13 Eylül 2009

YAPRAKKIRAN

Kış geliyor...

Ama ilk önce Sonbahar var ve sonbahar denince akla gelen ilk görüntü yaprakların dökülüşüdür.

Dökülen yapraklar bir daha yerlerine dikilmezler ve hayatlarına gübre olarak devam ederler.

Onlar bu evreyi yaşamadan önce biz yeni bir akım başlatalım

YAPRAKKIRAN


Yaprak kırmak o kadar zevkli bir şeymiş ki bunu dün sabah keşfettim

Yolların tıkalı olması ve bu yağmurlu havada kazaların kaçınılmaz olması nedeniyle sabah arabaya binmeyip otobüsle gitmeye karar verdim.

Otobüs durağında otobüsün gelmesini beklemek kadar doğal bir şey yoktur ama beni gibi dünyada en nefret ettiği şey "beklemek" olan bir insanın normal bir bekleme standartına sahip olmaması anlayışla karşılanmalı.

Etrafta volta atarken hemen arkamdaki yaprakları gördüm ve koparmaya başladım, ondan sonra yapraklar dalında güzeldir diyerek onları koparmadan sadece kırmaya başladım.


Yaprak kırmak insana verdiği haz ve o güzel duygu anlatılamaz.

Sanki ekmeğin üzerindeki kıtırları koparıyormuşsun gibi

Sanki parmağını kıtlatıyormuşsun gibi

Sanki gece uyanıp uykulu gözlerle mutfağa girip bilmeden bir hamam böceğini eziyrmuşsun gibi

Sanki yanlış zamanlama sonucu rakip oyuncunun ayağına tekme atıyormuşsun gibi

Sanki baloncuklu naylonlardaki her bir balonu patlatıyormuşsun gibi

O çıtırdama... Ah ne güzel şey..

BU BLOGU OKUYAN HERKESİN YAPRAKLAR DÖKÜLENE KADAR EN AZ BİR KERE BU EYLEMİ YAPMASI VE ELİNDEKİ DANDİKTE OLSA GÖRÜNTÜ ALABİLEN CEP TELEFONUYLA BUNU ÇEKİP BİR YAPRAKKIRAN OLMASINI ÖNERİYORUM

31 Ağustos 2009

Mor ve Ötesi - Gece Hikayesi



E:
Bıktım artık susmaktan, bunca yıl seninle geçti artık iki kelime konuşamıyoruz bile, sıkıldım bu durumdan neyiz biz? sevgili mi yoksa iki yabancı mı? o kadar uzaksın ki benden...
Gecenin üçü oldu ben sana geliyorum sen bana hala surat yapıyorsun, bak sadece bir şey istiyorum bana gerçeği söyle, sonra yap istediğini...
Bak hala susuyorsun, bana ne düşündüğünü söyle, yeter artık hiçbir şey eskisi gibi değil, aslında sen hiç sevmedin... Bunu düşünmek bana acı veriyor, sanki yıllarımı boşuna geçirmiş gibi hissediyorum, neden ayrılmıyorsun? neden gitmiyorsun başkalarına?
Hala beni suçluyorsun inanamıyorum... Tamam bazen çok yoğun olabilirim, gecikebilirim, uzakta olabilirim ama yanında olmadım sanki öyle konuşuyorsun, yüzüme bile bakmıyorsun, o zaman anlarsın ama bakmıyorsun bile.... Artık bunları konuşalım, bıktım susmaktan bunca yıl seninle geçti,şimdi gerçeği söyle sen aslında hiç sevmedin değil mi?
Yeter artık hiçbir şey eskisi gibi değil

K:
Bunu sana söylemek çok zor, benim için değil, senin için çok zor... Biliyorsun zaman geçer ve sertleşir dünya, bizde bunca yıldan sonra büyüdük, evet artık seni sevmiyorum ve aslında hiç sevemedim, yaşadığımız sadece bir alışkanlıktı, gerçeği söylememi istedin, işte sana gerçek, aslında seni hiç sevmedim... Hiç bir şey eskisi gibi olmayacak,haklısın... Bunu benim çok daha önceden söylemem gerekirdi ama yapamadım affet beni.

E:
Yeter artık, sus... Daha fazla konuşmanı istemiyorum biliyordum zaten, hiçbir şey eskisi gibi değil, aslında sen hiç sevmedin.. Yeter artık hiç bir şey eskisi gibi değil, yeter artık aslında sen hiç sevmedin... Yeter artık hiçbirşey eskisi gibi değil aslında sen hiç sevmedin...

K:
Evet sevmedim... Yeter artık, git buradan

10 Temmuz 2009

Bunu unutmayalım!


Michael jackson'unun ölümüyle ilgili en güzel yorum takımım olan Fenerbahçe'nin çamaşır makinası pardon gol makinası guiza'dan gelmişti, gülmekten yerlere yatmıştım... İşte o yorum

"Üzgünüm ama ben Flamenkocuyum"

Gol atamadığın zamanda böyle diyosundur eminim "gol atamadığım için üzgünüm ama ben flamenkocuyum" :)




2 Temmuz 2009

Bülentersoyculuk.

Lütfen insanlar ölmeden önce onlara sahip çıkalım ve hatırlayalım, bir şarkıcıyı ölmeden önce şarkılarını dinleyerek, albümünü alarak, bir oyuncuyu o ölmeden önce filmlerini izleyerek sinemaya giderek, bir yazarı orjinal kitabını alıp okuyarak ona faydalı olalım ve gerçekten sevdiğimizi vicdanımız rahat olarak ispatlayalım.

Son günlerde M.J'nin ölümünden sonra insanların sağda solda onu çok sevdiklerini, unutmayacaklarını yazmaları bana o kadar sahtekarca geliyor ki anlatamam ama anlatmaya çalışıcam.

Ölmeden önce en son ne zaman M.J şarkısı dinledin? en son hangi albümünü aldın? ya da soruyu değiştiriyorum hiç albümünü aldın mı? hakkında ne kadar şey biliyorsun? Bu soruların cevabını kendinize verin ben istemiyorum.
Ben hiç üzülmedim öldüğüne yaşasaydı daha kötüydü çünkü o hastalıklarla ve ilaçlarla hayatını devam ettirmektense ölmesi daha iyidir hatta keşke 5-6 sene önce ölseydi de hakkında çıkarılan "çocuk tacizcisi" suçlamaları ya da mahkemlerdeki görüntüleri olmasaydı, çok yıpratıldı ve bir sürü insan ondan soğudu çünkü medya bize maykıl'la ilgili ne verirse onu aldık, ilk başta şarkılarını danslarını verdiler çok sevdik sonra mahkeme görüntülerini verdiler soğuttular, bu yüzden soruyorum bu soruları o bir şarkıcıydı ve istediği tek şey yaptığı şeyin alıcısı olmanızdı o yaşarken yaptınız mı? bence hayır! son yıllarda kimse hatırlamıyordu bile mahkemeler olmasa.

Ama şimdi bütün insanlar "seni unutmayacağız" diyor zaten sen yaşarken onu hatırlamıyordun ki? dinlemiyordun karizman bozulmasın diye ya da aklına gelmiyordu dinlemek "o bir numaraydı, popun kralıydı" diyorlar daha düne kadar "çocuk tacizcisi, ahlaksız adam" dedikleri insana.
Bana sorararsanız bunları yazan ve öldükten sonra birşey yapan insanlar sadece topluluk psikolojisiyle yapıyor hatta popüler olan şeye uyma çabası, düşünsene sen herhangi bir yere ona hitaben birşey yazıyosun ama o adam ÖLÜ! evet ölü o okuyamayacak... Senin yazdıklarını sadece senin gibi oraya yazı yazacak olanlar okuyacak, neden sevdiğini söylüyorsun ki? sanki bu onun için bir lütuf mu? değil... Onun için hiçbirşey ama senin için "Bak bende onunla ilgili bir şey yazdım" deme şansı. Bence üzüldüm diyenlerin çoğu gerçekten üzülmüyor. sadece Bülent Ersoyculuk yapıyor, O da biri öldümü hemen cenazesine gider herkesten ayrı bir yerde durup daha görünebileceği yere geçer zaten görünmeme şansıda yoktur o kara güneş gözlükleri kocaman elmacık kemikleri ve zencileri kıskandıracak dudaklarla hüngür hüngür ağlar, halbuki ağlamaz... O sadece kendini affettirmeye çalışıyordur hala, çünkü cinsiyet değiştirdi ve bu dinen günah sayılan bir şey ve bu yüzden ölene kadar kendini affettirmek için uğraşıyor yani kendisi için tüm çabası.

İşte insanların M.J veya onun gibi ölen ünlü ya da ünsüz tanıdıkları için neden bu kadar birşey yapma gereği duydukarının tek açıklaması bence bu yaşarken birşey yapamamanın verdiği kendini affettirme çabası ama o seni hiç affetmeyecek boşuna uğraşıyosun "seni de unuttuk be, ölmeseydin aklımıza gelmezdin" diye dürüstçe söylebilirsiniz.. Çekinmeyin.

İnsanların bülen tersoyculuğundan tiksiniyorum, dürüst olun ve yaşarken sahip çıkın.

Size yaşarken sahip çıkabileceğiniz ve ölmesi yakın bir kaç insan listesi

Anneniz
Babanız
Kardeşleriniz

Erkin Koray
Nejat Yavaşoğulları
Müzeyyen Senar
Cenk Taner
Ahmet San
vs.


Steven Tyler
Eddie Vedder
Mick Jagger
vs.

Şimdi bunlardan biri ölse çok üzüldük diye etrafta dolaşırsınız ama hala yaşarlarken bir şarkılarını dinleyin, albümlerini alın, birşeyler yapın ama yaşarken
Mesela M.J'nin albüm satışı toplam 750 milyon deniyor bu rakamın içinde 4 tanesi bana ait bu da benim mutluluğum artık albüm alsanız ne olur almasanız ne olur Michael Jackson'a hiç bir faydası olmayacak ya da onun gibilere.

Bu sırada eğer gerçekten M.J için birşey yapmak istiyorsanız bunu 3-4 sene sonra öldüğü tarihte onu anarak ve şarkılarını dinleyerek yapabilirsiniz, yani unutmadığınızı ispatlayarak.


Not:
Bad albümü çıktığında ben daha çocuktum ve küçük emrah, küçük ceylan gibi insanların arasında kendime bir kahraman bulmuştum ve şarkılarını dinleyip, onun gibi dans edip bir de söylemeye çalışıyordum hatta Dirt Diana isimli şarkıda ben maykıl oluyordum arkadaşımda gitarist (slash) oluyordu ve şarkıya eşlik ediyorduk, bu maykılla ilgili onlarca anımdan sadece biri.

Gerçekten üzülen varsa bu yazı onlar için değil...

23 Haziran 2009

Uykunuzda Sünnet Ediyoruz!! 100TL

Evet yanlış okumadınız! Uykuda Sünnet! Türkiye'de ve dünyada bir ilk!
Tek yapmanız gereken bize gelip evinizin adresini vermek ve size vereceğimiz ilacı içmek.
Evinize gidip hapı içiyorsunuz veya sünnet olacak yavrunuza içiriyorsunuz biz siz uyurken eve girip sünnet ediyoruz.
Uyandığınızda yanıbaşınızda bir tabak pilavda müessesemizin ikramıdır afiyetle yeyin.

Rüyada sünnet!
Evet bu sünnet şekli için 150 TL alıyoruz, siz uyurken rüyanıza giriyoruz ve acısız ağrısız ve kanatmadan ucundan accık alıp rüyanızdan çıkıyoruz.

Tüm hizmetlerimiz için
www.ruyadasun.net
veya
www.uykudasun.net adreslerine girip online olarak başvuru yapabilirsiniz

Kollarım Kaşınıyor

Evet yaz geldi yazmayı bıraktım, kışın daha çok yazası geliyo insanın, yazın dışarı çıkıp güzellikleri yaşamak varken evde oturup internet başında zaman geçirmek ve zamanında sana geçirmesine izin vermek pek sevdiğim bir şey değil.. Ne dicektim... aslında çoğu insanda önemsemediği ama gizli bir tehlike var "internet bağımlılığı" elektrikleriniz kesilince ya da telefon hatlardında arıza olunca ya da bilgisayarınızdan uzakta olunca halinizi düşünün. (Pearl jam - Little wing) Diceksiniz ki "sen öyle diilmisin?" benim internete bakış açım farklı ben bir kere interneti "geleceğe miras" olarak görüyorum nasıl ki eski devirlerde adamlar taşları oymuş, kayalara yazmış, çanak çömlek yapmış bende internete yaptıklarımın gelecek yüzyıllardaki insanlara kalmasını istiyorum :) internet bir 50 sene sonra çöplük olacak eminim ama aradan sıyrılmayı planlıyorum...
İnternetle ilk tanışmam 16 yaşındayken olmuştu stajyer olarak bir şirkete girmiştim şirket yeni kurulmuştu ve şirkette 3 kişi vardı 2si patronlar ve 1isi de ben... Bana kim birşey öğretecek? diye düşünürken patronlardan birisi geldi "Sen bilgisayardan anlıyorsundur" dedi şöyle bir düşündüm çünkü bilgisayarla ilgili fazla bir geçmişim yoktu lisede bir bilgisayarın başına 2-3 kişi geçip ms-dos işleri DIR.. CD gibi komutlarla uğraşmaktan başka bir şey yapmamıştım ama o gün aşırı özgüvenin verdiği rahatlıkla "Evet anlıyorum" dedim sanırım beni sınamak için "Bu monitör kaç inç?" diye sordu içimden "inç mi? o ne ya?" dedim ama aklıma arkasında bakmak geldi bilgisayar yeni olduğu için arkasındaki etikette gördüğüm ilk sayıyı söyledim "15 inç" karşılığında bir cevap vermeyince anladım ki adamda bilmiyor, ertesi gün o büyük gün gelmiş ve çatmıştı bana elinde bir kutuyla geldi ve "Bunu kurabilir misin?" dedi elinde kırmızı bir kutu vardı üzerinde "Superonline" yazıyordu "Tabii" dedim ama bayaa bir uğraştıktan sonra hiç internete girmemiş olan ben ilk internete girişimi interneti kurarak yapmış oldum... O zamanlar altavista vardı arama sitesi olarak ve tek girdiğim site superonline'ın sitesiydi patron geldiğinde başına oturuyordu bir şeyler yapıyordu "ne yapıyor" diye merak ettim bir gün o kalkınca ben geçtim masaya bir baktım birdiği bütün siteler adres çubuğunda görünüyo adam tek girdiği site www.sex.com du :) ciddyim videoları izliyomuş... Her neyse ondan sonra internetle haşır neşirliğimiz bugüne kadar sürdü.
Düşününce ben 16 yaşında internetle tanıştım şimdiki çocuklar 5-6 yaşlarında elleri bir şey tutmaya başlayınca klavyenin karşısına geçiyorlar ve bir sürü şey öğreniyorlar mesela benim müzik konusunda gelişimim sadece mtv, aldığım dergiler ve kitaplar sayesinde oldu ve bazen aldığım yabancı bir kasetin sadece bir şarkısının dinlenebilir olduğunu parayı verdikten sonra anlıyordum ama şimdi bedava dinleniyor ve binlerce şarkıcı grup içinden sana en uygununu seçebiliyorsun... Mesela bilgisayara yüklediğim şarkıları para vererek alsam binlerce TL demek... Bu sırada benim anca 17-18 yaşında oturttuğum müzik zevkimin kardeşim tarafından 11-12 yaşında halledilmiş olması bilgisayar ve internet sayesindedir... Bir gün eve geldiğimde duyduğuma inanamadım evde Pearl Jam - do to evolution sesi yankılanıyordu hiç ellemedim baktım şarkıyı ezberlemiş bile ve metallica, nirvana dinlyor hatta kritik yapıyordu...
Ben tatilde tüm bu teknolojik alet edevatlardan uzaklaşmak istiyorum mp3 player hariç! cep telefonuda yanımda duracak ama açmıcam :) Bu sırada kollarım kaşınıyo tişörtün kapatamadığı kollarım kapkara oldu sanki derim soyulacakmışcasına kaşınıyor... Tatilde -sözüm meclisten dışarı- kumsalda malak gibi yatıp güneşlnmeyi sevmiyorum, karşımda deniz varken niye orada zaman kaybedeyim ki? hani dinlenirsin tamam onu anlarımda yanmak pek sevdiğim bir şey değil... Kapkara oluyorsun neye yarıyor? arkadaşların sana "Oooo yanmışsın" diyecek diye mi yoksa vücuda bir yararı varda ben mi bilmiyorum?! Aklıma gelmişken söyliim yanmak, kararmak derken birde bazı kızlar yüzlerine bir kutu fondoten sürüp dışarı çıkıyor ya suratları tupturuncu bir şekilde "palyaço"dan tek farkları burunlarına kırmızı burundan takmamaları oluyor...
Bir gün herkes bütün internet sitelerinden (blogger, myspace, hotmail, youtube, lastfm, yahoo vs.) üyeliklerini silse ve herşey eskisi gibi olsa nasıl olur? bütün bu şirketler bir anda iflas eder :) insanlar sevgililerini, arkadaşlarını, mutluluğu, sevinci, eğlenceyi dışarda arasa gerçek insanların arasında daha iyi olmaz mı? Bence bir gün bütün telefon hatları bozulacak ve elektrikler kesilecek ve biz insanlar birbirimizle daha çok konuşacağız, daha sıkı dost olup daha gerçek aşklar yaşayacağız ve hatta bu sayede daha mutlu olacağız.
Bana derseniz ki internet yokken böyle miydi? Bende size derim ki evet. Sadece düşünün. Bu yazının sonunu klişe bir şekilde "ne onla ne onsuz" diye bitirmek istemiyorum sadece benim için ütopya olan internetin yok oluşu düşüncesini paylaşmak istedim sadece merak ediyorum ne olurdu?
Hala kollarım kaşınıyor çok kötü ben bir google'ye bakayım durdurmak için ne yapmak gerekiyormuş, heee birde şu yandaki reklamlara tıklayın her tıkladığınızda 3 sent kazanıyorum :)) hadi size iyi geceler... 0:20 de biter bu yazı

21 Mayıs 2009

Ban-Ban

BAN-BAN
HAZIR BANILMIŞ EKMEK
Başta Mercimek, Ezo Gelin, Yayla, Domates ve tavuk çorbası olmak üzere değişik çeşitlerde piyasaya sürdüğümü Ban-Ban hazır banılmış ekmeklerimizi tadmanızı tavsiye ediyoruz.
Tost ekmeğinin Dörtte biri kadar büyüklüğünde özel poşetlerinde yirmişer tanelik paketlerde satılan Ban-Ban'lar hem sağlıklı hem zaman kaybettirmeden doymanızı sağlayacak
Ekmeğinizi çorbaya banma zahmetine son veriyoruz!
Ban-Banları hemen paketinden alıp ağzınıza atabilir ve kendinizi çorbaya ekmek banmış hissiyle doyurrabilirisiniz.

BAN-BAN --- Banmadan karnını doyurcan!!

1 Mayıs 2009

Işıl Dak ile Işıltılı Sohbetler - Azrail ile Röportaj

Merhaba sevgili okuyucular, bugün dünyada bir ilki gerçekleştiriyorurm, kendisinden çok bahsettiğimiz fakat hiç görmediğimiz, hayatınızın son anında bir kere görebileceğimiz çok merak edilen şahsiyet Azrail ile bir röportaj yaptım, evet yanlış okumadınız...
Dünyanın dört bir tarafında hiç durmadan dolaşıp görevini yapan Azrail'le bu röportajı yapmak için haftalardır o hastane senin bu morg benim gezip durdum ölüm tehlikesi olan hastalarla aynı odada bekledim, ameliyatlara girdim, solunum cihazlarıyla oynadım, diyaliz makineleriyle fink attım ve sonunda amacıma ulaşıp açık kalp ameliyatı yapılan bir ameliyathanede kendisiyle karşılaştım ve bana bugün için randevu verdi, kalp ameliyatında ölen Şevki Yok'a Allah'tan rahmet acılı ailesine başsağlığı diliyorum ve kendisine "iyiki öldün Şevki sen ölmesen bu röportajı yapamazdım" diyorum.
İşte o ilginç ve bir o kadarda öğretici röportaj,



Işıl Dak : Merhaba, hoşgeldiniz

Azrail : Merhaba Işıl Dak hanım, hoşbulduk

Işıl Dak : Bana Işıl diyebilirisiniz,

Azrail : Olur..

Işıl Dak : Çok yoğun programınızda bana zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim,

Azrail : Rica ederim, sizin beni takip ettiğinizi ve neler yaptığınızı gördüm sırf bu yüzden bir röportajı hakettiğinizi düşündüm, işte karşınızdayım ne istiyorsanız sorun ama zamanım Az bunu da unutmayın.

I.D : İlk önce kıyafenizden bahsetmek istiyorum çünkü sizi böyle görünce çok şaşırdım, benim beklediğim siyah kapişonlu bir kıyafet ve bir orakla buraya gelmenizdi ama siz bambaşka bir tarzla karşımdasınız, okuyucularımız için tarif edeyim, ayaklarınızda siyah Converse, kot pantalon kırmızı siyah çizgili kazak, siyah bir hırka ve başınızda siyah bir bere...Gayet insan gibi görünüyorsunuz her zaman mı böyle giyinirsiniz?

A : (Gülüyor) Genelde bu şekilde spor giyiniyorum bazende takım elbise ama o siyah masa örtüsü gibi şeyi giymiyorum o çok eskidendi daha bu tip kıyafetler bulunmamıştı, bir de elimde orakla gezdiğimi sanıyorsunuz ne işim var benim orakla? tarlaya mı gidicem? Ha ha hah

(Azrail çok rahattı ve sakindi bense nerdeyse zangır zangır titriyordum karşısında)

I.D : Eveeet artık başlayalım röportajımıza ilk sorum şu : aynı anda dünyanın dört bir yanında bir sürü ölen oluyordur bunlara nasıl yetişiyorsunuz?

A : İlk başlarda yani dünyadaki insan sayısı azken çok kolaydı ama dünya nüfusu çoğalınca bende uzun bir süre önce kendime elemanlar seçtim artık çoğu ölümle onlar ilgileniyor ben sadece kontrol ediyorum

I.D : Nasıl yani? Canımızı siz almıyor musunuz?

A: Onun gibi bir şey ama tam olarak öyle değil

I.D : Bizi aydınlatır mısınız?

"NE KADAR AZ İNSAN OLURSA O KADAR AZ ÖLÜM OLUR"

A: Tabii ki… Eskiden yani dünyadaki insan nüfusu azken ben çok rahat her yere gidebiliyordum çünkü zamanım çoktu ama insanlar çoğalmaya başladıkça ölümlerde çoğaldı ve çok ayrı yerlerde yaşadıkları için yetişmek zorlandı, mesela savaşlarda çok zorlandım aynı anda yüzlerce insan ölüyordu hangisine gideceğim diye düşünüyordum, sonra salgın hastalıklar çıktı bunlar siz insanların evrim sürecinde beni en zorlayan şeylerdi bende kendime yardımcılar yetiştirmeye karar verdim…

I.D : Pardon araya giriyorum, peki bu savaş ve salgın hastalıklar olduğunda siz bir şey hissediyor musunuz? Yani üzüntü gibi...

A : Hayır.. Aslında olumlu bakıyordum ne kadar az insan olursa o kadar az ölüm olur

I.D : Hmmm… Yanlış anlamayın ama destekliyordunuz diyebilir miyiz?

A : Belki…

I.D : Tamam.. devam edebilirsiniz...

A : İşte yardımcılar yetiştirmeye karar verdim, bunları seçme konusunda kararsız kaldım insanlardan mı yoksa diğer meleklerden mi olsun diye düşündüm ve sonra siz insanlardan yardımcı almaya karar verdim.

I.D : Neden?

A : Alternatifniz çok olduğu için mesela şu anda dünya genelinde 7.000 tane yardımcım var istersem onları değiştirip bir yedibin tane daha bulabilirim.

I.D : Peki bunlar yaşıyor mu? ölü mü?

A : Ölüler

I.D : Biz görebiliyor muyuz?

A : Bazen görünmeleri gerekebiliyor ama kendi vücutlarıyla değil, bizde her zaman gizlilik ön plandadır, mesela şu anda gördüğünüz beden aslında başkasının, yarım saat ölen birisinin.


(Kulaklarıma inanamamıştım Azrail'le röportaj yaparken aynı zamanda ölü bir insanlada röportaj yapıyordum)

I.D: Nasıl yani? bir insanın içinde kalabiliyor musunuz?


A: Evet ama normal yolla ölmüş insan olmasına dikkat ediyorum mesela yolda beni bu halde görürseniz dikkat çekmez çünkü şu anda kalp krizi geçirip ölmüş birisinin bedenindeyim ama bıçaklanmış bir insanın içinde gezersem herkesin dikkatini çekerim, buna dikkat ederim

I.D: Neyse biz sorumuza geri dönelim... Yardımcılarınızı seçerken neye dikkat ediyorsunuz çünkü çok önemli bir görev yapıyorlar, Hangi insanları seçiyorsunuz?.

A : Bunları daha ceninken anne karnından aldırılan bebeklerden ya da annesinin karnındayken ölmüş bebeklerden seçiyorum.

I.D: Yani kürtajla alınmış ya da bir kaza sonucu ölmüş bebekler... Amladım... Hazır konu açılmışken sorayım kürtaj hakkında ne düşünüyorsunuz?

A : Kürtaj alenen insan öldürmektir, 20 yaşında ya da 50 yaşında birini öldürmekle eş değerdedir, cezası sizin öbür dünya diye tabir ettiğiniz yerde çok fazla, şöyle söyliyim daha dünyaya gelmeden yani hakkı olan yaşamı kullanmakdan mahrum ediyorsunuz bir insanı, onlarında kaderleri yazılı, mesela benimle çalışanlardan pek çoğu şu anda yaşadığınız dünyayı çok daha güzel bir yer yapacaktı kaderlerini okuduğumda çok şaşırmıştım, şu anda olmuş bir sürü yanlış şey, toprak veya zaman kaybı onlar sayesinde olmayacaktı ama onlar doğmadan öldü. Mesela şu anda eğer doğup yaşasaydı Adolf Hitlerin en yakın arkadaşı olacak bir bebek vardı ve bunlar iki sanatçı olacaktı, iki ressam ama o doğamadığı için Hitler'in de kaderi değişti ve dünyanın en kötü insanlarından biri oldu

I.D : Bu şekilde hiç düşünmemiştim ama tam tersi de olamaz mıydı? Belki Adolf Hitler daha doğmadan kürtajla alınsaydı vunlar olmayacaktı... Ne dersiniz?

A : Şöyle söyleyeyim eğer her bebek ilerde kötü bir insan olacak diye öldürülseydi şu anda dünyada bu kadar insan olmazdı ve bu seviyede olmazdı herkes ilk insan biyolojisiyle kalır ve onlardan son kalanlarda ölünce dünya hayvanlar ve bitkilerden ibaret olurdu

"ÇOK UZAKLARDA BAŞKA CANLILAR VAR"

I.D : Hep dünyadan bahsediyoruz ama bir şey daha var çok merak edilen bir şey dünya dışı varlıklar var mı? Onlarından canını alıyor musunuz?

A: Aslında buna cevap vermemem lazım ama...

I.D: Hadi hadi noluur söyle ölü mü gör söyle..

A: Pekala... Zaten ölünü görücem yinede cevap vereyim.. Var, ama ne onların sizden haberi var ne de sizin onlardan, evren büyük bir yer ve dünyadan çok uzaklarda başka canlılarda var

I.D : Haberleri yok dediniz yani dünyayı ziyaret etmiyorlar mı?

A: Bu konulara fazla girmek istemiyorum, sadece sorunuzun cevabını şöyle vereyim dünya dışı varlıklar dünyaya hiç gelmedi, dünyaya gelen yine siz insanlarsınız, bundan yüzyılar sonra zaman üzerinde oynamalar yapıp araçlarla geçmişe dönebileceksiniz.

(Hayretle Azrail'in söylediklerini dinliyordum)

I.D : İnanamıyorum... Aslında çok soru sorabilirim size bu konuda fakat sormayacağım, tekrar yardımcılarınıza dönmek istiyorum bu bebek ruhlar kendilerine ne olduğunu biliyor mu? nasıl öldüklerini?

"BAZEN ZAMANINDA ÖLMEYENLER OLUYOR"

A. Öncelikle bunlar bebek ruh değil, bedeni bebek olsa da herkesteki ruh aynıdır, elbette ki onlarda kendilerine ne olduğunu biliyor ama içlerinde herhangi bir duygu olmadığı için bir şey demiyorlar ya da yapmıyorlar.

I.D: Nasıl çalışıyorlar? Yani görevlendirmeniz nasıl?

A. Her kıtada 1.000 kişi görevli tabiî ki Afrika’da bu sayıya ilaveler yapıyoruz diğer kıtalardan ama herkesin görev alanı belli, ben herkese ruhunu alacakları insanları yerlerini ve zamanını yazıp bir liste yapıyorum onlarda o zaman orda oluyorlar ve herkesin işi bittikten sonra bana gelip rapor veriyorlar.

I.D: Mesela tam zamanında orda olamadı ve o insan ölmedi… Böyle şeyler oldu mu hiç?

A: Çok oldu… Mesela şöyle bir örnek vereyim size, bir kaza olmuştu yıllar önce büyük bir gemi kazası dünyanın en büyük gemisi daha ilk yolculuğunda kaza yapmıştı…

I.D: Bildim, Titanik mi? bildim mi he? bak ölümü öp doğruyu söyle bildim mi?

A: Evet.. Ben de ölecekleri biliyordum… Hemen yardımcılarımdan ikisini görevlendirdim ikisi buz dağının yanındaydı, gemi batmaya başlarken ölenler oldu birde battıktan sonra, batarken ölmesi gerekenlerden biri hala yaşıyormuş bana haber verdiler “ne yapalım?” dediler gittim hemen oraya baktım bir kız var bir erkek, kız bir parçanın üstünde, tam erkekte oraya çıkmaya çalıştı hemen onu ittim aşağı o da orda kaldı buz gibi suyun içinde öldü ve ruhunu aldım onun.

I.D : Yani siz müdahale ettiniz?

"İKİNCİ ŞANS YOK!!!"

A: Evet müdahale ettim ve bir çok kerede bunu yaptım, bu ölmesi gereken ama ölmeyen herkes için yaptığım sıradan bir şey.

I.D : Yani illa ki ölmesi mi gerekiyor o kişinin? İkinci bir şansı olamaz mı?

A: Hayır! Yaşamak ve ölmek keyfi şeyler değil herkesin bir süresi var ve o dünyada yaptıklarıyla paralel olarak çoğalıyor ya da azalıyor.

I.D : Bazen duyarız morgda canlandı, ya da yedinci kattan düştü ölmedi gibi haberler bunlar ikinci şans değil mi peki?

A: Değil, bunlar süresi dolmayan insanların siz insanlar tarafından aklınız aldığınca “öldü” diye düşünülmesi nedeniyle söylediğiniz şeyler, yaralanan bir insanın tetkiklerini iyi yapmadıysanız kendine geldiğinde kendini morgda bulması çok doğal böyle olaylar tıp daha gelişmemişken çok oluyordu ya da yedinci kattan düşün herkes ölmez düşme şekline bağlı olarak yaşayabilir.

I.D: Böyle olayları çok gördüğünüz için normal geliyor ama ben ve benim gibi düşünen insanlar hayretle okuyacaklar bu söylediklerinizi.

A.: Bir gün öğreneceklerdi o gün bugünmüş.

I.D : Peki ya intiharlar? onlar kendi istekleriyle ölüyorlar

A: Onlardanda haberim oluyor ama ruhlarını almıyorum bu tip insanlar gerşek yaşama süreleri bitinceye kadar dünyada kalıp bir nevi ceza çekiyorlar ama her intihar eden için ayı şey geçerli değil mesela Japonya'da onuru için harakiri yapanlarla, insanları öldürmek için canlı bomba olanları aynı kefeye koyamayız bunlar için yaptığımız şeyler var ama şunu tavsiye edebilirim ne olursa olsun intihar bir kaçış yolu değil, yine aynı acıları çekiyorsunuz tıpkı ölmemiş gibi.

I.D: Peki üzüldüğünüz yani canını alırken keşke ölmeseydi dediğiniz bir veya birkaç insan var mı?

A: Aslında üzüldüğüm biri yok çünkü ben görevimi yapıyorum ama dünya için iyi şeyler yapmış insanların ruhunu alırken onlara teşekkür ediyorum ve daha acısız olması için elimden geleni yapıyorum

I.D: Mesela kim için yaptınız?

A: Sizden biri olduğu için söylüyorum Atatürk, sonra Tomas Edison, Graham Bell, Mozart, daha sizin tanımadığınız ama dünya için çok güzel şeyler yapan bir sürü insan için yaptım, çoğunun ruhunu uyurken aldım.

I.D : Ünlülerden bahsetmişken komik gelecek belki ama soracağım Elvis Presley yaşıyor mu öldü mü?

A: Gerçekten komikmiş, çoktan öldü,

I.D: Artık boş zamanınız oluyor söylediklerinizden anladığım kadarıyla, peki bu zamanları nasıl değerlendiriyosunuz?

A: Dünyanın en uçsuz bucaksız bölgelerine gidiyorum, yaşayan çeşitli hayvanları izliyorum, ya da oturup doğayı izliyorum.

I.D: Müzik dinler misiniz?

"KLASİK MÜZİK DİNLERİM"

A: Dinlerim tabiki

I.D: Kimleri dinliyorsunuz ya da hangi tarz?

A: Ben klasik müzik seviyorum, daha müziğin ilk çıktığı yıllarda kulak vermiştim bunu yapan insanlara, baya uğraşıyorlardı çok güzel ruhu dinlendiren müzikler yapıyorlardı mesela Mozart, Dvorak, Beethowen… Başka tür müzikleri de dinliyorum ama en sevdiğim klasik müzik

I.D: Başka tür ile neyi kastettiniz?

A: Mesela Rock, pop, trip-hop… Bazen arkadaşlarla akşam Cehenneme gidiyoruz orada Kurt Cobain, Layne Staley, Jimi Hendrix, Buddy Holy, Freddy Mercury, gibi şarkıcıların konserini izliyoruz ama benim kafam artık kaldırmıyor gürültülü müziği ha ha hah

(Bende gülümseyerek cevap verdim)
I.D: Yaaa.. Buna çok şaşırdım, Kurt Cobain, Layne Staley demek bunlar cehennemde,
hep sorulan bir soru var “Kurt cobain kendimi öldü yoksa öldürüldü mü?” buna bir cevabınız var mı?

A: Kendini öldürdü yani intihar etti.

I.D : Anladım... Bu görevi yıllardır yapıyorsunuz ve her insanla bu vesileyle karşı karşıya geldiniz, hiç tanıştığınız birisi ya da birileri oldu mu?

Azrail : Evet, dünayada yaşayan her insanı gördüm ve dediğim gibi bazılarına ben teşekkür ediyorum bazılarıda geldiğimi anlayarak benle konuşuyorlar eğer zamanım varsa onları dinliyorum ama konuşmuyorum.

I.D : Neden bahsediyorlar mesela?

Azrail : Eşine çocuklarına bir zarar gelmesini istemediğinden, onların mutlu olmasını istediğinden ya da yapacak şeyleri olduğundan bahsediyorlar, çoğu insan daha ölmek için çok erken diye düşünüyor yapmam gereken şeyler var diyor zaman istiyor fakat maalesef verilen zamanı kullanamadıysanız ek bir zaman verilmiyor yani uzatmalar yok.

I.D Maç 90 dakika diyorsunuz... Demek ki zamanımızı boşa geçirmemeliyiz, herkes aslında öleceğini biliyor fakat kimse kendine "bir gün ölücem" diyemiyor, sanki ölmeyecekmiş gibi zaman harcıyor değil mi? haklı mıyım efendim?

A : Aynen öyle... ama bu kısmı beni ilgilendirmiyor o siz insanların problemi.

I.D : Film izler misiniz?

A: Şimdi mi? şimdi izleyemem o kadar zamanım yok

I.D : Hayır... Genelde film izler misiniz?

A : Evet izlerim çoğu filmde beni de kullanıyorlar görüyorum.

I.D : Bazı filmlerde Vampirler, zombiler gibi karakterler var bunlar gerçekten var mı?

A : İkiside hayalgücünün en güzel iki örneği, nasıl ki bir kuşa bakıp uçağı hayal ettiyseniz ve onu yaptıysanız bu vampirler ve zombiler gibi şeylerde ordan çıktı yani sizin beyninizden, mesela eski çağlarda yoksulluktan, imkansızlıktan hayvanları pişirmek yerine canlı canlı yiyorlardı hatta o kadar aç kalmışlardı ki birbirlerini yemeye başlamışlarda ve küçük yerlerde kulaktan kulağa aktarılırken başka bir boyuta gelmiş ve sinema yapanlarda bunları kullanıyor.

I.D : Doğrudur... Peki sizin en sevdiğiniz film ya da filmler neler?

A: Bak bu çok kolay bir soru çünkü en sevdiğim film "Meet Joe Black" orada biraz abartmış olsalarda bana doğrudan yaklaşabilen tek film.

I.D : Evet, en azında elinizde orak yok değil mi? Eheheh

A: Ha ha haha Doğru

I.D: Sizi güldürüdüm sonunda... Peki Fıstık Ezmesi yediniz mi sonra?

A: Yemez olur muyum? Yedim ve gerçekten hoşuma gitti ayrıca Türkiye'de Fıstık Ezmesi diye bir grup vardı bir aralar onlarıda dinledim solistiyle konuştum tabii ki Azrailim ben demedim

I.D: Aaa tanıyorum ben onu, benim patronum.. Ben söylerim konuştuğunuzu,

A: Bir kaç kere ölümden döndü kıymetimi bilsin Hahaha şaka tabiki

I.D: Pekiii.. Hiç aşık oldunuz mu?

A: Hayır bu yoğunlukta hiç aşka meşke zaman olmadı.

I.D: Dünyada gördüğünüz en güzel insan kimdi?

A: Açık söylemek gerekirse yok öyle birisi, cennete gelin bir gün melek gibi kızlar var. Ha hahah
Onlar zaten melekti değil mi? bu espriyi arkadaşlarım arasındada yaparım

I.D : Arkadaşlarım derken dünyada mı?

A: Hayır Cennette var Cehennemde var bazen buluşup bir yerlere gideriz sohbet ederiz zemzem suyu içip zeytin yeriz.

I.D : Arkadaşlarınız sizin göreviniz hakkında bir şey derler mi?

A: Hepsi değişik görevlerde melekler zaten ama bazen bana "Ah gülmekten öldürceksin beni" "Allah senin canını almasın" "Öldüm öldüm dirildim" gibi espri yaparlar artık bayat espriler bunlar.

I.D: Afacan meleklermiş şakacılar. Düşünüyorum başka ne sorabilirim size diye, bugün gerçekten çok önemli bilgiler verdiniz çok merak ettiğim iki şey daha sorayım size

A: Tabi ki sorun

I.D: Ben ne zaman öleceğim?

A: Buna cevap vermemi beklemiyorsunuz değil mi? Sizin ne zaman öleceğinizi söylemem ama bu röportajı okuyanın ne zaman öleceğini söyleyebilirim

I.D: Yani şu an da okuyan kişinin mi?

A: Evet evet.. hala bu yazıyı okuyan kişiden bahseidyorum

I.D: Bence söylemeyin... Son sorumu soracağım bu da özel bir soru dedem nasıl?

A: Deden çok iyi...Cennette... Röportaj yapacağımızı söyledim ona o da seni çok sevdiğini söylememi istedi..

(Çok duygulanmıştım gözlerim yaarmıştı fakat profesyonel bir gazeteci gibi hemen kendimi toparladım)
I.D: Bende onu seviyorum ona öyle söyler misiniz?

A: Tabi ki...

I.D: Artık röportajımızın sonuna geldik, size tekrar çok teşekkür ediyorum bana zaman ayırıp buraya geldiğiniz için, gerçekten çok güzel bir röportaj oldu, sizi tanıdığıma sevindim

A: Sanırım beni tanıdığına sevinen tek insan sensin Hahahh... Rica ederim, bende seni tanıdığıma sevindim.

I.D: Umarım tekrar görüşürüz,

A: Tabi ki tekrar görüşeceğiz ama o zaman bu kadar güzel olmayacak...

I.D: Ah değilmi efendim, unuttum. Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

A: Kuruvasan demek istiyorum

I.D: Neden olduğunu anlamadım ama yinede teşekkür ederim

A: Ayrıca hızlı yaşayın genç ölün Hah ha ahah


Bir röportajı daha bitirmiştim çok ünlü bir şahsiyet olan Azrail biz insanlara ilk defa bu yüzünü göstermeşti, her yönüyle tanımış olduk kendisini... Sanırım bizlerin en son tanışmak istediği kişidir Azrail, yaşamımızın sonu geldiğini söyler bize ama bu sefer verdiği bilgilerle şunu anlamış olduk zamanın ne kadar önemli olduğunu ve herşeyi sanki bugün ölecekmiş gibi yapmamız, hiçbirşeyi sonraya ertelememiz gerektiğini öğretti, umarım herkes bu bilinçle hayatını güzel şeyler yapmak için harcar ve ölürken "daha erken" demez.
Bir başka röportajda görüşmek üzere herkese iyi günler

29 Nisan 2009

Biblo Kız II - Reverse Of The Medal

O gece biblo kızın sevgilisi eve geç gelmişti, arkadaşlarının yanından ayrıldığında saat 01:00'i geçiyordu eve girer girmez banyoya girip yüzünü yıkadı ve odasına geçti, televizyonu açıp eline kumandayı aldı ve yatağına uzandı, bütün kanalları gezdi ama ilgisini çeken hiçbir şey bulamadı, cebindeki telefonu çıkardı ve açtı, telefonu kapalıydı çünkü biblo kızın onu aramasını istemiyordu bir karar vermişti ve kararının arkasında durmak istiyordu ama hala içindeki sevgiyi atamadığı için konuşunca fikrini değiştirmekten korkuyordu, telefon açıldığında arayan numaraları gördü ama içinde onun numarası yoktu sanki rahatlamışçasına bir "ohhh" çekti telefonunu yatağının yanındaki koltuğa attı televizyonu kapattı üstündekileri çıkararak yatağına yattı, ona ayrılmak istediğini söyledikten sonra ilk defa kendi başına kalmıştı ve biblo kızı düşünmekten kendini alıkoyamıyordu bugün ona söyledikleri ve onun ağlayışı gözünün önüne geliyordu, kendisiyle ilgili sevmediği şeylerden biri ayrılık takıntısıydı ayrılıklardan hoşlaıyordu, terketmek ve terkedilmek ona haz verdiğini bile düşünüyordu ama terkedilmek için uğraşması gerektiği için genelde terketmeyi tercih ediyordu, biblo kızın ısrarıyla "Mozart ve Balina" filmini almıştı beraber izlerlerken "bu çocuk sensin ben de bu kızım, ikimizde otistiğiz" demişti o gün gülmüştü ama bir benzerlik vardı rakamlara olan düşkünlüğü.. Bunu biblo kızada söylemişti, bunları düşünürken birden Biblo kızın ağlarken "Ne yaptım ben sana?" sorusu geldi aklına ona bir cevap verememişti,
"Sen hiçbir şey yapmadın, beni anladın, beni sevdin, yanımda oldun, sen herşeyi yaptın" dedi içinden... Pişmanlık etkisini gösteriyordu yavaş yavaş ve hemen bu düşünceleri kafamdan atmalıyım diyerek müzik dinlemeye karar verdi çantasının yanından mp3 playerını aldı çalıştırdı ama unuttuğu bir şey vardı çünkü o mp3 player biblo kız'ındı bir hafta önce birbirleriyle değiştirmişlerdi ikiside ayrı tür müzik dinliyordu ve birbirlerinin dinlediği şarkıları dinlemiyorlardı bu yüzden içindeki şarkıları tek tek dinletmektense mp3 playerlarını değiştirdiler. Çalan ilk şarkı onun "mutlaka dinle" diye tembih ettiği şarkıydı aklına o geldi ve güümsedi şarkıyı dinlemeye devam ederken ona melek biblosunu aldığı günü düşündü öğleden sonra işten çıkması gereken saatte çıkamamış işlerini bitirmesi gerekmişti, henüz üçüncü buluşma olacağı için kendini affettirmek adına, hediyelik eşya satan bir dükkana girip gördüğünde gerçekten ona benzettiği bir bibloyu almıştı, bu biblo ona o kadar çok benziyorduki inanamıştı. Biblo kız'ıda ilk gördüğünde açık olmuştu zaten bembeyaz yüzünde sadece kırmızı dudakları ve siyah gözleriyle öylece karşısında oturuyordu, sarı saçları güneşi kıskandırırcasına ışık saçıyordu bunlar aklına geldikçe pişmanlık seviyesi yükselmişti hemen kulağındaki kulaklıkları çıkardı ve telefonu eline aldı ve rehberde ismini ararken "Seni tanıyosam ya telefonunu açmayacaksın ya da açsanda olumlu birşey söylemeyeceksin" dedi ama telefon etmeye mecbur hissetti kendini aradığında "aradığınız numaraya şu anda ulaşılamıyor" sesini duyduğunda "beni şimdiden silmiş" dedi içinden sanrım artık hiç bir şansım yok diye ekledi... Kırdığı biblosunu tekrar yapabilmek için çok uğraşması gerektiğini anladı ve bunun için çabalamaya başlamak için dünyada yapmayı hiç sevmediği şeyi yapmaya başladı... Beklemek

27 Nisan 2009

Akbiliniz Sahte Olabilir

Akbiliniz sahte olabilir dikkatli olun.
Yola beraber çıktığınız ve ihtiyacınız olan AKILLI BİLET yani AKBİL'inize ne kadar güveniyorsunuz?
Eğer kaybettiğiniz bir akbiliniz varsa ve hala bulamadıysanız veya size geri dönmemişse bilin ki o sahte akbildir.
Sahte olup olmadığını nasıl anlarım? diyorsanız içte cevap
Evinizde deneyebilsiniz
Akbilinizi herhangi bir odaya bırakın ve bırakırken "ben gidiyorum sen arkamdan gel" deyin ve başka bir odaya geçin,
O odada takribi yarım saat bekledikden sonra akbiliniz hala gelmemişse bilin ki o AKBİL SAHTEDİR hatta AKBİL DEĞİLDİR
ne midir?
SALBİL' dir yani SALAK BİLET

26 Nisan 2009

Biblo Kız

O gece yatağına uzandığında odasının ışıklarıyla beraber kapattı mantığındaki ışıkları, artık odası gibi karanlıktı düşünceleride, nerdeyse duyguları körelmişti, hep hatayı kendisinde aramaktan yorulmuştu, herşeyi oluruna bırakmak düşündüğü kadar kolay değildi bu yüzden artık mantıklı davranan taraf olmaktan vazgeçmişti, hemen yanındaki çekmecenin içinde sigara paketini çıkardı, içinde sadece bir dal sigara vardı daha önce bir kaç kere elinde sigara varken uykuya dalmıştı ve üstelik birinde yorganını yakmıştı, ona "yorganını nasıl yaktın?" diye soran annesine "pire için" diye cevap vermişti, sigarasını yakarken aklına bu gelince gülümsemişti ama bu bile onun moralini düzeltmeye yetmemişti, sigarasının dumanları tavana doğru yükselirken o da tavanı bir sinama perdesi gibi görmeye başlamıştı aklındaki düşünceleri oraya yansıtıp izliyordu ama bunu bilinçsizce yaptığı için kendine kızıyordu, eline dökülen külle kendine geldi ve yastığının altındaki cep telefonuna bakıp onun aramasını istedi ama ararsa açmamaya karar vermişti, bu kararına ne kadar sadık kalacağını kestiremiyordu, hatta bir ara kendisi arayıp bildiği bütün küfürleri edip sonra o rahatlıkla uyumayı istedi ama yapamadı, uykusu yoktu sanki yıllarca uyanık kalabilirmiş gibi hissediyordu kendisini, derin bir nefes aldı ve biten sigarasını dolabın üstüne dikine bıraktı, yorganı boynuna kadar çekti ardından telefonunu kapattı, onu uyutmayan şeyin üstüne gitmeye karar verdi ve yarın uyandığında herşeyin daha güzel olabileceğini düşündü.
Bugün sevgilisi onu terk etmişti ve hayatında ilk defa kendini birine bu kadar aşık hissediyordu, onun karşısında ağlamıştı ve ilk defa bir erkek onu ağlatmıştı, "Ben sana ne yaptım?" sorusuna hiçbir cevap vermemişti, Söylediği şeyler aklından geçiyordu
"Ben seni sevdim, hem de çok sevdim ama sen ve ben artık daha fazla devam edemeyiz, sen benim biblomsun, seni kırmak istemiyorum, seni kalbimin en güzel köşesine koyup orada hayatımın sonuna kadar kalmanı istiyorum, ama sevgilim olarak değil" bu cümle aklında geçerken "Aptal, aptal, aptal..." diye söyleniyordu, sevgilisin kendisi için kullandığı ad buydu "biblo kız" çünkü ona göre daha küçük boyluydu ve ilk hediyesi bir melek biblosuydu, dolabın üstünde duruyordu, ayağa kalktı ve melek biblosunu eline aldı aklına sevgilisinin onu nasıl verdiği geldi bir cumartesi günü öğleden sonra buluşacakları bir cafeye elinde bir poşetle gelmişti
"İçinde ne var?" diye sormuştu Biblo Kız
O:
"Sana benzeyen bir şey buldum bende aldım" demişti
Biblo kız:
"O ne ya?" dedi
O:
"Bak bu" deyip içinden melek biblosunu çıkarmıştı "Sen benim biblomsun bu da senin biblon" demişti
Kendini tutamayıp kahkaha atmıştı ama çok hoşuna gitmişti bunu düşünürken bile gülümsüyordu ama o bibloyu daha sıkı kavradı ve karşısındaki duvara atıp paraçalamk geldi içinden "Sen beni kırdın, bende bunu kıracağım" dedi ama yapamadı yerine bıraktı, yatağına uzandı "lanet olsun sana eşekler gibi aşığım, Beni bilerek ve isteyerek kırdın ve hala seni aklımdan atamıyorum" dedi.
Keşke gerçekten biblo olsaydım diye düşündü şu anda ağlamıyor olurdum, onu düşünmüyor olurdum, çünkü biblolar taştır ve duygusuzdur bıraktığın yerde durur. Neden? sorusuna cevap aramaktan sıkıldı ve kalbindeki ışıklarıda kapatıp onun artık karanlıktaki herhangi birşey olarak kalması için uğraştı, çünkü karanlıkta ne olursa olsun isterse dünyanın en güzel şeyi olsun göremezdi, göremediği zaman da unuturdu, gözlerini kapattı dünyada en iyi yaptığı şeyi yapmaya başladı... Beklemek.

15 Nisan 2009

Duman - Dibine Kadar

Sanırım son zamanlarda kendime en yakın bulduğum şarkı sözü bunlar, şarkıda 10 numara dinlemenizi tasfiye kararıyla boşaltırım :P


Yazdım çizdim hayal ettim
Sazla sözden ibarettim
Arkamı döndüm emanet ettim
Anlayamadın ya

Aklım fikrim kaynayınca
Söz müzikle ağlayınca
Kalbimi açtım ibadet ettim
Anlayamadın ya

Ama o anladı
O beni anladı
Dibine kadar
Dibine kadar

Güldüm geçtim genceciktim
Aşk içinde meşke daldım
Kendimi buldum onu kaybettim
Anlayamadın ya

İyisin hoşsun bir yokuşsun
Harbiden baya bi boşsun
Şarkıya türküye lanet olsun
Anlayamadın ya

Ama o anladı
O beni anladı
Dibine kadar
Dibine kadar

20 Mart 2009

Paranormal

İnsan hayatında çok çeşitli olaylarla karşılaşır, bunların bazıları alışılagelmiş şeylerdir çünkü daha önce bunu yaşayanlar olmuştur, yüzyıllar önce atalarımızın yaşadığı tecrübeler yaptıkları icatlar sayesinde o zamanalar insanlığa garip ve anormal gelen şeyler şu anda yaşayan bizlere çok normal gelmektedir. Geçirdiğimiz ve hala sürmekte olan evrimin bize verdiği bir armağandır alışkanlıkları devam ettirmek ve daha yeni şeyler bulma çabası, eski filmleri izleryin ve oradaki insanların yüz, vucut ve saç şekillerine bakıp şu an etrafınızdaki insanalara bakın arada geçirdiğimiz evrime sizde şahit olacaksanız bu çok bazit yolla.
Bunun yanı sıra hala anlayamadığımız cevap bulamadığımız bazı sorular var, bizler bunlar hakkında bir sürü hikaye duyarız hayaletler, cinler, vampirler, kurt adamlar vs... Bunlar biz insanların hayalgücünden ortaya çıkmış varlıklar mı yoksa gerçekten yaşamış ve yaşamaya devam eden şeyler mi? Bunun cevabı sanırım bilimsel olarak kanıtlanıncaya kadar verilmeyecek ama bu yaşanıldığı iddia edilen Paranormal olayların hepsinden çıkaracağımız bir sonuç var o da Paranormaldir.
Bu yüzden yerde bulsanızda sayacağınız, sabah sıcak yatağınızdan kalkıp işe gittiğiniz ve bir ay çalışıp karşılığında aldığınız, size yeme içme giyinme ve eğlenme olanağı sağlayan PARA normaldir. Kendinize bakın ve dünyadaki en anlaşılır şeyin PARA olduğunu görün insanlar hayatlarını ne kazanmak için geçirir? Cevabı çok basit PARA kazanmak için... Dünyada hiç bir sorunun cevabını bulmasanızda bunu bilmelisiniz PARANORMALdir ve hep aynı dili konuşur.
Bir çok savaşa neden olan, dünyanın bazı yerlerine hiç uğramayan ve yoksulluk-zenginlik diye iki ayrımı çıkaran Paranormaldir!. Tıpkı bu düzene ayak uyduranve çok normal bir insan olan senin gibi!

28 Şubat 2009

Tanrının İçtiması

Tanrı merak etti, durum ne? Cennet, cehennem ve dünyadakiler ne yapıyor? Nereye gidiyor? Kendi gördüklerini başkası da görüyor muydu? İçtima almaya karar verdi. Bütün melekleri ve ruhları çağırdı, hepsi zaman kaybetmeden Tanrı’nın huzuruna geldi ve sırayla dizildi. Tanrı melekler sordu : “-Cennet ne durumda kaç tane ruh var?” Aradan bir melek sıyrıldı ve tekmil verdi “-Ben Cebrail, cennette bugün şu kadar milyar ruh var, sırat köprüsünden geçenler olacak ve Azrail bugün yine ruh getirecek ama artık Cennete gelenlerin sayısı Cehenneme göre çok daha azaldı, insanlar günahkar olmaya başladı ve Şeytan’la işbirliği yapıyorlar.” Tanrı Cebrail’i susturdu “Biliyorum, anlatma” dedi ardından Azrail’i çağırdı, Azrail karşına gelince ona “Sen söyle” dedi Azrail: “-Ben Azrail, yarattığınız bütün gezegenlerde dolaşıp eceli gele bütün canlıların ruhları alıp buraya getiriyorum ve şunu fark ediyorum artık insanlar sizin verdiğiz yaşam sürelerini kullanamıyor ecelleriyle ölen insan sayısı azaldı artık insanlarda korku kalmadı, icat ettikleri silahlarla birbirlerini vuruyorlar, intihar ediyorlar, uyuşturucu kullanıp kendilerini yok ediyorlar yani Şeytan’a kanıyorlar gerçi benim için fark etmez ben gidip ruhlarını alırım ama bu durumu arz etmem gerektiğine inanıyorum” Tanrı kızdı, bütün gezegenleri sarstı, güneşten daha büyük alevler yayıldı, yıldızlar kaydı bazıları dünyaya düştü, bütün melekler telaşlı gözlerle etraflarına baktı, herkes korkarken aradan bir melek çıktı ve tekmil verdi “-Ben Mikail, doğadan sorumlu meleğim bir maruzatım var” dedi Tanrı ona “-Konuş” dedi “-Ben de insanlardan şikayetçiyim, dört mevsim düzenini çok güzel oturtmuştum herkes yaz aylarında yazı, kış aylarında kışı yaşıyordu fakat şimdi bu düzen bozulmak üzere çok zorlanıyorum, çevreye verilen zarar azımsamayacak kadar büyük hepsi para hırsına kapılmış insanlar yüzünden ve onları ayartan Şeytan yüzünden.” Tanrı sinirliydi, Mikail’in konuşması bitince biraz düşündü ardından etrafındaki bütün melek ve ruhların sayısını aldı hepsini kendi yaratmıştı tıpkı insanları yarattığı gibi ama onlardan sadece biri yoktu içtimada o da yüzyıllardır hiçbir içtimaya katılmayan Şeytan’dı ve herkes ondan şikayetçiydi ardından İsrafil’i yanına çağırdı, İsrafil büyük bir hızla Tanrı’nın huzuruna çıktı. “-Emredin Tanrım” dedi Tanrı, İsrafil’e baktı ve “-Şimdi sıra sende” dedi İsrafil şaşırmıştı, “yoksa o son görevimi mi yapmamı istiyor” dedi içinden, İsrafil’in bu düşüncesini okuyan Tanrı, “-Evet!” dedi ve ardından “-İnsanları defalarca uyardım, yaşadıkları süreyi iyi değerlendirmeleri gerektiğini ve bu hayatta ölümünde olduğu onlara hatırlattım değişik vesilelerle, sevdikleri yakın insanların ölmesi, depremler, seller ve ibret almaları gereken bir sürü şey gösterdim ama onlar çoğunlukla unuttu. Beni bile unuttular! Sadece kötü günlerinde akıllarına geldim ama mutlu oldukları iyi günlerde akıllarına gelmedim, şükretmediler. En yakın arkadaşları Şeytan oldu, ben Şeytan’a izin vermesem zaten hiçbir şey yapamaz bunu düşünmediler, ben İsaların hür iradesiyle doğruyu yanlışı görmeleri ve seçimleri vicdanlarına göre yapmalarını istedim. Asla onları unuttuğum içi başlarına kötü şeyler gelmedi onlar beni unuttuğu içi kötü duruma düştüler. Artık buna bir son vermeliyiz her şeyi silip başta yaratacağım!” Diye ekledi İsrafil sordu: “-Kıyameti mi haber vermemi istiyorsunuz yani?” Tanrı: “-Evet, içtimadan sonra dünyaya git ve haber ver” dedi İsrafil melek ve ruhların arasındaki yerine döndü, herkes konuşulanları şaşkınlıkla dinlemişti, herkes Tanrının son emrini bekliyordu. Tanrı, etrafına baktı “-Herkes görev yerlerine dağılabilir, şimdi insanların içtimasını alma vakti” dedi Bütün melekler dağıldı, İsrafil, Azrail, Mikail ve Cebrail dünyaya gitti dünyaya son kez baktılar ve İsrafil eline Sur’unu alıp çaldı, büyük bir gürültü çıktı dünyanın dört bir tarafından duyuldu, her din, ırk ve dilden insan İsrafil’i gördü nereden bakılırsa bakılsın İsrafil görülüyor ve çaldığı Sur duyuluyordu, İnsanlar panik halinde etrafta koşuşturuyordu, evlerinden dışarı fırlayanlar, arabadan dışarı atlayanlar, denizdekiler, uçakla seyahat edenler herkes ne yapacağı bilmez bir şekilde etrafına bakıyordu, Sur sesi hala duyulurken yer sarsılmaya başladı yerlerde derin yarıklar oluşurken insanlar yıkılan binalar altında kalıyordu, denizden ve okyanustan gelen büyük tsunamiler insaları yutuyordu, dünyadaki bütün dağlar kum gibi dağılıyordu, güneş dünyaya yaklaşıyordu ve her milim ardından insanlar alev alıp yanıyordu, dünyanın gece olan kısmında ise şiddetli rüzgarlar insanları havaya uçuruyordu, Azrail ölenlerin ruhlarını alırken İsrafil ikinci kez sur’unu çaldı ve bütün insanlar yere yığıldı dünyada tek bir canlı kalmamıştı herkes aynı anda ölmüştü bütün insanların ruhları Azrail’in önünde toplandı ve ardından gökle yer birleşti ve dünya yok oldu, Azrail ruhları sırat köprüsüne götürdü bir süre sonra bütün ruhlar cennete ve cehenneme ayrıldı. Kıyamet günü bittikten sonra bütün melekler ve ruhlar tekrar içtima içi toplandı bu kez cennet ve cehennemdeki bütün ruhlarda içtimaya katıldı, Tanrı’nın karşısında milyarlarca ruh ve melek duruyordu, herkes Tanrı’nın şimdi ne diyeceğini merak ediyordu, Tanrı susuyordu, tam bu sırada bir melek daha geldi, birden bütün meleklerden uğultular yükselmeye başladı, herkes Tanrı!dan gelen melek içi bir emir bekliyordu ama Tanrı hepsini susturdu, herkesin arasından geçerek gelen Şeytan’dı ve tekmil verdi “-Ben şeytan, bana emrettiğiniz görevi yaptım ve içtimaya katılmaya geldim” Herkes Tanrı’nın Şeytan’a çok kızacağını düşünüyordu ama Tanrı çok sakindi ve cevap verdi “-Geleceğini biliyordum, seni bekliyordum… Sana verdiğim görevi başarıyla tamamladın, artık sende burada kalacaksın” dedi Şeytan cevap verdi “-Emredersiniz.” Dedi ardından bütün meleklere ve ruhlara seslendi. “-Şeytan’da sizden biri, ben o’nu insanlara kötü seçeneği göstermesi için görevlendirdim, fanilerin doğru yolu kendi hür iradeleri ve vicdanlarıyla seçmelerini istedim, herkes onun kötü bir melek olduğunu sanıyordu ama o kötü değildi sadece görevini yapıyordu, tek farkı bu görevi benim emrimde değilmiş gibi yapmasıydı, ben Şeytan’a uymayın dedim, uyardım seçimi ise fanilere bıraktım, Şeytan’da bana uyun dedi seçimi faniler yaptı.” Bütün melekler ve ruhlar çok şaşırmıştı herkes birbirine bakıyordu, Şeytan, Tanrı’dan söz istedi Tanrı, izin verdi ve Şeytan arkasındaki kalabalığa döndü ve konuşmaya başladı “-Yüzyıllardır beni hep kötü bildiniz, insanlarda öyle… Bütün kitaplarda benim kötü olduğum yazılıyordu ve bu doğruydu ama ben Tanrı’nın bana verdiği görevi yapıyordum, nasıl Azrail can alıyorsa, Mikail mevsimlerden sorumluysa benim görevimde İnsanlara kötü yolu gösterip Tanrı’nın yolunu hür iradeleriyle gitmelerini sağlamaktı ya da bana uyup cehenneme gitmeleri sağlamaktı, ne kadar kötü olursam görevimi o kadar iyi yapmış olacaktım, eğer ben olmasam dünya sınav yeri olmazdı zaten herkes iyi olurdu ve herkes cennete giderdi. Tanrı her zaman en iyisini düşünür en iyisini bilir bizim aklımız ermez. İsalar bana uyunca mutlu olacaklarını sandı ama olamadılar, bana tapanlar, beni Tanrı’dan çok sevenler oldu ama anlamadıkları şey benimde Tanrı’nın yarattığı bir melek olduğumdu ve beni seviyorlarsa Tanrı’yı da sevdikleriydi ve eğer gerçekten istenmeseydim Tanrı beni yok ederdi, tıpkı biraz önce dünyayı yok ettiği gibi” dedi ve Tanrı’ya döndü Bütün melekler ve ruhlar bu sözler karşısında tutulmuştu ezelden beri Şeytan hakkında bildiklerin her şeyin aslında bir görevden ibaret olduğunu duymuşlardı. Şeytan: “-Şimdi sizin önünüzde eğiliyorum Tanrım başka bir emriniz var mı?” Dedi Tanrı: “-Yerine geç, dedi” Şeytan yerine geçince tüm meleklerin ve ruhların sayısı aldı ardından “-İçtima bitmiştir” dedi ve herkes dağıldı.