün sevgigillerin günüydü” dediler
Bütün gazeteler, televizyonlar bu haberi tüm ülkeye duyurdu...bütün komşular her sene 14 şubat yani Sevgi hanımın ölüm yıldönümünde ellerinde güllerle mezara gittiler…bu kadınları gören saf erkeklerde şöyle dedi:
“-Ulan bugün özel bir gün galiba bütün kadınların elinde gül var ben almazsam şimdi benimki başımın etini yer”
Bazı adamlar merak edip gidip sordu :
“-Bacım bugün ne ki böyle elinizde gül var?”
Kadınlar cevap verdiler
“-Sevgigillerin günü”
Ve böylece bu deforme olup SEVGİLİLER GÜNÜ adını aldı.
Gül alan kızlar ne olduğunu anlamasa da bu duruma çok sevindiklerin için ses çıkarmadılar…yıllar geçtikçe gül alımı, hediye alımına döndü ve bugüne kadar geldi
İşte sevgililer günü budur arkadaşlar
HBO
Genellikle Amerikan yapımı dizilerinin arkasından çıkan bir yazıdır HBO sanırım bir kanal adıydı…hiç seyretmedim...büyük bir restoran var bahçelievlerde önünden geçerken aklıma geldi HBO = Hacı Bozan Oğulları…
Tabi asıl bahsetmek istediğim şey buranın isminin neden Hacı Bozan Oğulları olduğu…tatlıcılar hep birilerinin oğullarıdır…sanki bu kuralmış gibi… Hacı Bozan Oğulları, Seyidoğlu,, Nurioğulları, Terliksi hayvan oğulları falan bir sürü isim var böyle…hadi bunun bir adet veya gelenek olduğunu kabul edelim…neden bir insan HACI BOZAN OĞULLARI ismini koyar ve kocaman harflerle restoranın üstüne yazar?
HACI BOZAN OĞULLARI İSMİ NERDEN GELMİŞTİR soru işareti
CEVAP :
1.Gün
H.B : Hacı naber? Bu akşam çilingir masası kurucaz, rakı, şarap ne istersen olcak ,donatcaz yani gelcen mi?
Hacı : Töbe estafurullah, olur mu öyle şey? Kaybol çabuk gözümün önünden, almiim ayağımın altına, kafir seni…
2.Gün
H.B : Dün neler kaçırdın bilemezsin hacı? Ama bu akşam gazinoya gitcez gel sende eğlen nataşa falan he?
Hacı : Ne diyosun lan sen deyyus, Allah korkusu yok mu sende? Ben hacıyım, çarpılcaksınız
3.Gün
H.B : Hacı, dün çok eğlendik lan çember sakal, ben şimdi bankaya gidiyorum aylık %75 faiz veriyomuş, sende paranı yatır istersen
Hacı : Ne %75 mi? Hangi banka dur bende geliim senleH.B : hacı? Hemen atladın hani faiz haramdı?
Hacı bozulur ve yüzü ekşir ve sonra söyle der:
-Yaa boşver artık hacı macı dilim, gel bankaya gidelim
Ve o günden sonra hacı dinden imandan çıkar, bankaya yatırdığı paranın faizi sayesinde çok para kazanır, gece hayatına başlar, birkaç yıl sonra H.B ile tatlı işine girerler, işler çok iyi gider paraya para demezler, tatlıcı zinciri kurarlar bir süre sonra hacı alkol komasından ölür, bütün her şey ortağı olan Hacı Bozan’a kalır… sonra Hacı Bozan’da ölür dükkanların başına ğulları geçer ve bütün dükkanların ismini de “Hacı Bozan Oğulları” olarak değiştirirler…çünkü hacı bozulmasaydı bugünlere gelemezlerdi...
işte budur...
Tabi asıl bahsetmek istediğim şey buranın isminin neden Hacı Bozan Oğulları olduğu…tatlıcılar hep birilerinin oğullarıdır…sanki bu kuralmış gibi… Hacı Bozan Oğulları, Seyidoğlu,, Nurioğulları, Terliksi hayvan oğulları falan bir sürü isim var böyle…hadi bunun bir adet veya gelenek olduğunu kabul edelim…neden bir insan HACI BOZAN OĞULLARI ismini koyar ve kocaman harflerle restoranın üstüne yazar?
HACI BOZAN OĞULLARI İSMİ NERDEN GELMİŞTİR soru işareti
CEVAP :
1.Gün
H.B : Hacı naber? Bu akşam çilingir masası kurucaz, rakı, şarap ne istersen olcak ,donatcaz yani gelcen mi?
Hacı : Töbe estafurullah, olur mu öyle şey? Kaybol çabuk gözümün önünden, almiim ayağımın altına, kafir seni…
2.Gün
H.B : Dün neler kaçırdın bilemezsin hacı? Ama bu akşam gazinoya gitcez gel sende eğlen nataşa falan he?
Hacı : Ne diyosun lan sen deyyus, Allah korkusu yok mu sende? Ben hacıyım, çarpılcaksınız
3.Gün
H.B : Hacı, dün çok eğlendik lan çember sakal, ben şimdi bankaya gidiyorum aylık %75 faiz veriyomuş, sende paranı yatır istersen
Hacı : Ne %75 mi? Hangi banka dur bende geliim senleH.B : hacı? Hemen atladın hani faiz haramdı?
Hacı bozulur ve yüzü ekşir ve sonra söyle der:
-Yaa boşver artık hacı macı dilim, gel bankaya gidelim
Ve o günden sonra hacı dinden imandan çıkar, bankaya yatırdığı paranın faizi sayesinde çok para kazanır, gece hayatına başlar, birkaç yıl sonra H.B ile tatlı işine girerler, işler çok iyi gider paraya para demezler, tatlıcı zinciri kurarlar bir süre sonra hacı alkol komasından ölür, bütün her şey ortağı olan Hacı Bozan’a kalır… sonra Hacı Bozan’da ölür dükkanların başına ğulları geçer ve bütün dükkanların ismini de “Hacı Bozan Oğulları” olarak değiştirirler…çünkü hacı bozulmasaydı bugünlere gelemezlerdi...
işte budur...
KUŞ GRİBİ HAKKINDA BİLMEDİKLERİNİZ KULAK ARDI ETTİKLERİNİZ (sigara misali)
Kuş gribi: kuşların gagalarını kapatmadan hapşırması ve sümüklü mendillerini çöp kutusu yerine, uçtukları yerden aşağı doğru bırakmaları sonucu yayılmış bir virüstür
Kimler Kuş Gribi olur: Çiğ çiğ tavuk yiyenler, Kuş burnu içenler, kuş lokumu yiyenler, “Kaşağı” kitabındaki kuş palazı hastalığını okuyanlar ve kuş sütü içenler
GERÇEK KUŞ GRİBİ VE NEDENLERİ
Daha çok tavuk ismini verdiğimiz kanatları olduğu halde uçamayan kuş müsfettesi hayvanlarda görünen bu hastalığın insanlara da bulaştığını biliyoruz, bu hayvanların biz insanlara bu hastalığı geçirmeleri tamamen onlar tarafından bilinçli yürütülen bir harekettir, yıllar boyu binbir eziyet çektirdiğimiz bu gıd gıd gıdaklar bizlerden öclerini alıyorlar peki neden? İşte burada gizli gerçekleri gün yüzüne çıkaracağım
1- İnsanların Yıllar Boyunca Tavuk Irkına Yaptığı Soykırım :Tavukların doğmamış çocuklarını kümeslerinden alıp haşlayıp “rafadan” ve “kafadan” olarak iki isimde ayırıp yemek, üstüne üstlük bu yumurtaları vahşice tokuşturma , tava ismi verilen yayvan aletlere sucuk, peynir, pastırma gibi yiyeceklerin yanına kırmak ve “aman sarısı bozulmasın” demek ve o sarının üzerine ekmek bandırmak suretiyle yemek, Kızartma, kömürde piliç, kanat, tavuk şiş, tavuk çorbası, tavuk haşlama, ve en son tavuk döner gibi çeşitli adlar verip, onları kesmek, derisini yüzmek ve şişe geçirmek yoluyla elde edilen yemekler haline çevirmek ve bu savunmasız hayvanları yiyecek olarak sofralara sunmak çeşitli bölgelerine bıçak ve çatal batırarak ağzımıza sokmak. Hatta kendini bilmez birkaç insanın “-Ben derisini yemem, beyazını severim” gibi açıklamalarına da şahit olmuşuzdur.
2- Köle Ticareti : İnsanlar, tavukların küçük yaştaki çocuklarını (civciv) alenen pazarda satmak suretiyle kendilerine kazanç sağlamaktadırlar, bu köle pazarları ve köle tacirleri bugüne kadar hiçbir yaptırımla karşılaşmamıştır ve elini kolunu sallayan bu bebek sayılacak sarı küçük şirin şeyleri yani civcivleri cüzi rakamlara alıp, anne ve babasında ayırmakta ve hiçbir karşılık ödemeden bıyığı terlememiş bu küçükleri acımasızca çalıştırmaktadır ve bu civcivlerin çoğu üstüne basılarak veya soğukta donarak telef olmaktadır
.3- Adlarının Kötüye Kullanılması ve Onurlarının zedelenmesi :Tavuklar Yüzyıllarca yaşadıkları yerlerde saygı görmeyen, ne yapsalar yaranamayan hayvanlardı -ki hala öyleler. Örneğin arkadaşımız veya hiç tanımadığımız biri korkarsa “-Bak tavuk gibi korkuyor, kaçıyor” denir yani KORKAKLIK tavuk milletinin bir özelliği olarak görülmüştür, yine yukarıdakilerden birisi erken uyursa “-Tavukmusun sen? Niye erkenden uyuyorsun” denir yani TEMBELLİK yine tavuk milletine atfedilen bir özellik olarak insanlar tarafından konulmuştur. Bu benzetmeler ağzı var dili yok tavuk milletinin burasına kadar gelmiştir (ben gösteriyorum siz görmüyorsunuz) onurları zedelenen bu hayvanlar çok sinirlenmiştir.Ayrıca kendileri için çeşitli ülkelerde, çeşitli tarzlarda şarkılar yapılmıştır ve genellikle içeriği vahşice ve gaddarcadır size Türkiye’den bir örnek;
Pazara gidelim,
bir tavuk alalım,
pazara gidip bir tavuk alıp n’apalım
Happuru, huppuru, happuru huppuru yiyelim
Bu yürek parçalayan şarkının içindeki “happuru huppuru” sözleri zaten her şeyi anlatıyor, ağlamamak için kendimi zor tutuyorum…ayrıca ilave etmem gereken bir şeyde insanların en küçük birimi olan çocukların “-bu parmak almış, bu parmak yolmuş, bu parmak pişirmiş, bu parmak yemiş, bu parmak hani bana, hani bana demiş” şeklindeki sözlerinin de tavuklar için söylendiği bilinse de hala resmi ağızlardan bir açıklama gelmedi.
4- Tavuk mu yumurtadan? Yumurtamı tavuktan? :Bu sorunun cevabını ilk dünyaya geldikleri andan itibaren bilen tavuklar yıllar boyu insanların zulumleri altında ezilmekten bıkmıştır, kendilerinden akıllı olduğunu iddia eden ve bu soruya hala bir cevap veremeyen insanlara bir ders vermek amacındadırlar çünkü:
NASIL İNSAN BEBEK OLARAK DÜNYAYA GELMEDİYSE TAVUKTA YUMURTA OLARAK DÜNYAYA GELMEDİ, YANİ YUMURTA TAVUKTAN
kısacası yıllardır süre gelen katliam, soykırım, ve yukarda saydığımız nedenler onurlu ve gururlu tavuk milletini ayaklandırmış ve yapılanların önüne geçmek, dur demek için insanlara savaş açmışlardır ve hala bu acımasızca savaş devam etmektedir.
Benim söyleyebileceğim tek şey tavuklara saygı duyalım, incitmeyelim, onlarda aynı karşılığı verecektir, hiçbir savaş tasvip edilemez en kısa sürede insan ve tavuk telefine bir son verilmesi dileğimle yazıma son veriyorum çünkü karnım acıktı…
-“Alo... abi…ben ilker bana bir tavuk şiş göndersene yanında kolada olsun, hadi abi, acil olsun
Kimler Kuş Gribi olur: Çiğ çiğ tavuk yiyenler, Kuş burnu içenler, kuş lokumu yiyenler, “Kaşağı” kitabındaki kuş palazı hastalığını okuyanlar ve kuş sütü içenler
GERÇEK KUŞ GRİBİ VE NEDENLERİ
Daha çok tavuk ismini verdiğimiz kanatları olduğu halde uçamayan kuş müsfettesi hayvanlarda görünen bu hastalığın insanlara da bulaştığını biliyoruz, bu hayvanların biz insanlara bu hastalığı geçirmeleri tamamen onlar tarafından bilinçli yürütülen bir harekettir, yıllar boyu binbir eziyet çektirdiğimiz bu gıd gıd gıdaklar bizlerden öclerini alıyorlar peki neden? İşte burada gizli gerçekleri gün yüzüne çıkaracağım
1- İnsanların Yıllar Boyunca Tavuk Irkına Yaptığı Soykırım :Tavukların doğmamış çocuklarını kümeslerinden alıp haşlayıp “rafadan” ve “kafadan” olarak iki isimde ayırıp yemek, üstüne üstlük bu yumurtaları vahşice tokuşturma , tava ismi verilen yayvan aletlere sucuk, peynir, pastırma gibi yiyeceklerin yanına kırmak ve “aman sarısı bozulmasın” demek ve o sarının üzerine ekmek bandırmak suretiyle yemek, Kızartma, kömürde piliç, kanat, tavuk şiş, tavuk çorbası, tavuk haşlama, ve en son tavuk döner gibi çeşitli adlar verip, onları kesmek, derisini yüzmek ve şişe geçirmek yoluyla elde edilen yemekler haline çevirmek ve bu savunmasız hayvanları yiyecek olarak sofralara sunmak çeşitli bölgelerine bıçak ve çatal batırarak ağzımıza sokmak. Hatta kendini bilmez birkaç insanın “-Ben derisini yemem, beyazını severim” gibi açıklamalarına da şahit olmuşuzdur.
2- Köle Ticareti : İnsanlar, tavukların küçük yaştaki çocuklarını (civciv) alenen pazarda satmak suretiyle kendilerine kazanç sağlamaktadırlar, bu köle pazarları ve köle tacirleri bugüne kadar hiçbir yaptırımla karşılaşmamıştır ve elini kolunu sallayan bu bebek sayılacak sarı küçük şirin şeyleri yani civcivleri cüzi rakamlara alıp, anne ve babasında ayırmakta ve hiçbir karşılık ödemeden bıyığı terlememiş bu küçükleri acımasızca çalıştırmaktadır ve bu civcivlerin çoğu üstüne basılarak veya soğukta donarak telef olmaktadır
.3- Adlarının Kötüye Kullanılması ve Onurlarının zedelenmesi :Tavuklar Yüzyıllarca yaşadıkları yerlerde saygı görmeyen, ne yapsalar yaranamayan hayvanlardı -ki hala öyleler. Örneğin arkadaşımız veya hiç tanımadığımız biri korkarsa “-Bak tavuk gibi korkuyor, kaçıyor” denir yani KORKAKLIK tavuk milletinin bir özelliği olarak görülmüştür, yine yukarıdakilerden birisi erken uyursa “-Tavukmusun sen? Niye erkenden uyuyorsun” denir yani TEMBELLİK yine tavuk milletine atfedilen bir özellik olarak insanlar tarafından konulmuştur. Bu benzetmeler ağzı var dili yok tavuk milletinin burasına kadar gelmiştir (ben gösteriyorum siz görmüyorsunuz) onurları zedelenen bu hayvanlar çok sinirlenmiştir.Ayrıca kendileri için çeşitli ülkelerde, çeşitli tarzlarda şarkılar yapılmıştır ve genellikle içeriği vahşice ve gaddarcadır size Türkiye’den bir örnek;
Pazara gidelim,
bir tavuk alalım,
pazara gidip bir tavuk alıp n’apalım
Happuru, huppuru, happuru huppuru yiyelim
Bu yürek parçalayan şarkının içindeki “happuru huppuru” sözleri zaten her şeyi anlatıyor, ağlamamak için kendimi zor tutuyorum…ayrıca ilave etmem gereken bir şeyde insanların en küçük birimi olan çocukların “-bu parmak almış, bu parmak yolmuş, bu parmak pişirmiş, bu parmak yemiş, bu parmak hani bana, hani bana demiş” şeklindeki sözlerinin de tavuklar için söylendiği bilinse de hala resmi ağızlardan bir açıklama gelmedi.
4- Tavuk mu yumurtadan? Yumurtamı tavuktan? :Bu sorunun cevabını ilk dünyaya geldikleri andan itibaren bilen tavuklar yıllar boyu insanların zulumleri altında ezilmekten bıkmıştır, kendilerinden akıllı olduğunu iddia eden ve bu soruya hala bir cevap veremeyen insanlara bir ders vermek amacındadırlar çünkü:
NASIL İNSAN BEBEK OLARAK DÜNYAYA GELMEDİYSE TAVUKTA YUMURTA OLARAK DÜNYAYA GELMEDİ, YANİ YUMURTA TAVUKTAN
kısacası yıllardır süre gelen katliam, soykırım, ve yukarda saydığımız nedenler onurlu ve gururlu tavuk milletini ayaklandırmış ve yapılanların önüne geçmek, dur demek için insanlara savaş açmışlardır ve hala bu acımasızca savaş devam etmektedir.
Benim söyleyebileceğim tek şey tavuklara saygı duyalım, incitmeyelim, onlarda aynı karşılığı verecektir, hiçbir savaş tasvip edilemez en kısa sürede insan ve tavuk telefine bir son verilmesi dileğimle yazıma son veriyorum çünkü karnım acıktı…
-“Alo... abi…ben ilker bana bir tavuk şiş göndersene yanında kolada olsun, hadi abi, acil olsun
NOEL BABA ROPÖRTAJI "2006"
Bilindiği üzere Noel baba hakkında çeşitli söylentiler vardır gerçek adı, nerede yaşadığı, nasıl bir insan olduğu vb gibi ben de bunların aslını öğrenmek için kutuplara gittim kendisiyle görüştüm uzun zamandır röportaj vermeyen ve kimseyle konuşmayan bu kişiyle görüşmem sonucunda öğrendiklerimi ve izlenimlerimi sizlerle paylaşıyorum
Kutuplara gittiğimde geyikleriyle 1 cüce karşıladı beni ilk sorduğum ona ilk söylediğim söz burası “+ kutup mu – kutup mu?” olmuştu bunu duyan cüce Türkçe olarak“Şimdi üşümeye başladım” dedi halbuki ben espri yapmamıştım ciddi ciddi sormuştum...
Sonra Noel babanın mağarasına gidene kadar hiç konuşmadım bunun en büyük nedeni ağzımın donmuş olmasıydı ve 1 saat sonra Noel Babanın inine vardık her taraf bembeyaz olduğundan yolunu öğrenemedim Noel babanın İni dışarıdan çok sade görünse de içerisi gerçekten büyüktü etrafta Deniz kabukları, Antalya kartpostalı, Türk bayrağı, Oasis Posteri, Çok sayıda oyuncak, Cin gibi elemanlar ve bir sürü kitap ilk gözüme çarpanlardı.
Ben: Merhaba Noel Baba, Nasılsın?
Noel Baba : Merhaba evlat şöyle geç otur ya da erken otur Ho Ho Ho nasıl espriydi ama
Ben : Hehhe çok güzel (hiç beğenmesem de nezaketen güzel demiştim çünkü kutuplardaydım ve geri dönüş yolunu bilmiyordum) Adın nereden geliyor Noel Baba
Noel Baba : Uzaktan geliyo Ho Ho Ho
Ben : Baba Sen Su gibi Türkçe konuşuyorsun nasıl öğrendin? (konuya girdim)
Noel Baba : Çünkü ben Türk’üm yıllarca Türkçe konuştum unutur muyum ana dilimi
Ben : Eeee anlatsana baba nasıl odluda dünyaca tanınan bir insan oldun? Neden burada yaşıyorsunuz? Neden?
Noel Baba : Ben çok eskiden Antalya da balıkçılık yapan bir adamdım karım çocuğum falan yoktu yalnızdım, namazında niyazında bir insandım, elime geçen paranın bir kısmıyla yemeğimi yiyordum geri kalanıyla çocuklara hediye alıyordum peki şimdi elimde kaç lira kalıyordu? Ho Ho Ho (yine kötü bir espri yapmıştı) Çocukları çok severdim onlarda beni çok severdi. Sonra bir Yılbaşında Milli piyangodan büyük ikramiye çıktı yalnız bir adam için çok fazlaydı ama yinede hazıra dağ dayanmaz dedim paramı çeşitli yöntemlerle kat kat arttırdım ama bunu kimse bilmedi, ben çocuklara hediye almaya devam ediyordum ama bu sefer hakkımda ileri geri konuşmaya başladılar bende bunu gizli gizli yapmalıyım dedim. Evlerin çatılarına çıkıp bacadan atıyordum hediyeleri ama genellikle sıkışıp telef oluyordu canım hediyeler, O sıralar Antalya’da ve diğer illerde evler daha yeni yeni yapılıyordu Belediyeye gidip ısrarla her evin şöminesi olması için yalvardım hatta parasını ben vereyim dedim çok ısrar ettim
(Lafın arasına girdim) Şey... bişey soracaktım ama unuttum neyse sen devam et Noel baba
Noel Baba : İşte ısrar ettim baktım olmuyor bu sefer adım deliye çıktı, bütün yatırımlarımla beraber Türkiye’yi terk ettim uzak olsun diye Amerika’ya gittim
Ben : Bir sürü doktor, bilim adamı vs… gibi yani
Noel Baba : Evet öyle ama o zaman sadece iyilik sever zengin bir adamdım şimdi adım Noel Baba
Ben: Peki bu adı nasıl aldınız, gerçek adınız ne? bu duruma nasıl geldiniz?
Noel Baba : Amerika’da yaşamak benim için ilk başta çok zordu bir ev tutmuştum ama param bloke olmuştu ne yemek yiyebiliyordum ne bir şey içebiliyordum dil bilmezdim, kültür bilmezdim o sırada bunalıma girdim saçım sakalım beyazladı, sakalım uzadı kesemedim, evlere şömineden girip hırsızlık yapıyordum yemek olsun, giyecek olsun sonra komşularım merak edip evime geldiler benle iletişime girdiler yavaş yavaş öğrendim ingilizceyi, yemek verdiler, kendimi iyi hissetmeye başlamıştım iki ay sonra paramı çekmeye başladım bende bu iyilikleri karşılığında bir şey yapmalıyım diye düşündüm ve herkese hediye verdim sonra bir yılbaşı bütün kasabanın çocuklu ailelerinin evine şömineden girip hediye bıraktım
(Ben yine araya girdim)Ben: Neden kapının önüne bırakmıyordun ya da şömine bacasından aşağıya… niye giriyorsun ki içeri?
Noel Baba : Sen bana hesap mı soruyorsun işimi mi öğretiyorsun he? Diyerek çıkıştı. Bir an ortam gerildi sonra
Ben : Senin için dedim Noel Baba daha hızlı olabilirsin öyle..
Noel Baba : Heh öyleyse başka… Ben zaten hırsızlık yaptığım dönemde bu işi çok hızlı yapabilme kabiliyetine sahip olmuştum
Ben : Eeee baba sonra…
Noel Baba : Sonra benim yaptığımı öğrendiler beni çok sevdiler ama ben şehir şehir taşınarak herkesin mutlu olmasını istedim nerdeyse bütün Amerika’yı dolaştım İngiltere, Avusturya herkese yaptım para dışkı gibiydi anlıcan Ho Ho Ho (Günün üçüncü kötü esprisini yapmıştı ama ben yine sırıtmıştım) Sonra herkes beni tanıdı işte buralara göz ettim kimsenin beni rahatsız edemeyeceği ve kolay kolay gelemeyeceği bir yer
Ben : Peki Türkiye’ye neden gelmiyorsun?
Noel Baba : Geçen sene geldim arabamda hediyelerle hırsızlar çalmış bütün hediyeleri şikayette edemedim fazla zamanım yoktu… ayrıca şömineli ev de fazla yok…
Ben : Yani Türkiye senin için bitti mi?
Noel Baba : Olur mu hiç? Ben Türk’üm her zamanda Türk kalıcam Bak kıyafetlerime Kırmızı-beyaz bu benim milliyetçiliğimin simgesi.
Ben : Heeee demek onda böyle giyiniyorsunuz?
Noel Baba : Evet
Ben : Peki şu geyikler cinler vs…Ho Ho Ho diyerek güldü ve sonra devam etti
Noel Baba : Onlar ilk başta Öküzdü Kağnı kullanıyordum karda kışta gitmek için sonra baktım bu havyanlar kaldırmıyor ölüyorlar, 9 tane geyik aldım bir kızak öyle idare ediyoruz
Ben : Ama Noel Baba niye kendine uçak, motorlu kar kızağı gibi zangoçlardan almıyosun ki?
Noel Baba : Onun benzini var tamir bakım vs… nerede yaptıracağım he? En iyisi böyle yemeğini ver çalışsın.
Ben : Bir de bunların adları var neden hepsi yabancı isim?
Noel Baba : Dasher, Dancer, Prancer, Vixen, Comet, Cupit, Donder, Blitzen ve Kırmızı Burunlu Rudolp hepsinin ismini kafiyeli olsun ve yabancılar da anlasın diye böyle koydum, Türkiye’ye gelmiyorum zaten Nerden bilcek elin gavuru Hasan’ı Hüseyin’i
Ben : Neden birinin adı kırmızı burunlu sıfatı taşıyor, diğerleri sadece tek isim?
Noel Baba : Çünkü Kırmızı burunlu
Ben : Heeeeee Noel baba beni saf yerine koymaya çalışıyordu galiba hemen bir test yapayım dedim ona
Ben : Barbie bebeğin ölçüleri kaçtır? dedim
Noel Baba : 39-23-33
Ben : Doğru. Peki “Christmas” sözcüğü nerden gelir
Noel Baba : 1600 yıl öncesinden Germanik kaynaklara dayanır
Ben : Doğru. Peki Wendy İsmi nasıl çıkmıştır ingiltere’de
Noel Baba : Peter Pan hikayesinde kullanmak için
Ben : Aferin be Noel Baba eğitmişsin kendini
Noel Baba : Sağol evladım, çok gezen mi ? çok okuyan mı? Derler ya bende ikisi de var
Ben : (içimden) Böbürlenmeye başlıyor dedim (dışımdan) Tamam Noel Baba geldiğimde, Türk bayrağı, Antalya posteri, gördüğümde çok şaşırmıştım ama OASIS ne alaka hangi tür müzik dinliyorsun?
Noel Baba : Aaaah işte bu soru çok özel oldu ama cevaplayacağım o kadar yol gelmişsin toprağım.
Ben : İçimden kahkahalar gülmek geldi ama sadece gülümsedim ve “tamam dinliyorum” dedim
Noel Baba : Yine böyle yılbaşı günlerinden birinde İngiltere’deydim, ben soğukta konyak içerim ki fazla üşümeyeyim diye o gece çok kaçırmışım girdiğim evlerden birinde bir kadın gördüm ve ilk bakışta birbirimize aşık olduk O gece olanlar oldu ve 9 ay 15 gün sonra bir çocuğum oldu adını NOEL koyduk .
Ben : Vay be… bu dünyada ilk! yani senin bir oğlun var he? Ve o NOEL CALLAGHER
Noel Baba : Evet..ben Hakkın rahmetine kavuşunca benim yerime o geçecek ama hayta müzikte çok başarılı
Ben : Evet Stop crying your heart, Wonderwall, Don’t look back in anger, Sunday morning call. Çok severek dinlediğim şarkıları…peki kardeşi?
Noel Baba : Bende çok severim yaptığı şarkıları ama daha çok Türk sanat müziği dinlerim. Kardeşi benim çocuğum değil sonraki babasından.
Ben : Peki en sevdiğiniz şarkı ne?
Noel Baba : Jingle Bells
Ben : Tahmin etmiştim,
Noel Baba : O şarkı aslında ben yolda giderken “Bu gala daşlı gala Cıngıllı daşlı gala” diye şarkı söylerken birisi duymuş bütün yollarda cıngıl diye çarkı yapmış
Ben : Peki başka sevdiğiniz şarkı var mı?
Noel Baba : Pearl Jam-Yellow Ledbetter, Nirvana-Pennyroyal Tea daha bissürü
Ben : Hmmm..Grunge da dinliyorsunuz güzel…peki noel baba gerçek adınız ne?
Noel Baba : Hamza ama hiç kullanmıyorum
Ben : Hamza baba…zaten hiç kullanmayın deyip güldüm
Noel Baba : Ne gülüyorsun beğenemedin mi?
Ben : Siz beğenseydiniz kullanırdınız herhalde değil mi? Neyse baba Bir de çam ağacı olayı var bu nedir? Evlere konulması doğrumudur?
Noel Baba : Çam ağacı olmasının nedeni kışları yaprağını dökmeyen ağaç olmasıdır…Yabancılar için uygun olsa da biz Türk’ler için gereksizdir ve saçmadır
Ben : Bu konuda katısınız galiba
Noel Baba : Hayır rafadanım HO HO HO Yine berbat bir espri yapan Noel babaya dik dik baktım
Ben : Noel baba neden böyle berbat bir gülüş tarzınız var diyerek rencide etmek istedim
Noel Baba : Ehuehue diye gülünce olmuyo….hehheh diye gülünce olmuyo…hihihi diye gülünce olmuyo…nı hahaha diyegülünce olmuyo….hahaha diye gülünce olmuyordu bende en son Ho Ho Ho da karar kıldım hiç kimsenin kullanmıyacağı bir gülüş tarazım var
Ben : Ne? Tekrar söylermisiniz duymadım dedim Ve Noel babaya 3 kere tekrarlattım bu söylemini, içimden gülüyordum
Ben : Noel Baba çok güzel bir sohbetti ama nereden geliyor bu derenin suyu? Birgün iflas edip hediye dağıtamamaktan korkmuyor musunuz?
Noel Baba : Hayır. Çünkü Telif haklarından her sene istemediğim kadar para geliyor. Hollywood her sene bir sürü Noel Baba filmi çekiyor, Herkes beni taklit ediyor, oyuncaklar vs…
Ben : Anlıyorum . Son bir soru daha emekli olmayı düşünüyor musunuz?
Noel Baba : Hayır
Ben : Daha uzun bir cevap vermeniz gerekseydi?
Noel Baba : Hayır düşünmüyorum derdim
Ben : Her şey için teşekkürler. Ben gideyim artık. dedim
Noel Baba : Ittırıbıttın mı?
Ben : Ne?
Noel Baba : Zırt Erenköy.
Ben : Noel Baba bu espriler eskidi artık bunlara gülmüyor insanlar
Noel Baba : Aaa öylemi, geyiklerle kala kala geyik oldum galiba
Ben: Olablüp Noel Baba baya doluymuşsun sende he
Noel Baba : Yaa evladım, uzun zamandır konuşmamıştım iyi oldu geldin
Ben : 2007 ye girmeden önce yine gelirim ben…byeınzi
Röportaj bittiğinde Noel Baba çuvalında bir kutu çıkardı al bu senin hediyen dedi kutuyu açtığımda kalın bir defter ve demirden 07 uçlu kurşun kalem çıktı…gerçekten en çok sevdiğim şeylerden 2 sini bana hediye olarak veren Noel Babayla el sıkıştım…bir dahaki yılbaşında Fender marka Elektro gitar istediğimden dem vurdum O da bana söz verdi.Beni kapıya kadar geçirdi. Bu ton ton yaşlı amca Nasreddin hocanın 2.versiyonu gibiydi ama güldüren değil sevindiren.
Kutuplara gittiğimde geyikleriyle 1 cüce karşıladı beni ilk sorduğum ona ilk söylediğim söz burası “+ kutup mu – kutup mu?” olmuştu bunu duyan cüce Türkçe olarak“Şimdi üşümeye başladım” dedi halbuki ben espri yapmamıştım ciddi ciddi sormuştum...
Sonra Noel babanın mağarasına gidene kadar hiç konuşmadım bunun en büyük nedeni ağzımın donmuş olmasıydı ve 1 saat sonra Noel Babanın inine vardık her taraf bembeyaz olduğundan yolunu öğrenemedim Noel babanın İni dışarıdan çok sade görünse de içerisi gerçekten büyüktü etrafta Deniz kabukları, Antalya kartpostalı, Türk bayrağı, Oasis Posteri, Çok sayıda oyuncak, Cin gibi elemanlar ve bir sürü kitap ilk gözüme çarpanlardı.
Ben: Merhaba Noel Baba, Nasılsın?
Noel Baba : Merhaba evlat şöyle geç otur ya da erken otur Ho Ho Ho nasıl espriydi ama
Ben : Hehhe çok güzel (hiç beğenmesem de nezaketen güzel demiştim çünkü kutuplardaydım ve geri dönüş yolunu bilmiyordum) Adın nereden geliyor Noel Baba
Noel Baba : Uzaktan geliyo Ho Ho Ho
Ben : Baba Sen Su gibi Türkçe konuşuyorsun nasıl öğrendin? (konuya girdim)
Noel Baba : Çünkü ben Türk’üm yıllarca Türkçe konuştum unutur muyum ana dilimi
Ben : Eeee anlatsana baba nasıl odluda dünyaca tanınan bir insan oldun? Neden burada yaşıyorsunuz? Neden?
Noel Baba : Ben çok eskiden Antalya da balıkçılık yapan bir adamdım karım çocuğum falan yoktu yalnızdım, namazında niyazında bir insandım, elime geçen paranın bir kısmıyla yemeğimi yiyordum geri kalanıyla çocuklara hediye alıyordum peki şimdi elimde kaç lira kalıyordu? Ho Ho Ho (yine kötü bir espri yapmıştı) Çocukları çok severdim onlarda beni çok severdi. Sonra bir Yılbaşında Milli piyangodan büyük ikramiye çıktı yalnız bir adam için çok fazlaydı ama yinede hazıra dağ dayanmaz dedim paramı çeşitli yöntemlerle kat kat arttırdım ama bunu kimse bilmedi, ben çocuklara hediye almaya devam ediyordum ama bu sefer hakkımda ileri geri konuşmaya başladılar bende bunu gizli gizli yapmalıyım dedim. Evlerin çatılarına çıkıp bacadan atıyordum hediyeleri ama genellikle sıkışıp telef oluyordu canım hediyeler, O sıralar Antalya’da ve diğer illerde evler daha yeni yeni yapılıyordu Belediyeye gidip ısrarla her evin şöminesi olması için yalvardım hatta parasını ben vereyim dedim çok ısrar ettim
(Lafın arasına girdim) Şey... bişey soracaktım ama unuttum neyse sen devam et Noel baba
Noel Baba : İşte ısrar ettim baktım olmuyor bu sefer adım deliye çıktı, bütün yatırımlarımla beraber Türkiye’yi terk ettim uzak olsun diye Amerika’ya gittim
Ben : Bir sürü doktor, bilim adamı vs… gibi yani
Noel Baba : Evet öyle ama o zaman sadece iyilik sever zengin bir adamdım şimdi adım Noel Baba
Ben: Peki bu adı nasıl aldınız, gerçek adınız ne? bu duruma nasıl geldiniz?
Noel Baba : Amerika’da yaşamak benim için ilk başta çok zordu bir ev tutmuştum ama param bloke olmuştu ne yemek yiyebiliyordum ne bir şey içebiliyordum dil bilmezdim, kültür bilmezdim o sırada bunalıma girdim saçım sakalım beyazladı, sakalım uzadı kesemedim, evlere şömineden girip hırsızlık yapıyordum yemek olsun, giyecek olsun sonra komşularım merak edip evime geldiler benle iletişime girdiler yavaş yavaş öğrendim ingilizceyi, yemek verdiler, kendimi iyi hissetmeye başlamıştım iki ay sonra paramı çekmeye başladım bende bu iyilikleri karşılığında bir şey yapmalıyım diye düşündüm ve herkese hediye verdim sonra bir yılbaşı bütün kasabanın çocuklu ailelerinin evine şömineden girip hediye bıraktım
(Ben yine araya girdim)Ben: Neden kapının önüne bırakmıyordun ya da şömine bacasından aşağıya… niye giriyorsun ki içeri?
Noel Baba : Sen bana hesap mı soruyorsun işimi mi öğretiyorsun he? Diyerek çıkıştı. Bir an ortam gerildi sonra
Ben : Senin için dedim Noel Baba daha hızlı olabilirsin öyle..
Noel Baba : Heh öyleyse başka… Ben zaten hırsızlık yaptığım dönemde bu işi çok hızlı yapabilme kabiliyetine sahip olmuştum
Ben : Eeee baba sonra…
Noel Baba : Sonra benim yaptığımı öğrendiler beni çok sevdiler ama ben şehir şehir taşınarak herkesin mutlu olmasını istedim nerdeyse bütün Amerika’yı dolaştım İngiltere, Avusturya herkese yaptım para dışkı gibiydi anlıcan Ho Ho Ho (Günün üçüncü kötü esprisini yapmıştı ama ben yine sırıtmıştım) Sonra herkes beni tanıdı işte buralara göz ettim kimsenin beni rahatsız edemeyeceği ve kolay kolay gelemeyeceği bir yer
Ben : Peki Türkiye’ye neden gelmiyorsun?
Noel Baba : Geçen sene geldim arabamda hediyelerle hırsızlar çalmış bütün hediyeleri şikayette edemedim fazla zamanım yoktu… ayrıca şömineli ev de fazla yok…
Ben : Yani Türkiye senin için bitti mi?
Noel Baba : Olur mu hiç? Ben Türk’üm her zamanda Türk kalıcam Bak kıyafetlerime Kırmızı-beyaz bu benim milliyetçiliğimin simgesi.
Ben : Heeee demek onda böyle giyiniyorsunuz?
Noel Baba : Evet
Ben : Peki şu geyikler cinler vs…Ho Ho Ho diyerek güldü ve sonra devam etti
Noel Baba : Onlar ilk başta Öküzdü Kağnı kullanıyordum karda kışta gitmek için sonra baktım bu havyanlar kaldırmıyor ölüyorlar, 9 tane geyik aldım bir kızak öyle idare ediyoruz
Ben : Ama Noel Baba niye kendine uçak, motorlu kar kızağı gibi zangoçlardan almıyosun ki?
Noel Baba : Onun benzini var tamir bakım vs… nerede yaptıracağım he? En iyisi böyle yemeğini ver çalışsın.
Ben : Bir de bunların adları var neden hepsi yabancı isim?
Noel Baba : Dasher, Dancer, Prancer, Vixen, Comet, Cupit, Donder, Blitzen ve Kırmızı Burunlu Rudolp hepsinin ismini kafiyeli olsun ve yabancılar da anlasın diye böyle koydum, Türkiye’ye gelmiyorum zaten Nerden bilcek elin gavuru Hasan’ı Hüseyin’i
Ben : Neden birinin adı kırmızı burunlu sıfatı taşıyor, diğerleri sadece tek isim?
Noel Baba : Çünkü Kırmızı burunlu
Ben : Heeeeee Noel baba beni saf yerine koymaya çalışıyordu galiba hemen bir test yapayım dedim ona
Ben : Barbie bebeğin ölçüleri kaçtır? dedim
Noel Baba : 39-23-33
Ben : Doğru. Peki “Christmas” sözcüğü nerden gelir
Noel Baba : 1600 yıl öncesinden Germanik kaynaklara dayanır
Ben : Doğru. Peki Wendy İsmi nasıl çıkmıştır ingiltere’de
Noel Baba : Peter Pan hikayesinde kullanmak için
Ben : Aferin be Noel Baba eğitmişsin kendini
Noel Baba : Sağol evladım, çok gezen mi ? çok okuyan mı? Derler ya bende ikisi de var
Ben : (içimden) Böbürlenmeye başlıyor dedim (dışımdan) Tamam Noel Baba geldiğimde, Türk bayrağı, Antalya posteri, gördüğümde çok şaşırmıştım ama OASIS ne alaka hangi tür müzik dinliyorsun?
Noel Baba : Aaaah işte bu soru çok özel oldu ama cevaplayacağım o kadar yol gelmişsin toprağım.
Ben : İçimden kahkahalar gülmek geldi ama sadece gülümsedim ve “tamam dinliyorum” dedim
Noel Baba : Yine böyle yılbaşı günlerinden birinde İngiltere’deydim, ben soğukta konyak içerim ki fazla üşümeyeyim diye o gece çok kaçırmışım girdiğim evlerden birinde bir kadın gördüm ve ilk bakışta birbirimize aşık olduk O gece olanlar oldu ve 9 ay 15 gün sonra bir çocuğum oldu adını NOEL koyduk .
Ben : Vay be… bu dünyada ilk! yani senin bir oğlun var he? Ve o NOEL CALLAGHER
Noel Baba : Evet..ben Hakkın rahmetine kavuşunca benim yerime o geçecek ama hayta müzikte çok başarılı
Ben : Evet Stop crying your heart, Wonderwall, Don’t look back in anger, Sunday morning call. Çok severek dinlediğim şarkıları…peki kardeşi?
Noel Baba : Bende çok severim yaptığı şarkıları ama daha çok Türk sanat müziği dinlerim. Kardeşi benim çocuğum değil sonraki babasından.
Ben : Peki en sevdiğiniz şarkı ne?
Noel Baba : Jingle Bells
Ben : Tahmin etmiştim,
Noel Baba : O şarkı aslında ben yolda giderken “Bu gala daşlı gala Cıngıllı daşlı gala” diye şarkı söylerken birisi duymuş bütün yollarda cıngıl diye çarkı yapmış
Ben : Peki başka sevdiğiniz şarkı var mı?
Noel Baba : Pearl Jam-Yellow Ledbetter, Nirvana-Pennyroyal Tea daha bissürü
Ben : Hmmm..Grunge da dinliyorsunuz güzel…peki noel baba gerçek adınız ne?
Noel Baba : Hamza ama hiç kullanmıyorum
Ben : Hamza baba…zaten hiç kullanmayın deyip güldüm
Noel Baba : Ne gülüyorsun beğenemedin mi?
Ben : Siz beğenseydiniz kullanırdınız herhalde değil mi? Neyse baba Bir de çam ağacı olayı var bu nedir? Evlere konulması doğrumudur?
Noel Baba : Çam ağacı olmasının nedeni kışları yaprağını dökmeyen ağaç olmasıdır…Yabancılar için uygun olsa da biz Türk’ler için gereksizdir ve saçmadır
Ben : Bu konuda katısınız galiba
Noel Baba : Hayır rafadanım HO HO HO Yine berbat bir espri yapan Noel babaya dik dik baktım
Ben : Noel baba neden böyle berbat bir gülüş tarzınız var diyerek rencide etmek istedim
Noel Baba : Ehuehue diye gülünce olmuyo….hehheh diye gülünce olmuyo…hihihi diye gülünce olmuyo…nı hahaha diyegülünce olmuyo….hahaha diye gülünce olmuyordu bende en son Ho Ho Ho da karar kıldım hiç kimsenin kullanmıyacağı bir gülüş tarazım var
Ben : Ne? Tekrar söylermisiniz duymadım dedim Ve Noel babaya 3 kere tekrarlattım bu söylemini, içimden gülüyordum
Ben : Noel Baba çok güzel bir sohbetti ama nereden geliyor bu derenin suyu? Birgün iflas edip hediye dağıtamamaktan korkmuyor musunuz?
Noel Baba : Hayır. Çünkü Telif haklarından her sene istemediğim kadar para geliyor. Hollywood her sene bir sürü Noel Baba filmi çekiyor, Herkes beni taklit ediyor, oyuncaklar vs…
Ben : Anlıyorum . Son bir soru daha emekli olmayı düşünüyor musunuz?
Noel Baba : Hayır
Ben : Daha uzun bir cevap vermeniz gerekseydi?
Noel Baba : Hayır düşünmüyorum derdim
Ben : Her şey için teşekkürler. Ben gideyim artık. dedim
Noel Baba : Ittırıbıttın mı?
Ben : Ne?
Noel Baba : Zırt Erenköy.
Ben : Noel Baba bu espriler eskidi artık bunlara gülmüyor insanlar
Noel Baba : Aaa öylemi, geyiklerle kala kala geyik oldum galiba
Ben: Olablüp Noel Baba baya doluymuşsun sende he
Noel Baba : Yaa evladım, uzun zamandır konuşmamıştım iyi oldu geldin
Ben : 2007 ye girmeden önce yine gelirim ben…byeınzi
Röportaj bittiğinde Noel Baba çuvalında bir kutu çıkardı al bu senin hediyen dedi kutuyu açtığımda kalın bir defter ve demirden 07 uçlu kurşun kalem çıktı…gerçekten en çok sevdiğim şeylerden 2 sini bana hediye olarak veren Noel Babayla el sıkıştım…bir dahaki yılbaşında Fender marka Elektro gitar istediğimden dem vurdum O da bana söz verdi.Beni kapıya kadar geçirdi. Bu ton ton yaşlı amca Nasreddin hocanın 2.versiyonu gibiydi ama güldüren değil sevindiren.
YILBAŞI MEVZUATI
Dikkat içinde soğuk espriler barındırıyor!!!
1- İlk olarak yılbaşından önce ve ayın son günü söylenen şu cümleleri espri niyetine kullanmayın. Çünkü onlar sadece 0-3 yaş zeka sahibi insanların güleceği ve yapacağı espriler olduğundan bu espri zannedilen sözlere maruz kalan insanların suratı ekşiyecektir. Nedir bunlar? - Seneye görüşürüz - Yıl sonra görüşmek üzere - Bu sene yılbaşının da DİVANdayız (Yatmaya yarayan eşya manasında) ve Yılın ilk gününde :
-Vay be 1 yıldır görüşemiyoruz- Zaman ne çabuk geçiyo dime? Geçen seneyi dün gibi hatırlıyorum
ve bunların benzerleri… bu sözleri sarfeden tanıdıklarınızı, arkadaşlarınızı esefle kınayınız, hemen yanından uzaklaşınız ve mümkünse bir süreliğine ilişiği kesinizAyrıca Aralık ayında Birden patlak veren Şimdi al seneye öde gibi kampanya yapıp bizleri salak yerine koyan firmalardan alış veriş yapmayacağız.
2- Bu sene yılbaşı şarkısı “Jingle bells Jingle bells Jingle all the way” değil bu gala daşlı gala Jinglelı daşlı gala olacak ve herkes bu şarkıyı söyleyecek
3- 2006 ya girmek için gerekenler 1 adet nüfus cüzdanı, 1 adet ikametgah, 1 nufus cüzdanı örneği, 1 adet fotoğraf gerekmiyor olduğunuz gibi girebilirsiniz. 2005 den sonra 2006 ya girmek demek 1999’a girmek demektir2000 Altı yani 1999 bu sene ağustos ayında hemde 17sinde deprem olacak herkes hazırlıklı olsun
4 Yılbaşının diğer günlerden farkı nedir? Yılın sonundaki rakamı değiştirir ve 1.gün tatildir. Bakınız her ayın 1.günü tatil değildir ve dikkat edin yılbaşı ayın hep 1ine denk geliyor :p
5- Yeni yıla girerken ne yaparsan bütün yılın öyle geçer mi?Bu sorunun cevabının kendinizde verebilirsiniz ama yeni yıla çeşitli şekillerde giren insanlara sorduk ve çeşitli cevaplar aldık ama “kimseye söyleme” dedikleri için burada yazamıyorum. Yılbaşına sarhoş, elinde parayla, kitapla, diplomayla, gitarla, mikrofonla, amuda kalkarak, takla atarak, burnunu karıştırarak, harakiri yaparak giren insanlar var ve sadece harakiri yapıp ölen kişinın bütün yılı başladığı gibi yani ölü olarak geçtiğini söyleyebilirim kısacası bu saçma bir inanış ama yapmayın demiyorum yapında demiyorum e o zaman ben nediyorum?
6- Hediye seçimi, verimi, alımı hı? Her insan yılbaşında hediye vermelidir, yılbaşı hediyelerinin özelliği eğer akraba ve yakın arkadaşa veriliyorsa yıl içerisinde veren kişinin de kullanabileceği hediye olmasıdır hediye seçerken buna dikkat edin, hediyeyi aldığınızda ise çok sıradan, işinize yaramayacakveya gereksiz bir şeyse Gözleriniz patlatın, o kişiye bakarak kafanızı yana yatırıp, ağzınızı fazla kıpırdatmadan –“ Aaaa çok güzeeeeel” deyin eğer o kişi -“ Sana layık değil ama…” derse içinizden –“Evet layık değil, daha güzel bir şey bulamadın mı he? Hiç almasaydın daha iyiydi” deyin ama dışınızda seslice –“Aaa olurmu düşünmen yeterli canım” deyin ve o kişiyi kara listenize alın. Eğer çok güzel bir hediyeyse zaten o anki tepkiniz tarifsiz olacaktır kuralsız tepkilere reflex mutluluk diyorum.
7- Evde eğlence: Evde eğlence için gerekenler :
a-Aile bireyleri
b-Televizyon ve kumanda
c-Kuruyemiş, içecek, alkol
d-Portakal ve diğer meyveler
e-Tombala
a) Aile bireyleri : Bir evin içinde olmazsa olmazlardandır 1 adet anne 1 adet baba 1 adet kendiniz varsa 1 ve daha fazla abla, abi, kardeş bu kişiler yılbaşlarında çeşitli ev süslemeleri yaparlar kafalarına huni benzeri renkli şapka takarlar ve kaynana dili ismini verdiğimiz maddeleri ağızlarındaki nefesle hareketlendirirler, konuşma yetileri sayesinde bir takım söylemlerde bulunurlar, tv seyredimi, tombala oynanımı, ve yiyecek ve içecek maddesi getirimi için gereklilerdir
b) Televizyon ve Kumanda : Ev eğlencensin vazgeçilmezi çeşitli kanallardaki şarkıcı, türkücü ve dansözleri seyretmeye yarayan bu alette en önemlisi ceşitli ebattaki aile bireylerinin genç olanları ve yaşlı olanları arasındaki fikir çatışmasıdır yani türkücü dansöz sevmeyen kesim ve seven kesim şeklinde ikiye ayrılır, bu yüzden kumanda dediğimiz aletin önemi ortaya çıkar ve kapanın elinde kalır yeni yıla kumandayla giren insanların sayısı da oldukça fazladır, benden tavsiye türkücü ve dansöz tayfasından oluşan eğlence programlarını seyretmemeniz
c) Kuruyemiş ve içecek : Adından da belli olduğu gibi ıslak olmayan her şey kurudur ve yenilecek her kuru şey ise kuruyemiştir bir kağıt bile kuru yemiş olabilir.Yılbaşında döviz kuru yemiş insanlarda vardır . İçecekleri ise Su, Kola, Meyve suyu, alkol olarak ayırabiliriz. Bu yaşıma geldim “neyin içecek olduğunu bilmiyorum” diyorsanız şöyle bir yöntem kullanın içine konulduğu şeyin şeklini alan şeylere içecek denir. Evde rahatlıkla deneyebilirsiniz
d) Portakal ve diğer Meyveler : Portakal yılbaşı eğlencesinin baş meyvesidir yenilebilmesinin yanı sıra soyduğunuz kabuğu katlayarak ev ahalisinin herhangi bir ferdinin gözüne yöneltmek suretiyle gözlerini yakabilirsiniz ayrıca Tombala ismini verdiğimiz sadece senede bir oynanan oyunda sayıların üstünü kapatmakta da birebir etkilidir. Yani hem etinden hem sütünden hem de postundan…
e) Tombala : Bu oyun çok eski çağlarda Yunan tanrıları tarafından sadece senede 1 kez oynanan bir oyunmuş, Yunanistan’daki kazılarda İngiliz Bilim adamı Tom Bala Üzerinde rakamlar yazan taştan kartlar ve poşetin içinde küçük taşlar üzerine yazılmış rakamlar bulmuştur ve yıllar süren kazılar sonucu bütün parçalar tamamlanmış ve oynanabilir hale gelmiştir bu oyuna da bütün hayatını bu sırrı çözmek için uğraşan İngiliz bilim adamının adı soyadı koyulmuştur ve her ölüm yıldönümünde yani yılbaşında bu oyun oynanır . yapılan kazılar sonucu Türkiye’de de tombala olmamış çinkolar bulunmuştur,
8- Dışarıdaysak?Eğer İstanbul’daysak Amele toplama meydanında (Taksim) saatlerce beklememek dışında her şeyi yapabilirsiniz
Not: 2006 ya girerken yazdığım bir mevzuat
1- İlk olarak yılbaşından önce ve ayın son günü söylenen şu cümleleri espri niyetine kullanmayın. Çünkü onlar sadece 0-3 yaş zeka sahibi insanların güleceği ve yapacağı espriler olduğundan bu espri zannedilen sözlere maruz kalan insanların suratı ekşiyecektir. Nedir bunlar? - Seneye görüşürüz - Yıl sonra görüşmek üzere - Bu sene yılbaşının da DİVANdayız (Yatmaya yarayan eşya manasında) ve Yılın ilk gününde :
-Vay be 1 yıldır görüşemiyoruz- Zaman ne çabuk geçiyo dime? Geçen seneyi dün gibi hatırlıyorum
ve bunların benzerleri… bu sözleri sarfeden tanıdıklarınızı, arkadaşlarınızı esefle kınayınız, hemen yanından uzaklaşınız ve mümkünse bir süreliğine ilişiği kesinizAyrıca Aralık ayında Birden patlak veren Şimdi al seneye öde gibi kampanya yapıp bizleri salak yerine koyan firmalardan alış veriş yapmayacağız.
2- Bu sene yılbaşı şarkısı “Jingle bells Jingle bells Jingle all the way” değil bu gala daşlı gala Jinglelı daşlı gala olacak ve herkes bu şarkıyı söyleyecek
3- 2006 ya girmek için gerekenler 1 adet nüfus cüzdanı, 1 adet ikametgah, 1 nufus cüzdanı örneği, 1 adet fotoğraf gerekmiyor olduğunuz gibi girebilirsiniz. 2005 den sonra 2006 ya girmek demek 1999’a girmek demektir2000 Altı yani 1999 bu sene ağustos ayında hemde 17sinde deprem olacak herkes hazırlıklı olsun
4 Yılbaşının diğer günlerden farkı nedir? Yılın sonundaki rakamı değiştirir ve 1.gün tatildir. Bakınız her ayın 1.günü tatil değildir ve dikkat edin yılbaşı ayın hep 1ine denk geliyor :p
5- Yeni yıla girerken ne yaparsan bütün yılın öyle geçer mi?Bu sorunun cevabının kendinizde verebilirsiniz ama yeni yıla çeşitli şekillerde giren insanlara sorduk ve çeşitli cevaplar aldık ama “kimseye söyleme” dedikleri için burada yazamıyorum. Yılbaşına sarhoş, elinde parayla, kitapla, diplomayla, gitarla, mikrofonla, amuda kalkarak, takla atarak, burnunu karıştırarak, harakiri yaparak giren insanlar var ve sadece harakiri yapıp ölen kişinın bütün yılı başladığı gibi yani ölü olarak geçtiğini söyleyebilirim kısacası bu saçma bir inanış ama yapmayın demiyorum yapında demiyorum e o zaman ben nediyorum?
6- Hediye seçimi, verimi, alımı hı? Her insan yılbaşında hediye vermelidir, yılbaşı hediyelerinin özelliği eğer akraba ve yakın arkadaşa veriliyorsa yıl içerisinde veren kişinin de kullanabileceği hediye olmasıdır hediye seçerken buna dikkat edin, hediyeyi aldığınızda ise çok sıradan, işinize yaramayacakveya gereksiz bir şeyse Gözleriniz patlatın, o kişiye bakarak kafanızı yana yatırıp, ağzınızı fazla kıpırdatmadan –“ Aaaa çok güzeeeeel” deyin eğer o kişi -“ Sana layık değil ama…” derse içinizden –“Evet layık değil, daha güzel bir şey bulamadın mı he? Hiç almasaydın daha iyiydi” deyin ama dışınızda seslice –“Aaa olurmu düşünmen yeterli canım” deyin ve o kişiyi kara listenize alın. Eğer çok güzel bir hediyeyse zaten o anki tepkiniz tarifsiz olacaktır kuralsız tepkilere reflex mutluluk diyorum.
7- Evde eğlence: Evde eğlence için gerekenler :
a-Aile bireyleri
b-Televizyon ve kumanda
c-Kuruyemiş, içecek, alkol
d-Portakal ve diğer meyveler
e-Tombala
a) Aile bireyleri : Bir evin içinde olmazsa olmazlardandır 1 adet anne 1 adet baba 1 adet kendiniz varsa 1 ve daha fazla abla, abi, kardeş bu kişiler yılbaşlarında çeşitli ev süslemeleri yaparlar kafalarına huni benzeri renkli şapka takarlar ve kaynana dili ismini verdiğimiz maddeleri ağızlarındaki nefesle hareketlendirirler, konuşma yetileri sayesinde bir takım söylemlerde bulunurlar, tv seyredimi, tombala oynanımı, ve yiyecek ve içecek maddesi getirimi için gereklilerdir
b) Televizyon ve Kumanda : Ev eğlencensin vazgeçilmezi çeşitli kanallardaki şarkıcı, türkücü ve dansözleri seyretmeye yarayan bu alette en önemlisi ceşitli ebattaki aile bireylerinin genç olanları ve yaşlı olanları arasındaki fikir çatışmasıdır yani türkücü dansöz sevmeyen kesim ve seven kesim şeklinde ikiye ayrılır, bu yüzden kumanda dediğimiz aletin önemi ortaya çıkar ve kapanın elinde kalır yeni yıla kumandayla giren insanların sayısı da oldukça fazladır, benden tavsiye türkücü ve dansöz tayfasından oluşan eğlence programlarını seyretmemeniz
c) Kuruyemiş ve içecek : Adından da belli olduğu gibi ıslak olmayan her şey kurudur ve yenilecek her kuru şey ise kuruyemiştir bir kağıt bile kuru yemiş olabilir.Yılbaşında döviz kuru yemiş insanlarda vardır . İçecekleri ise Su, Kola, Meyve suyu, alkol olarak ayırabiliriz. Bu yaşıma geldim “neyin içecek olduğunu bilmiyorum” diyorsanız şöyle bir yöntem kullanın içine konulduğu şeyin şeklini alan şeylere içecek denir. Evde rahatlıkla deneyebilirsiniz
d) Portakal ve diğer Meyveler : Portakal yılbaşı eğlencesinin baş meyvesidir yenilebilmesinin yanı sıra soyduğunuz kabuğu katlayarak ev ahalisinin herhangi bir ferdinin gözüne yöneltmek suretiyle gözlerini yakabilirsiniz ayrıca Tombala ismini verdiğimiz sadece senede bir oynanan oyunda sayıların üstünü kapatmakta da birebir etkilidir. Yani hem etinden hem sütünden hem de postundan…
e) Tombala : Bu oyun çok eski çağlarda Yunan tanrıları tarafından sadece senede 1 kez oynanan bir oyunmuş, Yunanistan’daki kazılarda İngiliz Bilim adamı Tom Bala Üzerinde rakamlar yazan taştan kartlar ve poşetin içinde küçük taşlar üzerine yazılmış rakamlar bulmuştur ve yıllar süren kazılar sonucu bütün parçalar tamamlanmış ve oynanabilir hale gelmiştir bu oyuna da bütün hayatını bu sırrı çözmek için uğraşan İngiliz bilim adamının adı soyadı koyulmuştur ve her ölüm yıldönümünde yani yılbaşında bu oyun oynanır . yapılan kazılar sonucu Türkiye’de de tombala olmamış çinkolar bulunmuştur,
8- Dışarıdaysak?Eğer İstanbul’daysak Amele toplama meydanında (Taksim) saatlerce beklememek dışında her şeyi yapabilirsiniz
Not: 2006 ya girerken yazdığım bir mevzuat
Kurban Bayramı ve Kurban Bayram mıdır? Seyran mıdır? tartışması
Kurban bayramı :
Büyük baş hayvanların kesilip biçilerek tencerelere sığacak hale getirilmesi işinin sevinçle yapıldığı gün ve günlerin toplamıdır.
Neler gereklidir:
1- İnek, öküz, Boğa, Deve, koyun ve daha burada ismini yazamayacağımız bissürü hayvan oğlu hayvan (kızı da olur)
2- Herhangi bir kesici alet, eğer kılıç mı kalem mi keskindir tartışmasında kalem cevabını vermişseniz o da olur, veyahut keskin sirke (küpüne zarar vermeden önce kullanınız)
3- Kasap ve gönüllü cellat
4- Elvan abeliyegesse diğer bir değişle Elvan ağabeyiylegezse veya Süreyya Ayhan bu koşucularımız kaçan boğaları yakalamak için tam gün çalışacağını bildirdi. Mutlaka önceden randevu veriniz
Hatırlatmalar :
-Eğer koyun kesecekseniz koyunu kendi bacağından asmayı unutmayınız
-Kurban derisini biz alıyoruz sonra kokunca çöpe atıyoruz, bize bağışlayabilirsiniz
-Lütfen kanları vampirlerin göremeyeceği yere kaldırnız.
Kurban bayram mıdır? Seyran mıdır?
Bu yıllarca süren uğruna bir sürü kurban verilen sorunun cevabı “Hayır” olacak.Kurban bayramı ilk tarihi bilinmediği için her sene 10 gün geriye doğru gider öbür 2007 de ilk gün kurban bayramı olacağında yeni yıla koyunla girebilirsinizKurban-Sorma ve haberin yok bu bayramda dinleyiniz
Not: Kurban bayramıyla ilgili yazdığım bir eser :P
Büyük baş hayvanların kesilip biçilerek tencerelere sığacak hale getirilmesi işinin sevinçle yapıldığı gün ve günlerin toplamıdır.
Neler gereklidir:
1- İnek, öküz, Boğa, Deve, koyun ve daha burada ismini yazamayacağımız bissürü hayvan oğlu hayvan (kızı da olur)
2- Herhangi bir kesici alet, eğer kılıç mı kalem mi keskindir tartışmasında kalem cevabını vermişseniz o da olur, veyahut keskin sirke (küpüne zarar vermeden önce kullanınız)
3- Kasap ve gönüllü cellat
4- Elvan abeliyegesse diğer bir değişle Elvan ağabeyiylegezse veya Süreyya Ayhan bu koşucularımız kaçan boğaları yakalamak için tam gün çalışacağını bildirdi. Mutlaka önceden randevu veriniz
Hatırlatmalar :
-Eğer koyun kesecekseniz koyunu kendi bacağından asmayı unutmayınız
-Kurban derisini biz alıyoruz sonra kokunca çöpe atıyoruz, bize bağışlayabilirsiniz
-Lütfen kanları vampirlerin göremeyeceği yere kaldırnız.
Kurban bayram mıdır? Seyran mıdır?
Bu yıllarca süren uğruna bir sürü kurban verilen sorunun cevabı “Hayır” olacak.Kurban bayramı ilk tarihi bilinmediği için her sene 10 gün geriye doğru gider öbür 2007 de ilk gün kurban bayramı olacağında yeni yıla koyunla girebilirsinizKurban-Sorma ve haberin yok bu bayramda dinleyiniz
Not: Kurban bayramıyla ilgili yazdığım bir eser :P
BAYRAM VE SEYRANLARLA İLGİLİ YAPILMASI VE -MAMASI GEREKENLER
YAPILMAMASI GEREKENLER
1) İlk önce katiyen yapmamanız gereken şeyi söyleyeyim bayram önceleri ve bayramlarda yapılan ve artık kusturma raddesine gelmiş olan şu cümleyi; NASIL OLSA BANA/SANA GÖRE HERGÜN BAYRAM cümlesini espri niyetine kullanmayınız. Gelecek nesillere kötü bir armağan bırakmak istemiyorsanız bugünden önlem almalıyız. Nasıl ki eskiden sıkça kullanılan “Pışık” “ E Herıld yani” “Maykıl yandan kaykıl” gibi berbat esprileri tarihe gömdüysek ve kullanmıyorsak aynı şekilde yukarda bahsi geçen cümleyi de kullanmayınız kullananlara dik dik bakınız, kınayınız ve hemen ortamı terk ediniz .(Ayrıca yılbaşı daha vahim bir durum bunu da 2 ay sonra yazacağım)
2) Bedava sirke baldan tatlıdır hesabıyla gününüzü otobüslerde geçirmeyin3)Oruç tutmayınız lakin 30 gün bitti
4)Veletlerin ellerinde şeker, çuklat gibi çeşitli yiyecekleri cebren ve hileyle almayın
5)Yaşlıların eli illa ki öpülmek zorunda değildir çenenizi elin üst kısmına deydirmek suretiyle bu olayı geçiştirmiş olursunuz ve karşılığında küçük veya büyük meblağlarla ödüllendirilirsiniz Bunun nedeni elini öptüğünüz kişinin “Vay be şu damarları çıkmış, derisi soyulmuş, pis elimi nasıl öptü kimse yapamazdı bu fedakarlığı helal olsun” dediğinden falan asla değildir sebep “Çok saygılı bir çocuğum/torunum var demesidir” “Aman büyümüş de el öpermiş” de olabilir
YAPILMASI GEREKENLER
1)En başta yapmanız gereken vecibeleri yerine getireceksiniz yani biraz daha açarsaknasıl ki 23 NİSAN Çocuk bayramında çocukları 19 MAYIS Gençlik ve Spor bayramında Gençleri ve Futbol, Basketbol, Tenis, Pinpon toplarını, 30 AĞUSTOS Zafer bayramında Zaferleri kesip kurban ediyorsak RAMAZAN Bayramında da Ramazan isimli kişiler kesilerek kurban edilecektir.
“Hoş geldin Ramazan” diye karşıladığımız Ramazan’ı tam gidecekken Kesmemiz Türk misafir pervazlığına uymasa da kural kuraldır.
2)Annenizin babanızın ve çeşitli ebatta ki akrabalarınızın elini öpmek, sesli veya yazılı bayramlarını kutlamak ve şeker kıtlamak,
3)Kapı kapı dolaşıp “Bayramınız kutlu olsun” deyip parsayı toplamak
4)Eğer size şekerliği uzatan bir komşunuz varsa 1 değil birden fazla şeker alarak kar elde etmek
5)Verilen bayram harçlığını 1YTL bile olsa zengin olmuş gibi karşılamak
6)Ve Geleneksel bayram şarkısı yani Barış Manço-Bugün bayram Erken kalkın lan ne bu hala uyuyosunuz’u mutlaka
Not Ramazan bayramı ve genel bayramlarla ilgili önceden yazdığım bir yazı
1) İlk önce katiyen yapmamanız gereken şeyi söyleyeyim bayram önceleri ve bayramlarda yapılan ve artık kusturma raddesine gelmiş olan şu cümleyi; NASIL OLSA BANA/SANA GÖRE HERGÜN BAYRAM cümlesini espri niyetine kullanmayınız. Gelecek nesillere kötü bir armağan bırakmak istemiyorsanız bugünden önlem almalıyız. Nasıl ki eskiden sıkça kullanılan “Pışık” “ E Herıld yani” “Maykıl yandan kaykıl” gibi berbat esprileri tarihe gömdüysek ve kullanmıyorsak aynı şekilde yukarda bahsi geçen cümleyi de kullanmayınız kullananlara dik dik bakınız, kınayınız ve hemen ortamı terk ediniz .(Ayrıca yılbaşı daha vahim bir durum bunu da 2 ay sonra yazacağım)
2) Bedava sirke baldan tatlıdır hesabıyla gününüzü otobüslerde geçirmeyin3)Oruç tutmayınız lakin 30 gün bitti
4)Veletlerin ellerinde şeker, çuklat gibi çeşitli yiyecekleri cebren ve hileyle almayın
5)Yaşlıların eli illa ki öpülmek zorunda değildir çenenizi elin üst kısmına deydirmek suretiyle bu olayı geçiştirmiş olursunuz ve karşılığında küçük veya büyük meblağlarla ödüllendirilirsiniz Bunun nedeni elini öptüğünüz kişinin “Vay be şu damarları çıkmış, derisi soyulmuş, pis elimi nasıl öptü kimse yapamazdı bu fedakarlığı helal olsun” dediğinden falan asla değildir sebep “Çok saygılı bir çocuğum/torunum var demesidir” “Aman büyümüş de el öpermiş” de olabilir
YAPILMASI GEREKENLER
1)En başta yapmanız gereken vecibeleri yerine getireceksiniz yani biraz daha açarsaknasıl ki 23 NİSAN Çocuk bayramında çocukları 19 MAYIS Gençlik ve Spor bayramında Gençleri ve Futbol, Basketbol, Tenis, Pinpon toplarını, 30 AĞUSTOS Zafer bayramında Zaferleri kesip kurban ediyorsak RAMAZAN Bayramında da Ramazan isimli kişiler kesilerek kurban edilecektir.
“Hoş geldin Ramazan” diye karşıladığımız Ramazan’ı tam gidecekken Kesmemiz Türk misafir pervazlığına uymasa da kural kuraldır.
2)Annenizin babanızın ve çeşitli ebatta ki akrabalarınızın elini öpmek, sesli veya yazılı bayramlarını kutlamak ve şeker kıtlamak,
3)Kapı kapı dolaşıp “Bayramınız kutlu olsun” deyip parsayı toplamak
4)Eğer size şekerliği uzatan bir komşunuz varsa 1 değil birden fazla şeker alarak kar elde etmek
5)Verilen bayram harçlığını 1YTL bile olsa zengin olmuş gibi karşılamak
6)Ve Geleneksel bayram şarkısı yani Barış Manço-Bugün bayram Erken kalkın lan ne bu hala uyuyosunuz’u mutlaka
Not Ramazan bayramı ve genel bayramlarla ilgili önceden yazdığım bir yazı
Bir Fıkra 3
Mafya babası haraçlarını toplaması için yeni bir tetikçi buldu. seçtiği adam sağır ve dilsizdi.Çünkü baba, bu tetikçi yakalanırsa polise fazla bir şey anlatması mümkün olamaz, diye düşünüyordu.Baba, bir gün ödemelerin geciktiğini fark etti ve tetikçiyi odasına aldırttı, bir de işaret dilinibilen tercüman buldular. Tercüman işaretle sordu:"Para nerede?" Sağır dilsiz işaretle yanıt verdi:"Ne parası? Benim paradan maradan haberim yok.Neden bahsettiğinizi anlamıyorum." Tercüman tercüme etti:- "Neden bahsettiğinizianlamıyormuş." Baba 38'ligi koltuk altından çekipsağır dilsizin beynine dayadı:"Simdi sor bakalım, para nerede." Tercüman işaretle sordu:- "Para nerede?"Sağır-dilsiz kan ter içinde işaretle yanıt verdi:- "Şehir merkezindeki parkta, büyük heykelin olduğu kapıdan girince soldan 3. ağacın kovuğundayüz bin dolar var."- "Ne söyledi?" dedi Baba.Tercüman yanıtladı:"Dedi ki, hala neden bahsettiğinizi anlamıyormuş, ayrıca otetiği çekmek de biraz sıkarmış."
Bir Fıkra 2
Bir gün Temel ve Dursun bakmışlar Türkiye'de iş yok Almanya'ya gitmeye karar vermişler ama ceplerinde para yok... O zamanlarda Almanya'ya hayvanlar bedava gidiyolarmış, bunlarda neleri varsa satıyolar ve bir inek kostümü alıyorlar. Temel öne Dursun'da arkaya geçiyor ve gümrüğegidiyolar gümrükteki memur bunlari bir test edeyim diyor ve ineğin önüne bi tomar saman getiriyor"sen gerçek ineksen bu samanları yersin" diyor. Temel mecburen yiyor ondan sonra memur bir kova su getiriyor "eğer sen gerçek ineksen bunu içersin diyor" ve Temel içiyor.. Memur bu sefer bi tomar taze ot getiriyor ve ineğin önüne koyuyor Temel mecburen yiyor... Artık Temel şişiyor ve birlokma bir sey yiyemez hale geliyor. Ama bu sırada Temel başlıyor gülmeye. Dursun merak ediyor.Soruyor "ula Temel neden gülirsen?" Temel de cevap verir "memur bizim gerçek inek olup olmadığımızıanlamak için bir tane öküz getiriyor"
Bir Fıkra
Hayatım harika bir haberim var.. Bir ay geciktim.. Herhalde bir bebeğimiz olacak, Doktor bu sabah test yaptı.. Sonucunu alana kadar lütfenkimseye söylemeyelim!" demiş heyecanla..Ertesi sabah elektrik idaresinden bir görevli son faturayı ödemedikleri için kapıyı çalmış,-Siz bayan Smith misiniz? Biliyor musunuz bir aylık gecikmeniz var..!"-"Bir aylık gecikmem olduğunu siz nereden biliyorsunuz?" demiş kadın hayretle-Bayan, dosyalarımızda açıkca görülüyor..!"-"Nee?, Dosyalarınızda mı?"-"Kesinlikle!"-"Beyefendi, lütfen bu gece eşimle görüşmeliyim!" demiş kadın ve korkuyla olanı biteni eşine anlatmış..Kocası ertesi sabah kızgın bir boga gibi elektrik idaresine gidip-"Ne oluyor burada?. Karım bir dosyadan bahsetti..Aylık gecikmesi ile ilgili!" diye bagirmis adam..-"Sakin olun.. Ciddi birşey değil!" demiş memur..-"Bu gecikme için bize borçlusunuz!"-"Size mi borçluyum? Ya ödemezsem??"-"O zaman sizinkini kesmek zorunda kalacağız!"-"Ama o zaman karım ne yapacak?"-"Bilmiyorum!" demiş, memur.."Hanımefendi artık mumla falan idare eder!"
Mp3'ü Nasıl Buldum?
Bundan yaklaşık 80 ila 250 yıl önce kadar yaptığım kazılar sonucu kırıkk mp kalıntıları (Müzik Parçası) bulmuştum daha o zamanlar Bilgisayar, DVD veVCD’yi keşfetmediğim için çöpe atmıştım ve hiç çöpünü dökmeyen bir bilim adamı olarak çöp dökmesi gereken robotumu da bozmuştum, 70 sene sonra çöplerimin çok biriktiğini fark ettim “Artık şu çöpü dökeyim” dedim hemen kemerburgazı keşfettim, gittim çöplerimi döktüm çöp kutumla beraber eve döndüm yine aynı yerine koydum ama içinde teeee o gün attığım MP’ler duruyordu üstelik evrim geçirmiş ve çoğalmışlardı bunun nedenini araştırmak için zaman makinesi yapımı işime ara verdim hepsini masaya koydum ama ?ok yer kaplıyorlardı “ne yapmam gerekiyor“ diye düşünürken aklıma bir fikir geldi... ilk önce 2’şer 2’şer birleştirdim bunları baktım hala çoklar en iyisi 3’er 3’er birleştireyim dedim ama bu kıtibiyoz mp’ler dökülüyorlardı çok sinirlendim hepsini tekrar çöpe attım sonra bişey yapmadım.
Gece uyurken rüyamda Ak Sakallı dedeyi gördüm ve ban "Compact Disc" diye fısıldadı, hiç birşey anlamadım ama sonra yuvarlak ve parlak bir cisim gösterdi, hemen yatağımdan kalktım ve tuvalete gittim sonra tekrar uyudum... başka bir şey mi yapmam gerekiyordu?
Sabah olduğunda dün gece gördüğüm rüya aklıma geldi ve hemen gidip çöpten 3er 3er birleştirdiğim mp leri aldım ve Compact Disc’lerin içine zerk ettim.
“Evet artık kurtuldum sizden” diye düşünürken elimde ki CD'yi saklamam gerektiği aklıma geldi “Nereye koymalıyım” diye düşünürken aklıma en güvenilir yer yani CD-ROM geldi, hemen gittim dümesine bastım CD’yi koydum, kapandı ama bunu da saklamam gerekiyordu hemen aklıma "kasa" geldi gittim bilgisayar kasasını ve monitörü icat ettim bir anda oldu nasıl yaptığımı hatırlamıyorum cinnet geçirmiştim herhalde...bunları yaptıktan sonra karşıma yine benim bulduğum Winamp isimli programın (Win=kazanan Amp :Ampül hikayesini sonra anlatırım) otomatik açıldığını ve Nirvana isimli Güzide grubun The Man Who Sold The World isimli şarkısının çaldığını gördüm "Evreka Evreka" diye bağırmaya ve etrafta deli dana gibi koşuturmaya başladım. Sonra bi ara durup "neden evreka diye bağırıyorum ki” diye düşünmedim desem yalan olmaz.
Sonra bunun etki ve tepkisini araştırmak üzere sesi sonuna kadar açtım ve ilk olarak çok sevdiğim komşumuz Eminanımteyze’nin
"–Şunun sesini kıs" haykırışlarına tanıklık ettim o günden bu güne insanlar yüksek sesli bişey duyduklarında "–Şunun sesini kıs" derler
İşte bugünlerde hala popülerliğini koruyan mp3ün benim tarafımdan bulunma hikayesi buydu
Gece uyurken rüyamda Ak Sakallı dedeyi gördüm ve ban "Compact Disc" diye fısıldadı, hiç birşey anlamadım ama sonra yuvarlak ve parlak bir cisim gösterdi, hemen yatağımdan kalktım ve tuvalete gittim sonra tekrar uyudum... başka bir şey mi yapmam gerekiyordu?
Sabah olduğunda dün gece gördüğüm rüya aklıma geldi ve hemen gidip çöpten 3er 3er birleştirdiğim mp leri aldım ve Compact Disc’lerin içine zerk ettim.
“Evet artık kurtuldum sizden” diye düşünürken elimde ki CD'yi saklamam gerektiği aklıma geldi “Nereye koymalıyım” diye düşünürken aklıma en güvenilir yer yani CD-ROM geldi, hemen gittim dümesine bastım CD’yi koydum, kapandı ama bunu da saklamam gerekiyordu hemen aklıma "kasa" geldi gittim bilgisayar kasasını ve monitörü icat ettim bir anda oldu nasıl yaptığımı hatırlamıyorum cinnet geçirmiştim herhalde...bunları yaptıktan sonra karşıma yine benim bulduğum Winamp isimli programın (Win=kazanan Amp :Ampül hikayesini sonra anlatırım) otomatik açıldığını ve Nirvana isimli Güzide grubun The Man Who Sold The World isimli şarkısının çaldığını gördüm "Evreka Evreka" diye bağırmaya ve etrafta deli dana gibi koşuturmaya başladım. Sonra bi ara durup "neden evreka diye bağırıyorum ki” diye düşünmedim desem yalan olmaz.
Sonra bunun etki ve tepkisini araştırmak üzere sesi sonuna kadar açtım ve ilk olarak çok sevdiğim komşumuz Eminanımteyze’nin
"–Şunun sesini kıs" haykırışlarına tanıklık ettim o günden bu güne insanlar yüksek sesli bişey duyduklarında "–Şunun sesini kıs" derler
İşte bugünlerde hala popülerliğini koruyan mp3ün benim tarafımdan bulunma hikayesi buydu
The Man Who Sold The World
We passed upon the stairs,
We spoke of was and when
Although I wasn' there
He said I was his friend
Which came as a surprise
I spoke into his eyes -- I thought you died alone
A long long time ago
Oh no, not me,
We never lost control,
You're face to face,
With the man who sold the world
I laughed and shook his hand,
I made my way back home,
I searched for form and land,
Years and years I roamed,
I gazed a gazely stare,
We walked a million hills -- I must have died alone,
A long long time ago.
Who knows, not me,
I never lost control,
You're face, to face,
With the man who sold the world.
Henüz velet denilecek yaşta MTV'de daha yeni tanımaya başladığım NIRVANA isimli grubun unplugged konserini seyrederken duymuştum bu şarkıyı... O gün bugündür bu şarkının yeri benim için çok farklı... Aslen bir David Bowie şarkısı olan The Man Who Sold The World, Kurt Cobain'in sesiyle daha bir etkileyici olmuştu benim için... eğer David baba okuyorsa alınmasın onu da çok severim... Takma ad, nick name, ya da nik neym olarak yıllardır kullanırım içeriği de çok güzel olan bu eseri dinlemenizi tavsiye ederim...
We spoke of was and when
Although I wasn' there
He said I was his friend
Which came as a surprise
I spoke into his eyes -- I thought you died alone
A long long time ago
Oh no, not me,
We never lost control,
You're face to face,
With the man who sold the world
I laughed and shook his hand,
I made my way back home,
I searched for form and land,
Years and years I roamed,
I gazed a gazely stare,
We walked a million hills -- I must have died alone,
A long long time ago.
Who knows, not me,
I never lost control,
You're face, to face,
With the man who sold the world.
Henüz velet denilecek yaşta MTV'de daha yeni tanımaya başladığım NIRVANA isimli grubun unplugged konserini seyrederken duymuştum bu şarkıyı... O gün bugündür bu şarkının yeri benim için çok farklı... Aslen bir David Bowie şarkısı olan The Man Who Sold The World, Kurt Cobain'in sesiyle daha bir etkileyici olmuştu benim için... eğer David baba okuyorsa alınmasın onu da çok severim... Takma ad, nick name, ya da nik neym olarak yıllardır kullanırım içeriği de çok güzel olan bu eseri dinlemenizi tavsiye ederim...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)