KUSUR YUVASI
Konusunda uzman ve eğitimli bakıcılarımız, bazen küserek bazen kızarak veya kusurunuza uygun başka bir tepkiyle kusurunuza bakacak.
Kusura bakma eylemleri duruma göre "Bir daha olmasın" terkiniyle son bulacak.
ÜCRET TARİFESİ :
Bir Kusur : 75 YTL
İki Kusur : 125 YTL (indirimli fiyat)
Tüm kusurlara saat 08:00-19:00 arası bakıyoruz
Not: 02-04 yaş arası kusurlarınız için yaz kampanyamız başlamıştır..
Tel: (212 - 216) KSR YU VA
22 Haziran 2006
Rock'N Komposto (1."Geleneksel" Müzik Festivali)
Bu yaz İstanbul'un boynu tutulacak!!
İstanbul, her insanın yumruğu büyüklüğünde dev bir organizasyona imza atmaya hazırlanıyor. Bu büyük festivalde Türkiye'nin ve Dünyanın en çok tanınan ve çok sevilen Müzisyen isimleri yer alacak
3 gün sürecek Festivalde Şarkıcı ve Gruplar aralıksız olarak Türk dinleyicilere müzik ziyafeti çektirecek.
7-8-9 Temmuzda ki bu müzik ziyafetini kaçırmak istemiyorsanız hemen biletlerinizi alın.
Organizatör : Sen Ahmet San ama O Ahmet deği
Sponsorlar : Komposto Aş. ve Simit Sarayı
Ulaşım ve kamp yeri hakkında geniş bilgi almak istiyorsanız İrtibat telefonu :
(0 212) NIR VA NA (156 PBX)
Yer : İstanbul/Tuzla (sınırlı sayıda zehirlenmeden koruyan özel kıyafetimiz var)
Bilet Fiyatları :
Kamp :200 YTL
Tam :100 YTL
Yarısı yırtılmış : 90 YTL
Öğrenci:50 YTL
Yaşlı ve sakat:45 YTL
Hamile veya kucağında çocuğu olan hanım : 40 YTL
Gazi ve harp malulü : 30 YTL
Hasta ve bakıma muhtaç : 20 YTL
Sağır ve dilsiz : 5 YTL
İŞTE MÜTHİŞ LINE-UP
Aslı
Mansun
Matisyahu
Tibet Ağırtan
Portishead
Kaiser Chiefs
Manga
Radiohead
The Concrates
Direc-t
Björk
Doves
Vega
Regina Spektor
Jack
Bülent Ortaçgi
Tori Amos
Hawthorne Heights
Ra-Shit
Fiona Apple
Future Leaders Of The World
Kargo
Sheryl Crow
My Chemical Romance
Replikas
Evanescence
Taking Back Sunday
Erkin Koray
The Cranberries
The Killers
Athena
Placebo
The Used
Mor ve Ötesi
Muse
Blur
Yaşar Kurt
Papa Roach
Modest Mouse
Mavi Sakal
Deftones
Keane
MFÖ
Coldplay
Bush
Duman
Incubus
Steriophonics
Özlem Tekin
Linkin Park
Red Hot Chili Peppers
Teoman
Staind
Franz Ferdinand
Chevelle
Greenday
The White Stripes
A Perfect Circle
Oasis
Velvet Revolver
Tool
Metallica
Audioslave
Aeroshmith
Arctic Monkeys
Şebnem Ferah
Pearl Jam
THe MaN WhO SolD ThE WorlD ve grubu
İstanbul, her insanın yumruğu büyüklüğünde dev bir organizasyona imza atmaya hazırlanıyor. Bu büyük festivalde Türkiye'nin ve Dünyanın en çok tanınan ve çok sevilen Müzisyen isimleri yer alacak
3 gün sürecek Festivalde Şarkıcı ve Gruplar aralıksız olarak Türk dinleyicilere müzik ziyafeti çektirecek.
7-8-9 Temmuzda ki bu müzik ziyafetini kaçırmak istemiyorsanız hemen biletlerinizi alın.
Organizatör : Sen Ahmet San ama O Ahmet deği
Sponsorlar : Komposto Aş. ve Simit Sarayı
Ulaşım ve kamp yeri hakkında geniş bilgi almak istiyorsanız İrtibat telefonu :
(0 212) NIR VA NA (156 PBX)
Yer : İstanbul/Tuzla (sınırlı sayıda zehirlenmeden koruyan özel kıyafetimiz var)
Bilet Fiyatları :
Kamp :200 YTL
Tam :100 YTL
Yarısı yırtılmış : 90 YTL
Öğrenci:50 YTL
Yaşlı ve sakat:45 YTL
Hamile veya kucağında çocuğu olan hanım : 40 YTL
Gazi ve harp malulü : 30 YTL
Hasta ve bakıma muhtaç : 20 YTL
Sağır ve dilsiz : 5 YTL
İŞTE MÜTHİŞ LINE-UP
Aslı
Mansun
Matisyahu
Tibet Ağırtan
Portishead
Kaiser Chiefs
Manga
Radiohead
The Concrates
Direc-t
Björk
Doves
Vega
Regina Spektor
Jack
Bülent Ortaçgi
Tori Amos
Hawthorne Heights
Ra-Shit
Fiona Apple
Future Leaders Of The World
Kargo
Sheryl Crow
My Chemical Romance
Replikas
Evanescence
Taking Back Sunday
Erkin Koray
The Cranberries
The Killers
Athena
Placebo
The Used
Mor ve Ötesi
Muse
Blur
Yaşar Kurt
Papa Roach
Modest Mouse
Mavi Sakal
Deftones
Keane
MFÖ
Coldplay
Bush
Duman
Incubus
Steriophonics
Özlem Tekin
Linkin Park
Red Hot Chili Peppers
Teoman
Staind
Franz Ferdinand
Chevelle
Greenday
The White Stripes
A Perfect Circle
Oasis
Velvet Revolver
Tool
Metallica
Audioslave
Aeroshmith
Arctic Monkeys
Şebnem Ferah
Pearl Jam
THe MaN WhO SolD ThE WorlD ve grubu
System Of A Down - (Artık Dinlemiyorum)
System Of A Down'ı yaklaşık 5-6 senedir dinler(d)im... Ama artık dinlemiyorum, grubumun playlistinden de çıkarttım şarkılarını neden mi?
işte neden..
Ermeni asıllı SOAD Holy Mountains (Kutsal Dağlar) isimli şarkıya klip çekti. Klip ilk önce internet üzerinde yayınlanmaya başladı. Klipte sözde Ermeni soykırımı konusu işleniyor. Başta Atatürk olmak üzere Enver Paşa, Talat Paşa soykırım mimarları olarak gösteriliyor. Sultan Abdülhamid ve Ermeni teröristler tarafından öldürülen Cemal Paşa için de 'killer (katil)' deniliyor. Özellikle Mustafa Kemal Atatürk'ün portresi klipte gözüktüğü zaman fonda 'katil', 'yalancı' sözleri söyleniyor.
System Of A Down grubu Serj Tankian (vokal+keyboard) , Daron Malakian (gitar+vokal) ve Shavo Odadjian (bass) ve John Dolmayan'dan oluşuyor. Kadrosu ile 1993 yılında Soil adıyla çalmaya başlayan grup daha sonra 1995'te Daron Malakian'ın bir şiirinden esinlenerek, System Of A Down adını aldı.
Holy Mountains (Kutsal Dağlar)
Onların akıldan çıkmayan görünüşlerini hissedebiliyor musun?
Onların akıldan çıkmayan görünüşlerini hissedebiliyor musun?
Yalancı, Katil, Şeytan Aras Nehri'ne dön Birinin anlamsız bakışları kendini savaşta hissetti Yalancı, Katil, Şeytan Aras Nehri'ne dön Özgürlük, Özgürlük, Özgürüz, Özgürüz Kutsal dağları duyabiliyor musun?
Yalancı, Katil, Şeytan Aras Nehri'ne dön Biri hepsini kana boyayın dedi...
öldürün dedi onları Yalancı, Katil, Şeytan Aras Nehri'ne dön Özgürlük, Özgürlük, Özgürüz, Özgürüz Onların hepsi geri döndü Dağın yamacında dinleniyorlar
Öğrendik ki sizde hiç Gurur yokmuş, katiller, i.neler Aras Nehri'ne dönün Onların hepsi geri döndü Dağın yamacında dinleniyorlar Öğrendik ki sizde hiç Gurur yokmuş, katiller, i.neler Aras Nehri'ne dönün Özgürlük, Özgürlük, Özgürüz, Özgürüz
Buradan bakabilirsiniz klibe...
http://www.youtube.com/watch?search=holy+mountains&v=tyzsfHXq-c0
Username : NotGuilty11
Password : 12345
işte neden..
Ermeni asıllı SOAD Holy Mountains (Kutsal Dağlar) isimli şarkıya klip çekti. Klip ilk önce internet üzerinde yayınlanmaya başladı. Klipte sözde Ermeni soykırımı konusu işleniyor. Başta Atatürk olmak üzere Enver Paşa, Talat Paşa soykırım mimarları olarak gösteriliyor. Sultan Abdülhamid ve Ermeni teröristler tarafından öldürülen Cemal Paşa için de 'killer (katil)' deniliyor. Özellikle Mustafa Kemal Atatürk'ün portresi klipte gözüktüğü zaman fonda 'katil', 'yalancı' sözleri söyleniyor.
System Of A Down grubu Serj Tankian (vokal+keyboard) , Daron Malakian (gitar+vokal) ve Shavo Odadjian (bass) ve John Dolmayan'dan oluşuyor. Kadrosu ile 1993 yılında Soil adıyla çalmaya başlayan grup daha sonra 1995'te Daron Malakian'ın bir şiirinden esinlenerek, System Of A Down adını aldı.
Holy Mountains (Kutsal Dağlar)
Onların akıldan çıkmayan görünüşlerini hissedebiliyor musun?
Onların akıldan çıkmayan görünüşlerini hissedebiliyor musun?
Yalancı, Katil, Şeytan Aras Nehri'ne dön Birinin anlamsız bakışları kendini savaşta hissetti Yalancı, Katil, Şeytan Aras Nehri'ne dön Özgürlük, Özgürlük, Özgürüz, Özgürüz Kutsal dağları duyabiliyor musun?
Yalancı, Katil, Şeytan Aras Nehri'ne dön Biri hepsini kana boyayın dedi...
öldürün dedi onları Yalancı, Katil, Şeytan Aras Nehri'ne dön Özgürlük, Özgürlük, Özgürüz, Özgürüz Onların hepsi geri döndü Dağın yamacında dinleniyorlar
Öğrendik ki sizde hiç Gurur yokmuş, katiller, i.neler Aras Nehri'ne dönün Onların hepsi geri döndü Dağın yamacında dinleniyorlar Öğrendik ki sizde hiç Gurur yokmuş, katiller, i.neler Aras Nehri'ne dönün Özgürlük, Özgürlük, Özgürüz, Özgürüz
Buradan bakabilirsiniz klibe...
http://www.youtube.com/watch?search=holy+mountains&v=tyzsfHXq-c0
Username : NotGuilty11
Password : 12345
KOMPOSTO AŞ SAHİBİ İLE RÖPORTAJ
Merhaba sevgili okuyucularım Ben Işıl Dak, bu haftaki ilk konuğum, yıllardır bize hoşaf ve komposto içiren girişimci atılımcı genç iş adamlarımızdan The Man Who Sold The World, bize ilk günden bugüne kadar yaşadığı her şeyi anlatan The Man Who Sold The World nereden gelip nereye ulaştığım ve bütün girişim ve atılımlarını tüm açık sözlülüğüyle anlattı,
Uzun ve bir o kadar da sıkıcı.. pardon yani keyifli röportajı yapmak için gittiğim Evinde The Man Who Sold The World’ü kendi ürettiği kompostosunu içerken bulduk.
I.D : Merhaba
T.M.W.S.T.W: Sağol
I.D : Nasılsın?
T.M.W.S.T.W: Sağol
Pek Sıcak bir başlangıç olmamıştı, hatta çok ciddiydik ben hemen soru sormaya başladım
İlk sorum Nasılsınız? Oldu, O da iyim “Sen nasılsınız?“ Diyerek yanıt verdi. Tekil ve çoğul kelimeleri bir arada kullanan bu beyefendiye “iyiyim” dedikten sonra konuya geçtim.
I.D : Sayın The Man Who Sold The World, komposto ve hoşafı kutularda ve şişelerde satma fikri aklınıza nasıl geldi?
T.M.W.S.T.W: Çok sıcak bir gündü arabayla ananeme gidiyordum, haliyle çok susamıştım bir buçuk saatlik bir yoldan sonra ananeme vardığımda hemen buzdolabını açtım ve karşımda, su, kola, ayran ve komposto vardı tabi ki biraz sürüncemeden sonra SU içtim çünkü suyun yerini hiç bir şey tutmaz, sonra duş yaptım falan çıkışta tekrar buz dolabına gittiğimde bu sefer Vişne kompostosu içtim... Tadı çok güzel olan bu içeceğin neden istediğimiz zaman bakkallardan ve marketlerden alınamadığını düşündüm, o günden sonra çeşitli girişimlerde bulundum ve ilk olarak...
“Salatalık alacaksın rendele vs…”
I.D : Hooop sakin olun daha o soruyu sormadım, peki o günden sonra ne oldu? Şimdi devam edin
T.M.W.S.T.W: Sana ne?
I.D : Ne? (Hııı bir nevi karşı ateş) Pardon, demin lafınızı kestim… diyerek sözüne devam etmesini sağladım
T.M.W.S.T.W: Tamam, devam ediyorum bir daha lafımı kesme, dediğim gibi ilk olarak vişne kompostosu yaptık ananemin öncülüğünde, bunu şişelerde marketlere sattık baktık ki çok tutuluyor bir işyeri açtık, vişne, kayısı, kompostosundan ananas kompostosuna kadar uzanan bir yelpazemiz oldu, biz gitgide büyüyorduk ilk fabrikamızı açtık kompostoları ve hoşafları asitli ve asitsiz olarak çeşitlendirdik.
I.D : Peki diğer çeşitleri nasıl buldunuz, bu fikirler nasıl doğdu?
T.M.W.S.T.W: Baktım ki çok para kazanıyoruz biraz risk almak istedim ilk olarak KARPUZ SUYU (asitli ve asitsiz) sonra CACIK yaparak bunları Karton KUTU, 330 ml’lik demir KUTU, 1 litre ve 2 litrelik plastik şişelerde satmaya başladık, bunlar hep aklımdaki fikirlerdi zaten mesela karpuz yerken aslında sadece suyunu içiyoruz, onu eve taşımak bir dert, kesmek bir dert ya da cacık için yoğurt alacaksın, salatalık alacaksın rendele vs… uzun işler… işte Komposto Aş burada devreye girip insanlara bu hizmetleri sundu.
I.D : Peki bu süreçte karşılaştığınız zorluklar nelerdi? Bu pazara kendinizi nasıl kabul ettirdiniz?
T.M.W.S.T.W: Tabi ki zorluklar yaşadık, insanlar ilk önce Vişne kompostolarının içindeki çekirdekten şikayet etti sonra temiz olup olmadığı konusunda tartışmalar çıktı hatta TBMM’de soru önergesi verildi... bir ara fabrikalarım kapandı…
I.D : Peki bunları nasıl aştınız?
T.M.W.S.T.W: İlk önce kilo verdim, sonra hızlı koşarak daha yukarı zıpladım ve bütün engelleri aştım
I.D : Iğğğyyyyyy (Hayatımda duyduğum en kötü espriden daha kötü bu espriyi duyunca tüylerim diken diken olmuştu, hatta bu espri bile değildi, bişey di, tanımsız bişey)
T.M.W.S.T.W: Çok kötüydü dime? Neyse... Sonra bende yeni elemanlar alarak bütün çekirdekli meyvelerin çekirdeklerini çıkarttırdım, temizlik konusunda Uğur Dündar’ı çağırdım, beraber reklam filmi çektik, sonra ben bütün işlemlerin yapıldığı odalara, işçilere, tuvaletlere kadar kamera taktım, isteyen herkes http://www.kompostoas.com/’dan istediği kamerayı seçip her şeyi izleyebiliyordu, tüketicinin hoşuna gitti, güvendiler... gerisi geldi
“Dünya da en çok tanınan marka KOMPOSTO”
I.D : Şimdi dünya tarafından tanınan bir markasınız, 10 larca fabrikanız ve 1000 lerce çalışanınız var, peki yeni planlarınız var mı? Varsa ne?
T.M.W.S.T.W: Ayrıca şunu eklemek istiyorum şu an Dünya da en çok tanınan marka KOMPOSTO... ne güzel isim değil mi? bütün sesli harfler O, Türkçe’mizde bütün harfleri O olan başka bir kelime var mı? Iııııı... aslında aklıma şimdi bir tane geldi ama onun da son harfi U... neyse bunu röportajdan çıkarır mısınız Işıl Dak hanım
I.D : Tabi... Çıkarırım (Dedim ama çıkarmadım gördüğünüz gibi) Siz devam edin
T.M.W.S.T.W: Yeni planlarım var arkadaşlarım gerekli çalışmaları yapıyorlar
I.D : Peki birkaç tane söyleyebilir misiniz?
T.M.W.S.T.W: Birkaç tane örnek... Mesela Meyve Aromalı Su yapıyoruz yakında çıkacak, dikkatinizi iterim Meyve Aromalı Su, Meyve suyu değil... ayrıca 330 ml Kutu çay ve Fincana benzeyen kutusu olan Türk kahvesi üzerine çalışıyoruz, kutu açıldığı anda mis gibi sıcak Çay veya Telveli Türk kahvesi içebileceğiz, kutular bir nevi termos görevi görecek... tabi bunların bazı handikapları var mesela çayın bayatlaması sorunu gibi, bunu yok etmeye çalışıyoruz. Mühendislerim geceli gündüzlü çalışıyor .
I.D : Bu kadar mı?
T.M.W.S.T.W: Hayır... bir de elinin körü var
I.D : Siz nasıl konuşuyorsunuz benle, saygılı onun lütfen..
T.M.W.S.T.W: Yooo yanlış anladınız siz beni “Ally’nin likörü” demek istedim, dev bir ortaklık yaptık, bundan sonra Dünyaya bu adla likör ihraç edeceğiz. Biliyorsunuz daha önce Kırmızı ve beyaz şarabı karıştırarak yeni bir Türk şarabı elde etmiştik ve büyük rağbet görmüştü,
I.D : Evet gerçekten güzeldi bende içmiştim, bu konuya biraz ara verip sizin sanata düşkünlüğünüzden bahsetmek istiyorum. “KOMPOSTO VE BEN” “HOŞAF GİBİ GEÇTİ” ve “ÖNÜNE BAKSANA BE“ isimli üç kitabınız var ve en son “Önüne Baksana Be!” isimli kitabınız en çok satan kitaplar arasında 1 numara.
T.M.W.S.T.W: Evet öyleymiş bende duydum.
Rock Festivali düzenliyoruz “ROCK’N KOMPOSTO”
I.D : Ama bir sinema filmi yaptınız ve sadece 3.500 kişi geldi, onlarda sizin çalışanlarınızmış diyorlar doğru mu? Ayrıca filmin müziklerini de siz yapmıştınız neyiniz var sizin kuzum?
T.M.W.S.T.W: “Bu kızı bir yerden tanıyorum ama nerden” isimli filmim sanat filmiydi, Türkiye o filmi anlayamadı ve hiçbir çalışanıma bu filme gidin demedim o ayrı, o ayrı.
Filmin müziklerini yaptım dersek yanlış söylemiş oluruz... ben müzikler için film yaptım..
I.D : Hııı... anlamadım ama geçelim, başka bir planınız projeniz veya krokiniz var mı? Yeni inşaat alanları, boş arsalar buldunuz mu? Yeni ihalelere girdiniz mi? inşaatı bitip teslim ettiğiniz ve hak ediş bedelini ödediğiniz yerler nereler? Ah Pardon... sizden sonra şu sıralar adından sıkça söz edilen bir İnşaat şirketinin sahibiyle röportajım var da sorularım karışmış... Siz devam edin ben de sorularımı bulayım.
T.M.W.S.T.W: Kendi adımızı verdiğimiz bir Rock Festivali düzenliyoruz “ROCK’N KOMPOSTO” çok iyi grup ve şarkıcıları bu yaz İstanbul’a getiriyoruz
I.D : Örnek verir misiniz?
T.M.W.S.T.W: Sürpriz olsun, yakında afişleri asacağız o zaman görürsünüz.
I.D : Röportajımızın sonuna yaklaşıyoruz, sizin söylemek istediğiniz bir şey var mı?
T.M.W.S.T.W: Ne? Hı? Pardon sizi dinlemiyordum gözü daldı, tekrar sorar mısınız?
“Gark!!”
I.D : Dedim ki; Röportajımızın sonuna yaklaşıyoruz, sizin söylemek istediğiniz bir şey var mı?
T.M.W.S.T.W: Tabi var herkes bu yaz Komposto ve hoşaf içsin, piyasaya yeni çıkaracağımız asitli karpuz suyunu da tatmayı unutmasınlar.
I.D : Bu biraz reklam içerikli oldu galiba he? Sizin gibi genç girişimcilere mesajınız olacak mı?
T.M.W.S.T.W: Gark!! Af edersiniz... mi?
I.D : Yarasın efendim (Röportaj yaparken Asitli Kompostolarımızı yudumluyorduk)
T.M.W.S.T.W: Gördüğünüz gibi başka içeceklerden hiç farkı yok, hem de öz be öz Türk içeceği
İ.D : Bu güzel Röportaj için size teşekkür ediyorum ve başarılarınızın devamını diliyorum
T.M.W.S.T.W: Sağolun bu sizin ilk röportajınız galiba Işıl Dak hanım, biraz fevrisiniz ama bunu da düzeltirseniz iyi bir gazeteci olursunuz...
İ.D : Sağolun
T.M.W.S.T.W: Bir de şunu eklemek istiyorum 2006 Yazında herkes KOMPOSTO içsin…
Uzun ve bir o kadar da sıkıcı.. pardon yani keyifli röportajı yapmak için gittiğim Evinde The Man Who Sold The World’ü kendi ürettiği kompostosunu içerken bulduk.
I.D : Merhaba
T.M.W.S.T.W: Sağol
I.D : Nasılsın?
T.M.W.S.T.W: Sağol
Pek Sıcak bir başlangıç olmamıştı, hatta çok ciddiydik ben hemen soru sormaya başladım
İlk sorum Nasılsınız? Oldu, O da iyim “Sen nasılsınız?“ Diyerek yanıt verdi. Tekil ve çoğul kelimeleri bir arada kullanan bu beyefendiye “iyiyim” dedikten sonra konuya geçtim.
I.D : Sayın The Man Who Sold The World, komposto ve hoşafı kutularda ve şişelerde satma fikri aklınıza nasıl geldi?
T.M.W.S.T.W: Çok sıcak bir gündü arabayla ananeme gidiyordum, haliyle çok susamıştım bir buçuk saatlik bir yoldan sonra ananeme vardığımda hemen buzdolabını açtım ve karşımda, su, kola, ayran ve komposto vardı tabi ki biraz sürüncemeden sonra SU içtim çünkü suyun yerini hiç bir şey tutmaz, sonra duş yaptım falan çıkışta tekrar buz dolabına gittiğimde bu sefer Vişne kompostosu içtim... Tadı çok güzel olan bu içeceğin neden istediğimiz zaman bakkallardan ve marketlerden alınamadığını düşündüm, o günden sonra çeşitli girişimlerde bulundum ve ilk olarak...
“Salatalık alacaksın rendele vs…”
I.D : Hooop sakin olun daha o soruyu sormadım, peki o günden sonra ne oldu? Şimdi devam edin
T.M.W.S.T.W: Sana ne?
I.D : Ne? (Hııı bir nevi karşı ateş) Pardon, demin lafınızı kestim… diyerek sözüne devam etmesini sağladım
T.M.W.S.T.W: Tamam, devam ediyorum bir daha lafımı kesme, dediğim gibi ilk olarak vişne kompostosu yaptık ananemin öncülüğünde, bunu şişelerde marketlere sattık baktık ki çok tutuluyor bir işyeri açtık, vişne, kayısı, kompostosundan ananas kompostosuna kadar uzanan bir yelpazemiz oldu, biz gitgide büyüyorduk ilk fabrikamızı açtık kompostoları ve hoşafları asitli ve asitsiz olarak çeşitlendirdik.
I.D : Peki diğer çeşitleri nasıl buldunuz, bu fikirler nasıl doğdu?
T.M.W.S.T.W: Baktım ki çok para kazanıyoruz biraz risk almak istedim ilk olarak KARPUZ SUYU (asitli ve asitsiz) sonra CACIK yaparak bunları Karton KUTU, 330 ml’lik demir KUTU, 1 litre ve 2 litrelik plastik şişelerde satmaya başladık, bunlar hep aklımdaki fikirlerdi zaten mesela karpuz yerken aslında sadece suyunu içiyoruz, onu eve taşımak bir dert, kesmek bir dert ya da cacık için yoğurt alacaksın, salatalık alacaksın rendele vs… uzun işler… işte Komposto Aş burada devreye girip insanlara bu hizmetleri sundu.
I.D : Peki bu süreçte karşılaştığınız zorluklar nelerdi? Bu pazara kendinizi nasıl kabul ettirdiniz?
T.M.W.S.T.W: Tabi ki zorluklar yaşadık, insanlar ilk önce Vişne kompostolarının içindeki çekirdekten şikayet etti sonra temiz olup olmadığı konusunda tartışmalar çıktı hatta TBMM’de soru önergesi verildi... bir ara fabrikalarım kapandı…
I.D : Peki bunları nasıl aştınız?
T.M.W.S.T.W: İlk önce kilo verdim, sonra hızlı koşarak daha yukarı zıpladım ve bütün engelleri aştım
I.D : Iğğğyyyyyy (Hayatımda duyduğum en kötü espriden daha kötü bu espriyi duyunca tüylerim diken diken olmuştu, hatta bu espri bile değildi, bişey di, tanımsız bişey)
T.M.W.S.T.W: Çok kötüydü dime? Neyse... Sonra bende yeni elemanlar alarak bütün çekirdekli meyvelerin çekirdeklerini çıkarttırdım, temizlik konusunda Uğur Dündar’ı çağırdım, beraber reklam filmi çektik, sonra ben bütün işlemlerin yapıldığı odalara, işçilere, tuvaletlere kadar kamera taktım, isteyen herkes http://www.kompostoas.com/’dan istediği kamerayı seçip her şeyi izleyebiliyordu, tüketicinin hoşuna gitti, güvendiler... gerisi geldi
“Dünya da en çok tanınan marka KOMPOSTO”
I.D : Şimdi dünya tarafından tanınan bir markasınız, 10 larca fabrikanız ve 1000 lerce çalışanınız var, peki yeni planlarınız var mı? Varsa ne?
T.M.W.S.T.W: Ayrıca şunu eklemek istiyorum şu an Dünya da en çok tanınan marka KOMPOSTO... ne güzel isim değil mi? bütün sesli harfler O, Türkçe’mizde bütün harfleri O olan başka bir kelime var mı? Iııııı... aslında aklıma şimdi bir tane geldi ama onun da son harfi U... neyse bunu röportajdan çıkarır mısınız Işıl Dak hanım
I.D : Tabi... Çıkarırım (Dedim ama çıkarmadım gördüğünüz gibi) Siz devam edin
T.M.W.S.T.W: Yeni planlarım var arkadaşlarım gerekli çalışmaları yapıyorlar
I.D : Peki birkaç tane söyleyebilir misiniz?
T.M.W.S.T.W: Birkaç tane örnek... Mesela Meyve Aromalı Su yapıyoruz yakında çıkacak, dikkatinizi iterim Meyve Aromalı Su, Meyve suyu değil... ayrıca 330 ml Kutu çay ve Fincana benzeyen kutusu olan Türk kahvesi üzerine çalışıyoruz, kutu açıldığı anda mis gibi sıcak Çay veya Telveli Türk kahvesi içebileceğiz, kutular bir nevi termos görevi görecek... tabi bunların bazı handikapları var mesela çayın bayatlaması sorunu gibi, bunu yok etmeye çalışıyoruz. Mühendislerim geceli gündüzlü çalışıyor .
I.D : Bu kadar mı?
T.M.W.S.T.W: Hayır... bir de elinin körü var
I.D : Siz nasıl konuşuyorsunuz benle, saygılı onun lütfen..
T.M.W.S.T.W: Yooo yanlış anladınız siz beni “Ally’nin likörü” demek istedim, dev bir ortaklık yaptık, bundan sonra Dünyaya bu adla likör ihraç edeceğiz. Biliyorsunuz daha önce Kırmızı ve beyaz şarabı karıştırarak yeni bir Türk şarabı elde etmiştik ve büyük rağbet görmüştü,
I.D : Evet gerçekten güzeldi bende içmiştim, bu konuya biraz ara verip sizin sanata düşkünlüğünüzden bahsetmek istiyorum. “KOMPOSTO VE BEN” “HOŞAF GİBİ GEÇTİ” ve “ÖNÜNE BAKSANA BE“ isimli üç kitabınız var ve en son “Önüne Baksana Be!” isimli kitabınız en çok satan kitaplar arasında 1 numara.
T.M.W.S.T.W: Evet öyleymiş bende duydum.
Rock Festivali düzenliyoruz “ROCK’N KOMPOSTO”
I.D : Ama bir sinema filmi yaptınız ve sadece 3.500 kişi geldi, onlarda sizin çalışanlarınızmış diyorlar doğru mu? Ayrıca filmin müziklerini de siz yapmıştınız neyiniz var sizin kuzum?
T.M.W.S.T.W: “Bu kızı bir yerden tanıyorum ama nerden” isimli filmim sanat filmiydi, Türkiye o filmi anlayamadı ve hiçbir çalışanıma bu filme gidin demedim o ayrı, o ayrı.
Filmin müziklerini yaptım dersek yanlış söylemiş oluruz... ben müzikler için film yaptım..
I.D : Hııı... anlamadım ama geçelim, başka bir planınız projeniz veya krokiniz var mı? Yeni inşaat alanları, boş arsalar buldunuz mu? Yeni ihalelere girdiniz mi? inşaatı bitip teslim ettiğiniz ve hak ediş bedelini ödediğiniz yerler nereler? Ah Pardon... sizden sonra şu sıralar adından sıkça söz edilen bir İnşaat şirketinin sahibiyle röportajım var da sorularım karışmış... Siz devam edin ben de sorularımı bulayım.
T.M.W.S.T.W: Kendi adımızı verdiğimiz bir Rock Festivali düzenliyoruz “ROCK’N KOMPOSTO” çok iyi grup ve şarkıcıları bu yaz İstanbul’a getiriyoruz
I.D : Örnek verir misiniz?
T.M.W.S.T.W: Sürpriz olsun, yakında afişleri asacağız o zaman görürsünüz.
I.D : Röportajımızın sonuna yaklaşıyoruz, sizin söylemek istediğiniz bir şey var mı?
T.M.W.S.T.W: Ne? Hı? Pardon sizi dinlemiyordum gözü daldı, tekrar sorar mısınız?
“Gark!!”
I.D : Dedim ki; Röportajımızın sonuna yaklaşıyoruz, sizin söylemek istediğiniz bir şey var mı?
T.M.W.S.T.W: Tabi var herkes bu yaz Komposto ve hoşaf içsin, piyasaya yeni çıkaracağımız asitli karpuz suyunu da tatmayı unutmasınlar.
I.D : Bu biraz reklam içerikli oldu galiba he? Sizin gibi genç girişimcilere mesajınız olacak mı?
T.M.W.S.T.W: Gark!! Af edersiniz... mi?
I.D : Yarasın efendim (Röportaj yaparken Asitli Kompostolarımızı yudumluyorduk)
T.M.W.S.T.W: Gördüğünüz gibi başka içeceklerden hiç farkı yok, hem de öz be öz Türk içeceği
İ.D : Bu güzel Röportaj için size teşekkür ediyorum ve başarılarınızın devamını diliyorum
T.M.W.S.T.W: Sağolun bu sizin ilk röportajınız galiba Işıl Dak hanım, biraz fevrisiniz ama bunu da düzeltirseniz iyi bir gazeteci olursunuz...
İ.D : Sağolun
T.M.W.S.T.W: Bir de şunu eklemek istiyorum 2006 Yazında herkes KOMPOSTO içsin…
9 Haziran 2006
TATLI TARİFLERİ 1 : Gıranç Tatlısı (Ruhlar için Tarifler)
Sevgili Ruhlarımız için bugün Gıranç tatlısı yapıp yiyeceğiz, hazır mısınız hanımlar, beyler? kalemi kağıdı alın televizyonun karşısına geçin, ben bekliyorum sizi....
2 Kulak
3 Fincan Nirvana-in bloom
3 Fincan Pearl Jam-Yellow Ledbetter
1,5 çorba kaşığı Alice in Chains-Down in a hole
2 çorba kaşığı Stone Temple Pilots-Plush
1 paket Soundgarden-Black Hole Sun
üzerine içmek için 2 su bardağı Kola
krema için
1 su bardağı Pearl Jam-Black
1 paket Nirvana-The Man Who Sold The World
1 su bardağı Silverchair-I Miss You Love
1 çorba kaşığı Alice in Chains-Would?
1 su bardağı Stone Temple Pilots-Interstate Love Song
1 çorba kaşığı Soundgarden-Pretty Nose
Yapılışı:
in bloom ve yellow ledbetter’ı çırpın.2 çorba kaşığı I Miss You Love ve Pretty Nose’u ekleyin. biraz çırptıktan sonra Would? ve Black Hole Sun koyup çırpın.yağlanmış winampa yayın.175 derece wolumü açılmış kolona koyun.30 dk sonra üzerine 2 su bardağı kola için ve dinlemeye devam edin. Dinledikten sonra Down in a hole ve plush’ı The Man Who Sold The World'e karıştırarak pişirin ve bir güzel ruhunuza boca edin
AFİYET OLSUN
2 Kulak
3 Fincan Nirvana-in bloom
3 Fincan Pearl Jam-Yellow Ledbetter
1,5 çorba kaşığı Alice in Chains-Down in a hole
2 çorba kaşığı Stone Temple Pilots-Plush
1 paket Soundgarden-Black Hole Sun
üzerine içmek için 2 su bardağı Kola
krema için
1 su bardağı Pearl Jam-Black
1 paket Nirvana-The Man Who Sold The World
1 su bardağı Silverchair-I Miss You Love
1 çorba kaşığı Alice in Chains-Would?
1 su bardağı Stone Temple Pilots-Interstate Love Song
1 çorba kaşığı Soundgarden-Pretty Nose
Yapılışı:
in bloom ve yellow ledbetter’ı çırpın.2 çorba kaşığı I Miss You Love ve Pretty Nose’u ekleyin. biraz çırptıktan sonra Would? ve Black Hole Sun koyup çırpın.yağlanmış winampa yayın.175 derece wolumü açılmış kolona koyun.30 dk sonra üzerine 2 su bardağı kola için ve dinlemeye devam edin. Dinledikten sonra Down in a hole ve plush’ı The Man Who Sold The World'e karıştırarak pişirin ve bir güzel ruhunuza boca edin
AFİYET OLSUN
Üvey çocuğum Blog
Açık söylemek gerekirse kendi sayfamda dahil olmak üzere şu ana kadar 5 blog sayfasına baktım... yani bir elinizde 4 parmak yoksa bir elin parmakları kadar sayfaya bakmışım demektir ve sadece 3 blog sayfasına yorum yaptım... onlara da sıklıkla bakamıyorum... "zaman sadece birazcık zaman" diye bir şarkı vardı aynen öyle işte... bana bu lazım... anlatmak istediğim ise bu blog sayfasına önem verememin nedeni budur
fazla zamanı olana varsa adresimi vereyim bana göndersin... nı ahahha
sayfalar : Yad edelim :) ehue
İncir çeerdeeeğ (ilk burun sızım ya da göz ağrım)
Kıristal rüyalar/hayaller (Kalimero diyen insan)
Huy/suz ve tatlı/sız
En son da Kuğu gırtlağı
bir The Man Who sold The World (bu sayfa çok kötüydü hiç beğenmedim :)
işte öyleyken böyle ...
fazla zamanı olana varsa adresimi vereyim bana göndersin... nı ahahha
sayfalar : Yad edelim :) ehue
İncir çeerdeeeğ (ilk burun sızım ya da göz ağrım)
Kıristal rüyalar/hayaller (Kalimero diyen insan)
Huy/suz ve tatlı/sız
En son da Kuğu gırtlağı
bir The Man Who sold The World (bu sayfa çok kötüydü hiç beğenmedim :)
işte öyleyken böyle ...
YEAR ME ARE ALL “IK” BEEN 9 FACE SEX’N BEER
Yıl Sex’n beer bir kış günü, dediğim gibi bir kış günü. Bir kış günü bu kadar mı kış günü olur? Cevap: “-Evet bir kış günü bu kadar kış günü olur”. Çaktırmadan üşüten buz gibi bir hava ama yağmur yok, kar yok, bir tek rüzgar geziyor sokaklarda başı boş bir şekilde, ağızdan çıkan her kelime her nefes havaya dağılan beyaz duman şeklinde görünüyordu. O kadar ki eski yıllar olsa ve dumanla haberleşme hala geçerliliğini korusa ağız okuyan insanlar yerine ağızdan çıkan buharla iletişim kuran insanlar olacak…abarttım mı? hayır.. olabilirdi…yok yok abarttım
İşte o gün herkes yollara çıkmış eldivenleri, kaşkolları, bereleri, montları, gocukları, çorapları, şapkaları, gocukları, atkıları, kulaklıkları, mp3 çalan sidi pileyırları ve yine gocuklarıyla etrafta dolaşıyorlardı kimileri işlerine gidiyor, kimileri geziyor, kimileri de “-Ulan neden dışarı çıkmıştım ben” diye düşünüp evlerine geri dönüyordu, o gün cumartesiydi kimsenin yarının ne getireceği hakkında bir bilgisi yoktu, çünkü kimse medyum değildi... Ama orada bir yerde bir şeyler oluyordu...
Sarı küçük müstakil bir evden 2 insan dışarı çıkmıştı ve aceleleri vardı, erkek olan hızlı adım atmaya çalışıyor ama yanındaki bayanı bırakmamak amacıyla kendini frenliyor ve yavaş adımlar atıyordu acaba nedendi? Adam 23 yaşında hatta 24’ten gün almış gibi görünen kumral uzun İspanyol saçlı mavi gözlü 1,65-70 boyunda biriydi yanındaki ise uzun siyah saçlı 19-20 yaşlarında ela gözlü bir genç kızdı ama onu diğer genç kızlardan ayıran bir farklılık vardı acaba neydi? Saçları mı? Gözleri mi? boyunun 1,70-75 olması mı? yoksa karnının diğer kızlara göre daha büyük olması mı? Neydi? Aman Allah’ım Neydi?
Ya bu genç kadın karnına yastık koyup gezmeyi seviyordu, ya da karnında gaz vardı, çünkü orantısız biçimde karnı şişmişti ve eliyle karnını tutuyordu yoksa parasını orada mı saklıyordu hı? bu tam bir muammaydı. İçinden çıkılmaz bir durum, bir sürü seçenek vardı ama cevap yoktu?
Bir süre sonra Genç adam, kızın kolonu bırakarak yola doğru koştu ve şu çok önemli cümleyi sarf etti:
-Heyyy Taksi
Bu lafı duyan şoförün gözleri yaşardı, yavaşça sağa çekti ve
-Bana mı dedin?
diye sordu
Telaşlı adam: “Evet sana dedim” dedi ve ekledi “Biraz bekle geliyoruz şimdi”
Taksi şoförü yaşaran gözlerine hakim olamadı ve şarıl şarıl ağlamaya başladı sonra cevap verdi:
-Tamam bekliyorum
Ama sonra Genç adam vazgeçti taksiye bindi ve “-Şu sokağa girelim” dedi gözü yaşlı taksi şoförü
“Tamam bayım” diye cevap verdi, bu taksici adam kesinlikle çok Amerikan filmi seyretmişti
Bu durumu hiç düşünmeye bile fırsatı olmayan genç adam karnında ne olduğunu bilmediğimiz kadının yanına koştu. Sonra düşündü ”-Ben biraz önce taksiye binmiştim şimdi niye koşuyorum” ama önemli değildi çünkü koşarak o genç kızın yanına gelmişti bile ve taksi de hemen önlerindeydi.
Genç adam kapıyı açmış ve kadının içeri girmesine yardım ediyordu ağlayan taksi şoförü onları yaşlı gözlerle seyrediyordu, sonra “Abi selpağın var mı?” diye telaşlı adama sordu, karnında bişey olan genç kız şoföre dik dik baktı ve bağırmaya başladı “ Aaaahhh , Oooffff “ ve “The aaahhhh and the Oooffff” taksi şoförü kadının ne demek istediğini anlamasa da onaylar gözlerle baktı ve kafasını aşağı yukarı sallayarak “Hı hı evet” dedi ve önüne döndü.
Sonunda herkes taksiye binmiş ve yerleşmişti arkada karnının neden şişkin olduğu ve neden bağırdı belli olmayan bir genç kız, önde neden ağladığı belli olmayan bir taksi şoförü ve yanında neden telaşlı olduğu belli olmayan genç bir adam vardı sonra telaşlı genç adam taksi şoförüne:
“-Bakırköy’e hastaneye gidicez, çabuk ol” dedi
Acaba ne olacaktı? Hangi hastaneye, neden gidiyorlardı? Taksimetre ne kadar yazacaktı? Kim şampiyon olacaktı? Dolar yükselecek mi yoksa düşecek mıydı?
Artık yoldaydılar ve gidiyordular, herkesin gözü yoldaydı, Telaşlı genç adam taksi şoförüne
“-Dur” dedi, taksi şoförü hemen durdu, telaşlı adam yoldaki gözleri aldı, taksiye tekrar bindi ve
“-Şimdi devam edebilirsin” dedi ve yola devam ettiler. Taksi şoförü hızının yarısı kadar mesafeyle öndeki arabayı takip ediyordu, emniyet kemeri takıyor ve bütün kurallara riayet ediyordu ama hala ağlıyordu, arkadaki gizem dolu genç kız ise her türlü ünlü ve ünsüz kuramına ters düşen bağırışlarla oturuyordu ve arada bir “-Geliyoooo, Geliyoooo” diyordu ama ne geldiğini söylemiyordu vahiy mi geliyordu? Aklına fikir mi geliyordu? Yoksa piyasaya sıcak para mı geliyordu? Bilinmiyordu ama bilinen tek şey bu bağırışlar acı içerikli bağırışlar olduğuydu çünkü telaşlı genç adam ”-Çabuk olsana yaaa, bas gaza görmüyo musun nasıl acı çektiini?” diye hönkürdü
ama bunu söylerken ilk defa aklına “Bu adam niye ağlıyor?” sorusu geldi. Sormaya yeltendi fakat sonra -“Amaaan banane benim derdim başımdan aşkın” diyerek kafasını sağa çevirdi ve tabelaları okumaya başladı, bazen de yola baktı.
Bu sırada kendine dikiz aynasında bakan şoför “-Adam haklı hızlı gitmeliyim” dedi gaza basarken içinden tekrar “-Bu ne biçim gün be” dedi ve “Keşke Kral fm diye arabesk müzik çalan özel radyo istasyonu olsa da ben de onu dinlesem, sonra bütün radyolar kapansa da bende antenime siyah kurdele taksam protesto etsem, yeniden açılsalar” diye uzun bir dilekte bulundu., Bilmiyordu ki seneler sonra “-Keşke başka bir şey isteseydim” diyecekti
Onbeş dakika sonra hastaneye gelmişlerdi hastanenin önüne park eden taksi şoförü kendi kendini terkin etmişçesine artık ağlamıyordu, ama genç kız feryat figan bağırmaya devam ediyordu, adam ise hala telaşlıydı ve arabadan hızlıca inmeye çalıştı ama inemedi çünkü kapıyı açmamıştı, sonra kapıyı açtı ve dışarı çıktı arkaya doğru yöneldi ve genç kızın kolundan tutup dışarı çıkarmaya çalıştı ama yine kapıyı açmayı unuttuğundan bunu başaramamıştı sonra kapıyı açtı, genç kızı çıkardu ve hızla hastaneye doğru yöneldiler, taksi şoförü de arkalarından koşmaya başladı ve bağırdı
“-Hey, abi, bakarmasın”
Telaşlı adam arkasına baktı, genç kız ise nefes nefeseydi ve bir kolunu adamın omzuna dolamıştı
“-Ne oldu?” dedi, dediği anda parayı vermediği aklına geldi, tam elini cebine atmıştı ki…
Taksi şoförü :
“-Abi neden ağladığımı merak etmiyo musun?” diye sordu
Telaşlı, geç kızın kolu omzunda olan adam cevap verdi:
“-Hayır”
Taksi Şoförü :
“-Ama bunları okuyanlar merak etti, tek kendin varmışsın gibi düşünme” dedi
Telaşlı, yanındaki genç kızın kolu omzunda olan ve üşümeye başlayan adam cevap verdi
“-İyi söyle ama çabuk ol“
Taksi şoförü :
-Sarı renkli dört koltuklu Ferrari aldım herkes taksi zannediyo artık sıkıldım, bunaldım, psikolojim bozuldu sen de taksi deyince bir an kendimi koy verdim işte sonra ağladım
Telaşlı, yanındaki genç kızın kolu omzunda olan, üşümeye başlayan ve birde kızan genç adam cevap verdi :
-“Banane yaa, ben mi dur dedim sana?”
Halbuki O, “Hey taksi” ünlemiyle seslenmişti, sarı Ferrari’li adamda gocunmuştu.
Taksi şoförü zannedilen Ferrari sürücüsü yine ağlamaya başladı ve cevap verdi
-“Ne demişler, iyilik yap denize at, size iyilik yaramaz zaten, nankörler”
Karnında ne olduğu belli olmayan ve bu konuşmalar sırasında bağıran, öğüren ve boş zamanlarında kitap okuyan genç kız araya girdi :
-“Hadi be başlıcam şimdi sizin muhabbetinize ölüyorum beeennn”
Bu bağırışı duyan insanlar genç kıza merakla baktılar, esefle kınadılar, sevinçle zıpladılar,
Abdullah’la el sıkıştılar.
Sonra taksi şoförü zannedilen Ferrari sürücüsü de çalınabilme ihtimali yüzünden Ferrari’sine koşar adım gitmeye başladı, ve Ferrari’sine bindi tam o sırada kalabalık içinden bir ses yükseldi
“-Boşmusun?
Ferrari şoförü çok kızdı ve Sex’n beer yılında ne kadar küfür varsa hepsini alfabetik sıraya göre saydırdı. Sonra bu adamdan haber alınamadı zaten bu hikayede başrolde değildi ama şunu duyduk adı Bilge’ymiş, Ferrari’sini satmış ve birde kitap yazmış “FERRARİSİNİ SATAN BİLGE” adıyla.
Herneyse, Sonunda telaşlı genç adam ve genç kız hastaneye girmiş doğumhaneye bölümüne girmişler, ve telaşlı genç adam doktora şöyle söylemiş:
-Karım hamile, doğurmak üzere hemen ilgilenir misiniz?”
Doktor cevap vermiş :
-“Bizim işimiz bu beyefendi ama akşamları ud çalıyorum istersen gel odada sana biraz ud çalayım.
Telaşlı Genç Adam büyük bir şaşkınlıkla gözlerini açmış doktora bakmış ve içinden
“–Allah’ım bugün bütün cinsler benimi buluyo? diye sormuş
Doktor:
-“Bak düzgün konuş benle ilgilenmem karınla hee” diye bir tehdit savurmuş, savurduğu bu tehdit oradan geçen bir hemşirenin başına gelmiş hemşire orada bayılmış.
Telaşlı GençAdam içinden konuştuğunu zannederken sesli konuştuğunun farkına varmış ama geç olmuş, ne yapsın-mış olmuş-muş birkerey-miş, -miş, -muş
En nihayetinde Hamile olduğunu öğrendiğimiz genç kız odaya alınmış, yatağa yatırılmış, o bağıran çağıran, feryat figan, acı çeken genç kızdan eser kalmamış, sanki o gitmişte yerine süt dökmüş bir kedi gelmiş, hademe hemen kediyi yataktan kaldırmış “-Nerden geldi lan bu kedi?” diye söylenirken çarşafları değiştirmiş ve sonra hemşireler genç kızı başka yatağa koymuşlar, kediyi de dışarıya bırakmışlar
Doktor:
-“Buraya kediyi getireni bi bulursam …” diyerek Sex’n beer yılında içinde “Ebe” geçen bütün küfürleri söylemiş ve sonra kendisinde aynı işi yaptığını fark ederek susmuş, sonra telaşlı genç adama dönerek
-“Karının sancıları geçmiş ama her an yeniden başlayabilir sen yanında dur eğer bir hareketlenme olursa beni çağırırsın, ben şimdi holde baygın yatan hemşireyle ilgilenicem”. demiş
Genç Adam dışından seslice:
-“Tabi doktor bey” demiş
Doktor giderken arkalarından bakan çift kafalarını çevirince bir an göz göze gelmişler, Sonra kadın:
-“Aaa bu hastanede Televizyon var” demiş sonra eline kumandayı almış TRT1 ve TRT4 arasında zap yapmış sonra kocasına dönerek “- Kumadan nerden çıktı bilmiyorum ama televizyonun önüne mavi cam koymaları çok iyi olmuş Adams ailesini Siyah beyaz değil de Mavi olarak izlicem” demiş
Sonra konuşmaya başlamışlar.
Kocası:
“-Evet iyi düşünmüşler, sen kendini nasıl hissediyosun?
Kadın:
“-Bana hissedi “yosun” nasıl dersin he? Sensin yosun”
Adam:
“-Öyle demek istememiştim, yanlış anladın”
Kadın:
“-Sen “memiş” olabilirsin ama ben yosun değilim”
Adam
“-Öff tamam hamilesin ve alıngansın”
Kadın
“-Hayır ben hamile değilim sensin hamile”
Adam
“-Tamam benim hamile” demiş konuyu kapatmak için
Kadın:
“-Kimden hamilesin he? Neden benim haberim yok” diye çıkışmış
Adam gülerek:
“-Hadi sen uyu dinlen biraz” demiş
Kadın gözünü kapatır kapatmaz hemen uyumuş, adamda tam arkasına yaslanıp uyuyacakken odaya bir trafik polisi girmiş
Trafik polisi:
-“Abi siz Ferrari’yle giderken benimde repliklerim vardı sizi durduracaktım sonra konuşacaktım atladın abi.” diye serzenişte bulunmuş
Adam:
-“Hı öylemi? valla çok acelemiz vardı o yüzden” demiş
Trafik polisi ısrarla:
- Abi ben çok heyecanlıydım ilk defa oynuyorum böyle bir şey de şimdi söylesem olur mı? bak söylüyorum hatta demiş ve bütün replikleri söylemeye başlamış
-“Ehliyet ruhsat lütfen, -Çok hızlı gidiyordunuz, -Ceza yazmak zorundayım, -Evet, - Evet, -Öyle mi? Tamam.-Sağlıklı doğar inşallah –İsterseniz Eskortluk edeyim –Tamam –İyi günler,” diyerek bütün repliklerini söylemiş ve odayı terk etmiş
Adam –“Oh be demiş” ve uykuya dalmış, sabaha karşı 4:45 civarında tekrar bağırmaya başlayan hamile genç kızının sesiyle uyanmış, hemen doktorlara haber vermiş doktorlar kadını hemen doğumhaneye alıp küçük bir veletin dünyaya gözlerini açmasını sağlamışlar Pazar günü sabaha karşı 05:00 yani Year Me Are All “IK” Been 9 Face Sex’n Beer’de.
Bu velet de doğduğunda “ınga” ve buna benzeyen ağlama ismini verdiğimiz sesleri çıkarmış.
Bu ağlamaların tercümesi her bebek de olduğu gibi şudur
“-Hayır hayıııır kesmeyin onu ulan göbeğimi kestiniz kanım yerde kalmaz , Kim vurdu lan popoma, düz çevirin beni oğlum bak elimden bir kaza çıkacak , hey! burası neresi beni yerime koyun lan üşüyoruuumm, sizi gidi teşhirciler çabuk üstüme giyecek bir şey verin, bu içime çektiğim şey de ne? Daha önce yoktu böyle bir şey ne lan bu, bir alıp bir veriyorum hep böyle mi olacak koyun lan beni yerimeeee,”
İnsanlar bebekliklerine dair şeyleri neden hatırlamaz işte bu yüzden, çünkü her çocuk büyüyünce doktorunu yani ona bu eziyeti yapan kişiyi öldürmek veya dövmek isteyecektir.
Zaten bir bebeğin soğuk kanlı olabileceğini düşünebiliyor musunuz ? Öyle olsaydı şunları derdi :
-Herkese selam, beyaz önlüklü ablalarım ve ağabeylerim, kesin göbek bağımı biraz acıyacak ama sorun değil, büyüyünce unuturum, abi popoma yavaş vur ben ağlamıcam ama istiyosan bi ses çıkarabilirim, havluya sarın beni üşümeyeyim, bir yıkayın he şöyle, koyun şimdi beni o camdan şeyin içine, ohh be şöyle adam akıllı bir yatamadık aylardır iki büklüm durdum, artıklarla beslen, yok birisi kulağını dayar, birisi abuk sabuk sözler eder Kurtuldum yaa , 10 kere tekme attım anlamıyolar en sonunda çıktım Allah’a şükür.”
O gün Telaşlı Genç Adamla Karnı Şişkin Genç Kızın bir erkek çocuğu dünyaya gelmişti, Telaşlı adam artık Baba, Karnı şişkin kadın ise Anne adlarını almışlardı ve bu adları kimseye vermeye niyetleri yoktu çünkü çocukları çok sağlıklı, çok güzel ve sapasağlam doğmuştu ilk çocuk ve ilk torundu, bütün sülalede sevinç hakimdi, sonra sevinç hakimliği bırakıp başka mesleğe yönelmişti.
Not: İnsan hiç kendi doğum günü için kendine bir şey yazar mı? Evet yazar... işte yukarda
Başlık gün ay ve yıl... hikayenin içinde geçen olaylar tamamen hayal ürünüdür : )
İşte o gün herkes yollara çıkmış eldivenleri, kaşkolları, bereleri, montları, gocukları, çorapları, şapkaları, gocukları, atkıları, kulaklıkları, mp3 çalan sidi pileyırları ve yine gocuklarıyla etrafta dolaşıyorlardı kimileri işlerine gidiyor, kimileri geziyor, kimileri de “-Ulan neden dışarı çıkmıştım ben” diye düşünüp evlerine geri dönüyordu, o gün cumartesiydi kimsenin yarının ne getireceği hakkında bir bilgisi yoktu, çünkü kimse medyum değildi... Ama orada bir yerde bir şeyler oluyordu...
Sarı küçük müstakil bir evden 2 insan dışarı çıkmıştı ve aceleleri vardı, erkek olan hızlı adım atmaya çalışıyor ama yanındaki bayanı bırakmamak amacıyla kendini frenliyor ve yavaş adımlar atıyordu acaba nedendi? Adam 23 yaşında hatta 24’ten gün almış gibi görünen kumral uzun İspanyol saçlı mavi gözlü 1,65-70 boyunda biriydi yanındaki ise uzun siyah saçlı 19-20 yaşlarında ela gözlü bir genç kızdı ama onu diğer genç kızlardan ayıran bir farklılık vardı acaba neydi? Saçları mı? Gözleri mi? boyunun 1,70-75 olması mı? yoksa karnının diğer kızlara göre daha büyük olması mı? Neydi? Aman Allah’ım Neydi?
Ya bu genç kadın karnına yastık koyup gezmeyi seviyordu, ya da karnında gaz vardı, çünkü orantısız biçimde karnı şişmişti ve eliyle karnını tutuyordu yoksa parasını orada mı saklıyordu hı? bu tam bir muammaydı. İçinden çıkılmaz bir durum, bir sürü seçenek vardı ama cevap yoktu?
Bir süre sonra Genç adam, kızın kolonu bırakarak yola doğru koştu ve şu çok önemli cümleyi sarf etti:
-Heyyy Taksi
Bu lafı duyan şoförün gözleri yaşardı, yavaşça sağa çekti ve
-Bana mı dedin?
diye sordu
Telaşlı adam: “Evet sana dedim” dedi ve ekledi “Biraz bekle geliyoruz şimdi”
Taksi şoförü yaşaran gözlerine hakim olamadı ve şarıl şarıl ağlamaya başladı sonra cevap verdi:
-Tamam bekliyorum
Ama sonra Genç adam vazgeçti taksiye bindi ve “-Şu sokağa girelim” dedi gözü yaşlı taksi şoförü
“Tamam bayım” diye cevap verdi, bu taksici adam kesinlikle çok Amerikan filmi seyretmişti
Bu durumu hiç düşünmeye bile fırsatı olmayan genç adam karnında ne olduğunu bilmediğimiz kadının yanına koştu. Sonra düşündü ”-Ben biraz önce taksiye binmiştim şimdi niye koşuyorum” ama önemli değildi çünkü koşarak o genç kızın yanına gelmişti bile ve taksi de hemen önlerindeydi.
Genç adam kapıyı açmış ve kadının içeri girmesine yardım ediyordu ağlayan taksi şoförü onları yaşlı gözlerle seyrediyordu, sonra “Abi selpağın var mı?” diye telaşlı adama sordu, karnında bişey olan genç kız şoföre dik dik baktı ve bağırmaya başladı “ Aaaahhh , Oooffff “ ve “The aaahhhh and the Oooffff” taksi şoförü kadının ne demek istediğini anlamasa da onaylar gözlerle baktı ve kafasını aşağı yukarı sallayarak “Hı hı evet” dedi ve önüne döndü.
Sonunda herkes taksiye binmiş ve yerleşmişti arkada karnının neden şişkin olduğu ve neden bağırdı belli olmayan bir genç kız, önde neden ağladığı belli olmayan bir taksi şoförü ve yanında neden telaşlı olduğu belli olmayan genç bir adam vardı sonra telaşlı genç adam taksi şoförüne:
“-Bakırköy’e hastaneye gidicez, çabuk ol” dedi
Acaba ne olacaktı? Hangi hastaneye, neden gidiyorlardı? Taksimetre ne kadar yazacaktı? Kim şampiyon olacaktı? Dolar yükselecek mi yoksa düşecek mıydı?
Artık yoldaydılar ve gidiyordular, herkesin gözü yoldaydı, Telaşlı genç adam taksi şoförüne
“-Dur” dedi, taksi şoförü hemen durdu, telaşlı adam yoldaki gözleri aldı, taksiye tekrar bindi ve
“-Şimdi devam edebilirsin” dedi ve yola devam ettiler. Taksi şoförü hızının yarısı kadar mesafeyle öndeki arabayı takip ediyordu, emniyet kemeri takıyor ve bütün kurallara riayet ediyordu ama hala ağlıyordu, arkadaki gizem dolu genç kız ise her türlü ünlü ve ünsüz kuramına ters düşen bağırışlarla oturuyordu ve arada bir “-Geliyoooo, Geliyoooo” diyordu ama ne geldiğini söylemiyordu vahiy mi geliyordu? Aklına fikir mi geliyordu? Yoksa piyasaya sıcak para mı geliyordu? Bilinmiyordu ama bilinen tek şey bu bağırışlar acı içerikli bağırışlar olduğuydu çünkü telaşlı genç adam ”-Çabuk olsana yaaa, bas gaza görmüyo musun nasıl acı çektiini?” diye hönkürdü
ama bunu söylerken ilk defa aklına “Bu adam niye ağlıyor?” sorusu geldi. Sormaya yeltendi fakat sonra -“Amaaan banane benim derdim başımdan aşkın” diyerek kafasını sağa çevirdi ve tabelaları okumaya başladı, bazen de yola baktı.
Bu sırada kendine dikiz aynasında bakan şoför “-Adam haklı hızlı gitmeliyim” dedi gaza basarken içinden tekrar “-Bu ne biçim gün be” dedi ve “Keşke Kral fm diye arabesk müzik çalan özel radyo istasyonu olsa da ben de onu dinlesem, sonra bütün radyolar kapansa da bende antenime siyah kurdele taksam protesto etsem, yeniden açılsalar” diye uzun bir dilekte bulundu., Bilmiyordu ki seneler sonra “-Keşke başka bir şey isteseydim” diyecekti
Onbeş dakika sonra hastaneye gelmişlerdi hastanenin önüne park eden taksi şoförü kendi kendini terkin etmişçesine artık ağlamıyordu, ama genç kız feryat figan bağırmaya devam ediyordu, adam ise hala telaşlıydı ve arabadan hızlıca inmeye çalıştı ama inemedi çünkü kapıyı açmamıştı, sonra kapıyı açtı ve dışarı çıktı arkaya doğru yöneldi ve genç kızın kolundan tutup dışarı çıkarmaya çalıştı ama yine kapıyı açmayı unuttuğundan bunu başaramamıştı sonra kapıyı açtı, genç kızı çıkardu ve hızla hastaneye doğru yöneldiler, taksi şoförü de arkalarından koşmaya başladı ve bağırdı
“-Hey, abi, bakarmasın”
Telaşlı adam arkasına baktı, genç kız ise nefes nefeseydi ve bir kolunu adamın omzuna dolamıştı
“-Ne oldu?” dedi, dediği anda parayı vermediği aklına geldi, tam elini cebine atmıştı ki…
Taksi şoförü :
“-Abi neden ağladığımı merak etmiyo musun?” diye sordu
Telaşlı, geç kızın kolu omzunda olan adam cevap verdi:
“-Hayır”
Taksi Şoförü :
“-Ama bunları okuyanlar merak etti, tek kendin varmışsın gibi düşünme” dedi
Telaşlı, yanındaki genç kızın kolu omzunda olan ve üşümeye başlayan adam cevap verdi
“-İyi söyle ama çabuk ol“
Taksi şoförü :
-Sarı renkli dört koltuklu Ferrari aldım herkes taksi zannediyo artık sıkıldım, bunaldım, psikolojim bozuldu sen de taksi deyince bir an kendimi koy verdim işte sonra ağladım
Telaşlı, yanındaki genç kızın kolu omzunda olan, üşümeye başlayan ve birde kızan genç adam cevap verdi :
-“Banane yaa, ben mi dur dedim sana?”
Halbuki O, “Hey taksi” ünlemiyle seslenmişti, sarı Ferrari’li adamda gocunmuştu.
Taksi şoförü zannedilen Ferrari sürücüsü yine ağlamaya başladı ve cevap verdi
-“Ne demişler, iyilik yap denize at, size iyilik yaramaz zaten, nankörler”
Karnında ne olduğu belli olmayan ve bu konuşmalar sırasında bağıran, öğüren ve boş zamanlarında kitap okuyan genç kız araya girdi :
-“Hadi be başlıcam şimdi sizin muhabbetinize ölüyorum beeennn”
Bu bağırışı duyan insanlar genç kıza merakla baktılar, esefle kınadılar, sevinçle zıpladılar,
Abdullah’la el sıkıştılar.
Sonra taksi şoförü zannedilen Ferrari sürücüsü de çalınabilme ihtimali yüzünden Ferrari’sine koşar adım gitmeye başladı, ve Ferrari’sine bindi tam o sırada kalabalık içinden bir ses yükseldi
“-Boşmusun?
Ferrari şoförü çok kızdı ve Sex’n beer yılında ne kadar küfür varsa hepsini alfabetik sıraya göre saydırdı. Sonra bu adamdan haber alınamadı zaten bu hikayede başrolde değildi ama şunu duyduk adı Bilge’ymiş, Ferrari’sini satmış ve birde kitap yazmış “FERRARİSİNİ SATAN BİLGE” adıyla.
Herneyse, Sonunda telaşlı genç adam ve genç kız hastaneye girmiş doğumhaneye bölümüne girmişler, ve telaşlı genç adam doktora şöyle söylemiş:
-Karım hamile, doğurmak üzere hemen ilgilenir misiniz?”
Doktor cevap vermiş :
-“Bizim işimiz bu beyefendi ama akşamları ud çalıyorum istersen gel odada sana biraz ud çalayım.
Telaşlı Genç Adam büyük bir şaşkınlıkla gözlerini açmış doktora bakmış ve içinden
“–Allah’ım bugün bütün cinsler benimi buluyo? diye sormuş
Doktor:
-“Bak düzgün konuş benle ilgilenmem karınla hee” diye bir tehdit savurmuş, savurduğu bu tehdit oradan geçen bir hemşirenin başına gelmiş hemşire orada bayılmış.
Telaşlı GençAdam içinden konuştuğunu zannederken sesli konuştuğunun farkına varmış ama geç olmuş, ne yapsın-mış olmuş-muş birkerey-miş, -miş, -muş
En nihayetinde Hamile olduğunu öğrendiğimiz genç kız odaya alınmış, yatağa yatırılmış, o bağıran çağıran, feryat figan, acı çeken genç kızdan eser kalmamış, sanki o gitmişte yerine süt dökmüş bir kedi gelmiş, hademe hemen kediyi yataktan kaldırmış “-Nerden geldi lan bu kedi?” diye söylenirken çarşafları değiştirmiş ve sonra hemşireler genç kızı başka yatağa koymuşlar, kediyi de dışarıya bırakmışlar
Doktor:
-“Buraya kediyi getireni bi bulursam …” diyerek Sex’n beer yılında içinde “Ebe” geçen bütün küfürleri söylemiş ve sonra kendisinde aynı işi yaptığını fark ederek susmuş, sonra telaşlı genç adama dönerek
-“Karının sancıları geçmiş ama her an yeniden başlayabilir sen yanında dur eğer bir hareketlenme olursa beni çağırırsın, ben şimdi holde baygın yatan hemşireyle ilgilenicem”. demiş
Genç Adam dışından seslice:
-“Tabi doktor bey” demiş
Doktor giderken arkalarından bakan çift kafalarını çevirince bir an göz göze gelmişler, Sonra kadın:
-“Aaa bu hastanede Televizyon var” demiş sonra eline kumandayı almış TRT1 ve TRT4 arasında zap yapmış sonra kocasına dönerek “- Kumadan nerden çıktı bilmiyorum ama televizyonun önüne mavi cam koymaları çok iyi olmuş Adams ailesini Siyah beyaz değil de Mavi olarak izlicem” demiş
Sonra konuşmaya başlamışlar.
Kocası:
“-Evet iyi düşünmüşler, sen kendini nasıl hissediyosun?
Kadın:
“-Bana hissedi “yosun” nasıl dersin he? Sensin yosun”
Adam:
“-Öyle demek istememiştim, yanlış anladın”
Kadın:
“-Sen “memiş” olabilirsin ama ben yosun değilim”
Adam
“-Öff tamam hamilesin ve alıngansın”
Kadın
“-Hayır ben hamile değilim sensin hamile”
Adam
“-Tamam benim hamile” demiş konuyu kapatmak için
Kadın:
“-Kimden hamilesin he? Neden benim haberim yok” diye çıkışmış
Adam gülerek:
“-Hadi sen uyu dinlen biraz” demiş
Kadın gözünü kapatır kapatmaz hemen uyumuş, adamda tam arkasına yaslanıp uyuyacakken odaya bir trafik polisi girmiş
Trafik polisi:
-“Abi siz Ferrari’yle giderken benimde repliklerim vardı sizi durduracaktım sonra konuşacaktım atladın abi.” diye serzenişte bulunmuş
Adam:
-“Hı öylemi? valla çok acelemiz vardı o yüzden” demiş
Trafik polisi ısrarla:
- Abi ben çok heyecanlıydım ilk defa oynuyorum böyle bir şey de şimdi söylesem olur mı? bak söylüyorum hatta demiş ve bütün replikleri söylemeye başlamış
-“Ehliyet ruhsat lütfen, -Çok hızlı gidiyordunuz, -Ceza yazmak zorundayım, -Evet, - Evet, -Öyle mi? Tamam.-Sağlıklı doğar inşallah –İsterseniz Eskortluk edeyim –Tamam –İyi günler,” diyerek bütün repliklerini söylemiş ve odayı terk etmiş
Adam –“Oh be demiş” ve uykuya dalmış, sabaha karşı 4:45 civarında tekrar bağırmaya başlayan hamile genç kızının sesiyle uyanmış, hemen doktorlara haber vermiş doktorlar kadını hemen doğumhaneye alıp küçük bir veletin dünyaya gözlerini açmasını sağlamışlar Pazar günü sabaha karşı 05:00 yani Year Me Are All “IK” Been 9 Face Sex’n Beer’de.
Bu velet de doğduğunda “ınga” ve buna benzeyen ağlama ismini verdiğimiz sesleri çıkarmış.
Bu ağlamaların tercümesi her bebek de olduğu gibi şudur
“-Hayır hayıııır kesmeyin onu ulan göbeğimi kestiniz kanım yerde kalmaz , Kim vurdu lan popoma, düz çevirin beni oğlum bak elimden bir kaza çıkacak , hey! burası neresi beni yerime koyun lan üşüyoruuumm, sizi gidi teşhirciler çabuk üstüme giyecek bir şey verin, bu içime çektiğim şey de ne? Daha önce yoktu böyle bir şey ne lan bu, bir alıp bir veriyorum hep böyle mi olacak koyun lan beni yerimeeee,”
İnsanlar bebekliklerine dair şeyleri neden hatırlamaz işte bu yüzden, çünkü her çocuk büyüyünce doktorunu yani ona bu eziyeti yapan kişiyi öldürmek veya dövmek isteyecektir.
Zaten bir bebeğin soğuk kanlı olabileceğini düşünebiliyor musunuz ? Öyle olsaydı şunları derdi :
-Herkese selam, beyaz önlüklü ablalarım ve ağabeylerim, kesin göbek bağımı biraz acıyacak ama sorun değil, büyüyünce unuturum, abi popoma yavaş vur ben ağlamıcam ama istiyosan bi ses çıkarabilirim, havluya sarın beni üşümeyeyim, bir yıkayın he şöyle, koyun şimdi beni o camdan şeyin içine, ohh be şöyle adam akıllı bir yatamadık aylardır iki büklüm durdum, artıklarla beslen, yok birisi kulağını dayar, birisi abuk sabuk sözler eder Kurtuldum yaa , 10 kere tekme attım anlamıyolar en sonunda çıktım Allah’a şükür.”
O gün Telaşlı Genç Adamla Karnı Şişkin Genç Kızın bir erkek çocuğu dünyaya gelmişti, Telaşlı adam artık Baba, Karnı şişkin kadın ise Anne adlarını almışlardı ve bu adları kimseye vermeye niyetleri yoktu çünkü çocukları çok sağlıklı, çok güzel ve sapasağlam doğmuştu ilk çocuk ve ilk torundu, bütün sülalede sevinç hakimdi, sonra sevinç hakimliği bırakıp başka mesleğe yönelmişti.
Not: İnsan hiç kendi doğum günü için kendine bir şey yazar mı? Evet yazar... işte yukarda
Başlık gün ay ve yıl... hikayenin içinde geçen olaylar tamamen hayal ürünüdür : )
Vs... vs... vs... vs...
Kalk, Tuvalete git, Banyoya git, Çay iç, Fıstık Ezmesi ye, 426. Kanalı aç, Müzik dinle, İşe git, playlist hazırla, telefon et, 96.2 Radyo Eksen dinle, İpek arıbaş dinle, stüdyoyu ayarla, Ayça Şen Başkan dinle, Yemek ye, Snickers ye, Elma suyu iç, Crax yeşil pakette baharatlı kraker ye, Asprin al, fantastik-korku içerikli kitabından en az 3 sayfa yaz ya da romantik-komedi tarazı senaryonu yazmaya devam et, aklına gelen yeni bir şey varsa kaydet, stüdyoya git(in), 2 saat çalış(ın), yeni şarkıları kaydet(in), eve gel, en az yarım saat gitarla çalış, şarkılarına çalış, bilgisayarı aç, the man who sold the world, come as you are, yellow ledbetter, down in a hole, interstate love song, black hole sun, i am the highway, fall to pieces, vs... dinle, Call of Dutty 2, NHL 06 ya da FM 06 oyna, web sayfanı yap, msn’i aç, arkadaşlarınla konuş, yazılarını sitelere ekle, sitelere göz gezdir, maillerine bak, Müebbet Muhabbet’i seyret, South Park’ı, The X Files’ı, Curb your Enthusiasm seyret, derslerine çalış, okula git, keman solfej dersine git, Sinemaya git ya da cd al, elemanlarla buluş, programına hazırlan, 10:30’da başla(yın) 3:30’da bitir(in), redbull iç, sohbet et, sıcak çikolata iç, eve git, dinlen, tekrar başa dön
Bir haftalık maratonum böyle,... yukarda yazılanlar ayrı ayrı günlere sığdırdığım şeyler, uykuyu sevmediğim için şanslıyım, bünyemin de maşallahı var....
Ayrıca günlerin 30 saate çıkması için imza kampanyası başlattım, şu ana kadar tek imza veren benim :(
işte öyleyken böyle
Bir haftalık maratonum böyle,... yukarda yazılanlar ayrı ayrı günlere sığdırdığım şeyler, uykuyu sevmediğim için şanslıyım, bünyemin de maşallahı var....
Ayrıca günlerin 30 saate çıkması için imza kampanyası başlattım, şu ana kadar tek imza veren benim :(
işte öyleyken böyle
4 Haziran 2006
Bir Takım Hayat Olguları ???
Yaşadığımız yerlerde, yaptığımız yolculuklarda, Televizyonlarda, gözümüzün gördüğü her yerde karşımıza bir sürü uyarı , reklam, duvar yazısı ve basma kalıp sözler çıkar.ve bu hepimizin karşılaştığı cümlelerin bir kaçını inceliyorum şimdi…Bunlar benim en çok güldüklerim.
1-Bir yerde sıra bekliyorsunuzdur, işlemi yapan kişi şunu der:
“- Sıradan biri gelsin lütfen”
İşte ben bu cümleyi duyunca genelde şu espriyi yaparım;
“-Ben sıradan biri değilim çok özelim, arkamdaki geçsin o çok sıradan” ya da yanımda arkadaşım varsa onu işaret ederek söylediğimde olur. (tanımadığınız birine yaparsanız %50 kavga ihtimaliniz olduğunu unutmayınız :)
2-Otobüslerdeki “İmdat Çekici” hakkında (Bunlar biraz soğuk ama ben yaparım yine)
“-İmdaaaaatt !!! çekici gelmiş arabayı yanlış yere park ettik demiştim” ya da
Yine yanımda arkadaşım varsa
“-Oğlum kalk buradan buraya sadece çekici güzellikteki bayanlar oturur”
bir başka espri (buz gibi)
“-İmdat çekici, dikkat çekiciyle akraba mı?” (sevdiklerinize yapmayın)
3-Kırtasiye ve bilgisayar mağazalarında “Kartuş ve Tonerleriniz alınır” :
“-Geçen gün benim kartuşla konuşuyorum dedim çok pahalısın, hemen alındı”
“-Çok alınganlar bi söz söylemeye glmiyo”
4-Çeşitli Büfelerde “Bilet bulunur” :
“-Abi benim biletim kayboldu, dikdörtgen, kenarları beyaz üzerinde kırmızı, mavi renkler var harfler var falan, bulabilir misin?”
5-Annelerimiz “Bak, yemezsen arkandan ağlarlar"
Küçüklüğümden beri bu laf saçma gelmiştir bütün yemekler mazoşistmi?
“-Ye beni n’olur, bir kaşık daha al, ısır beni, acı çektir, öğüt beni (sonra ağlamaya başlıyorlar) hani filmlerde vardır ya psikopat tipler ağlarken gülmeye başlarlar yemeklerimizin öyle olduğunu düşünmek istemiyorum özellikle köftelerin.
Devam edecek…
1-Bir yerde sıra bekliyorsunuzdur, işlemi yapan kişi şunu der:
“- Sıradan biri gelsin lütfen”
İşte ben bu cümleyi duyunca genelde şu espriyi yaparım;
“-Ben sıradan biri değilim çok özelim, arkamdaki geçsin o çok sıradan” ya da yanımda arkadaşım varsa onu işaret ederek söylediğimde olur. (tanımadığınız birine yaparsanız %50 kavga ihtimaliniz olduğunu unutmayınız :)
2-Otobüslerdeki “İmdat Çekici” hakkında (Bunlar biraz soğuk ama ben yaparım yine)
“-İmdaaaaatt !!! çekici gelmiş arabayı yanlış yere park ettik demiştim” ya da
Yine yanımda arkadaşım varsa
“-Oğlum kalk buradan buraya sadece çekici güzellikteki bayanlar oturur”
bir başka espri (buz gibi)
“-İmdat çekici, dikkat çekiciyle akraba mı?” (sevdiklerinize yapmayın)
3-Kırtasiye ve bilgisayar mağazalarında “Kartuş ve Tonerleriniz alınır” :
“-Geçen gün benim kartuşla konuşuyorum dedim çok pahalısın, hemen alındı”
“-Çok alınganlar bi söz söylemeye glmiyo”
4-Çeşitli Büfelerde “Bilet bulunur” :
“-Abi benim biletim kayboldu, dikdörtgen, kenarları beyaz üzerinde kırmızı, mavi renkler var harfler var falan, bulabilir misin?”
5-Annelerimiz “Bak, yemezsen arkandan ağlarlar"
Küçüklüğümden beri bu laf saçma gelmiştir bütün yemekler mazoşistmi?
“-Ye beni n’olur, bir kaşık daha al, ısır beni, acı çektir, öğüt beni (sonra ağlamaya başlıyorlar) hani filmlerde vardır ya psikopat tipler ağlarken gülmeye başlarlar yemeklerimizin öyle olduğunu düşünmek istemiyorum özellikle köftelerin.
Devam edecek…
BEYİN FIRTINASI (Bir ananın feryadı)
Selam, ben Hatce, ismini vermek istemediğim bir köyde halen ırgat olarak çalışmaktayım, 8 tane çocuğum var 1 tane de karnımda... biraz önce acıktım ve yedim şaka gız şaka, Ay em pıregnınt demek istedim; Boyu devrilesice bir beyim var ve hiç çalışmaz kahvelerde sürter okeymiydi neydi ondan oynar ipsiz sapsız herifin tekidir, akşamlara eve geldiğinde eğer yorgunluktan uyuyup kalmışsam çok sinirlenir, beni uyandırır ve döver, çok sinirlenince fırtına gibi eser dürler,
benim beyin fırtınası çok kötüdür sizin anlayacağınız, her tarafım yara ve bereyle doludur bende bu bereleri biriktirip kışın pazarda satıyorum.
Yine böyle günlerden birinde sağolsun dı men hu sold dı vörld evladım bana geldi
-Teyze senden bir bere alıcam, kaç para? dedi
bende fiyatını söyledim hiç pazarlık yapmadan aldı, sonra
-Ne bu halin dedi? bende bizim beyin fırtınasını anlattım. Çok sinirlendi , ama beni
-Alıştım artık evladım benim artık sinek ısırığı gibi geliyor dedim O da Bilok muydu? Bılok muydu neydi orda içini dökebilirsin dedi. Bende
-Sağol evladım burada kenef var zaten oraya yaparım ben dedim
ilk önce güldü niye güldü anlamadım ama sonra
-Yok teyze öyle değil ben sana anlatacağım ne yapman gerektiğinidedi sonra anlattı bundan böyle benim beyin fırtınasıyla bana neler yaptığını ne sıkıntılar çektirdiğini ne badireler atlattığımı burada anlatıcam, tabi ilk önce dı men hu sold dı vörld evladımdan peşinatımı almam gerekiyo. Şimdilik sağlıcakla kalın evlatlarım. ocakta yemeğim var gitmem lazım
benim beyin fırtınası çok kötüdür sizin anlayacağınız, her tarafım yara ve bereyle doludur bende bu bereleri biriktirip kışın pazarda satıyorum.
Yine böyle günlerden birinde sağolsun dı men hu sold dı vörld evladım bana geldi
-Teyze senden bir bere alıcam, kaç para? dedi
bende fiyatını söyledim hiç pazarlık yapmadan aldı, sonra
-Ne bu halin dedi? bende bizim beyin fırtınasını anlattım. Çok sinirlendi , ama beni
-Alıştım artık evladım benim artık sinek ısırığı gibi geliyor dedim O da Bilok muydu? Bılok muydu neydi orda içini dökebilirsin dedi. Bende
-Sağol evladım burada kenef var zaten oraya yaparım ben dedim
ilk önce güldü niye güldü anlamadım ama sonra
-Yok teyze öyle değil ben sana anlatacağım ne yapman gerektiğinidedi sonra anlattı bundan böyle benim beyin fırtınasıyla bana neler yaptığını ne sıkıntılar çektirdiğini ne badireler atlattığımı burada anlatıcam, tabi ilk önce dı men hu sold dı vörld evladımdan peşinatımı almam gerekiyo. Şimdilik sağlıcakla kalın evlatlarım. ocakta yemeğim var gitmem lazım
2 Haziran 2006
ÖLÜ'M
Sevdiğimiz insanlar vardır, Ölürler
Çok yakındır ya da uzaktır ama ölürler
Hastadırlar, sağlıklıdırlar ama ölürler
Gençtirler, yaşlıdırlar ama ölürler
Bütün ölümler zamansızdır
Bütün ölümler ağlatır
Bütün ölümler ansızın gelir
Ölümler ölen için bir kere
Yaşayanlar için her düşündüğündedir
Ölüm çok yakınımızda hep bizle yaşar
Hiç bakmayız yüzüne, görmeyiz
Hiç kimse ölmeyecekmiş gibi düşünürüz
Bize göre Sevdiklerimiz hep yaşayacaktır
Ama ölüm bunun öyle olmadığını öğretir
Üzülürüz, ağlarız, anarız, unutamayız
Ölüm tekdir
Ölen sevdiğimiz bir daha asla yaşamaz
Bir daha konuşmaz, bir daha bakmaz
Bir daha elimizi tutmaz, bir daha sarılmaz
Ölüm, ölen için noktadır, sonra üç nokta
Yaşayan için soru içareti, ünlem
Koskoca yaşanmışlığın, bir defterin
Bir kitabın bittiğinde koyulan son noktadır
Ölüm sevdiklerimize yakışmaz
Beğenmeyiz, İnanamayız.
Ama sevdiğimizin adı artık “Ölü”dür
Ölüler soğuktur,
Ölüler serttir, kaskatıdır
Ölüler ağırdır,
Ölüler beyazdır,
Ölülerin gözleri kapalıdır,
Bazen açıktır
Ölüler morg da yatar
Ölüler oradan çıkarılır
Kendileri çıkamaz
Ölüler taşınır,
Kendileri gidemez
Soğuk mermerin üzerine yatırılır
Ölüler hissedemez
Ölüler çırılçıplaktır
Utanamazlar, ölülüler utanamaz
Ölüler yıkanır
Kendileri yıkanamazlar
Sünger, eldiven, sabun, sıcak su
Ölüler çözülür, yumuşar
Ölüleri erkekler yıkar,
Ölüleri erkek çocukları yıkar.
Nazik olunmalıdır,
Ölü vücuduna zarar verilmemelidir
Ve yıkama biter,
Geriye oda ki buhar,
Sıcak su ve sabunun kokusu kalır.
Ölüler terlemez.
Ölülere kefen giydirirler
Kendileri giyemez
Kefen bembeyazdır, son giysisidir
Ölüler seçemez
Hoca kefene sarar
“Son kez görmek isteyen var mı?” diye sorar,
Yüzünü son kez görmek çok acıdır
Son kez göreceğini bilmek çok acıdır
O an kanın donar, kalbin daha hızlı atar
Ölülerin kalbi çoktan durmuştur
Herkes yürüyerek çıkar
Ölüler yürüyemez
Ölülerin tabutu vardır
Yaşarken hiç kullanmadığı,
Şimdi kullanırken anlamadığı,
Sadece birkaç kilometre için bir tabut.
Ölüler tabuta yatırılır
Kendileri yatamaz
Tabutların içinde, köşelerinde
dört tane sürgü vardır
Onlar kapatılır
Ölüler kapatamaz
Tabutun kapağı ölünün üstüne kapatılır
Ölüler kefenin içinde öylece durur
Tabutun üstüne, ölünün kafası bölümüne
Havlu konulur
Havlunun üstüne üzerinde Allah yazan
Yeşil örtü.
Raptiyelerle tabuta tutturulur
Ölüler kefenin içinde öylece durur
Tabut kaldırılır, içinde sevdiğimiz vardır
Tabut, içindeki ölünün kafası doğrultusunda götürülür
Ölüler gidemez
Tabut ağırdır her köşesinde
taşıyanların elleri, omuzları vardır
Tabut dört kolludur.
Tabut belediyenin yeşil cenaze arabasına koyulur
Arabanın arkası sadece ölüye aittir
Tabutun konulduğu yer üç raylıdır
Kaldırıp itersin,
Kaldırıp itersin,
Ve kaldırıp itersin...
Ölülerin canı acımaz
Ve üzerinden kemeri geçirirsin
Tabut kıpırdamaz
Tabut hazırdır, camiye gidecektir
Sevenleri arkada, sevdikleri tabutta
Yol başlar, şeritler vardır, arabalar, insanlar...
Ölüler göremez, seyredemez
Son kez turlarlar o yolu
Belki defalarca geçtiği
Geçerken aklı çeşit çeşit düşünceyle
dolu olduğu o yolu
Ama ölüler düşünemezler
Sevdikleri düşünür
“Bu onun son yolculuğu”
Tabut öndedir, sevdikleri arkada
Yanından arabalar geçer, bulutlar geçer
zaman geçer...
Ölüler saate bakamazlar
Tabut karanlıktır, ölü yalnızdır
Camiye getirilir, avluya koyulur
Namaz saati beklenir
Tabutun başında bir kişi bekler
Dua ederler, taziyeler, gül suyu, çiçekler
Sevdikleri Tabuta sarılır, ağlarlar
Herkesin pişmanlıkları vardır,
Keşkeleri,
Belkileri,
Yapamadıkları, yaptıkları
Artık çok geçtir
Dönüş yoktur
Ağlarlar, Dua ederler
Ölüler cevap veremez
Çelenkler gönderilmiştir
İçinde çiçekler
Ölüler koklayamaz
Ezan okunur, namaz kılınır
Tabut tekrar kaldırılır
Cenaze arabasına koyulur
Ölüler, Yaşarken oturduğu eve götürülür
Son kez evinin önünde durur
Herkes toplanır, herkes ağlar
Ölüler ağlayamaz
Dualar okunur
Hoca sorar,
“Hakkınızı Helal Ediyor musunuz?”
Geride kalanlar
“Helal Olsun” derler
Hoca sorar,
“Merhumu nasıl bilirdiniz?”
Geride kalanlar
“İyi” bildiklerini söylerler
En son Fatiha okunur
Eşler ağlar, çocuklar ağlar,
Torunlar ağlar, kardeşler ağlar,
Teyzeler, dayılar, arkadaşlar
Herkes ağlar
Ölüler ağlayamaz
Cenaze arabası son kez yola çıkar
Ölü Bu sefer yeni ikametgahına götürülür
Ölüler taşındığı adresi bilemez
Cenaze arabasının son durağı mezarlıktır
Sevdikleri el atar, tabutu taşırlar,
son görevlerini yaparlar
Tabut topraktaki çukurun yanına koyulur
Raptiyeler çıkarılır, örtü ve havlu kaldırılır
Tabutun kapağı açılır
Son kez havayla, güneşle, seslerle, muhatap olur
Kefen içindeki ölü
Ama ölüler bunları hissedemez
Kefen içinde durur sevdiğimiz
Son kez görürüz bu kefeni.
Yaşarken son kez.
Erkek olan en yakınları çağırılır
Kefenin ayak tarafından,
Bel tarafından,
Ve kafa tarafından tutarak
Sarsmadan, yavaşca
dünyanın sonuna kadar
Hatta sonun da sonuna kadar yatacağı yere koyarlar
Yeni adresi, evi, yatağı, her şeyi orasıdır
Son kez sevdikleri ona dokunur
Ölüler dokunamaz
Toprağın içinde yüz üstü yatar
Sol tarafı yukarda kalacak şekilde
Kefen içindeki bedeni yana çeviriler.
Üzerine çapraz olarak tahtalar koyulur
Sevdiğimiz artık görünmez
Üzerine küreklerle toprak atılır
Atılır... atılır... atılır...
En sonunda bir tümsek oluşur
Dualar edilir...
Bir bidon su vardır, alır sevdikleri
Sırayla, başından ayağına kadar
Toprağın üstüne dökerler
Dualar edilir
Artık her şey bitmiştir
Mezarın içinde duran sevdiğimiz kişinin bedeni
Geride kalanlar için
Toprak ve mezar taşıdır
Artık O,
Geride kalanların
Kalplerinde sevgi, akıllarında anı, gözlerinde suret
Kulaklarında ses, dillerinde sözlerle
Hatırlanacaktır, Hep yaşayacaktır
Dünya yaşamı bitmiş olsa da
Hep yaşayacaktır
Geride kalanlar tarafından yaşatılacaktır.
Çok sevdiğimiz ölse de
Bizim çok sevdiğimiz olarak kalacaktır
Eve gitmek için yola çıkılıp
Mezar arkada bırakılırken
Herkes suskun, herkes düşünüyor olacaktır
Çok sevdiğimiz O kişinin bize son öğrettiği
Hayatın bir gün mutlaka ama mutlaka bittiği olacaktır
Farkında olmamızı sağlayacaktır
Yaşayanlar bunu unutsa da
Ölümler hep hatırlatacaktır.
Ölüler ölümü tatmıştır.
Onlar için
Havanın, suyun, yemeğin, giyimin, sevginin, sevincin, üzüntünün
Aşkın, İşin, paranın, müziğin, güzelliğin, çirkinliğin
Hiçbir anlamı yoktur
Sadece Dualar gereklidir.
Huzurlu olmasını sağlamak için
Çünkü O ölü bizim sevdiğimizdir
Ölümler en uzun yaşamdan daha uzundur.
Sadece Gri’yim
Çok yakındır ya da uzaktır ama ölürler
Hastadırlar, sağlıklıdırlar ama ölürler
Gençtirler, yaşlıdırlar ama ölürler
Bütün ölümler zamansızdır
Bütün ölümler ağlatır
Bütün ölümler ansızın gelir
Ölümler ölen için bir kere
Yaşayanlar için her düşündüğündedir
Ölüm çok yakınımızda hep bizle yaşar
Hiç bakmayız yüzüne, görmeyiz
Hiç kimse ölmeyecekmiş gibi düşünürüz
Bize göre Sevdiklerimiz hep yaşayacaktır
Ama ölüm bunun öyle olmadığını öğretir
Üzülürüz, ağlarız, anarız, unutamayız
Ölüm tekdir
Ölen sevdiğimiz bir daha asla yaşamaz
Bir daha konuşmaz, bir daha bakmaz
Bir daha elimizi tutmaz, bir daha sarılmaz
Ölüm, ölen için noktadır, sonra üç nokta
Yaşayan için soru içareti, ünlem
Koskoca yaşanmışlığın, bir defterin
Bir kitabın bittiğinde koyulan son noktadır
Ölüm sevdiklerimize yakışmaz
Beğenmeyiz, İnanamayız.
Ama sevdiğimizin adı artık “Ölü”dür
Ölüler soğuktur,
Ölüler serttir, kaskatıdır
Ölüler ağırdır,
Ölüler beyazdır,
Ölülerin gözleri kapalıdır,
Bazen açıktır
Ölüler morg da yatar
Ölüler oradan çıkarılır
Kendileri çıkamaz
Ölüler taşınır,
Kendileri gidemez
Soğuk mermerin üzerine yatırılır
Ölüler hissedemez
Ölüler çırılçıplaktır
Utanamazlar, ölülüler utanamaz
Ölüler yıkanır
Kendileri yıkanamazlar
Sünger, eldiven, sabun, sıcak su
Ölüler çözülür, yumuşar
Ölüleri erkekler yıkar,
Ölüleri erkek çocukları yıkar.
Nazik olunmalıdır,
Ölü vücuduna zarar verilmemelidir
Ve yıkama biter,
Geriye oda ki buhar,
Sıcak su ve sabunun kokusu kalır.
Ölüler terlemez.
Ölülere kefen giydirirler
Kendileri giyemez
Kefen bembeyazdır, son giysisidir
Ölüler seçemez
Hoca kefene sarar
“Son kez görmek isteyen var mı?” diye sorar,
Yüzünü son kez görmek çok acıdır
Son kez göreceğini bilmek çok acıdır
O an kanın donar, kalbin daha hızlı atar
Ölülerin kalbi çoktan durmuştur
Herkes yürüyerek çıkar
Ölüler yürüyemez
Ölülerin tabutu vardır
Yaşarken hiç kullanmadığı,
Şimdi kullanırken anlamadığı,
Sadece birkaç kilometre için bir tabut.
Ölüler tabuta yatırılır
Kendileri yatamaz
Tabutların içinde, köşelerinde
dört tane sürgü vardır
Onlar kapatılır
Ölüler kapatamaz
Tabutun kapağı ölünün üstüne kapatılır
Ölüler kefenin içinde öylece durur
Tabutun üstüne, ölünün kafası bölümüne
Havlu konulur
Havlunun üstüne üzerinde Allah yazan
Yeşil örtü.
Raptiyelerle tabuta tutturulur
Ölüler kefenin içinde öylece durur
Tabut kaldırılır, içinde sevdiğimiz vardır
Tabut, içindeki ölünün kafası doğrultusunda götürülür
Ölüler gidemez
Tabut ağırdır her köşesinde
taşıyanların elleri, omuzları vardır
Tabut dört kolludur.
Tabut belediyenin yeşil cenaze arabasına koyulur
Arabanın arkası sadece ölüye aittir
Tabutun konulduğu yer üç raylıdır
Kaldırıp itersin,
Kaldırıp itersin,
Ve kaldırıp itersin...
Ölülerin canı acımaz
Ve üzerinden kemeri geçirirsin
Tabut kıpırdamaz
Tabut hazırdır, camiye gidecektir
Sevenleri arkada, sevdikleri tabutta
Yol başlar, şeritler vardır, arabalar, insanlar...
Ölüler göremez, seyredemez
Son kez turlarlar o yolu
Belki defalarca geçtiği
Geçerken aklı çeşit çeşit düşünceyle
dolu olduğu o yolu
Ama ölüler düşünemezler
Sevdikleri düşünür
“Bu onun son yolculuğu”
Tabut öndedir, sevdikleri arkada
Yanından arabalar geçer, bulutlar geçer
zaman geçer...
Ölüler saate bakamazlar
Tabut karanlıktır, ölü yalnızdır
Camiye getirilir, avluya koyulur
Namaz saati beklenir
Tabutun başında bir kişi bekler
Dua ederler, taziyeler, gül suyu, çiçekler
Sevdikleri Tabuta sarılır, ağlarlar
Herkesin pişmanlıkları vardır,
Keşkeleri,
Belkileri,
Yapamadıkları, yaptıkları
Artık çok geçtir
Dönüş yoktur
Ağlarlar, Dua ederler
Ölüler cevap veremez
Çelenkler gönderilmiştir
İçinde çiçekler
Ölüler koklayamaz
Ezan okunur, namaz kılınır
Tabut tekrar kaldırılır
Cenaze arabasına koyulur
Ölüler, Yaşarken oturduğu eve götürülür
Son kez evinin önünde durur
Herkes toplanır, herkes ağlar
Ölüler ağlayamaz
Dualar okunur
Hoca sorar,
“Hakkınızı Helal Ediyor musunuz?”
Geride kalanlar
“Helal Olsun” derler
Hoca sorar,
“Merhumu nasıl bilirdiniz?”
Geride kalanlar
“İyi” bildiklerini söylerler
En son Fatiha okunur
Eşler ağlar, çocuklar ağlar,
Torunlar ağlar, kardeşler ağlar,
Teyzeler, dayılar, arkadaşlar
Herkes ağlar
Ölüler ağlayamaz
Cenaze arabası son kez yola çıkar
Ölü Bu sefer yeni ikametgahına götürülür
Ölüler taşındığı adresi bilemez
Cenaze arabasının son durağı mezarlıktır
Sevdikleri el atar, tabutu taşırlar,
son görevlerini yaparlar
Tabut topraktaki çukurun yanına koyulur
Raptiyeler çıkarılır, örtü ve havlu kaldırılır
Tabutun kapağı açılır
Son kez havayla, güneşle, seslerle, muhatap olur
Kefen içindeki ölü
Ama ölüler bunları hissedemez
Kefen içinde durur sevdiğimiz
Son kez görürüz bu kefeni.
Yaşarken son kez.
Erkek olan en yakınları çağırılır
Kefenin ayak tarafından,
Bel tarafından,
Ve kafa tarafından tutarak
Sarsmadan, yavaşca
dünyanın sonuna kadar
Hatta sonun da sonuna kadar yatacağı yere koyarlar
Yeni adresi, evi, yatağı, her şeyi orasıdır
Son kez sevdikleri ona dokunur
Ölüler dokunamaz
Toprağın içinde yüz üstü yatar
Sol tarafı yukarda kalacak şekilde
Kefen içindeki bedeni yana çeviriler.
Üzerine çapraz olarak tahtalar koyulur
Sevdiğimiz artık görünmez
Üzerine küreklerle toprak atılır
Atılır... atılır... atılır...
En sonunda bir tümsek oluşur
Dualar edilir...
Bir bidon su vardır, alır sevdikleri
Sırayla, başından ayağına kadar
Toprağın üstüne dökerler
Dualar edilir
Artık her şey bitmiştir
Mezarın içinde duran sevdiğimiz kişinin bedeni
Geride kalanlar için
Toprak ve mezar taşıdır
Artık O,
Geride kalanların
Kalplerinde sevgi, akıllarında anı, gözlerinde suret
Kulaklarında ses, dillerinde sözlerle
Hatırlanacaktır, Hep yaşayacaktır
Dünya yaşamı bitmiş olsa da
Hep yaşayacaktır
Geride kalanlar tarafından yaşatılacaktır.
Çok sevdiğimiz ölse de
Bizim çok sevdiğimiz olarak kalacaktır
Eve gitmek için yola çıkılıp
Mezar arkada bırakılırken
Herkes suskun, herkes düşünüyor olacaktır
Çok sevdiğimiz O kişinin bize son öğrettiği
Hayatın bir gün mutlaka ama mutlaka bittiği olacaktır
Farkında olmamızı sağlayacaktır
Yaşayanlar bunu unutsa da
Ölümler hep hatırlatacaktır.
Ölüler ölümü tatmıştır.
Onlar için
Havanın, suyun, yemeğin, giyimin, sevginin, sevincin, üzüntünün
Aşkın, İşin, paranın, müziğin, güzelliğin, çirkinliğin
Hiçbir anlamı yoktur
Sadece Dualar gereklidir.
Huzurlu olmasını sağlamak için
Çünkü O ölü bizim sevdiğimizdir
Ölümler en uzun yaşamdan daha uzundur.
Sadece Gri’yim
Kaydol:
Yorumlar (Atom)