14 Aralık 2006
YER VERDİRGEÇ
Çok sevdiğimiz ve saydığımız yaşlı insanlar yani moruklar..pardon..yaşlılar için ürettiğimiz bu ürünümüz sayesinde yazın susuz kalmasın diye yollara kaseler içinde su koyduğumuz, kışın acıyıp eve aldığımız yaşlılar toplu ulaşım araçlarında ayakta kalmaktan kurtulacak!!
Nasıl mı? Şöyle...
Sevgili yaşlı hanfendi or beyfendi otobüse binmeden önce "yer verdirgeç" takımını takacak ve bindikten sonra tıklım tıkış olan konserve kutusuna benzeyen otobüste hemen kaba etini rahata kavuşturcak:)
Yer verdirgeçimiz %100 sonuç vermektedir, 50 yaş ve üzeri insanlarımızın kullanımı için idealdir.
YAŞLILAR!!! ARTIK AYAKTA BEKLEMEYE SON!!! BİR GENCİ GÖZÜNE KESTİRİP BAŞINDA TÜNEMEYE VE ONU BEZDİRMEYE ÇALIŞMAYA SON!!!
Nasıl Çalışır? Şöyle...:)
Yer Verdirgeç:
+Küçük bir kutu şeklindedir, kumandaya benzerliği ile tanınır:) ve üzerinde 3 düğmesi mevcuttur
1.Düğmeye basınca: Bir sinyal yayılacak, yaşlımızın içinde bulunduğu toplu taşıma aracının (örn: Çok oturgaçlı götürgeç) içindeki tüm beyinlere
"Şimdiki gençlerde saygı kalmadı, bizim zamanımızda öyle değildi.."
Bu sinyali alan beyine sahip en az bir kişi, takribi 2dk sonra ayağa kalkarak yer vericektir
Yer vermezse? İkinci düğmeye basıcak
2.Düğmeye Basınca: Eğer ilkinde kimse kılını kıpırdatmadıysa yaşlımız ikinci düğmeye basacak ve
"Şimdiki gençler yaşlılardan daha yorgun, biz daha dinçiz..Kimse ayağa kalkıp yer vermiyor"
şeklinde bir serzeniş sinyali daha yayılacak... Bu sinyali alan beyinlerde en az bir dakika içerinde yer verme isteği doğacak, uyuyormuş gibi yapanlar uyanacak, yer verbilitesi daha çok olupta hiç oralı olmayanların yanında oturan diğer kişiler sinyal nedeniyle o kişiye bakacak ve psikolojik baskı yapacak ve toplu taşıma aracının yoğunluğuna göre en az 5 kişi ayağa kalkıp yer vermek isteyecek.
Ya yer vermezse? 3. düğme
3.Düğmeye basınca: Üçüncü düğmeye çok nadiren ihitiyaç duyacak yaşlılarımız, sevgili müşterilerimiz...
Üçüncü düğmeye basınca kumandayı kullanan yaşlımızın beynine bir sinyal gider ve gözleri kayar, bayılacakmış gibi olur "Of anam anam" şeklinde bir haykırış ve ardından "ay ay aaaayyyy" şeklinde bir yere düşüyorum nidası ile araçtaki bütün insanlar size kanalize olacak ve kesin olarak yaşlı,genç farketmeden herkes size yer vermek isteyecek ve oturarak gideceksiniz, yanında kolonya, sevgi ilgi ve alaka bedava... Bu da en fazla 29 saniye süre sonra etkisini gösterecek.
Kısacası 3dk 29saniye sonra "Yer Verdirgeç" sayesinde gitmek istediğiniz yere oturarak gideceksiniz.
Yer verdirgeçin hiçbir yan etkisi yoktur, 3.düğme en fazla 1dk etkisini göstermektedir...
Yeni çağın icatlarından biri ola Yer Verdirgeç sayesinde artık yaşlılarımız daha mutlu olacak...
Yer Verdirgeç Kullanan Yaşlıların Yapmaması Gerekenler:
1-Evladım, hiç rahatsız olma, ben birazdan inicem, sen otur.
DEMİCEKSİNİZ!!!
2-Başkasına yer
VERMEYECEKSİNİZ!!!
3-Yerlere basmayacaksınız :) (bu yok)
Siz sevgili müşterilerimz, evinizdeki ve etranızdaki yaşlılara bu ürünü almak istiyorsanız
yerverdirgec@hobalubatamtus.com.tr
adresine mail atmanız yeterlidir.
Ve siz siz olun istifinizi bozmadan yerinizde oturmaya devam edin :D
1 Aralık 2006
Toparlak Ulaşım ile Trafik derdine SON!!!
Toparlak Ulaşım, trafik ve onun getirdiği stresten sizi kurtaracak!
Biiyoruz çok sıkıldınız, keşke trafik olmasa, canavar ölse, evime istediğim saatte gidebilsem, yanlış sollama olmasa diye içinizden geçiriyorsunuz.
İŞTE ÇÖZÜM
Toparlak Ulaşım, gerçek ambulanstan hiç bir farkı olmayan, önünde tersten "ambulance" yazan minibüslerimiz ile sizi evinize çok daha hızlı ve rahat götürmeyi taahhüt ediyor...
Tüm görüntü ve iç aksamıyla gerçeğinden ayırt edemeyeceğiniz ambulanslarımız size konfor da sunuyor,
işte konfor:
-Uyumaya elverişli deri koltuklar
-Mini Bar
-Tv ve Radyo
-Kablosuz neti mevcut bir bilgisayar
-İtalyan ve Hırvatistan mutfağından seçme yemekler
-İsteğe göre güzel bir Hemşire ya da bir hemşeri
Her müşterimiz/lerimiz kendisine sunulan imkanı dilediğince kullanabilir..
Bize "ulaşmak" için, yine bizi tercih edin, Ulaşımda marka Toparlak UlaşımTürkiyenin her yerinden
0800 3
numaralı telefonla bize ulaşabilirsiniz
24 Kasım 2006
SOALET-SSORULAR VE CEVAPLAR
Doğrusu stajer olmalıdır aslında türk dil kurumu stajyer dese de doğrusu stajerdir
Staj-yer: Staj yapmayıp yapıyomuş gibi görünen ve o süreyi yeyip içerek geçiren kişiye denir.
Staj-er : Staj yapan ve bunu disiplinli ve görev bilinci içerisinde yapan kimseye denir
bu mudur?şu mudur?o mudur?mudur-NU tavuklarının üretim amacı soru soran,hayatı yargılayan canlılar üretmek midir?
bu mudur?şu mudur?o mudur?Bu soruların cevabı duruma göre değişir, bu soruları soranın kendinden emin olmasıyla alakalı sorulardır mesela "-Bahsettiğin Si di bu mudur?" bakın arkadaşımız kendinden emin değil yanındakine soruyor, o arkadaş eğer "-Evet bu" derse cevap "Bu" olur ama "-Hayır bu değil ne alakası var uhahah ahahah hahah" diye cevap verirse üstüne bir de dalga geçerse "Bu değildir" Siz de aynı örnekten "Bu mudur?" sorusunu çıkarıp yerine "Şu mudur?" ve "O mudur" sorularını koyarak bir cümle kurunuz (ev ödevi) Cevaplarını yazınız.
mudur-NU tavuklarının üretim amacı soru soran,hayatı yargılayan canlılar üretmek midir?Cevap:Ülkemizde ki natırmort resim yapmaktan sıkılan yeni nesil ressamların Nu model bulma sıkıntısını ortadan kaldırmaktır, sanatın ve özellikle resim sanatının dostu olan mudur-nu üretmiş olduğu tavukların tüylerini yolup, çıplak halde kasap, bakkal ve marketlerde sattırarak sanata destek vermektedir, Mudur-nu tavukçuluğa sanata vermiş olduğu destekten ötürü teşekkür etmeliyiz.Hazır yeri gelmişken söyleyeyim, benim yaptığım 77 adet nu tavuk tablosunu nişantaşında "Gıdak Kümes"te sergiliyorum, isteyen sergiyi ziyaret edebilir, tablo satın alabilir, aldığınız Nu tavuk tablosuyla beraber model tavuğuda veriyorum, afiyetle yeyinizNot: kimse "Acaba nu-mudur?" diye tereddüt etmesin bütün tablolar "Nü"Nü Resim üüüüüüüü benim klavyem ingizlice olduğu için yazamadım :p
Zeytin gözülerin gözüne,daha küçük bir embriyo iken annelerinin yediği zeytin mi kaçmıştır?
İlk Sorunun cevabı:
Ailesini rahatsız etmeye gerek yok, annesi zaten evhamlı, şimdi panik olur, üzülür yazıktır kadına... Atalarımızın dediği gibi "Tatlı dil zeytin çekirdeğini klavyeden çıkarır" dilini kullan :)
İkinci Sorunun Cevabı:
Çok doğru, Annelerin gebelik sürecinde yediği zeytin bebeğin oluşumu sırasında gözüne kaçarak "zeytin gözlü" olmasına, içtiği kahveler kahverengi olmasına, yediği boncuklar veya içtiği Powerade enerji içeceği mavi olmasına, yediği kıvırcık, marul ve yuttuğu yosunlar bebeğin yeşil gözlü olmasına yol açar, eğer anne hepsini aynı oranda tüketirse çocuğun gözüne hepsi kacağından ve üstün bir yiyecek maddesi olmadığından çocuk ela gözlü olur ama yapılan araçtırmalara göre Anneler en çok Powerade enerji içeceği tüketiyor, muhteviyatı bakımından diğer göze kaçan maddelerden üstün olduğu için bebekler ilk önce mavi gözlü doğar, bir süre sonra bu enerji içeceği miyadını doldurur ve diğer göz rengi ortaya çıkar.Geleceğin anaları buna göre yesin içsin:)
16 Kasım 2006
SORULAR VE CEVAPLAR
1.SORU: SEVMEK NEDİR?
CEVAP:Bir karafatma düşün öldürsen acıyosun, yapamıyosun... Hele o çıtırdaması yok mu... miden bulanıyo, Öldürmesen çoğalacak, düşünürken bi bakmışsın yok olmuş hızına şaşarsın...İşte böyle bişey sevmek :)
2.SORU: MÜDÜR MÜDÜR MÜDÜR?
CEVAP:Müdür müdür müdür?" Evet müdür müdürdür,örnek vermek gerekirse "Tavşan tavşandır" "İnek inektir" "hipopotam hipopotamdır" gibi. Daha bir sürü örnek verebiliriz... Umarım yarana merhem, derdine deva olmuştur cevabım
3.SORU: GÜMÜLDÜR GÜMÜL MÜDÜR?
CEVAP:"gümüldür gümül müdür?" Bunun cevabı tek değil... Anlayabilitenize bağlı... Yani:"Gümüldür gümül müdür" bir şiirin içinden çıkarılıp alınmış bir cümle olabilir, belki sonundaki soru işareti beni yanıltmak için koyulmuştur...olamaz mı? olabiliiir Örnek:
MÜDÜRSıcaktır sıcak soba Yeşildir yeşil ağaçZekidir zeki metinGümüldür gümül müdür
Yukarda gördüğünüz 78 kıtalık MÜDÜR şiirin sadece bir kıtası, müdürler için yazılmış bir şiir... birinci cevabım şu "Gümül müdür, gerçekten gümüldür"
Bunun gerçekten bir soru olduğunu kabul edersem, cevabım "Gümüldür gümül değildir" Neden? dediğinizi duyar gibiyim o yüzden kulaklarımı tıkadım:) Cevabı örneklerle açıklayayım "Şu yukardaki ufo mudur nedir? "ufodur... ufo mudur?..yok yok uçak bu...ya ufoysa?" gibi tamamen göz ile bilgi yanılgısı ve buna bağlı emin olamama sorusudur ve cevabı başta da söyledğim gibi "Gümüldür gümül değildir asla olamaz"... "Gümüldür" diyen sadece sadece başından savmak için böyle demiştir "-Abi o ne gümül mü?" "-Gümüldür, gümüldüüür hadi şimdi git beni rahatsız etme"
4.SORU: uçakLarın maLumunuz "karakutu"su,uçağın çarpması oLsun,patLaması oLsun,yanması oLsun hiç bir şekiLde hiç bir zarar görmeden bizLere uLaşabiLiyor biLindiği üzre..maruzatıma geLince,madem bu kara kutuLar bu kadar dayanıkLı oLuyorLar,neden uçakLar kara kutunun yapıLdığı maLzemeyLe kapLanmıyor,kauçuk masrafından mı kaçınıLıyor,yoksa bu tamamiyLe biLinçLi mi yapıLıyor ve dahi bu bir kompLonun ürünü müdür yoksa bu bir gümüLdür mü müdürdür müdür?
CEVAP:Uçakların düşme olasılığı %1-2 civarıDIR ve düşmüşken güzelce parçalansın, iyi bir patlama olsun, insanlar ölsün, tarihe geçsin mantığıyla o maddeyle kaplanmıyo... Yani olmuşken tam olsun diyorlar...Önemli olan ise o sırada ki muhabbet, acaba pilotlar tam uçak düşerkene ne konuştular... ne dediler? hangi duaları ettiler? Maksat muhabbet olsun işte o yüzden kara kutu önemlidir... Bir rivayete göre Kara Kutu ismi Karamazof kardeşlerden kalmıştır... Gavurlar buna "fılayt rekordır" derler ama onlar "Kara cahildir" inanmayın... Bence herkesin bir kara kutusu olmalı evin bi köşesinde dursun, deprem meprem olunca kurtarma ekipleri sizin o sırada ne muhabbet ettiğinizi dinlesin...
5.SORU: WHAT NE DEMEK?
CEVAP:Gavurca da What'ın karşılığı "Ne?" soru kelimesidir :) Bunu Türkçemizle karıştırıp çeşitli cümüllerde kullanabilirisiniz yani arkadaş toplantılarında birbirinizi anlamadığınızda "-What diyon?" diyerek ortama bir neşe hüzmesi yayabilirsiniz... Tabi What'ın anlamı sadece bunla sınırlı kalmayıp bazı kelimelere kök de salmış olabilir... Öreneğin: What-ka (Eskiden sıkça ceket gönyek gibi giysilerde kullanılan ve omuzları daha büyük gösteren bez parçası) What-an (Doğduğumuz ülkenin sıfatı:)gibi bir sürü örnek verebilirim Sen hangi cevabı istiyosan onunla yaşa
6.SORU:Neden terlikleri ayamıza giyiyoruz, onlar terlik diğil mi?
CEVAP:Terliğin çıkış hikayesi şöyledir : Elini ayağına uzatan bir insan yavaşça terliğin ucundan tutup çekmiş ve terlik çıkmış:p Gerçek şu, 1616 yılı bir yaz ayında ayakkabıcının biri karısının "-Eve pis ayaklarla girmee" deyip onu azarlaması ve bir güzel dövmesiyle evin içinde giymek için bir ayakkabı yapmaya karar vermiş dışarda giydiği ayakkabının aynısını yapıp evde giymeye başlamış fakat çok kullanışsızmış eve gel ayakkabını çıkar, sonra ötekini giy, bağcıkları bağla, ıvır zıvır, sonra tekrar çıkar diğerlerini giy... Adam sıkılmış bu bağları çıkarayım, üstünü de keseyim ki kolayca giyip çıkarabileyim diye düşünmüş ve atölyesine gidip yapmış.. sonra eve gelmiş bunları yere bırakmış ve giymiş, karısı merak etmiş "Bu ne bey?" diye sormuş "E ayakkabıı" diye cevap vermiş, kadın: "Böyle ayakkabı mı olur bey, boyu devrilesice beeeeyyyy" deyip kocasını tekrar dövmüş, kocası bunalmış ve tırsmışhemen evden kaçıp baba evine sığınmış, babası da ona: "Evlilikte olur evladım böyle şeyler, karının yanına git gönyünü al, siz kocaman insanlarsınız, konuşup anlaşırsınız" demiş, Babasının bu lafını duyan ayakkabıcı duymazlıktan gelmiş ve içinden "asıl o benim gönyümü alsın" demiş ve yeni yaptığı ayakkabıları babasının evine bırakıp gitmiş, aradan beş gün geçmiş, ayakkabıcı eve dönmüş, karısı yaşsız gözlerle onu karşılamış ve "Nerdeydin bey özledim seni" deyip ona sarılmış...Aradan bir kaç gün geçmiş babası cep telefonuyla oğlunu aramış ama oğlu cevap vermemiş, msne girmiş oğlu çevrimdışıymış, telapati kurup oğluna ulaşamayınca şüphelenmiş ve hemen oğlunun evine gitmiş ve oğlunu yerde can çekişirken görmüş çünkü karısı onu yine dövmüş ve yerde kan ter içinde yatıyormuş, evden aceleyle çıkarken oğlunun bıraktığı ayakkabıları giyen babası, hemen ayağından onları çıkarmış ve oğlunun anlından, ağzından, boynundan akan terleri silmeye başlamış, bunak herifin aklına o sırada başka bişey gelmemiş, oğlunu hastaneye yetiştiren ve hayatını kurtaran baba oğlunun karısını da bulup bu ayakkabılarla bir güzel pataklamış, sonra bunları ayağına geçirip kaveye gitmiş, papaz kimde oynarken :) arkadaşları sormuş "-Ayağındakinin adı ne? ayakkabı desen değil, çizme desen değil ne?" Baba da düşünmüş içinden "What?" demiş, Sonra aklına bunla yaptığı en önemli iş gelmiş yani oğlunun terini silmek ve aniden "-Ter Silicisi" demiş... O günden bu güne ismi deforme olarak günümüze TERLİK olarak gelmiş.Bildiğiniz üzere terlik son yıllarda annelerin ustalıkla kullanıp, çocuklarını uzak mesafeden vurmaları ve canlarını acıtmasına yarayan bir malzeme halini almıştır, çeşitli vakıflar bu malzemenin satılması ve kullanılmasını engellemek için savaş açmıştır örneğin ANOF (Anne ne olur fırlatma) TEOL (Terlik Olmasın)Terliği kötü emelleri için kullanan anneleri kınayalım ve terlikleri annelermizin uzanamayacağı yere koyarak, şiddetten ve acıdan kurtulalım.Ayağımıza giydiğimzi terlike neden TERLİK dediğimizin cevabı yukarda ki gibidir... Artislik yapmak istiyosanız Sweatlik de diyebilirsiniz...
9 Kasım 2006
7 Kasım 2006
DONNIE DARKO
Gary Jules - Mad World
Bundan böyle sevdiğim filmlerin ve soundtracklerin videolarını koyucam buraya, Donnie Darkodan başlıyorum...
Bu filmi çok seviyorum, en sevdiğim diyemiyorum ama çok seviyorum diyebiliyorum.. Burdaki hikaye karmaşık, anlatsam bile -filmin ana teması bu diyemeyiz.. Hiç bir şey sonuca bağlanmıyo, filmi ilk seyrettiğimde benim anladığım şuydu:
Donnie Darko isimli çocuk, yatağında uyurken evlerinin üstünden geçen uçağın bir motorunun çocuğun üstüne düşmesi sonucu çocuk ölür (bunu filmin sonunda anlarsınız) filmin başından sonuna kadar çocuk "yaşasaydı neler olurdu" şeklinde geçiyor, zaman yolculuğu hakkında bilgi toplamaya çalışıyo, ve aslında kendisi de bir zaman yolculuğu yapıyo, filmin sahne geişlerinde şu kadar gün kaldı falan diye bir geri sayım var, bu en başta söylediğim olayın olmasına yapılan geri sayım, filmin son sahnesinde Gary Jules'in şarkısı çalar bu çalarken Donnie'nin yaşadıklarının aslında hayal veya rüya değil gerekten bir zaman yolculuğu olduğunu anlayabilirsiniz çünkü herkesin suratında "ne oldu ya" şeklinde bir ifade vardır... Aslında anlatması çok zor bir film... Fantastik filmleri severim en son sahne en etkileci sahnedir bence, Donnie'nin zaman yolcuğu sırasında okulda edindiği kız arkadaşı bisikletle Evin önünde durur, Donnie'nin anası kıza bakar uzun süre, kız ister istemez elini kaldırıp selam verir anneside ağlamaklı gözlerle kıza selam verir... çok süper bir sahne zaten buradan anlayabilirsiniz neler olduğunu...(yukardaki klipte 33.saniye de başlıyo)
Seyretmediyseniz hala seyredin... Şayet ben hoşlanmam öle filmlerden diyosanız hiç bulaşmayın beyninizde kalıcı hasarlar bırakabilir...
6 Kasım 2006
Moruk halime mektup
Daha bir sürü ıvır zıvır koycam, aklımdaki düşünce şu; Diyelim ki bu blogspot.com hiç çökmiycek hiç kapanmıcak ve yıllarca devam edecek ve her kullanıcının yazısı olduğu gibi kalacak, nasıl olsa yazmayanın sayfası kapanmıyo, yıllarsa 30-40-50-60-70 yaşına geldiğimde bu sayfaya bakcam, taaaaaaaaa bu günleri hatırlıcam, "O zaman neler yapıyomuşum ben" dicem, şu gün "better man'i dinlemişim" benim adım "The man who sold the world'dü" diycem -ki hep öyle kalcak adım :)... Ne biliim çoluk çocuk torun poşet torba sahibi olursam "aha" diycem "bakın ben eskiden bunları dinliyodum bunları yazdım"
Yaşlı halime mektup:
Naber moruk, nasılsın lan öff çok yakışıklı, yeteneli, harika bi adamdın ben bunları yazarken, şu an hayallerini gerçekleştirmiş bir insan olarak bilgisayarın başındasın, yanında kim var? neyse farketmez öp onları benimiin :) ya biliyosun hiç üzülen, umutsuzluğa kapılan bir insan değildin şu anda şimdi nasılsın? değişen bir şey var mı? ne kadar kötü sen bana yazamıcaksın hiç bir şey ehehe...senle bile dalgamı geçerim ben, saçların beyazlamış...sana da benim gibi ektiren mi vaaaaar yıllardır soruyorum öhhhmmm... :) kızma moruk sadece espri yapıyorum, bak belki hatırlamazsın bunamışsındır diye söylüyorum, şu an evdesin koltuğun üstünde oturuyosun, sol tafarında tv var, çay içiyosun ve Kusursuz Fırtına diye bir film seyrediyosun (daha doğrusu dinliyosun) üstünde siyah sivit şört :p altında lacivert kot var ve bağdaş kurmuş şekilde oturuyosun, sanki meditasyon yapıcaksın anasını satiim :) Valla moruk sen emekli maaşı falan alıyo musun? bilmiyorum ama birazdan benim gitar alışmam lazım, hee şu sıralar sanki birini seviyosun bilmiyorum şu an yanındaki de o mu? yoksa vahim bir kazada öldü mü? beni bilirsin patavatsızım, söylerim böyle herhalde hala öylesindir he? ağlıcanı zannetmiyorum zaten ama yaşlanınca duygusal oldun mu? onu bilmiyorum, şu an kimleri dinliyosun? dede efendi falan diildir inaşallah kızarım sana!! yeni yeni müzik türleri çıkmıştır eminim ki... çocukların falan varsa "sesini kıs" falan deme ... neyse bi ara yazarım ben sana yine... şimdi gidiyorum... hemen ölme :D
21 Ekim 2006
O yeeaahhh can you see them...
Bayrama girerken aklıma geldi artık el öpünce para alamıyorum...ne acı... bende büyüyünce "Ahçı" olmak istemiyorum... We young die :)
17 Ekim 2006
77
Ya insan neden yazar, yazar neden insan? amaan banane neden yazarsa yazar işte :p.. ya dün bi ayakkabı aldım..(abi çok feminen bi yazı olur bu bence hiç yap
ma) sen sus parantez!!! istediğimi yaparım ben... bu sırada Bush-Coming Down dinlemekteyim 15:18...bi ayakkabı aldım demiştim toplamda tam tamınaaaaaaa 3 ayakkabım var :D napiim fakir ve yoksulum...adsl borcumu ayakkabı boyayarak kazandığım parayla ödüyorum, yiyecek içecek için Su satıp kantar başında bekliyorum, devamlı müşterim olan kadınlar gelince "O abla sen bayaa kilo vermişin" diyorum, nasıl seviniyolar, bayaa bi bahşiş alıyorum arkalarından "Ama karakterden vermişin" diyorum, işte benim yöntemim...Metallica-Bleeding Me 15:24... Sonra geceleri ismini vermek istemediğim bir sokakta çöpçülük yapıyorum, reklam olmasın diye ismini vermiyorum:p...Şu an çay içiyorum çayımı koyduğum kupanın üstündeki resim "kötü kedi şerafettin" resmi, kedileri severim, serafettini ayrıca severim... Şimdi Chris Cornell-Can't Change Me 15:31... Neden hiç bir insan "Ben bugün tuvalete gittim, rahatladım geldim" gibi şeyler yazmıyo? halbuki en doğal şey hemde en doğal mecburiyet... Filmlerde de böyle hiç kimse tuvalete gitmiyo!! değişik bi sindirim sistemi olsa gerek... Mesela ben biraz önce tuvalete gittim, küçük :D...Çayım soğudu yaa... ben çayı severim... kahve sonra gelir...kahve gavur icadı :D... Masamın üstünde portakal var ama yemiyorum ağzımı tadı bozulmasın diye... çayımı...Courtney Love-Mono 15:34...çayımı içerken çok şekerli olmasına dikkat ederim ahaha söylememin ne önemi varsa artık, bilmiyorum. Sanırım ben bugün oruç tutmuyorum :D... Ama tam emin değilim belki de bunları bilmeden yeyip içiyorumdur...(Abi nasıl oruç tutmazsın sen?) sanane, sen tutuyo musun? (abi parantezler oruç tutmaz) hadi yine yırttın...Bak lafımı unuttum... Alice in Chains - Killer is Me 15:37...Sonra sonra... Dışardaydım bir iki saat evvel mecidiyeköy ismini verdiğimiz harbiden köy olması muhtemel yerdeydim... Bu ne trafik yaa?! Hayatımda en nefret ettiğim şey az da olsa BEKLEMEK... zaman kaybına tahammülüm yok... gerekirse inerim aşşaaa yürürüm... bacaklarım var ayaklarım sapasağlam gencim 1.93 boyum var gözlerim mavi kumaralım
:D ahaha ya kendi yazdığıma gülüyorum Allah beni kahretmesin...Neyse işte...
Mecidiyeköy demişken O metroya inerken Dünyanın ortasındaki çekirdeğe gidiyo gibi hissediyorum kendimi...Ne kadar dik ve uzun bi yol...en sevdiğim tarafı da yolu yürümüyosun Füsiküye mi ne öyle bi sistem var neyse adı aklıma gelmedi şimdi gogıldan bakcak diilim, açın sözlüğü bakın..
Bir nevi yürüyen yol...Walk This Wayyy...Wallkk Thisss Waaaayyy....Steven Tyler'ın çığlıkları
geldi birden aklıma... Arctic Monkeys - Fake Tales Of San Fransisco dinledim biraz evvel ama yazmayı unuttum şimdi Guns'n Roses- Ciwil War 15:45...Yağmur da var bugün koca koca damlalarla saldırdı bulutlar bana...bende tüm gücümle direndim... yağmuru severim, çok romantiğim ondan değil tabi ki hiç yıkanmıyorum iyi geliyo arada öyle ıslanıyorum :D,
kokmamış oluyorum, bu yüzden hep yağmurda yürürüm...Yapılan araştırmalara göre soğuk hasata olmamızın nedeni değilmiş, (yani ne demek istiyosun?) sen sus anlatıyorum zaten, hasata olmamızın nedeni "havadaki mikrop, virüs ve envayi çeşit zımbırtı"ymış... Tamam envayi çeşit zımbırtıyı ben salladım şimdi kabul ediyorum... Böyle havalarda insan ne yapmak ister? tembellik, yatmak tv izlemek, amuda kalkmak ve 3lü burgu yapmak...%90 insan 3lü burgu yapıyo böyle havalarda... dikkatinizi çekerim böyle "havalarda" heh şimdi anladın aferin...Pencereden baktım yine yağmur yağıyo 15:51...ve şu an Sevgili Slash Solo yapıyor hani Civil War dinliyodum yaa...ve şarkının sonunda gök gürlemesi var...Rock'n Coke'a gitmiştim bu sene evvelden beri olduğu gibi...Gogol Bordello'yu sevmiştim...şimdi Gogol Bordello-Start Wearing Purple dinliyorum 15:53...Festivalde Muse, Placebo, Duman, Şebo yine her zaman ki gibi mükemmeldi...Ben bi çay doldurup geliim 15,55... geldim 15:56...Goo Goo Dolls - Iris... şu an dinlediğim şarkı Melekler Şehri filminde en can alıcı yerde çalıyodu... Meg Rayn'a kütük dolu (Abi Meg Ryan olcak ehehe yanlış yazdın) sanane yaa!!! istediğimi yazarım, Ne diyodum Mek Ran'a Kütük dolu kamyon çarptıktan sonra :p Yok ya asıl Met Ren bisikletle o Kamyona mı çarpmıştı ne olmuştu? ne olmuşsa olmuştu işte olan adama oldu, sen kalk melkken insan ol, sonra uğruna isan olduğun kadın melek olsun cık cık cık ...Green Day - Time Of Your Life 16:01... Jeff Buckley - Lilac Season 16:03... Msnimde açık bu yüzden bi süre yazamadım sevgili arkadaşlarımla konuşmaktan dolayı...şimdi meşgul yaptın yazmazlar işşallah (inşallah olcak) bak parantez ukalalığı brak yoksa atarım seni bu yazıdan (tamam abi mühürledim) he şöyle adam ol...Jefferson Airplane- White Rabbit 16:05...Bu şarkı da Maykıl Daglıs'ın oynadığı Dı Geym isimli filmde vardı (susuyorum abi) ben de seni denemek için yaptım zaten...Adam yani Maykıl evine giriyo palyaço falan görüyo duvarlar spreylenmiş, merdivenler çıkarken bu şarkı çalıyo...En dı vayt nayt...Riiimembııırrrr vatıı :D...diye gidiyo işte, dediğim gibi açın sözlüğü bakın...kısa ve güzel bi şarkı...Hawthone Heights - Niki FM 16:08... Neyse bi işim var bitirince belki yazarım yine
Geldim 16:56...
Ya dışarı çıktım, eve gelirken bakkala gittim, 10lu Halley aldım ve Kola... Bugünlerde Halley benim sayemde dönüyo... çok acayip yiyorum...Dur şu Winampı açiim...16:58 Chevelle-Closer... Ben SHUFFLE seçeneği ile çalıştırırım bunu.. toplmada 8.000 i aşkın şarkım var ama şu anki listem küçültülmüş playlist seçmece şarkılar işte...Eisley-Telescop Eyes 17:02...Fazla bişey de yazmak istemiyorum... Dün i film seyrettim söylemesi ayıp, sizden film olmasın :D...Coni dip oynuyodu (Kendimi zor tuyorum abi yaa) Dikkatli ol kaçırma :D... "Gizli Pencere" çok film seyretmemin vermiş olduğu tecrübe nedeniyle filmi hemen çözdüm ve dedim ki "Bu adam aslın da O, Hayaliyle tartışıyo" filmin sonlarına doğru baktık ki...Evet.. ben haklıydım...aslında kötü bişey yaa, hiç zevk almıyosun aslında biraz heyecan, adrenali olmaı gerekirken ben "O bu O" şeklinde açıklamalrımla benle birlikte seyredenleri çileye girdirdim sonrada çıkardım...Çileden...
Çile Deve kuşum çileeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee
eeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee
A a a a a a a ah Çile bülbülüm "Allah" Hayır olmadı, sadece bu kadar mı bağırabiliyosunuz sevgili okurlar daha güçlü hadi beyler, hadi hanımlar... Çile bülbülüm Çileeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee
eeeeeeee
eeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee
eeeeeeeeeeeee
eeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee
eeeeeeeeeeeeee
eeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee
eeeeeee eeeeee
Ve adam çiğer yetmezliğinden ölür :D... Çile bülbülüm Sizde..
"AAAAALLLLLAAAAAAHHH"
Son kez... Çile Bülbülümmm Çileeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee
eeeeeeeeeeee
eeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee
eeeeeeeeeeee
eeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee
eeeeeeeeeeeee
eeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee A a a a a a a ah Çile Bülbülüm
"ALLLLLAAAAAAAAAHHHHHHHH" Çok iyi, ben sizi alkışlıyorum,
bugünlük bu kadar bir başka konserde tekrar görüşmek üzere ne
haliniz varsa görün
sevgili okuyuclar :D 17:14
12 Ekim 2006
DERİN KONU 2.Bölüm
Tam o sırada bett salonda fiskos masası ismi verilen ne işe yaradığı belli olmayan eşyanın yanında Samarayı gördü, Cenk ve Erdem'i kaçırmaya gelen Samara'yla kavga etmeye başladı, anneleri bett'i zor durumda görün Cenk ve Erdem çok korktu, annelerine bişey olması onlar için çok acı verici olacaktı hemen babaları first'e haber vermek için dışarı çıktılar, dışarı çıktıklarında babalarını 100lerce zombiyle savaşırken gördüler, bir şeyler yapmalılardı.. ama ne? Cenk, Erdem'e bakarak konuşmaya başladı - Sevgili erdem bey neyin ne olduğunu biliyor musunuz? Erdem karşılık verdi -Ben herşeyi bilirim Cenk bey, ayrıca burda soruları ben sorarım.. beş dakika sonra konuşmaları anlamayan bütün zombilerin başı şişmeye ve patlayarak cork bazında cırklamaya başlamıştı... bazı zombiler ise gülmekten vefat etmişti
Bu yeteneklerini kendi kendilerine keşfeden Cenk ve Erdem'i ilk önce babaları first öperek kutladı...
-Çocuklar aferin, diyerek ikisini de kucakladı ve bir eksiği farketti.. .bett.. bett nerdeydi hemen çocuklara sordu ve içerde Samara'yla kavga ettiğini öğrendi... sığınağa koştu ve bett'i yüzükoyun yerde yatarken gördü hemen cocukları yere bıraktı ve bett'i ayağa kaldırdı... Samara nerde diye baktığında bir şey göremedi..Bir kaç fiske ve kolonya sayesinde bett'i uyandırdı, bett uyandığında şöyle dedi...
bett
bett kararını vermişti. cenk ve erdem'in savaşma yeteneğini biliyordu.onlar dayanabilirdi. first e yardım edebilirdi.firste yardım ederken çocuklarını da oruyabilirdi.çünkü bett üstün yeteneklere sahip bir avcıydı! ayrıca zaten ne olabilirdi ki?? zaten ölümsüzlerdi :D
ama tam o sırada....
10 Ekim 2006
10.10.2006 Paranoyak Delinin Günlüğü
İnan hareket edemedim, kaşındım kaşıyamadım, popomu hissetmiyodum sen ne diyosun yaa...
Sonra günlerce bana elektro şok mudur nedir ondan verdiler dedim "benim ihtiyacım yok evde alıpta gelmiştim" inanmadılar, hemen de canın çekti diil mi? şimdi sende istersin elektro şok ama ben söyliim sana hiç de öyle istencek bişey diil valla organların yer değiştiriyo, ama senin organın yok tabi... organın yok içmeye tahtayla gidersiz sıçmaya öyle bi atasözü mü vardı? ne anlama geliyodu acaba neyse banane... Ya günlerce şok üstüne şok artık şokum çıkmıştı neden yapıyolarmış biliyor musun? ben hayali arkadaşlar edinmişim..bak sen! "hayali arkadaş" hayali diy isim mi olur günlük yaa bu doktorlar çok cahil ötesi cahil... Hayati diye isim var tamam da Hayali ne yaaaa... Zaten hayati diye arkadaşım da yok, kıskanma benim tek arkadaşım dostum sensin günlük, başkasını istemem zaten, sanırım bunlar yanlış adamı yakaladı he? nedersin günlük...
Ya ne tuvalete gidebildim, ne doğru düzgün yemek yedim öldürecekseler öldürsünler artık amma işkence yaptılar yaa...Zaten bacağımı oynatamıyorum, bir de bu çıktı başıma, bak günlük ben karar verdim buradan kaçıcam ayağım iyileşince...haberin olsun
Seni de iyi yere saklamışım ben bile bulamadım, kalemimi Şaban'a vermiştim o da iyi yere saklamış nereye sakladın dedim, içimden çıktı dedi..ne demek istedi? ben analamadım... biraz kokuyo kalem ama olsun...sonuçta yazabiliyorum
Sevgili dostum günlük ben çok yoruldum, biraz uyucam...sen de uyu yarın çok şey anlatcam sana... istediğin bir şey var mı?.... yok mu? heh tamam o zaman... psssss
Derin Konu 3. Sezon İlk bölüm :p
bir taratan samaradan gizlenirken diğer yandan da cenk ve erdem ile ilgilenmek bett için gerçekten zor olmaya başlamıştı.first ise bett e hiç yardımcı olmuyordu.tamam çocuklarla ilgileniyordu,o iyi bir babaydı ama dövüş sanatının yavaş yavaş çocuklara öğretilmesi gerekiyordu. ayrıca bett in "farklı bir perspektif" isteği hala sürmekteydi. aslında ne aradığını kendi de bilmiyordu.sadece biraz daha normal bi aileydi hayalindeki...böyle böyle tam 6 yıl aradan geçti.Samara yeni kurbanlar bulmuştu.bunlara üzülen bett ve first çocukları için bunlara göz yummak zorundaydı.cenk ve erdem çok hızlı gelişiyorlar ve çok öabuk öğreniyorlardı.ikisi de iki iyi avcı olacaktı tıpkı anneleri ve babaları gibi...gizli sığınaktaki çalışmalar bir süre daha devam etti.bir süre diyorum çünkü samara first'ün anne ve babasını rehin almıştı ve bizi istiyordu. artık dış dünyaya açılma zamanı gelmişti.sığınaktan çıktıkları anda zombileri farkettiler...samara onları çoktan göndermişti. sessiz sessiz ilerlerken cenk ve erdem birden bire kendi aralarında konuşmaya başladı ve bett bunu durduramadı.bett first'e gözleri dolu dolu bir bakış attı: first mesajı almıştı. dövüşmek zorundaydılar.ve dövüş başladı......
first
Bett, çabuk çocukları sığınağa götür onlar daha hazır değil diye bett'e seslendi sonra ekledi -Sen de orda kal... Bett çocuklarıyla sığınağa doğru koşarken meraklı ve endişeli gözlerle first'e bakıyordu.. first zombilerle kavgaya başlamıştı bile sağdan, soldan, ortadan her yerden paytak yürüyüşlü zombiler geliyordu, first'ün aklına gümüş kolye geldi ama o Bett'teydi.. Bu işi kol kuvvetiyle yapması gerektiğini anladı tüm bunları bir kaç saniye içerisinde süşünene first ilk önce sağdaki zombilere girişti... Çaaaattttt!!!... Şaaaaapppp.... Şuuuuuuuppp!!!... Taaaaakk!!... Klinnnnkkk!!! first'ün gözü dönmüştü bir kere hemen gözünü düzeltti ve ortadaki zombilere girişti...Şaaaapppp!!! Traaaaakkkk... Kaaaatttt....Slaapsss!!!! ama zombiler bitmek tükenmek bilmiyordu first'ün etrafını sarmışlardı... First kavga ederken göz ucuyla gizli sığınağın kapısına doğru yönelen zombilere bakıyordu... Oraya hamle yapmak istediğinde ise yeni bir zombi karşına çıkıyordu...Bu sırada içeride kocası first'ü merak eden bett ne yapacağını bilemez bir haldeydi... çocuklarının yanında mı kalmalıydı? yoksa first'e mi bakmalıydı? bunları düşünürken boynundaki kolyeyi gördü...Ne yapması gerektiğini anlamıştı bett ve hemen...
3 Ekim 2006
DERİN KONU 1. ve 2. sezon özeti
"-Hayata başka perspektiften bakmak istiyorum"
first ise bett'in bu ani çıkışını anlayamaz "herhalde bizim hanımın tatile ihtiyacı var, orada biraz konuşuruz" der ve beraber bir sayfiye yerine giderler, kulübenin yakınlarında first, bett'e iyimser olmayı, hayatın tamamen kendi yaptıklarıyla şekilleneceğini anlatırken hemen oracıktaki Derin Konu'nun içine düşer ve çıkamaz...
İşte ne olduysa ondan sonra olur...
first, yıllardır orada yatan SAMARA'yı görür...Bett'e seslenir, bett, kocasını Derin Konunun içinden Samara'ya yem olmadan kurtarır ama hiç bir şey bitmemiştir...
AKSİNE YENİ BAŞLAMIŞTIR
O günden sonra onlarca zombi, onlarca vampir, onlarca iblis ve bir yaşlı dede telef eden ikili aynı zamanda tatlı bir sevinç yaşamaktadırlar çünkü çocukları olacaktır... bett'in yaralanmasına çok üzülen ve doğacak çocuklarına zarar gelmemesini istemeyen first, bett'i çok gizli evlerine götürmüş ve bir süre orada inzivaya çekilmişlerdir...
first, bett'i güvenli evlerinde bırakarak onun hayatını kurtarmak için bir takım bitkileri bulmaya gitmiştir ama bett bundan habersiz olduğundan first'e çok kızmış ve gitmek istemiştir, first hemen yetişerek bett'i ikna etmiş ve şifalı otlardan yapılan şurubu bett'e içirerek yaşamına devam etmesini sağlamıştır...
Bir süre sonra ikilinin Cenk ve Erdem isimli ikiz çocukları dünyaya gelmiştir... Doğdukları andan itibaren konuşma yetisine sahip olan bu ikili birbirlerine abi, kardeş gibi sıfatları kullanmayıp Cenk bey ve Erdem bey diye seslenmeye başlamıştır... First ve Bett oğullarının çok iyi iki avcı olacağını anlamıştır ama muhteşem iki avcı yapmak için eğitmeye başlamıştır....
Ve 3. sezon Başlar... DERİN KONU - İkiz Avcılar
Derin Konuyla tekrar karşınızdayım ... Yanınızda evebeynleriniz olmadan okumayınız ya da gidin ebenizin beynini çıkarın, kavanoza koyun yannızda durdurun
Nı HAH HAH HA HAAAA NIIII HA HAA HAAH HAHH
+18 +7 + (3.12) = ?
DERİN KONU 2.SEZON - Doğum
Hayatım nerdesin? niye ba kadar geciktin? çok yoğunsun galiba?
first :
Kesinlikle hayatım, tatlı bir yo(ğ)rg(un)luk, ben sana demiştim benle gel diye ama başım ağrıyo, göğsümde vampirin yaptığı yara izi var bikini giyemem, sol ayak başparmağım ağrıyo falan demiştin hatırlarsan, ortalığı da sen toparla bütün gün oturuyosun eve geliyorum yemek yok bişey yok ne yaptın bütün gün? :D ...
bett:
ah hayatım ah...neler diyosun yine... dışardan okuyanlar da bişey zannedicek. sen demedin mi hayatım ben çok hastayım seni de tatile götüremediğim için çok üzülüyorum.buna nasıl dayanıcam diye. ben de sana zaten hamileyim zombi mombi çekemem sen git tedavi ol demedim mi!!! laflara bakzaten yavrumuz zırt pırt tekme atıyo! bak eve gelmezsen doğurmam bu çocuğu!!! valla doğurmam! adını da cenk&erdem koyalım şimdi aklıma geldi... hadi gel aşkına destek ol. bu aralar tehlikeli...gümüş kolyeyi kaybettim :O
first :
Aa!! öyle mi demişim hiç hatırlamıyorum, tekilayı fazla kaçırmışım yine, zaten italya'ya makarnayla gidilmez :D...şaka şaka hayatım hemen gözlerini patlatma...Ben gelmeden doğurma zaten çocuğumuzu, yoksa ultrasona mı gittin? erkekmiymiş yani çocuğumuz? yoksa ikiz mi? bir kaç gün yokum diye hemen ultrasona gittin dime cık cık cık...Adını Cenk&erdem diilde Cenkerdem koyalım nufus memurları "&" harfine izin vermiyo biliyosun, Ayrıca ben sana çocuğumuzun cinsiyeti süprüz olsun demedim mi? evet süprüz dedim... Neyse yavrum eve gelince konuşuruz, yakında geliyorum, ben sana burdan bir gümüş kolye göndertcem kargoynan onla idare et çok yakında evinin reisi, kahramanın geliyo...Heee şu an ne dinliyorum tahmin et...hadi tahmin et...Bizim şarkımızı dinliyorum...Yaaa ben sana tahmin ettiriyorum, sen evde bana hiç tahmin ettirmiyosun, neymiş efendim "-tahmin etme yerler kirleniyo, sonra nasıl temizlicem yerden bu tahminleri" vs... Bah sevgilim bunları bilem özledim haa, neyse coming soon olayı cereyan ediyo ben gidiyorum fazla cereyanda kalmayayım...
bett:
cereyanda kalmışsın kalacağın kadar! hala dalga geçiyosun.sen bi gel göstercem ben sana. evi terkediyorum.düşündüğün gibi değil.annemlere gitmiyorum tabi ki. valizlerim hazır.artık beni göremiceksin.çocuklarımı sensiz de büyütebilirim. zaten çektin gittin! beni arama bundan sonra. göndereceğin kolye de sende kalsın. ...
first
AAA o kadar kızdın mı bana? hemen ilk uçakla geliyorum...
bett:
boşuna gelme...evden çıkıyorum az sonra...
first:
Gelicem...bak hatta süper güçlerimi kullanarak hemen geldim odadayım...bırak hemen o valizleri nereye gidiyosun? neden? hemen açıkla bana, otur şuraya lütfen...
bett:
bırak beni bırak bırak!!! lanet olsun sana. kaç aydır burada sensiz nelerle uğraşıyorum ben! ne kadar sorumsuz bi insansın... beni bu halde bıraktın gittin.bencil!çekil önümden
first:
Olmaz hayatım, ne kaç ayı? sadece bir kaç gün gittim güzelim, söylemicektim ama söylemek zorundayım sanırım, ben tatil için gitmedim senin yaralarını iyileştirmek için 7 çeşit bitki toplamam lazımdı 6sını buldum dağlardan tepelerden topladım, sadece bir tanesi kaldı onu da bugün aktardan alıcaktım, herşeyi senin için yaptım herşeyiiii, bana inanmıyorsan al şuna bak, doktor raporu...oku
bett:
neeeeeeeeeee!!!! tedavim yokmuymuş...bunun garantisi yok ki...ühühühüüü herşey bitmiş bak,ölücekmişim...bitti...buraya kadarmış(fırk)...
first:
Bett, beeeettttt, beeeeeeeetttttttttttttttt (first 6 oktav sesiyle bağırır) bett ayağa kalkar ve "-Ne kulağımın dibinde bağırıyosun be adam, tamam şaka yaptım sen eve gel diye bunları uydurdum" der ve sonra ayağa kalkar ve first'e bir tokat atar ve ağlayarak "-Beni bir daha yalnız bırakma der
bett:
tamam tamam bu kadar sıkmana gerek yok.düşük yaparım yoksa biraz daha sıkarsan... ben hamile halimle nasıl yatıcam hastaneye...doğuma bikaçgün var onları bekleyelim o zaman.durumum çok mu ağır??bana gerçekleri söyle first...cinsiyetlerini öğrenmedim bu arada...sadece ikiz olduklarını öğrendim. o yüzden isimleri cenk ve erdem olsun dedim. ama bi gariplik var.onlar normal çocuk değiller.doktor da söyledi..ben de çaktırmadım.ne de olsa bizim çocuklarımız onlar...geleceğin avcıları...bana hastalığımı anlat şimdi...(bett gözleri yaşlı yaşlı first ten gelecek cümleleri korkuyla beklemektedir...dayanamaz ve:... ) -yoksa ölecek miyim....
first:
Bak canım, doktor sana ölümsüzlüğüne rağmen 2 ay ömür biçmişti, ben de daha önce yüce büyücünün kitabında okumuştum bu bitkileri bulup karıştırıp içirince tekrar sağlığına dönüyormuş o kişi, ben bir koşu gidip 7.bitkiyide bulayım ve geleyim hemen iç ve iyileş güzelim, ayrıca ikiz çocuklarımız olmasına sevindim, erkek adamın erkek çocuğu olur ikiz olursa çok daha iyi olur, onları çok mükemmel avcılar olarak yetiştireceğiz beraberce, seni çok seviyorum kaybetmek istemem, şu göz yaşlarını da sileyim... (first tek gitmez ve bett'i de yanında götürür, orada bitkileri içirir ve bett iyileşir, sonra bett, first'e dönerek şöyle der)
bett:
ühühüüüüü seni çok seviyorum..benim için neler neler yaptın...umarım hemen toparlanırım..şimdi beni eve götür lütfen.çok yorgun hissediyorum...
first:
Tamam artık ağlama...seni eve götürücem, çocuklarımız doğana kadar tek bir zombi, vampir, iblis lafı yok hatta dı kıranberriız'in zombi şarkısını bile dinlemicez...elini sıcak sudan soğuk suya değdirmicem hadi gidip uyuyalım (der ve evlerine gidip uyurlar)
DERİN KONU isimli şahane süper interaktif korku-fantastik hikaye devam edecek ve şu sıralar halen devam ediyor:p... Bu 2.sezon çoktaaan bitti biz 3. sezondayız siz okuya durun...
29 Eylül 2006
Lady Of The Flowers
He likes your attitude,he tries it on for size
He spends the afternoon, between your thighs
Hows that for gratitude, I apologize.
It seemed to last for hours
It seemed to last for days
This lady of the flowers
And her hypnotic gaze.
scuse me, I apologize
Shes got vacum cleaner eyes
Suck you in
Shes got magazines, filled with pear pies
scuse me, I apologize
It seemed to last for hours
It seemed to last for days
This lady of the flowers
And her hypnotic gaze.
She wears her tears on her blouse
Confused and racked with self-doubt
She stole the keys to my house
And then she locked herself out.
scuse me, I apologize
He likes your attitude, he tries it on for size
He spends the afternoon, between your thighs
Hows that for gratitude, I apologize.
It seemed to last for hours
It seemed to last for days
This lady of the flowers
Her electronic haze.
She wears her tears on her blouse
Confused and racked with self-doubt
She stole the keys to my house
And then she locked herself out.
She stole the keys to my house
And then she locked herself out.
She lays me down
She lays me.
Hödelek Pazarlamacılık
D.B.M bir tost makinesi büyüklüğündedir ve bundan fazla büyümeyen bir cinstir, küçük veya büyük herhangi bir donu, Don Biçme Makinesinin altına koyuyorsunuz, 3... 2... 1... motor dedikten sonra, yani motoru çalıştırdıktan sonra yerdeki donun üstünden geçiriyorsunuz ve biçilmiş bir dona sahip oluyorsunuz.
Kullanımı çok kolay bu aleti sadece Hödelek Pazarlamada bulabilirsiniz, hiç yıl garantisi vardır ve hediye bir donla beraber evinize kadar getirilir.
Tel : 0212-216-312 HÖD EL EK
Paranoya...:)
Ne oldu? :p Bişeyler oldu ama ne oldu...
Artık önemli değil ama bitti ehehe
Değişiklik, Deyişiklik, Deişiklik
Okuduğum sayfa sayısı 6ya çıktı ehehe çok komik ya... bu iş aslında birilerine yorum yapcan, birileri merak etcek sayfana bakcak, sonra beğenirse okuyacak, başkalarına tavsiye edecek vs.. diye gidiyo ben ise reklam vari hareketten uzak durarak kendi yağıynan kavrulan blogistim :D
İstanbuldan sesleniyorum, incir ceherdee ablanın dediği gibi günnük yazsam sayfa dolar euro ve taşar (taşar: yeni para birimi) ama ben günnük yazamıyorum, Paranoyak deliYe bile günlük yazdıramıyorum :D... bi de onlan mı uğraşcam...
Her şey güzel... Her şey istediğim gibi şu sıralar bazı problemler var evet ama sinek bağırsağını doldurmayacak kadar küçük sorunlar... aramızda yaşayan küçük vampirlere sesleniyorum kış geldi eheheheh... Aaa günlüğümsü bişey yazdım sanırım inanmıyorum kendime ve burdan kendimi kınıyorum... kınnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnn
22 Eylül 2006
Birazda Müzik, Hep Müzik, Heeep Müzik
Yukarda ki girişdi, altta ki de ona girişti offf görme ne kavga çıktı :p şimdi gelişme bölümü, Bazı şarkılar var ki 7.777 defa dinlemişimdir, belki daha da çok 7.777.777 olabilir ya da daha çok 7.777.777.777 belki da.... tamam kabak tadı aldınız biliyorum... Nedense bu sayfaya bişey yazmak angarya geliyo :D başka yerlere yazdıklarımı kopyalıyorum yapıştırıyorum, sırf burası için yaptığım yazı 2 ayağın parmaklarını geçmez ahaha... Ne diyordum, şarkı diyordum... bazu şarkılar var belki 7.777 defa.... ehhehe şaka şaka tekrar yazmıcam... Bu şarkılardan bıkacak mıyım? ne zaman bıkıcam? burkina faso? abi yok paso? kesin bu şarkıları çocuklarına hatta torunlarına dinletecek bir dede olucam, çünkü dedesine dinleten bir torun oldum :D "bizim eşşekte bu havada ölmüştü" söyledği buydu ahaha... Ben de hemen atlayıp "AAA dede sizin köyde Nirvana, Pearl Jam, Alice in Chains mi dinletiyotunuz eşşşeklere, ne güzelmiş" derim...
Uzun süredir pop şarkısı dinlemedim, Türkçe pop... eksikliğini hisediyor muyum...HAYIR... o kadar sıkıcı bir müzik ki o kadar olur yani... En son Yalın'ı dinlemiştim o zaman ki kız arkadaşım çok severdi "Aa noolur dinle bak bunu beyenceksin" derdi... pehh... Haklıymış aslında "sahte" diye bir şarkıyı beğendiğimi söylemiştim, sanki şarkıyı kendisi bestelemiş üstüne söylemiş gibi sevinmişti :D aşk işte :p....
Sonuca geldik hadi hayırlısı... Bazı şarkıları hiç alakası olmayan, hiç dinlememiş, birisi göstermezse de ölene kadar da dinlemeyecek insanlara dinletmek istiyorum, bu benim dünyada bulunma amacım :p mübalağ sanatı :D... Ne biliim işte aşk, müzik, eğlence, yazı, kitap, resim, tv, sinema bunlar hayatı yaşanılır kılan şeyler insan para kazanmak için güneş ışığında faydalanamıyor, bi taraflarımız yırtılıyo (benim olmasa da çoğunluğun:) sabahdan akşama kadar koşuşturmaca, bir odada tılıp kalmaca, madende çalışmaca ya da havada uçmaca, atmaca, sallamaca, emeklilik diye birşey var...sen gençliğini kaybet, başkalarına hizmetle geçir, hayallerini gerçekleştirme, ertele sonra ahın gidip vahın kalınca şunu yapcam bunu yapcam de ama hiç birini yapama.... çok ciddi konuşmaya başlarsam tutamazsınız beni, kimsenin içini karartmak istemem her şey güzel devam edin :D Aşağıdaki şarkılar seçmecedir, isterseniz kesip içini gösterebilirim, mutlaka hepsini dinleyin...sorucam..:D hadi kendinize iyi bakın hatta öptü m(bu ne samimiyet)
NIRVANA-THE MAN WHO SOLD THE WORLD
http://www.youtube.com/watch?v=yYcTHXGpl4Q
NIRVANA-PENNYROYAL TEA
http://www.youtube.com/watch?v=0bVbJOFTu18&mode=related&search=
NIRVANA-LITHIUM
http://www.youtube.com/watch?v=HGnji1A3GJg&mode=related&search=
PEARL JAM- BLACK (CANLI PERFORMANS)
http://www.youtube.com/watch?v=AFVlJAi3Cso
PEARL JAM-YELLOW LEDBETTER
http://www.youtube.com/watch?v=6e01zP_tp94
ALICE IN CHAINS-LOVE HATE LOVE
http://www.youtube.com/watch?v=o8Rw8AkZ8w4
ALICE IN CHAINS-DOWN IN A HOLE
http://www.youtube.com/watch?v=_fqjXkx9j0U
ALICE IN CHAINS-ROOSTER
http://www.youtube.com/watch?v=XnDQlTJ2_Ek&mode=related&search=
STONE TEMPLE PILOTS-INTERSTATE LOVE SONG
http://www.youtube.com/watch?v=pUmbF44QCDA
SOUNDGARDEN-BLACK HOLE SUN
http://www.youtube.com/watch?v=KoBucB9Q3Cw
MUSE-UNINTENDED
http://www.youtube.com/watch?v=9s977KW0CBA
PLACEBO-LADY OF THE FLOWERS
http://www.youtube.com/watch?v=_Qw6mT9o-2Q
TOOL-SCHISM
http://www.youtube.com/watch?v=n4K6HBIStS0
RAGE AGAINTS THE MACHINE - KILLING IN THE NAME OF
http://www.youtube.com/watch?v=swIxTwgvjcE&mode=related&search=
AUDIOSLAVE - BE YOURSELF
http://www.youtube.com/watch?v=Ga52RbU7dx8
AUDIOSLAVE - GETAWAY CAR
http://www.youtube.com/watch?v=eav7zG3YUvA
VELVET REVOLVER-DIRTY LITTLE THING
http://www.youtube.com/watch?v=TXCJ4XE9FE8
ŞEBNEM FERAH-DEĞİRMENLER
http://www.youtube.com/watch?v=5_Wbfo6Lsgg
Yukardaki grup ve şarkıcıların onlarca şarkısını yazabilirdim zaten seçmekte zorlandım, daha bir sürü grup vs... var bunlardan başlayın hergün aç karnına dinleyin hiç bir yan etkisi yoktur... kaybedeceğiniz en fazl 1 saat yani 60dk ya da 2 saaat yani 120dk... kimbilir kaçbin dakikayı boşu boşuna harcıyorsunuz??????????????????????????????????
UYARTI VE URARTU :
Bundan böyle bu blogda Sır Kapısını aralayacağız, aralayamazsak alttaki boşluktan gireceğiz bir fare misali, Prof.Dr. Şehabettin Abartır “iki kişinin bildiği sır değildir ulan” mantığıyla bütün sırları ifşa edecek, “ulan” bu mantığın en önemli unsuru, bu laftan sonra kesin kavga başlayacak demektir.
Bu Sırlar yalnızca “TMWSTW” bloguna özeldir ve başka hiç kimse bilmemektedir ve bilmeyecektir, bilen birisini bulursanız getirin sırrınızı iade edelim, siz sevgili okuyucular, bu sırları ölene dek aklınızda muhafaza ve müdafaa edeceksiniz başka birine söylediğiniz an özel elemanlarımız gelip karşınızda yüzünüze doğru geğirecektir uyarmadı demeyin.
ÇOK UYARILMIŞSINIZ, HATTA TAHRİK OLMUŞSUNUZ : DDDD
(Aşağıdaki yazıları ARENA ve benzeri programlarda fuhuş yuvası görüntülerinin üzerine konuşan davudi sesli yavaş yavaş konuşan adam gibi okuyun)
Bugünkü ifşa edilecek sırrımız hepimizin çok yakından bildiği ve söylediği bir şarkının aslında neler ifade ettiği
Annelerimizin kutsallığını biliriz atalarımızda analarımız için bir sürü söz söylemişlerdir örneğin; Ana gibi yar Bağdat gibi diyar olmaz, Cennet anaların ayağı altındadır, Ana Biritanika ve şu an aklıma gelmeyen bir sürü söz
Ama tüyü bitmemiş, hala epilasyona ihtiyacı olan yetimlerin ağızlarına pelesenk olan herkesin söylediği anonim bir şarkı olan “DAHA DÜN ANNEMİZİN “ isimli şarkının aslında ne anlam ifade ettiğini Prof.Dr. Şehabettin Abartır yıllardır yaptığı araştırmalar sonucunda buldu.
Abartır’a göre şarkı, Kutsal bildiğimiz ve üzerine titrediğimiz analarımızın kollarının böceklenmiş, ilaçlanmaya ihtiyacı olduğunu iddia ediyor.
İşte bu şok edici olay, tüylerimizi ürperten iddia karşısında donup kaldık, Prof.Dr. Şehabettin Abartır şok sözleri şöyle
-Şimdi efendim ben yıllarca yaptığım araştırmalarda bu sonuca vardım, şöyle izah edeyim şarkıda ki DAHA DÜN ile “EVVELDEN BERİ” demek istiyor söz yazarı ve “KOLLARINDA YAŞARKEN” burada “YAŞAR” “YAŞAMAK” manasına geliyor “HEP YAŞAR” olarak kullanılmış “KEN” eki ise, bakın en önemli yer burası biliyorsunuz “N” harfi tek başına “NE” diye okunuyor, işte bu ahlaksız, şerefsiz söz yazarı bunu kullanarak cümlenin “YAŞARKENE” olarak okunmasını sağlamıştır yani ne demek istiyor “KENE” ismini verdiğimiz hayvanların Annelerimizin kollarında evvelden beri yaşadığını, annelerimizin birere pislik yuvası olduğunu iddia ediyor” bu şerrrrefsiz, ahlaksız, anne sevgisi nedir bilmeyen söz yazarı, kendi aklınca akıllılık yapmış ama benden kaçmadı, kaçmaz... ağzıma bile almak istemiyorum ama şarkı şöyle söyleniyor
“EVVELDEN BERİ ANNEMİZİN KOLLARINDA YAŞAR KENE, ÇİÇEKLİ BAHÇEMİZİN YOLLARINDA KOŞAR KENE” yazık, çok yazık, utanıyorum bu rezillik, iğrençlik ağlamak istiyorum
Evet sevgili okuyucular, bu ibret verici sözler bize tekrar hiçbir şeyin göründüğü gibi veya görüldüğü gibi olmadığını kanıtladı, şimdi yapmamız gereken şey çocuklarımızın bu şarkıyı söylemesini engellemek tam söylerlerken ağızlarına bir şamar atmak, bu toplum olarak görevimiz.
BİR SONRAKİ SIRRIMIZ ...SÖYLEMİYORUM ÇÜNKÜ SIR.
EMPATİ MERKEZİ
EMPATİ MERKEZİ
Türkiye’de ve Dünyada bir ilk!!!! Empati Merkezi!!!
HAYATINIZDAN MEMNUN DEĞİL MİSİNİZ?
“Keşke benim hayatım da onun ki gibi olsa” MI DİYORSUNUZ?
“Manitam benim yerimde olsa da ne kadar üzüldüğümü anlasa” MI DİYORSUNUZ?
“Bu hocayla işim zor, benim yerimde olsa ne çektiğimi anlasa ” Mİ DİYORSUNUZ?
“Annem, Babam beni anlamıyor keşke benim yerimde olsalar” MI DİYORSUNUZ?
“Bu patron beni köle gibi çalıştırıyor benim yerimde olsa da görse” Mİ DİYORSUNUZ?
“Keşke şu şarkıcının yerinde olsam” MI DİYORSUNUZ?
“Keşke kuş olsaydım” MI DİYORSUNUZ?
“Şansım olsaydı kız/erkek doğardım” MI DİYORSUNUZ?
“Keşke köyde yaşayan bir köylü olsaydım” MI DİYORSUNUZ?
“Keşke bende uzun boylu olsaydım” MI DİYORSUNUZ?
“Bu kız sözümü dinlemiyor, geç saatlere kadar dışarıda, benim yerimde olsa da görse” Mİ DİYORSUNUZ?
“Elektirik direği olmak istiyorum” MU DİYORSUNUZ?
“Arık evlenmek istiyorum” mu diyorsunuz? (Bunla biz ilgilenmiyoruz)
VE bunun gibi daha bir sürü şey Empati Merkezi sayesinde hayata geçirilecek
Offf çok şey istiyorsunuz başım ağrıdı...öhhmm...pardon ağzımdan kaçtı...PARDON DON DA YILLARIN TECRÜBESİ, YENİ DESENLİ PAÇALI DON ÇEŞİTLERİMİZ GELDİ.
--750 dönümlük arsanın üzerine inşa ettiğimiz dev kompleks sayesinde her iş, tatil, okul, meslek rahatlıkla yapılabilecek,
--güvenliği çok yüksek bu alanın içine yabancı kimse giremez ve dışına süresi dolmadan kimse çıkamaz,
--siz istediğiniz sürece bilgileriniz saklı kalacaktır
*Siz müşterimizin istediği hayat yaşatılacak, yerinde olmak istediğiniz kişi, şey her neyse onun yerinde olmanız sağlanarak onun gibi yaşamanıza olanak sağlanılacak. O kişi veya şeyin yaşadıklarının en ince ayrıntısına kadar yaşayacak bunun mutluluğunu, yorgunluğunu, hüznünü ve diğer duygularını tadacaksınız
*Sizin yerinizde olmasını istediğiniz kişi merkezimize alınacak, çeşitli işlemlerden sonra sizin özellikleriniz ona yüklenecek ve yerinize geçip sizin yaşadıklarınızı yaşaması sağlanacak,
kişi kendi özelliklerini de kaybetmeyeceği için sizin sorunlarınızı, dertlerinizi ya da mutluluğunuzu algılayabilecek, E.M’den ayrıldığında bambaşka bir insan olarak yaşamını sürdürecek.
Empati Merkezi, öptürüyor herkesi.
DETAYLI BİLGİ VE İLETİŞİM İÇİN :
EMPATİ MERKEZİ SAHİBİ : Tmwstw
Kedileeeerr Kedileeerrr şimdi gözümde canlandılaaaarrr..Kediileeeeerr Kedileeeeerr beni bu akşam ağlattılar :D
"-Neden?" dedim,
ilk önce duymazlıktan geldi, sonra ona bakarak tekrar sordum
"-Neden?"
cevap verdi :
"-Bana mı soruyorsun?"
Ben:"-Evet sana soruyorum neden?"
yine cevap verdi
"-Ne Neden? Neden bahsediyosun?"
Ben:
"-Bütün kızlar sadece güzel olmaya çalışırken, sen çok güzelsin, bu haksızlık değil mi onlara?"
O güldü, afalladı, ne diyeceğini bilemedi
Ahhh.. bu başka bir anı... ehuehe konuya döneyim
Kedinin yanına oturdum, çok insancıl, "beni evine al, acı bana" diye bakan, sürtüngeç bir kediydi hemen üstüme çıktı, bende mememi çıkarıp oracıkta emzirdim (yazıya 5 dk ara gülmekten bayıldım) titrek titrek miyavlamaya başladı aramızda ki ilişki takriben on dakika sürdü, otobüs gelirken durak dolmuştu ve ben ayağa kalktım vedalaştım bir adım attım birkaç saniye sonra o küçük velet kedi pantolonuma zıpladı ve orda kaldı ne kadar komik bir durum olduğunu diğer insanların suratına bakarak anlayabilirdiniz öyle yani...ben ne yaptım? Kediciği oracıkta bıraktım ve otobüse bindim, pasomda ki akbili bastıktan sonra, kediyle bakışa bakışa arkaya doğru ilerledim ve bitti.Aşağıdaki linkteki görüntüleri çok seviyorum her izlediğimde gülerim, aptal atletik yaratıklar seviyorum onları, KARA KUTU'ya itafen :D
http://www.youtube.com/watch?v=rpxweRXwUxo&mode=related&search=
31 Ağustos 2006
BIRAKIYORUM
Boddah
HAZIR AYAKTAYKEN...AİLESİ 3.Bölüm
“-Nene, Neneeeeeeee, Huuuu NENEEEEEEEEE...”
Anırcan evin en enerjik insanı olmasına rağmen bu kadar bağırma sonucu nefesi tükenmişti ve nenesini dürttüğü sağ el işaret parmağı ağrımıştı, hemen yerine oturdu ve elindeki küp şeker kasesindeki şekerleri nenesine doğru atmaya başladı... Attığı şekerlerden biri Nenesinin burnuna isabet edince nenesi sağ elini kaldırıp burnunu kaşıdı ve ardından gerinmeye başladı...Nenelerinin hareket ettiğini gören Anırcan’ın ve Anne Deniz’in ve Baba Ali’nin içi rahatladı... Sonra nene kucağında duran küp şekeri ağzına attı ve uykuya daldı...
Abla Sibel kendi odasındaydı tam bir aydır evden dışarı adımını atmıyordu, iki hafta önce odasına zar zor varan Abla Sibel elindeki 2 dergi, bir paket pizza, 2 litrelik kolayla odasında yaşıyordu, Okulların başlamasına az kalmıştı... Sibel çok çalışkan bir öğrenciydi maşallahı vardı, yerinden hiç kalkmadan derslerini yapıyor üstünden sekiz kere geçiyordu ama şu sıralar yayılmıştı sabah akşam magazin programı seyredip sonrada uyuyordu Sibel Can’ın poposu her kanalda en az 913 kere görmüştü ve biraz hali olsa yağlı boya resmini yapabilirdi.
O akşam hiçbir şey göründüğü kadar normal değildi çünkü telefon çalmıştı, uzun zaman sonra ev telefonu çalan aile şaşkınlıkla telefona bakıyordu herkesin gözü evin en enerjik ve emir vermesi en kolay aile bireyi Anırcan’ın üzerine çevrildi, Anırcan bunu farkeder farketmez hemen itiraz ederek
“-Bana ne yaaa ben bakmam, yorgunum... Hem annem daha yakın O baksın” dedi
Anırcan haklıydı, stratejik konum enlem ve boylam hesap edildiğinde telefona en yakın kişi Anne Deniz’di ve itiraz edebileceği bahanesi yoktu ama
“-Gördünüz biraz önce pencereyi kapattım, üstelik sabah onu açan da bendim, ben bakmam sen bak bey” diyerek Baba Ali’yi devreye soktu ama Ali’nin kalkmaya hiç niyeti olmadığı gibi duymazlıktan geliyordu... Telefon 15. Kez çalarken Anne Deniz dayanamadı ve kendini yere bıraktı, ayağa kalkmamak için yuvarlana yuvarlana telefona gitti bu süre içerisinde 21. Kez telefon çalmıştı Anne de dahil olmak üzere bütün ev ailesi arayanın kim olduğunu ve bu ısrarın neden olduğunu merak etmeye başlamıştı...
Anne kolunu fiskos masasının üstündeki telefona uzatıp telefonu açtı ve
“-Alo” dedi. Karşıdaki hemen cevap verdi
“-Alo ben sabahleyin sizin düggana geldiydim gimsecikler yohtu geri döndüm şimdi bizim goltukların yüzlerini deiş edip yeniden döşeyecektiniz ya ne zaman gelem ben oraya”
bunu duyan Anne Deniz sinirlendi ama bağıracak hali olmadı için
“-Yanlış numara” diyebildi ve telefonu kapattı
Ev ahalisi Anne Deniz’in ayağa kalakacağı anı dört gözle bekliyordu herkes bunu umuyordu, Baba Ali ve Anırcan gerinmeye başladı çaktırmadan Deniz’e bakıyorlardı.. Deniz ise fiskos masasına tutunarak yavaşça ayağa kalktı ve olan oldu...
Baba Ali :
“Hanım, hazır ayaktayken bana bir yemek getir bea bak işten geldim açım, hadi kınalı kuzum”
Anırcan:
“Anne bende istiyom bendeeee... Hazır ayaktayken bir de kek yapsana anne noolur anne nooolur”
Hazır ayaktayken lafını duyan Nene ve Dede hemen gözlerini fal taşı gibi açtı ve ilk önce
Nene Ürküt :
“Kızım, benim şu takma dişlerimi bi yıkayıver de sonra bana getir, içerde buzdolabının üstünde dil altı ilacım var onu da getir... Hazır ayaktayken bana da yemek getir.” Dedi
Dede Korkut :
“Aaa iyi hatırlattın hanım, benim de dişlerimi yıkasana kızım, ben yemek falan istemem ama hazır ayaktayken bana şu mecmuayı ver sen
İçerde ki canlılığın farkına varan Abla Sibel yattığı yatakta ilk önce gerindi sonra derin bir nefes alarak bağırdı
“Anneeeeeeee... Hazır ayaktayken banyodan molpedimi getirir misin ben kalkamam, hadi anne,” dedi
Anne deniz çaresiz bütün istekleri yerine getirecekti, yanlış telefon eden kadına döşemeyi kendisi yapmak istedi fakat elinden hiçbir şey gelmezdi... Hazır ayaktayken hepsini yapacaktı
Sibel Can'ın poposuyla Röportaj (Işıl Dak)
Bugün sizlerle paylaşacağım röportajım son günlerde adında sıkça söz ettiren Sibel Can’ın poposu... Eve gittiğimiz de kendisi bizi ayakta karşıladı, kapının önünde şık bir tangayla duran Sibel Can’ın poposuna elimi uzattım fakat nezaket edip elini uzatmadı bende bir şaplak attım, kendisi ses çıkarmadı, sonra ben arkada o önde salona doğru yürüdük. Kendisi koltuğa oturduğunda bir anda kayboldu, hemen uyardım “Yüzünüz görünmüyor sayın Sibel Can’ın poposu” dedim, bana bir şeyler söyledi ama anlamadım çünkü koltuğa doğru konuştuğundan ses boğuk geliyordu... sonra yüzünü görebileceğim şekilde oturdu ve röportaja başladık
I.D. : Sayın Sibel Can’ın poposu ilk önce şunu sormak istiyorum, size popo mu diyeyim, kıç mı? kaba et mi? Ne dersem hoşunuza gider? Ne dememi isterseniz?
S.C.P : (Pırttt, zooortt, pıırtt, pııırrrtt, zooorrtt) Bana kaba et demeyin bir kere çok sinirleniyorum, ben çok kibar bir sanatçı poposuyum, diğer söylediklerinizi hiç duymamış olayım, sizin gibi modern gazeteci bir bayana hiç yakışmıyor, lütfen.
I.D : Tabi ki Sibel Can’ın Poposu hanfendi, ben de bu yüzden sordum zaten sinirlenmeyin diye.. (Çok sinirlenmiştim ama daha röportajın başlankıçında kötü bir şey söylemek istemiyordum) Sayın Sibel Can’ın Poposu geçen haftalarda gündeme bomba gibi düştünüz hatta osuruk bombası gibi ehehhe (ortamı ısıtmaya çalıştım ama kendisi tepki vermedi) O görüntüleri bilerek mi verdiniz?
S.C.P: (Zooortt, Pııırrttt, tısss...) Kesinlikle Hayır...! Ben yatın üstünde etrafı izliyordum, kendime oturcak rahat bir yer arıyordum tam...
I.D : Kıçınızın rahatını düşünüyordunuz yani ehehehe
S.C.P: (Pıırrrttt, toooorrttt...) Şşşşşt!!! Lütfen Işıl Dak hanım böyle yapacaksanız hiç konuşmayalım, O kıç dediğiniz zaten benim, benimle böyle sokak poposu ağzıyla konuşmayın
I.D : Pardon Sibel Can’ın Poposu hanım, affedin alışık değilim bir popoyla röportaj yapmaya o yüzden, siz devam edin anlatmaya ben “CAN” kulağıyla sizi dinliyorum..
(Aslında gülmemek için kendimi zor tutuyordum, Can Kulağı ve Can poposu karşılıklı röportaj yapıyordu ama ciddiyetimi takındım, O sırada içeri elinde şişeyle biri girdi)
S.C.P: (Tıssss, poorrttt...) Pekala, devam ediyorum o zaman... (Zorrt, tıırrrttt, zorrrrtttsss...) Ne diyordum ben bak unuttum şimdi...
I.D: “Ben yatın üstünde etrafı izliyordum, kendime oturcak rahat bir yer arıyordum tam” dediniz ve orda kaldınız
S.C.P : (Pııırrttt, Zooorrtttt, Pısssss, Tooo Tooo toooot ooooorr...) Evet, tam o sırada bir de ne göreyim, bir kamera, hemen osurdum, Sibel hanım ve yanındakiler de arkasına döndü ve kameraları gördü, herkesin dikkatini çekmeyi başarmıştım... Bizim gibi sanatçı popolarını hiç rahat yok şekerim, rahat rahat tatil yapamıyoruz, illa üzerimize don giyicez, o sıcakta don giymekte nasıl bi şey bilemezsin, nefes alamıyorum...
I.D: Tahmin edebiliyorum Sibel Can’ın Poposu ama onlarda görevini yapıyor öyle değil mi? Nerde popo varsa orda bir kamera olmalı, popo girmeyen eve doktor girer, halkımız sizin gibi ünlülerin poposunu merak ediyor, acaba neyin üstüne oturuyorlar? Rahatladıkları yer nasıl bir şeye benziyor? Bilmem anlatabiliyor muyum...?
S.C.P : (Zorrtt, tıssss, Poooohhrrrtt) Ahh bakın aklıma ne geldi... Kan ve gül, gül ve diken aşkım ve sen, birbirine dönük kıç sen ve ben.... Bilmem anlatabiliyor muyum?
(Nezaketen alkışladım ve burası inanılmaz kötü kokmaya başlamıştı çantamda kokulu mendilimi çıkarmak için uzandığımda biraz önce içeriye gelen adam elindeki şişeyi etrafa sıkmaya başladı, sonra anladım ki bu Sibel Can’ın Poposu için parfümmüş, O adam da hizmetçisi...)
I.D: Sizin hakkınızda bütün sanat camiası konuştu, yorum yaptı cevap vermediniz, Ne söylemek istersiniz?
S.C.P : (Ppfffssss... ) Hepsi kıçımın kenarı, cevap vermeye tenezzül bile etmem
I.D: Anlıyorum... (Kendini tut Işıl, kendini tut.... diye içimden sayıkladım ve gülmedim) Peki onlara cevap vermemenizin nedeni konuşunca çok koku çıkması olabilir mi? Çünkü herkes Sibel Can’ın Poposunun ağzı var dili yok dedi...
S.C.P : Yok hayatım ondan değil, cevap vermedim konu kapansın diye...
I.D : ...Ve soğuyunca konuştunuz, anlıyorum, Çok güzel bir poposunuz şimdi hakkınızı yemeyelim, yiğidi öldür hakkını ver demişler, formunuzu neye borçlusunuz?
S.C.P: (Zooorrrrrrrtttttt...) Fazla yemiyorum, dingil rejimi yaptım, az yedim ve...
I.D : Ve kıçınıza hizmetçi tuttunuz ehehehe
S.C.P: (Pırrrrttt) Işıl Dak hanım!!!!
I.D : (Yine kendimi tutamayıp rencide edecek bir espri yaptım, Sibel Can’ın poposu bana dik dik bakıyordu) Yalan mı söylüyorum Sibel Can’ın Poposu hanım, bakın orada elinde parfüm şişesiyle bir hizmetçi duruyor o sizin hizmetçiniz değil mi?
S.C.P: (Pooouuffff....zıııırrrrrt...Zoooohhhrrrtt ) Evet... hizmetçim... ama kıç demeyin bana rica ediyorum...
I.D: Ama sizde kendinize Kıç dediniz...kıçımın kenarı derken... Neyse, Sibel Can’ın Poposu, burası çok koktu, siz fazla sinirlenmeyin... Ben diğer soruma geçiyorum sizi hep Sibel Can’ın arkasında ki “destekçi”, “büyük” güç olarak tanıyoruz, Sibel Can’ı siz var ettiniz, siz olmasaydınız Sibel Can’da olmazdı siz de kendi başınıza iş yapmayı düşünüyor musunuz? Sanatsal çalışmalarınız olacak mı? kameranın önünde daha sık görünecek misiniz?
S.C.P: (Zaaarrrtt...pooorrtt...pısssfff..) Asla... Ben Sibel Can’la Çalışmaktan çok memnunum, hep onun poposu olarak kalıcam, şöhret olmak gibi bir derdim yok biz onla uzun zamandır beraberiz taaaa anasının karnındayken bugüne kadar uzun bir beraberliğimiz, dostluğumuz var, bana bazen kötü davrandı, hor kullandı, acı çektirdi, iyi kötü günlerimiz oldu ama dostluklarda olur böyle şeyler... Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Sibel Can’ın arkasındayım, Sibel Can’ın Poposu diye anılmaktan mutluluk duyuyorum, hatta onla beraber ölmek istiyorum.
I.D: Peki neden Sibel Can’ın Poposu?
S.C.P : (Fsssssssss.... Zooorttt, pooorrrtt,,pusususuf ...) Hmmm...Küçüklüğümden beri hep bunu istemişim, hatta eve misafirler geldiğinde Annemle babam “Hadi Sibel Can’ın Poposu ol bakalım görsün misafirler” derlerdi bende olurdum, Bana “-Büyüyünce ne olacaksın?” dediklerinde “Sibel Can’ın Poposu” derdim
I.D : Ve oldunuz ne mutlu size, keşke herkesin isteği gerçekleşse... Vayyy beee... Çok idealist bir popoymuşsunuz.
S.C.P : (Pıııırrtttt...tıssssss) Sağolun Işıl Dak hanım
I.D : Peki Sibel Can’ın Poposu olmasaydınız ne olurdunuz?
S.C.P : Hiç düşünmedim
I.D : Düşünün diye soruyorum zaten...
S.C.P : Biraz düşüneyim o zaman... Cenifır Lopez’in poposu olabilirdim, O da çok sevdiğim arkadaşım uzun zamandır görüşemiyoruz kendisiyle, sizin aracılığınızla selam söylüyorum...
I.D: Dünyada olmasını istemediğiniz şeyler neler? Mesela size sihirli sopayla vursalar...pardon sihirli asa verseler neleri değiştirirdiniz?
S.C.P : (Fsssss...Tıırrtt...Possss...) Hmmmm... paçalı don olmasın, pandik olmasın ve kimse taşa ve yaşa oturmasın... bunları isterdim...
I.D: Sağolun Sayın Sibel Can’ın Poposu hanım, çok güzel bir röportajdı dobra dobra osurdunuz...pardon konuştunuz...Sizle ilerleyen zamanlarda yine röportaj yapmayı isterim yalnız biraz daha fazla parfüm sıksa hizmetçiniz iyi olur.
S.C.P : Tabi ne demek Işıl Dak hanım, ben de size tekrar röportaj vermek isterim, ilk başlarda kızmıştım size ama sonra ısındım...
I.D: Eliniz olsa sıkmak isterdim ama yok... Tekrar teşekkürler, görüşmek üzere
S.C.P : (Zortingen, pırtıngen, cartıngen) İyi günler, röportaj hayatınızda başarılar dilerim
I.D: Bende size popoluk hayatınız da....
Röportaj bittiğinde bayılmak üzereydim, Sibel Can’ın Popo’suyla röportaj yapmak hoşuma gitmişti ama çok koku vardı...Her şeye rağmen mutluydum, güzel bir röportaj olmuştu, siz değerli okuyucularımla başka bir röportajda buluşmak üzere osurukla ka.... pardon esenlikle kalın...
28.08.06 Paranoyak Delinin Günlüğü
Offf bunlar benim ölmemi istiyo günlük ben biliyorum... Hep izliyorum onları nası?
Bugün beni sandalyeli tekerlekle aşşaya indirdiler, Hitler ağlamaya başladı “bende istiyorum bende istiyorum onun bindiğinden” diye sonra ben “Sen sakat diilsin ben düştüm diye biniyorum buna” dedim O da pencereden atladı... Allah Allah deli midir nedir? Sonra ne oldu bilmiyorum bir daha görmedim
Aşşaa indik o geniş yere, Offff bir sürü insan vardı... Sonra Kemal Paşa geldi yanıma “Zeki, bana bir tur versene” dedi “Olmaz” dedim sonra arkama geçti beni itmeye başladı, sonra doktorlar geldi ona kızdılar nası?
Sonra bize müzik çaldılar biz de oynadık ama ben ayağa kalkamadığım için sadece parmaklarımı şıklattım... Bir şarkı duydum çok beğendim hatta bütün arkadaşlarım beğendi o şarkıyı 896 kere dinledik, bitince bütün arkadaşlarım şöyle bağırdı “Biyidanehaaahukdaaa” tam olarak ne demek istediklerini anlamadım çok karışıktı ses ama böyle bişey çıktı ağızlarından... Hangi şarkı diye mi soruyosun? Şöyle bir şey di “Bib bib bilibili bip bip bib bib bip bip” en çok sevdiğim tarafı buydu.. bir yeri daha vardı ama neydi unuttum şimdi, halbuki herkes ezberlemişti bende ezberlemiştim. Fatih Sultan Mehmet’e soriim o bilir hem söyledi hem oynadı çünkü...
AAA ingilizce şarkıymış adı “JackkheThe” kim söylüyo dedim F.S.Mehmet’e “Ne yapacaksın” dedi bana ben de “Çeyizime koyucam” dedim O da “Tamam o zaman söyliim” dedi...Bu F.S.Mehmet gerçekten deli he günlük
Yuvayı kuşun dişi yapar bunu bilmiyo ben ne çeyiz yapıcam işim mi yok çeyizle uğraşcam? Evlenmeden önce bir kuş alıcam kendime o uğraşsın dişiyle bütün gün... Aaaa bak o şarkıcının adı Keman Dumuru’ymuş ilk defa duydum bu adamın adını, yeni çıkmış galiba... Biz çok sevdik o şarkıyı yalnız bizim gibi çok zeki insanlar anlar ve dinler bu şarkıyı, eminim.... Zaten İngilizceyi herkes anlamaz...
Artık ağrı falan hissetmiyorum günlük ama bacağımı alçıya gönderecekleri aklıma gelince kalbim ağrıyo, sen bilirsin günlük, alçı yeni ilimiz mi? En son 15 tane ilimiz var diye biliyorum, bir tane İstanbul bir tane Ankara 13 tane de İzmir...Offf canım sıkıldı... Bir tek F.S.Mehmet ayakta ben sandalyeli tekerleğime binip gezicem biraz, seni de alırdım yanıma ama biliyorsun doktorlar var... Seni saklıcam yine ama F.S.Mehmet buraya doğru bakıyo, görmesini istemiyorum...Neyse, senle beraber gezelim...ama üstüne oturcam sakın bana kızma... .. .. .
25.08.06 Paranoyak Delinin Günlüğü
Bugün ne oldu bak.. İlk önce buraya bi adam geldi bana "Oğlum nasılsın?" dedi bende ona vurdum, "-Bana oğlum falan deme fena yaparım" dedim adam sonra bir de ne dese beğenirsin? sanırım -Sana yeni bir kap aldım veya ataç aldım dese beğenirsin ama adam "Oğlum benim baban hatırlamadın mı? dedi "Süleyman Demirel misin? ama o şapkalı bir insan değil miydi "dedim, Ah ahhh! çok acıdı... beni kandırabileceğini sanıyordu ama başaramadı nası? sonra beni kandıramadığını anlayınca ağlamaya başladı doktorla beraber gittiler, zeki insanım ben günlük burda harcanıyorum, eğer Amerika'da doğmuş olsaydım değerim anlaşılırdı, şimdiye zengin bir insan olurdum.
Günlüğüm sen ne yaptın diicem ama yine sustun, neyse konuşma zaten günlük başım ağrıyo... hiç ses kaldıramam...kapat şu müziği, komşular şikayete gelicek, Yaa bak günlük yaaa... bu adam bana gülüyo gerçekten... -Ne gülüyoooon laaaaannnnn... Allaaaa aaahh doktorun sesi geliyo yine... şşttt sus...
17.08.2006 Paranoyak Delinin Günlüğü
10.08.06 Paranoyak Delinin Günlüğü
yerlere tükürmüşler yine, abi bu posta kutusu mu? nası?
Kafamın kaşıntısı geçti galiba uzaylıların yaptığı teknolojik aletlerin ömrü çok kısa oluyo ha hah hah... bir de bana deli diyolar aptallar... Ben tek başıma uzaylıların hahından geliyorum, susadım şimdi hasta bakıcıdan istesem getirir mi günlük, nası? ulan burnumun içine giden yol var ya bence oray kapatmalıyız çünkü bütün uzaylılar oradan giriyolar içeri... nası?
Sonra doktorlar geldi iğne yaptılar canımı yaktılar tombul kuş arabaya koş arabanın tekeri istanbulun şek... tüh yine yanlış söyledim kahretsin... bi türlü şunu söylemedim gitti, nası? ya baksana günlük, bu kafama sardıkları beyaz bezi çıkarsam bana kızarlar mı? hiç güzel görünmüyo... insan biraz düzgün sarar kafamı ne bu saçlarım görünmüyo, üstüne de yatamıyorum, bugün ayakta uyusam olur mu acaba...nası? Ahhh!!! lan günlük ne bu be, bir dokun bin ah işit, kafama dokununca çok acıyo... amuda kalksam geçe mi acaba, bibil, bibil, acaba sürekli vursam kafama bir süre sonra acımaktan sıkılıp vazgeçer mi? Offf canım sıkıldı, şı fıranz'la dalga geçiim biraz... AAA aklıma ne geldi bak şimdi günlük
KALKIIN LAAAN YAĞMUR YAĞIIYOO , KAÇIIINNN!!!
Ahahah şunlara bak günlük yaaa, nasıl kaçışıyolar günlüüükk yaa şuraya bak... süper yaaa... aaa çarpıştılar deliler...
Şşşşttt sus günlük, doktorun sesini duydum"-Bu ne gürültü" dedi sen de duydun mu? hadi hadi uyuyomuş gibi yap, yok yok yastığın altına saklan, hadi çabuk ol günlük... Bende uyuyomuş gibi yapıcam... Hoooo pşşşşş, hooooo pşşşşş, hooooo pşşşşşş,
01.08.06 Paranoyak Delinin Günlüğü
8 Ağustos 2006
IŞIL DAK'ın ROPORTAJLARI (İnşaat Holdingi Sahibi ile Roportaj)
Kendisi, İnşaat alanında yaptığı yenilikleri ve değişik mimarileri ile tanınıyor, Dünyada en çok kazanan inşaat şirketi olma başarısını da elinde bulunduruyor, bu şirketin birinci adamı The Man Who Sold The World’e başarısının sırrını konuşmak için Üç katlı ve Hilal şeklinde havuzu olan evine konuk olduk
I.D. : Merhaba
T.M.W.S.T.W: Merhaba, hoş geldiniz Işıl Dak hanım
I.D : Hoş bulduk, ne güzel eviniz var
T.M.W.S.T.W: Sağ olun kendi çizimim üstten bakıldığında yıldız şeklinde görünüyor.
14 odası var. 1 büyük salon, 7 banyo, 7 tuvalet ve...
I.D : Neyse, Sayın The Man Who Sold The World, sonra anlatırsınız, ben şimdi asıl konuya geçmek istiyorum
T.M.W.S.T.W: Ah pardon, öve öve bitiremediğim bir yapı olduğu için kendimi tutamıyorum
I.D : Önemli değil... övülebilitesi olan bir yer gerçekten ama sizin övülecek başka inşaatlarınızda var, onlardan bahsetmek istiyorum
T.M.W.S.T.W: Tabi, buyrun kendi inşaatınızmış gibi övebilirsiniz
I.D : Mesela en son yaptığınız ve çığır açacağı tahmin edilen “Dönence” ismini verdiğiniz binalardan bahsetmek istiyorum. Çok değişik bir yapısı olan bu binaların en ilgi çeken kısmı 360 derece dönebilmeleri, bu fikir nasıl aklınıza geldi? Ne zorluklar yaşadınız?
T.M.W.S.T.W: Düşüncede sınır olmadığına inanan bir insanım, yani düşünebildiğimiz her şeyi gerçekleştirebiliriz, tabi bunun için çalışmamız gerekiyor... Biz Yap-Sat yaparak çok para kazandık ama yeni projeler için her ülkeden teklifler yağıyordu, bir gün bir telefon geldi
“-Hello Mr.T.M.W.S.T.W” dedi bende “-Hello” dedim sonra karşıdaki “Hav ar yu” dedi bende “Fayn” dedim karşıdaki herhalde sen nasılsın diye sormamı bekledi, ben demeyince telefonu yüzme kapattı, neyse bir saat sonra tekrar telefon çaldı, açtım...
yine sonradan Mr. Brown olduğunu öğrendiğim kişi aradı, Bu Mr and Mrs. Brown çifti İngilizce kitaplarından bayağı bir telif ücreti almışlar onu anlattı, çok büyük ve acayip bir otel yapmak istediğini söyledi, bizim dışımızda 4 Şirketle daha konuşmuş, herkesin projesine bakıp karar verecekmiş, tamam dedik, ben ve 2 mühendis arkadaşım hemen işe koyulduk.... Işıl dak hanım... Işıl dak hanıııım
I.D : Ahhh... kusura bakmayın içim geçmiş, siz devam edin
T.M.W.S.T.W: Uykunuz varsa şu odalardan birinde uyuyabilirisiniz
I.D : Yoooo... Uykum yok sadece gözlerimi dinlendiriyorum, sonra ne oldu?
T.M.W.S.T.W: Biz çalışmalara başladık, ikinci gün odamda uzun zamandır görmediğim bir oyuncağımı buldum...
I.D : Neydi O?
T.M.W.S.T.W: Hani küpler vardır ya, amaç onları döndürerek yan yana aynı renk olmalarını sağlarsınız
I.D : Hııı evet biliyorum
T.M.W.S.T.W: Sonra bu küpün bir bina olduğunu hayal ettim, nasıl yapabilirim handikapları nedir ve kolaylıkları nedir diye düşündüm, arkadaşlarımla paylaştım, çalışmaları bu fikir üzerinde yoğunlaştırdık son halinine getirdik ve Brown çiftine gösterdik, Brown’lar bu binayı çok beğendi ve bizi seçtiler ve son halini gördüğünüz İngiltere’de ki “360 Brown” otelini yaptık.
I.D : Bir çok insan buranın iç mimarisini merak ediyor, çünkü her kat istenildiği vakit, tek başına 360 derece dönebiliyor, sabit elektrik kabloları, kanalizasyon boruları, su boruları gibi bağlantıları nasıl yaptınız? Bunlar zarar görmüyor mu? Neden bunları açıklamadınız?
T.M.W.S.T.W: İlk başta bunu açıklamamamızın nedeni kullanım hakklarını almamış olmamızdı artık aldık şimdi kimse taklit edemeyeceği için gönül rahatlığıyla söyleyebilirim, temele dönebilen ve 12 şiddetinde bir depremde bile zarar görmeyecek bir plaka koyduk, bu özel imal ettiğimiz bir plakaydı 5 vinç aracılıyla yerleştirdik, ve sadece ortaya bir kolon yaptık genişliği ve sağlamlığını ayarladık, örnek vermek gerekirse CD’lerimizi koyduğumuz kapaklı CD’likler vardır ya onlara benzetebiliriz, alttaki plaka bütün binayı döndürebilirken kolon her zaman sabit kalıyor, katların her biri birbirinden ayrı ve kolona bağlılar... otelin içindeki merdivenler , borular, diğer tesisatlar bir kat döndüğünde iç içe giriyor veya dışarı doğru genişliyor, bu sayede o anki konumuna göre ayarlanmış oluyor...
I.D: İlginç, peki bunun bozulma ihtimali var mı? yani yanlış bir düğmeye bastılar mesela?
T.M.W.S.T.W: Tabi ki insan yapısı bunlar, bozulabilir ama kullanım şartlarına uyulursa en 50 sene bakım yapılmadan sapasağlam kalır.
I.D : Çok iyi, peki bunlar sadece sağdan sola mı dönebiliyor?
T.M.W.S.T.W: Hayır hem sağdan sola, hem soldan sağa ama yukardan aşağı yapmadık...
I.D : Pekala, bir de sizin yeni bir projeniz var.
T.M.W.S.T.W: Evet, işsizler ve evsizler gelsin bizde çalışsın, hem ev hem de iş sahibi yapalım. Şimdi ülkemizde işsizlik almış başını gitmiş, evsiz insanlar da çok işsizler de... projemizde işsizler inşaatta çalışacak evsizler ev sahibi olacak. Sonra da ev sahipleri çalışacak.
I.D : Bakın bu çok güzel bir atılım, keşke herkes sizin gibi düşünebilse
T.M.W.S.T.W: Sağ olun
I.D : Peki şikayetleriniz var mı?
T.M.W.S.T.W: Olmaz olur mu! mesela yeni yasalar gereği artık inşaatlarımızda 1 arkeolog çalıştırmak zorundaydık, biz de yeni mezun olan bir arkeologu hemen işe aldık, kendisine “kazmayla mı? kürekle mi? çalışırsın” diye sorduk bize yanıtı “Ben fırçayla çalışırım” oldu okulda öyle alışmış...
Sonra götürdük onu arsaya “işte bu arsayı kazacaksın” dedik “tamam” dedi geçti arsanın ortasına, aldı eline küçük bir çekiç, bir demir ve ıspatula ilk önce kırıyor sonra fırçayla siliyordu... dozer ve kepçeyle 2 günde bitirdiğimiz temel kazma işi 8 aydır devam ediyor, sonra biz okuldan 100 tane daha mezun arkeolog işe aldık, hepsini saldık arsaya, şimdi biraz daha hızlı ilerliyoruz... temel kazma işi bitince bu arkadaşları tuğla taşıma, çimento yapma gibi işlerde de kullanacağız. Arkeolog demek zor olduğu için ben onlara Arkadaş diyorum. ama yinede bu yasadan şikayetçiyiz, işlerimiz sekteye uğradı
I.D : Peki nasılmış sekte, iyimiymiş bari, ben uzun zamandır uğramıyorum kendisine Ahahaha
T.M.W.S.T.W: iyiymiş... lütfen Işıl Dak hanım... yakışmıyor size...
I.D : Bizim bilmediğimiz yeni projeleriniz var mı?
T.M.W.S.T.W: Var...
I.D : Örnek verecek misiniz?
T.M.W.S.T.W: Hayır
I.D : Sağ olun
T.M.W.S.T.W: Siz sağ olun
I.D : Siz sağ olun
(Sonra gülüşmeye başladık)
I.D : Teşekkürler, çok iyi bir röportajdı son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
T.M.W.S.T.W: Var...
İ.D : Söyleyecek misiniz?
T.M.W.S.T.W: Hayır
(Sinirlerim bozuldu yine güldüm)
İ.D : Tekrar görüşmek üzere
T.M.W.S.T.W: İyi günler
31 Temmuz 2006
Paranoyak Delinin Günlüğü 31.07.2006
Neden yoktun dersen eğer şöyle söyleyebilirim bu ayrılığın nedeni ben değilim, dur bi dakka ya yerde kırmızı bir leke var bu ne? Neyse, beni haftalarca odada tuttular onun için yazamadım, neyse ki seni bulamamışlar iyi yere saklamışım değil mi? Kimsenin aklına gelmez şu demirlerin arkası, rahat mıydın orada? Kendimden çok seni düşündüm, acaba şimdi ne yapıyor? Biriyle konuşuyor mu? O da benim gibi acı çekiyor mu? O da benim gibi özlüyor mu? Hep aklımdaydın. Bu yerdeki şey sanırım kan, bir yaliyim bakiyim... hmmm tatlıymış... Gerçekten şu an çok mutluyum bir devenin geviş getirirken ağzından dökülen beyaz köpük benzeri tükürüğü gibi hissediyorum kendimi yani tarifsiz bir mutluluk var içimde, sen de benim gibi misin? Duyamadım? Neyse senin mutluluktan nutkun tutuldu herhalde.
Buraya yeni birileri gelmiş, adının Fıranz Ferdinand olduğunu söyleyen gavur bir adam var, bütün gün adam bana bakıyor “niye bakıyorsun” diyorum... “piliz ingiliş” diyor, deli midir nedir? Dün avluda yürüyorum dedim ki “senin ayakların yürüyor” bana yine “piliz ingiliş” dedi bu ne demek ki sevgili günlük? Sen bilirsin... Söylemeyecek misin? Niye söylemiyorsun yaa... offfff... dur şu kırmızı şeyden biraz daha yaliyim....bu çok tatlı yaa... yanlışlıkla karıncayı da yaladım hiç fena değilmiş tadı...
Bak sevgili günlük, ben odadayken neler oldu neler, günler geçti doktorlar gelip iğne yapıp gidiyorlardı, bir de yemek getirmeye geliyordu bir adam, başka kimse gelmiyordu bende gece gelip beni öldürmesinler diye hiç uyumuyordum sonra odada bir adam göründü.... Offf o kadar yorgunum ki günlük uykum geldi yine, yamuk yamuk yazmaya başladım. Ben uyuyup kalkayım o zaman anlatırım.
Artık yazabiliyorum... bundan böyle düşünerek atıcam adımlarımı hey... Ben hala anlamadım beni niye burada tutuyorlar? Yarın kaçmaya çalışacağım günlük, sıkıldım artık. Müslüm gürses’le Duman’ın konseri varmış mutlaka gitmem lazım ona, burada ki bütün arkadaşlarım aynı şeyi istiyor bir tek Fıranz Ferdinand’a sorunca “piliz ingiliş” diyor. Ben kaçacağım sonra diğer arkadaşlarımı gelip çıkartacağım. Sakın ağzından bir şey kaçırma bak sana güveniyorum, sen benim tek dostumsun...sorduğun soruya bak...tabi ki senide yanımda götüreceğim...sensiz hiçbir yere gitmem... şimdi ben biraz düşüneyim nasıl kaçacağımı...eğer senin de aklına bir fikir gelirse söyle...
Ben biraz daha karınca yiyeceğim sen de ister misin? İstersin istersiiiin, al, bak sayfalarının üstüne koyuyorum...kapağını kapatıp üstüne bastırıcam...afiyet olsun...yarın görüşürüz
Bu sırada senin köşelerin kıvrılmış neden? Yoksa başka biri mi buldu seni? Hemen cevap ver, bakma öyle yüzüme melül melül... Neyse üstüne fazla gitmek istemiyorum yarın konuşuruz bunları, sana doktorun odasından gizlice ataç alırım, bazıları ataş der bunlara neden öyle derler? Acaba hangisi doğru sen biliyor musun günlük? Ne de olsa sen kullanıyorsun en çok. Ateşe de ataş diyenler var... neyse gerçekten çok uykum geldi, yarın devam edelim, elime karıca çıktı...tamam yaladım onu.