2 Ekim 2008

aRı

Çok sıcak bir güne uyandım, hala yatağımdaydım gözlerimi açtım, ilk gördüğüm şey güneş oldu, perdeler açık ama içeri küçücük bir esinti bile girmiyor, yeni doğmuş bir bebeğin ışıkla tanıştığı o an gibi hissediyorum, gözlerimi ovuşturuyorum, neden kalkmak zorundayım onu düşünüyorum aklıma gitmem gereken bir iş geliyor saate bakıyorum 11:14 “-hasss...” diyorum çok geç kalmışım telefonuma bakıyorum 7 cevapsız çağrı 2 mesaj “kesin patron çıldırmıştır” diye düşünüyorum numaralara bakınca patronumun değil başkasının numarası olduğunu görüyorum ilk çağrı 01:01’de ikincisi ise 02:02’de yedincisi 07:07’de ve ben hiçbirini duymamışım, “bu da kim?” diye içimden geçirirken iki mesaja da baktım ikisinde de aynı şey yazıyor “ Kararını ver korkuyorum, seni kaybetmek istemiyorum “ bu numara kimin diye düşünürken telefonumda 07.09.2008 Pazar yazdığını gördüm, “-Bugün Pazar mı?” diye hayretle kendime sordum, sonra rahatladım ve uyumak için gözlerimi kapadım yorganı tekrar üstüme çektim ama bu seferde çağrılar ve mesajlar kafama takıldı, benim verilecek bir kararım yok diye düşünürken “bu herkimse bari yanlış numarayı aradığını bilsin” dedim, tekrar doğrulup telefonu elime aldım ve numarayı aradım, üç kere çaldı ama açılmadı, “herhalde yanlış numarayı aradığını anladı” Dedim ve telefonu bıraktım sonra tekrar uyumaya çalıştım ama beceremedim uykum kaçmıştı, ayağa kalkıp gerindim ve banyoya gittim yüzümü yıkadım havluyla kurulanırken kulağımın hemen yanında çok hızlıca geçen bir şeyin sesini duydum hemen arkama baktım ama hiçbir şey yoktu. Dışarı çıktım mutfağa gittim dolaptan yiyecek bir şeyler çıkarırken odada telefonun sesini duydum. “yine arıyor” deyip dolabın kapısını kapattım ve içeri girdim. Telefona baktım o numara değildi kız arkadaşım arıyordu telefonu açtım konuştuk evine gelmemi istedi “tamam” dedim. “-Çıkarım öğleden sonra” telefonu kapattım saate baktım 12’ye gelmek üzereydi mutfağa gittim fıstık ezmesini çıkardım ekmeğe sürdüm yanına da kola aldım ve balkona çıktım etrafı seyredip karnımı doyururken bir arı balkona girdi ve doğruca ekmeğime doğru geldi ekmeği sağa sola çektim uzaklaşması için uğraştım ama ne yaparsam yapayım o benim üstüme gelmekten vazgeçmedi bende içeri girdim kapıyı kapattım, mutfak penceresinin önünde yemeye devam ettim bu sırada aklımdan o mesajların ve çağrıların sahibi kim olabilir diye geçiyordu tam bu sırada yine telefon çalmaya başladı elimdekilerle içeri koştum, yatağın üstündeki cep telefonunu almak için elimdeki kola bardağını bilgisayar masasının üstüne koydum, telefonu elime aldım, yine o numara telefonu açtım.
- Efendim
- Çok korkuyorum, bir cevap ver.
Telefondaki bir kız sesiydi ama bu sesi hiçbir yerden tanımıyordum, kız çok hızlı ve ağlamaklı bir sesle konuşuyordu ama ne demek istediği hakkında hiçbir fikrim yoktu.
- Siz kimsiniz? Ve kimi aramıştınız?
- Benim… Beni tanıyorsun İlker, dün gece seni kaç defa aradım, uyuyamadım, hala korkuyorum.
O, konuşurken aklımdan bir sürü soru geçmeye başladı.
- Bir dakika, bir dakika sen neden bahsediyorsun? dedim
- Bak …. İlker, taksimde parkta buluşalım saat 13:00 de mutlaka orada ol
Saate baktım 12:12’ydi biraz düşündüm sonra cevap verdim.
- Tamam geleceğim… Ama seni nasıl tanıyacağım?
- Ben seni tanırım.
Dedi ve telefonu yüzüme kapattı, çok merak ettim ama büyük bir ihtimalle bir yanlışlık var diye düşündüm, taksime giderim bu neymiş anlarım sona oradan Nişantaşına geçerim diye planımı yaptım, giyindim ve dışarı çıktım, hemen binanın önündeki çöp konteynırının yanından geçerken bir poşetin üstünde onlarca arı uçtuğunu gördüm, bana bulaşmasınlar diye hızlıca yanlarından geçtim, yukarı doğru yürüdüm otobüs durağına geldiğimde etrafa boş boş bakmaya başladım, otobüsün geleceği tarafa bakıp durağın kalın camına yaslanmıştım birden gözlerim karardı ve başım ağrımaya bacaklarım da ki güç bitmişti yaslandığım cama sürtünerek aşağıya doğru çömeldim gözlerimi kör olmuştu sanki Hiçbir şey göremiyordum bir süre sadece öyle durdum sonra her şey normale dönünce kafamı kaldırıp baktım etrafımda sadece arıları gördüm o kadar büyük bir sürüydü ki yere vuran gölgeleri büyük bir karanlık yapıyordu sağa sola baktım diğer insanlar sanki hiç arılar yokmuş gibi duruyordu o kadar güçlü bir uğultu olmuştu ki kulaklarımı kapattım, korkmuştum gözlerimi de kapattım, biraz öylece durdum sonra ses yavaşça uzaklaştı bende gözlerimi açtım duraktaki insanlar bana bakıyordu, etrafta hiç arı yoktu, yavaşça ayağa kalktım otobüsün geldiğini gördüm öne doğru ilerledim, diğerlerinden önce binip arkaya doğru ilerledim en arka koltuğa sağ pencere tarafına oturdum, telefonumu çıkarıp baktım herhangi bir çağrı ya da mesaj yoktu, başımı pencereye yaslayıp, yandan geçen arabaları ve insanları izlemeye başladım, sonra pencerenin dışında bir arının içeri girmeye çalıştığını ama pencereye çarptığını gördüm hemen gözümün önünde içeri girmek için otobüsün hızında hareket edip pencere çarptığı halde ısrarla uğraşıyordu, sonra kayboldu birkaç saniye sonra pencerenin dışında onlarca arı belirdi hepsi aynı anda pencereye vuruyordu bunu görünce irkildim hemen kafamı sağ tarafa çevirdim yanımdaki adam uyuyordu onun yanındaki de uyuyordu diğer pencere kenarında siyah saçlı bir kız vardı o da pencereden dışarı bakıyordu yavaşça kafasını bana doğru çevirdi gözünde güneş gözlüğü vardı onu yavaşça çıkardı bana baktı gözlerinin akı yoktu simsiyah iki göz gördüm o anda korktum ama uzaktan bir ses “uyanır mısınız son durak burası” dedi. Gözlerimi açtığımda taksime geldiğimi gördüm otobüsün içindeyse bir tek ben ve beni uyandıran otobüs şoförü vardı, hemen kalktım “sağ olun” dedim ve aşağı indim güneş o kadar yakıcıydı ki kendimi alevlerin içine atlamış gibi hissettim, hemen otobüs duraklarının yanındaki merdivenlerden çıkarak parka doğru sağa sola bakarak ilerledim etrafta iki yaşlı kadın ve kuşlar dışında kimseyi göremedim biraz ilerledikten sonra kenardaki taşa oturdum telefonu çıkarıp baktım zamanlamam çok iyiydi 13:00'a sadece 3 dakika vardı sağa sola bakmaya devam ettim yoldan geçen kimse benim olduğum tarafa doğru gelmiyordu saat 13:00 olmuştu ve geçiyordu biraz daha bekledim sonra ayağa kalktım içimden “sanırım eski bir kız arkadaşım beni kandırıyor bende salak gibi inandım” deyip sinirden gülümsedim şimdi bir yerden beni izleyip gülüyordur dedim Nişantaşına gitmek için otobüs durağına doğru yürümeye başladım bu sırada telefonum çaldı ve kapandı saate baktım 13:13 sonra onu geri aradım
-seni gördüm geliyorum dedi ve kapattı.
Telefonu kulağımdan çekmeden kendi çevremde dönüp etrafıma baktım sonra durdum tam bu anda sırtıma bir parmak iki kere dokundu arkamı döndüğümde o kızı gördüm siyah uzun ve düz saçlı, yuvarlak yüzlü, gözünde güneş gözlüğü olan uzun boylu, sarı t-shirt ve siyah bol bir pantolon giymiş bir kızdı, sanki bir yerden tanıyormuş gibiyim ama çıkaramadım.
“beni takip et” dedi
-“tamam” dedim ve peşinden yürümeye başladım hiçbir şey konuşmadan hızlı adımlarla yürüyordu sonra yoldaki Audi R8’in içine bindi hayretle bindiği arabaya bakarken bende dolaşıp diğer tarafa oturdum artık merakım en üst noktaya çıkmıştı hemen sordum.
-“Sen kimsin? Neden benle ilgileniyorsun?”
- Adım önemli değil, telefonlarımız dinleniyor diye fazla konuşmadım belki buraya da gelebilirler, hemen gidelim başka bir yerde konuşalım.
Arabayı çalıştırdı ve mecidiyeköye doğru sürmeye başladı.
- “Bizi dinleyen kim, nedir bu kadar önemli olan” diye sordum.
- “Benim için önemli olan seni hayatın sonra bütün insanların hayatı” hala bir şey anlamamıştım ben soru soruyorum ama cevap olarak yine soru sorabileceğim bir söz duyuyordum.
Sonra bana dönerek
-“Oturduğum koltuğun altına bak” dedi, elimi koltuğun altında gezdirdiğimde bir çantayı tuttum siyah deri bond bir çantaydı
-”Eeee.. N'oldu?” dedim
-”Aç o çantayı”
-“Üstünde şifresi var” dedim
-“Onun şifresini bir tek sen biliyorsun şifreyi hatırlıyor musun?”
-“Ben bu çantayı hayatımda ilk kez görüyorum, üstelik üzerinde yedi haneli bir şifre var bunu tahmin etmem çok zor”
-“Tahmin etmeyeceksin zaten o şifreyi sen koydun” dedi
Gerçek anlamda sinirlenmeye başlamıştım elimde bir çantayla hiç tanımadığım bir kızın ne söylemeye çalıştığını anlamaya çalışıyordum.
-”Ben Bir şey bilmiyorum adımı, numaramı nereden öğrendin bilmiyorum ama gitmem gereken bir yer var şimdi durdur arabayı inmek istiyorum”
-”Gideceğimiz yere kadar bekle o zaman kararı sen verirsin”
-“Nereye gidiyoruz?”
-“Az kaldı geliyoruz”
Yola bakarken başıma ağrı girdi sanki damarlarımı çekiyorlarmış gibi geliyordu yine gözlerim karardı kucağımdaki çantanın üstüne doğru eğildim ellerimle başımı tutuyordum o kadar keskin bir ağrıydı ki avazım çıktığı kadar bağırmaya başladım kafamı kaldırdığımda araba camının önünde yüzlerce arı gördüm etrafta uçuşuyorlardı sol tarafıma baktım o ne yapıyor diye bana bakarak bir şeyler söylüyordu ama hiçbirini duymuyordum sadece arıların çıkardığı sesi duyuyordum sonra aniden sesler kesildi başımın ağrısı geçti ve onu duydum.
-“Olmasını istemezdim” dedi sadece bu son kelimelerini duymuştum
-“Neyin olmasını istemezdin?” diye sordum
Ben bunu sorduğumda bir sokaktan içeri döndük ve sol taraftaki yeşil binanın garajına girdik.
-“İşte geldik” dedi
-“Nereye?” dedim.
-”Gelmemiz gereken yere” dedi gülümsedi
Arabayı park etti ve indik çantayı elimden aldı “beni takip et” dedi o ilerlerken bende bir metre arkasından onu takip ediyordum, binanın içine girdi ve aşağıya indi bodrum katına indik bir dairenin önüne geldik tahta kapının önünde anahtarlarını çıkardı kapının üstünde 1 numara yazıyordu ilk önce tahta kapıyı açtı arkasında çelik bir kapı vardı onunda üç kilidini açtı bende o sırada alaycı bir sesle
-“Çok değerli ziynet eşyaların var herhalde” deyip gülümsedim.
En alttaki kilidi açarken bana bakıp sinirli bir gülümseme attı ve tekrar ciddi oldu, bu lafımdan hoşlanmadığını anladım.
Ayağa kalktı çelik kapıyı açtı bir kapı daha çıktı bu kapının da otomatik tanıma sistemi vardı parmağını koydu ve kapı açıldı,
“-parmak izi tanıyan bir kapı... Nasıl bir bina burası?” diye sordum sonra içeri girdik.
O kapıları kapatırken bende içeri doğru yürüdüm gördüklerim bodrum katında olan bir daire için çok lüks ve değişik teknolojik aletlerle doluydu sol tarafımda beş monitör vardı yanlarında büyük bir server olduğunu tahmin ettiğim kasa, kameralar, ve ne olduğunu anlamadığım aletler vardı, ortada bir masa ve üstünde bir ışık vardı, aynı ameliyat masası gibiydi, arkamı döndüm ona baktım elinde çantayla bana doğru geliyordu, yanımdan geçerken,
“-içeri gel” dedi.
“-Burası laboratuvar mı?” dedim
“-Evet” dedi
Bu sırada aklıma kız arkadaşım geldi cep telefonuma baktım ama çekmiyordu arama yapamıyordum
“-İçerde telefon var mı?”
“-Hayır”
“-Kız arkadaşımı aramam lazım, geleceğimi söylemiştim”
“-Aramana gerek yok”
“-Neden?”
“-Çünkü o senin kız arkadaşın değil”
“-Ha ha… Nasıl yani?”
monitörlerin önündeki koltuğu göstererek “-Otur şuraya” dedi oturdum o da yanıma oturdu ve bilgisayarı açtı.
“-Şimdi şu sorulara cevap ver senin annen baban hala yaşıyor, bir şirkette finans müdürüsün, yaşadığın ev şirinevlerde, en sevdiğin yemek köfte en sevdiğin meyva elma, en sevdiğin film Donnie Darko, en sevdiğin grup Nirvana değil mi?”
“-E..Evet”
Şaşırmıştım bu kadar şeyi bilmesine ama bunu başkasından da öğrenmiş olabilir diye düşündüm.
“-Sen nereden biliyorsun bunları” dedim.
“-Bunların hepsini ben yaptım” dedi.
“-Nasıl sen yaptın? bu yemek mi sen yapıyorsun?” dedim alaycı bir tavırla
“-Şu anda beyninin içinde küçük bir çip var. onu başka birinin hayatından kopyaladım sonra senin beynine yerleştirdim.”
“-Çip mi? Yaa güldürme beni ne çipi?”
“-Kişilik çipi, senin hatıraların hep başka bir kişinin hatıraları aslında”
“-O kişi nerede”
“-Öldürdüler”
“-Kimler”
“-Onlar”
“-Peki ben kimim”
“-Sen bilim adamısın ve çok önemli bir proje yaratıcısısın”
“-Ne projesi”
“-ARI”
“-Sen Kimsin”
“-Bu projeyi hayata geçirmek için seninle çalışan yirmi bilim adamından biriyim ve senin eşinim”
“-Eşim misin?”
“-Evet, müstakbel eşinim” dedi ve güldü
Bu sırada ayağa kalktı ve masanın yanına gidip üstündeki aletleri toplamaya baladı
“-Madem eşimsin neden bana kafama çip taktın?”
“-Seni sevdiğim için, eğer ben sana başkasının hayatını yüklemeseydim seni öldüreceklerdi diğer 18 kişiyi öldürdükleri gibi”
“-Neden öldürdüler 18 kişiyi”
“-Arı projesinin bilgilerini başkalarına vermesinler diye”
“-Beni de mi aynı nedenden dolayı öldüreceklerdi”
“-Sayılır.. Ben bu çip fikrini verdikten sonra “onlar” vazgeçti”
“-Peki seni neden öldürmediler şu onlar”
“-Beni öldürmediler çünkü senin beynine bu bilgileri yükleyebilecek tek kişi bendim, seni öldürmediler çünkü istedikleri zaman bu çipi çıkartıp senden bu projeyle ilgili çalışmaya devam etmek isteyeceklerdi.”
“-Peki bahsettiğin şu proje ne? Onlar kim?
Üzerine beyaz önlüğünü giydi ve “-buraya gel, çipi çıkaracağım” dedi.”
“-Nereden bileceğim bu söylediklerinin gerçek olduğunu? Belki organ mafyasısın”
“-Ha ha çok komiksin İlker” dedi ve önlüğün düğmelerini ilikleyerek bana doğru yürüdü.
“-İlker, Beynine bu “başka hayat” çipini koyarken eski hayatından sona sadece bir şeyi bıraktım bunu hiç kimse bilemez, ne zaman saate bakarsan saat 09:09, 11:11, 14:14 gibi aynı saat ve dakika görüyorsun değil mi?”
“-Evet” dedim yanımda oturdu Mouse'u tuttu ve bir dosya açtı bunun içerisinde tarihler yazan klasörler vardı 06.07.2008 yazan klasörü açıp içindeki videoya tıkladı videonun başında ben vardım.
“- Bu gün Altı Temmuz İki bin sekiz Pazar günü saat 22:22 “ARI” projesinin tamamlandığı ve test edildiği gün olacak ekip arkadaşlarım ve ben bunun sonuçlarını…”
Video bitmeden kapattı “fazla zamanımız yok şimdi inandın mı?” diye sordu ben videoda kendimi görmüştüm yine bir laboratuvar oratmında yanımdaki kızında olduğu görüntüler vardı inanmıyorum diyemezdim.
“-Evet şimdi inandım ama…”
“-İnandıysan artık başlayalım” dedi dudaklarımdan öptü ayağa kaldırdı ve masaya doğru götürdü.
“-Beynindeki çipi çıkarınca eski kimliğine kavuşacaksın” dedi ben masaya uzandım üstümdeki ışık gözlerimi kamaştırmıştı ona baktım bana gülümsedi.
“-Peki senin adın ne?” dedim ona
“-Tülay” dedi
“-Tülay… Neden hala güneş gözlüğünü çıkarmadın?”
Onu gördüğümden beri güneş gözlüğü vardı gözlerinde bu kısık beyaz ışıklı dairede bile güneş gözlüğünü takmaya devam ediyordu.
“-Gözlerim rahatsızlandı, göz nezlesi gibi bir şey” dedi.
“-Çıkart bir bakayım dedim”
O, bana narkoz vermek üzereyken elini sol elimle tutup çekerek doğruldum hızlı bir hamleyle sağ elimle güneş gözlüğünü çıkarttım burun buruna gelmiştik gözleri simsiyahtı göz akı yoktu, bir anda beynimde otobüsteki görüntü belirdi “pencere kenarında oturan kız” o da güneş gözlüğünü çıkarınca simsiyah gözleri görünmüştü şüphelendim ve ayağa kalkıp sordum.
“-Bu ne? Ne oldu gözlerine?”
“-Arı projesi yüzünden oldu; eğer bir an evvel çipi almazsam sen sonsuza kadar bu kimlikle kalacaksın bende mutasyona uğrayacağım;” çünkü çantanın içinde geliştirdiğimiz arı örneği ve panzehir numunesi var ve şifreyi bir tek sen biliyorsun”.
“Peki şifreyi sana niye söylemedim madem eşimsin ve ortaklaşa yaptık bu projeyi”
“Bunun cevabını sen vereceksin”
“Ne kadar zamanın kaldı?”
Saatine baktı saat 13:50 olmuştu
“-3 saatim kalmış”
“-O zaman hala zamanımız var” deyip ayağa kalktım
“-Anlamadığım bazı şeyler var”
Suratıma baktı güneş gözlüğünü tekrar taktı ve
“Sor, sanırım sana çok meraklı bir insanın düşünce tarzını yüklemişim”
Odanın içinde yürümeye başladım etrafa bakıyordum, değişik bir şey arıyordum.”
“-Ben ne zamandan beri değişik bir insanın hayatını aldım yaşıyorum”
“-Bir ay oldu ama senin iş yerin, iş yerindeki insanlar, arkadaşların, hatta annen baban kardeşlerin bile sahte, onların ayarladığı insanlar, sen, onların gözünün önünden kaybolma diye ayarladılar”
“-Onlar deyip duruyorsun, onlar kim?”
“-Projeyi yapmamız için bize kaynak sağlayan ve sonuçlarını almak isteyen kişiler”
“-Yani…”
“-Yani devlet” şaşırdım ve durup ona doğru bakarak sordum
“-Devlet mi?”
“-Evet.. Devlet”
“-Nasıl bir proje ki bu devlet için yapıyorduk?”
“-Aslında bunları anlatmama gerek yok çünkü beynindeki çipi çıkarttığım zaman her şeyi bileceksin”
“-Olsun… Sahte bir hayat yaşasam da şu an beni ameliyat edeceksin bu yüzden bunları bilmem lazım”
“-Pekala… Proje fikri senden çıktı senin amacın bilgisayarla yönlendirebilecek bir hedef doğrultusunda kendi başına ve topluca ilerleyebilecek, güçlendirilmiş dayanıklı arılar yapıp bunları aşı olarak kullanmaktı, yani ihtiyacı olan ama doktor ve tıbbi malzemenin götürülemeyeceği yerlere bu arıları gönderip arının iğnesi sayesinde hastaya şırınga etmekti ama…”
“-Ama ne?”
“-Ama öyle olmadı, amacından saptı”
“-Nasıl?”
“-Bu proje için devletten yardım istedin, ne demek istediğimi anladın”
“-Yani para…”
“-Evet… Onlarda bu düşünceyi onayladı ama derin devletten başkaları senden başka bir şey istedi”
“-Ne istediler?”
“-Bu arıları sağlık ve iyileştirme amaçlı kullanabileceğimiz gibi, saldırı amaçlıda kullanabilir miyiz? dediler”
“- Ben ne dedim”
“- Evet dedin”
“- Evet mi dedim! Nasıl olur?”
“-Hayır deseydin bende dahil olmak üzere sevdiğin herkesi öldüreceklerdi hatta bunun için bir plan bile hazırlamışlardı uçak kazasıymış gibi göstereceklerdi”
“- Sen nereden biliyorsun bu kadar şeyi?”
“- Biliyorum çünkü senin eşindim ve beraber çalışıyorduk.”
“- Ama çantanın şifresini bilmiyorsun öyle mi?”
Ben bu soruyu sorduktan sonra aniden yere eğildi ellerini yere koydu titremeye başladı ve kollarından siyah–sarı kıllar çıkmaya başladı yüz üstü yere yığıldı hemen yanına koştum.
“- Tülay! Tülay!”
Hiç tanımadığım ama eşim olduğunu söyleyen bir kıza acımıştım ve o anda gerçekten yardımıma muhtaçtı, anlattığı her şey benim ve onun bir şeyler için beraber çalıştığını gösteriyordu, beynimdeki çipi alıp benim gerçek kimliğime konuşturmak istiyordu bunda kötü bir niyet arayan bendim onu sırt üstü çevirdim ve sordum.
- İyi misin? Hala yapabilecek misin?
Arı gözleri hiç hareket etmiyordu yüzü de mutasyona uğruyordu o sırada simsiyah oldu.
Hiç konuşmadı, onu kaldırıp masaya koydum onu orada bırakıp bilgisayarın başına gittim, biraz önce onun açtığı videoyu izlemek istedim ama girmem için benden şifre istiyordu arkama baktım Tülay masada değildi ayağa kalktım masanın yanına gittim Tülay sağ tarafta yerde yatıyordu, masadan düşmüştü, kısık bir sesle adımı söylüyordu hemen yanına çömeldim.
”-Seni dinliyorum”
Bir şeyler söylüyordu ama sesi o kadar az çıkıyordu ki anlamıyordum kulağımı tam onun ağzına doğru eğdim ve
“-Şimdi söyle” dedim
“-Beni kurtar, beni kurtar” diye sayıklıyordu aklıma bir şey geldi ama çok küçük bir ihtimaldi ona sordum
“-Tülay, bu bilgisayarı ben mi kullanıyordum?”
Sesi değişmeye başlamıştı arı vızıldaması gibi çıkıyordu
“-Evet” dedi
“-Peki şifresi ne?”
Birden başı sağa düştü ben iki elimle yüzünü tutarak bana çevirdim.
“- Söyle… Hadi…”
Yutkunarak ve çok yavaşça şifreyi söylemeye başladı
“- Beş… Üç… Yedi… Beş… Dört… Altı… Yedi”
Şifreyi aklımda tutarak ayağa kalktım çantanın yanına koştum elime aldım ve şifreyi yazdım.
“5375467”
Ve çanta açıldı içinde bir kavanoz vardı kavanozun içinde normal bir arının 5-6 kat daha büyüğü bir arı vardı yanlarında da iki tüp içinde sarı bir sıvı altında da büyük bir şırınga vardı bu sırada Tülay çığlık çığlığa bağırmaya başlamıştı sağdan sola savruluyordu hayatımda hiç iğne yapmamıştım ama mecbur kalmıştım hemen tüpü çıkardım şırıngayı içine soktum o sıvıyı çekip Tülay’ın yanına gittim titremeye devam ediyordu kolları arılarınki gibi olmuştu yüzü arı gibiydi simsiyah ve kıllı, sağ kolunu tuttum ve iğneyi öylece batırdım ve sıvıyı içine şırınga edip ayağa kalkıp onun çırpınışını izledim birkaç saniye sonra çırpınışı yavaş kasılmalara döndü yüzüne baktım gözleri yavaşça eski haline geldi ela gözlerini ve gözlerinin akını görünce içim rahatladı sonra yüzü, vücudu, kolları ve bacakları eskisi gibi oldu ardından gözlerini kapattı ve hareketsizleşti tekrar ona doğru eğildim elimi kalbine koydum kalbi atıyordu kucağıma alıp masaya yatırdım o hareketsiz yatarken bende bilgisayarın başına geçtim şifreyi yazdım karşıma gelen ekranda dosyayı bulup videoyu oynattım.
“- Bugün Altı Temmuz İki bin sekiz Pazar günü saat 22:22 “ARI” projesinin tamamladığı ve test edildiği gün olacak ekip arkadaşlarım ve ben Kuzey rus arılarının 6 kat daha büyük, dayanıklı ve güçlü hale getirilmiş halinin ne yapabileceğini kaydedeceğiz”
deyip monitörleri açıyor ve ilk monitörü gösterip
“-Burası Rusyadaki arı çiftliği burada 10.000.000 civarında arı yetiştirdik tabii Rus devletinin Hiçbir bilgisi olmadan ve bunlar çoğalmaya devam ediyor. Arıların DNA’sında yaptığımız değişiklikler sayesinde gönderdiğimiz bilgisayar sinyalleriyle hedefi belirleyebiliyoruz, çiftlikteki 70 ayrı kamerayla tüm hareketlerini izleyebiliyoruz. Şiimdi arıların yapabileceklerine örnek veriyoruz,”
Deyip hemen yanındaki bilgisayarda duran bilim adamına dönerek.
“İneklerin durduğu bölmeyi kaldır” diyor videodaki ben, o da
“Oyun başlasın…” diyor gülüyor ve bilgisayarla birkaç işlem yapıp orayı açıyor, o açarken videodaki ben başka bir bilgisayara geçip konuşmaya devam ediyor.
“Şimdi arı çiftliğimizdeki 50 km ilerideki bu ineklerin yerini belirtip arıların onlara saldırmasını sağlayacağız, kaç ineğimiz var Nuri?”
“-50 tane İlker”
“-Pekala ilk kovandan 50 arı çıkarıyorum, şimdi bu arılar verdiğim koordinatlara göre ineklere saldıracak her biri bir ineğe saldıracak, çok süratli ve çok dayanıklı bu arılar kıtalar arası bile hiçbir şeye ihtiyaç duymadan geçebilir.”
Diğer bir bilim adamı sesleniyor
“-Arılar geldi İlker” diye
Videodaki ilker konuşmaya devam ediyor
“-Evet arılar geldi ve ineklere saldırıyorlar şu an, iğnelerindeki zehir sayesinde en fazla 3 saniye sonra soktuğu inek ölecek”
Bu sırada monitörden arıların ineklere saldırışını gösteriyor
“-evet… inekler birer birer yere yığılıyor, görevi biten arı diğer arıları bekliyor çünkü içgüdüleri hep topluca hareket etmeye dayalı, birazdan eski yerlerine gelecekler, zehirlerini özel ürettiğimiz çiçek özlerinden ve polenlerden akacaklar.”
Bu sırada arkadan bir ses geldi ben merakla videoyu izlerken Tülay’da kendine geliyordu, videoyu durdurup onun yanına gittim.
“-Tülay, iyi misin? Dedim, gözlerini açıp çatallaşmış sesiyle
“-İyiyim” dedi kolundan tutup kaldırdım ve koltuğa oturttum, çok yorgun duruyordu yavaşça yüzünü kaldırıp.
“- Saat kaç” diye sordu
Kolumdaki saate baktım
“- 16:40” diye cevap verdim, sağ elini bana uzattı
“- Beni kaldır, bir yere gitmeliyiz yoksa çok kötü şeyler olacak”
“- Daha ne olacak?”
“- Yolda anlatırım, şimdi senin nerede olduğunu merak ederler”
“- Pekala, benimde sana soracaklarım var” dedim kucağıma aldım Tülay'ı
Bilgisayarın yanından geçerken yarım kalan deney videosuna baktım, sonra Tülay’ın yüzüne baktım, kısık gözleriyle bana bakıyordu, kapının önüne geldiğimizde kapıyı açmak için parmağımı uzattım ama kapı açılmadı sonra ona”
“- Kapıyı senin açman gerekiyor galiba” dedim.
“- Evet” dedi
Parmağını uzattı ve kapıyı açtı, sonra yüzüme baktı ve
“- İçeriden çantayı almalıyız” dedi, acıma duygusuyla karışık merakım nedeniyle ne istese yapıyordum hemen onu kapının eşiğine bıraktım içeri gidip çantayı, içindeki kavanoz ve kullandım şırıngayla beraber alıp geri döndüm döndüğümde o ayaklanmış ve diğer iki kapıyı açarak dışarı çıkmıştı yavaş yavaş yürüyordu bende hemen yanına gittim koluna girdim garaja geldiğimizde aynı arabayla çıkacağımzı sanmıştım ama onun önündeki porche carrerq’ya doğru ilerledi
“-Şimdi bununla gideceğiz”. Dedi beni yine şaşırtmayı başarmıştı,
“-Nasıl süreceksin?” diye sordum “-ben sürmeyeceğim zaten sen süreceksin”
“- Peki nereye gideceğiz”
“- Ben tarif edeceğim”
Bu konuşma esnasında ben onq sağ taraftaki kapıyı açıp koltuğa oturttum ve arabanın önünden dolaşıp şoför koltuğuna oturdum arabayı çalıştırdım.
“- Evet… gidiyoruz” dedim ona bakarak, başını cama yaslamıştı halsizlikten bana hiçbir şey söylemedi.
Garajdan çıktım ve sokağın sonuna kadar arabayı sürdüm.
“- Nereye gidiyoruz?” diye sordum bu sırada telefonum 3 kere çaldı mesaj çağrısıydı bunlar çıkarttım telefonumu bir tane beni arayan numaraların olduğu mesaj vardı iki tane de kız arkadaşımın mesajı vardı, Tülay bana baktı ve sordu.
“- Kimden geldi mesajlar”
“- Kız arkadaşımdan, daha doğrusu senin söyleminlen sahte kız arkadaşım”
“- Gecikeceğim diye mesaj gönder çünkü Ankara’ya gidiyoruz”
“- Ne? Ankara mı?” ç
“- Evet Ankara’ya gideceğiz yoksa büyük bir katliamın sebebi olacağız”
“- Nasıl bir katliam?”
“- Proje %100 başarılı oldu”

SONMUŞ GİBİ

....
Bu hikayenin devamı umarım bir gün kitapçılarda olacak 3. tekil şahısların yaşadığı bir şey