30 Aralık 2008

İyi Yıllar Dilerim

Sevdiğim, çok önemsediğim hatta feyz aldığım ama onlar tarafından tanınmadığım, yolda yanından geçtiğim ama hiç tanımadığım, otobüste, metroda, vapurda, uçakta yanlarında oturduğum ama hiç muhatap olmadığım, sinirlenip kızdığım, bağırdığım, kavga ettiğim,bir daha konuşmadığım, aynı okulda, aynı sınıfta yıllarımı geçirdiğim ama şu an adını bile hatırlamadığım, büyük bir aşkla sevdiğimi söylediğim, hiç bırakmayacağıma söz verip sonra ayrıldığım bir kere bile aramadığım, yanlış numarayı çevirip rahatsız ettiğim, beni çok önemsemelerine rağmen onları umursamadığım, bana sorumluluk veren, takdir eden ama benim onları yüzüstü bıraktığım, dışardayken acıktığımda karnımı doyurduğum, susadığımda susuzluğumu giderdiğim ama hiç tanışmadığım, hasta olduğumda iyileşmemi sağlayan ilaçlar yazan ve veren ama hiç teşekkür etmediğim, zor anlarımda benle konuşmak isteyen bana yardım etmek isteyen ama hiç bir zaman bu isteklerini kabul etmediğim, bana ilham veren, hayal kurmamı sağlayan, bir şekilde hayatıma girmiş ama şu an hayatımda olmayan herkese teşekkür ediyorum ve iyi yıllar diliyorum.

13 Aralık 2008

Hassstroloji 2009

KOÇ : Güneşin çayırlara yaptığı etki ve yollardaki asfaltlama çalışması yüzünden 2009senesini ilk altı ayı sizin için sıkıntılı geçecek ne evde ne de işte rahat edemeyeceksiniz, kimse size yardımcı olmayacak fakat üzülmeyin çünkü altıncı aydan sonra yol çalışmaları bitecek ve siz kendinizi toparlayarak yolunuza hızlı hızlı devam edeceksiniz ama trafik canavarı olmayın. 2009 yılında elinize geçen fırsatları değerlendirirseniz paraya para demeyecek "beeee" diyeceksin ama aşk konusunda aynışeyleri söylemek namümkün yeni yılın son çeyreğine kadar hiç bir ışıltı yok çünkü 2008'in son ayıda kurba bayramı olması etrafıızda koyu kalmamasına neden olacak bu yüzden kendinizi yalnız hissedeceksiniz en iyisi aileinzle zaman geçirmeniz.

En şanslı gününüz : 22 Temmuz 2009

BOĞA : 2009 yılında kendinizi bir çok şeyden arındırmaya başlamalısınız çünkü 2009 yılı sizin için yeni fırsatlar senesi mesela artık matadorları hayatınızdan çıkarabilirsiniz veya kırmızı giymeye başlayabilirsiniz, 2009 yılı boğa için daha doğrusu kurban bayramında kesilmekten kurtula boğalar için güzel geçecek, iş hayatıızdaki monotonluk bu seede devam edebilir ama yine de damızdık olarak çalışmaya devam edecek ve bu konuda çok yüsek mertebelere gelebileceksiniz. Aşk hayatınızda evlliğe vara birleşmelere gebe tabi doğru kararı verip iyi bir inekle evlenirseniz çok mutlu olacaksınız.

En şanslı gününüz : 16 Mayıs 2009

İKİZLER : İkizler bu senede beraber yaşayacak çünkü 2009 senesi uranüsün aya yaklaşması nedeniyle size maddi sorunlar yaşatacak ve ameliyat parası bulamayacaksınız bu sene sağlık yönünden probelminiz olmayacağından fazla parayada ihtiyacınız olmayacak, iyi günde de kötü günde de yanınızda olan ikiziniz size iyi bakacak, Bu sene sinir ve stres yapmayın çünkü size hiç yaramayacak arkadaşlarınızı kaybedebilir veya aşkınızın sizden nefret etmesini sağlayabilirisiniz eğer evliyseniz kocanızla aranız limoni olacaktır, ikizinizle bolca vakit geçireceksiniz ama yalnız kalmak istediğinizde bunun ne kadar zor olduğunu göreceksiniz özellikle yapışık ikizler. 2009 un en güzel ayları sizin için yaz ayları olacaktır çünkü yanınızda sizin sırtınızı yağlayacak bir kişi mutlaka bulacaksınız.

En şanslı gününüz : 03 Ağustos 2009

YENNGEÇ : 2009 da yengeçler her zamankinden değişik olarak düz yürümek için uğraşacaklar fakat bu senede başaramayacaklar bu yüzden her sene bunun için zaman kaybetmeyi bırakın 2009'a yan yan yürüyerek girdiyseniz öyle geçecektir. Yengeçler 2009'un ilk aylarını monoton ve bir o kadar sıkıcı geçirecekler çünkü venüs marsla hiç bir alakası olmadığını hatırlayacak ve sirinüs takım yıldızları araya fesat sokacak ama yengeçler üzülmesin çünkü bahar aylarında aşk yönünde büyük gelişmeler olacak ve uzun yanlızlıklarına son verecek kumsalda başka bir yengeçle tanışıp onla yengeç dansı yapacak ve yengeç burger yiyeceksiniz. Yengeçler adlarında da olduğu gibi herşeyi geç idrak eden insanlardır bu yüzden balıkçılar tarafından yakalanacak tuzaklara gelecekler ama anladıklarında çok geç olacak ama kurtulan yengeçleri 2009 da bir süpriz bekliyor çünkü en çok istedikleri bir şey gerçek olacak o da sonbahar aylarında olacak, Para konsunda sıkıntı yaşayan yengeçler 2009un büyük bölümünde "Baba para versene" diyecekler.

En şanslı gün : 01 Eylül 2009

ASLAN : Aslen orman kralı olan aslanlar 2009'u monarşiden yoksun ve demokrasiden bihaber olarak geçirecekler, iş hayatları olumsuzluklar içinden geçecek eğer çalışansalar kovulacaklar, iş yeri sahibiyse batacaklar bu yüzden kendinize 29 aralık 2009 gününe kadar yetecek para biriktirin ama aslanlar ormanlarına dönüp çeşitli zebra sürüleri veya geyiklere saldırarak paraya ihtiyaçları olmadığını bir kez daha gösterebilirler, aşk hayatları her sene olduğundan daha güzel geçecek ve bu sene aradığınız aşkı bulacaksınız ama etrafınıza dikkat edin sizi çekemeyenler ya da kamerayla çekenler olabilir özellikle Nationla geographic ekibi... 2009 da aslanlar yattığı yerden belli olmayacak çünkü yatmayacaklar ve sürekli hareket halinde olacaklar bu yüzden çok yorulan aslan, hayvanat bahçesi gibi yerlerde yaşamanın daha kolay olacağını düşünecekler ama umutsuzluğa kapılmayın çünkü ekmek sizin ağzınızda

En şanslı gün : 05 Mayıs 2009

BAŞAK : Bu sene başağın senesi olacak Baak yazmaya çalışırken yanlılık "Başka" yazarsınız ya tıpkı onu ibi bu sene başaklar için bambaşka geçecek, Bulutların tarlalara yaptığı yağmur etksiiyle daha büyük olacaklar ve içlerinde büyük mutluluklar, büyük sevinçler barındıracakalar.
2009 başlıbaşına büyük şanslarla dolu başaklar için en başta mart ayının ikinci çeyreğinde çok sevdiğiniz insanlara kavuşabilirsiniz bu eski arkadaşlarıız veya ailenizden birisi.olabilir. Para konusunda hiç bir sıkıntınız yok bu sene şans oyunları oynamanızı tavsiye edebilirim.
Aşkta ise hiç bir isteğiniz geri çevirilmeyecek rahataça oun yanına yaklaşıponu istediğinizi söyleyebilirisiz çünkü cevabı hep "evet" olacak. Bu see Başak burcu olmanızı tavsiye ederdim ama siz zaten başak burcusunuz.

En şanslı gününüz : 11 Mart 2009 ve geri kalanları

TERAZİ : 2009 terazinin kendini işe yaramaz hissettiği yıl olarak geçecek, artık eskisi kadar kullanılmadığını sevilmediğini hatta ihtiyaç duyulmadığını öğrenecek ve üzüleceksiniz sevgiliniz kocanız veya karınız sizi digital ağırlık ölçme aletleriyle aldatacak bu durumda kendinizi kaybedeceksiniz ve sonu hapiste biten davranışlarda bulunabileceksiniz, 2009 sizin için yarı kapalı ceza evinde geçebilir ama bunu değiştirmek sizin elinizde özellikle dördüncü aydan sonra adaleti sağlayabilirisiniz bir kilo demir mi yoksa bir kilo pamuk mu ağır sorusuna cevap olarak size ihtiyaç duyulmasını sağlayabilirisiniz, 2009 da aşk paradan ağır basacak ve tüm dengenizi bozacak bu yüzden ailenizle tartışabilir ve büyük kavgalara neden olup odanızın kapsını çarpıp içeri kaçabilirsiniz.

En şanslı gününüz : 29 Haziran 2009

AKREP: 2009 yılında akrep kendini tanıma yolunda büyük adımlar kedine çok değişik yollar çizebilir, 2009 senesi venüsün de size yardımcı olacağını gösteriyor zaman sizin lehinize işliyor çünkü yelkovanla çok iyi anlaşıyorsunuz. zaten yeni yılı siz ve yelkovanın bu anlaşması getirecek ikiniz 12'nin üstüe gelince 2009 başlayacak.
Aşk hayatınız yine inişli çıkışlı geçecek baze yelkovan sizi bazen de siz yelkovanı terkedeceksiniz ama her zeman yelkovan peşiizde koşacaktır sabırlı olmaız ve kendiniz ağırdan satmanız size mutluluk getirecektir.
İş hayatıızda bu sene azla yetinmeye öğreneceksiniz pekçok olumsuzluk sizi bekliyor ama cebinizdeki parayı doğru yerlere harcarsanız hiç bir sıkıntı çekmeyeceksiniz, bu davraışınız aileiz ve arkdaşlarıız tarafında yadırganabilir ve size "cebinde akrepmi var?" gibi sorular soralbilir ama paranızı idareli kullanmaya devam etmelisiniz çünkü siz zate akrepsiniz.

En şanslı gününüz : 01 Ocak 2009

YAY : Yaylar için 2009 senesi biraz hüzünlü başlayacak ama yalar ne kadar üzülebilir ki? ama 2009 un ilk üç ayından sonra yeniden doğmuş gibi hissedeceksiniz kendinizi ve sizin sevenleri aşkınızı ailenizi ve arkadaşlarınızı kucaklayacaksınız

En şanslı gün : 10 Mart 2009


OĞLAK : 2009 oğlakların senesi olacaktı fakat son anda meydana gelen bir aksilik nedeniyle olmadı, bu yüzden çok dikkatli olmanız gerekiyor çükü marsın ay üzerindeki çapraz etkisi ve kutup yıldızının kuzeyde durması nedeniyle şanssızlıklar yaşayacaksınız, bu sene özgürce çayırlarda otlayıp zıplayamayacaksınız kötü güler sizi bekliyor ama unutmayaı her inişin bir çıkıı vardır tıpkı çayırlar ve bayırlar gibi, adıızın ikinci hecesi yani (Oğ-Luck) şans dilemekte başka yapmanız gereken bazı şeyler var eğer bunları yaparsanız mayısın 15 inden sonra sizigüzel güler bekliyor yapmanız gerekenler kuruyemişçiten dört tane keçi boynuzu alıp yolda gördeüğüüz dört çocuğa vermek bu sizin uranüse ola yakınlığınız arttırıp size şans getirecektir.
Para ve aşk konusunda da aynı şeyler geçerli eğer kendinize bir iyilik yapmak istiyorsanız bu seneyi sevgilğinizden ayrılarak ya da boşanarak değerlendirip daha az para harcama yoluna gidebilirsiniz veyaherşeyi partnerinize ısmarlatın bu sayede az para harcamış olursunuz.

En şanslı gününüz : Bu sene yok

KOVA : Doldur boşalt taktiğiyle oynamayı bırakın artık hiç bir işe yaramaz

En şanslı gün : 31 Aralık 2009

BALIK : 2009 senesi sizin için tatlı veya tuzlu geçebilir bu sizin tabiatınızla alakalı ama yıldızların çizdiği haritada bu senenin sizin için çok şaşırtıcı olabileceğini gösteriyor gözleriniz patlak bir şekilde etrafta dolaşabilirisiniz, hem aşk hem de para yönünde o kadar şaşırtıcı şeyler yaşayacaksıız ki "iyi ki be bir balığım diyeceksiniz" ama bazen her şeye sazan gibi atlayabilirisiniz bu huyunuzu değiştirmeye çalışın ve duyusallığı denize atın tıpkı iyilik yapıp attığınız gibi.
Ve eğer gerçekten balıksanız okuduklarınızı üç saniye içerisinde unutacaksınız, hala aklınızdaysa siz başka burçsunuz gidin onu okuyun o zaman

En şanslı gününüz : 31 Ekim 2009

Baba Oldum

Baba Oldum, olacağımı daha sekiz ay öncesinden biliyordum ama bugüne kadar nasıl bir his olduğunu bilmiyordum, on ay önce çok güzel bir kızla evledim evlendim, çalıştığım yerde sekreterlik yapıyordu, bir kaç kez konuştum ve sonunda benle çıkması için onu ikna ettim, gezdik, konuştuk ve ikimizde birbirimize aşık olduk, evlenmeye karar verdik, henüz bir ay olmuştu tanışalı, benüm uzun sarı saçlarım altında mavi gözlerim, ispanyol paça patalonum, onunda uzun örgülü siyah saçlarının altında ela gözleri, sıska bir vücudu vardı ve ikimizi bağlayan garip bir şey ama babası vermedi bende onu kaçırdım, nazlandılar baya ama sonra onlarda bu işi böyle olmayacağına kanaat getirip evlenmemize izin verdiler sonunda evledik.
Ve şimdi baba oldum hayatımda yaşadığım ilklerden biri, daha göreceğim çok şey olduğunu biliyorum ama hepsi bunun kadar güzelmi olacak onu bilmiyorum, etrafta salak salak gülerek dolaşıyorum baba olduğumu gördüğüm herkese söylüyorum, bugüne kadar kendimi küçük bir çocuk gibi hissederdim, başına buyruk, umursamaz, boşveren hatta hovarda biriydim, kendi idealleri için yaşayan, belli amaçları olan hayatıma giren diğer insanları -olsada olur olmasada- diye düşünüp onlar için yaşamayan, hayatı bir oyun gibi düşünüp "Oyun Bitti" yazana kadar oynamayı isteyen bir çocuktum şimdi o çocuğun bir çocuğu oldu, evlenirsem belki eşim benim bu halimi değiştirir demiştim ki eşim bence dünyanın en güzel kadını hatta çok zeki tam beraber yaşanılacak biri o bambaşka, beni büyütebilecek tek insan diye düşünüyordum ama baba olmak bambaşka bir hismiş şimdi büyüdüğümü hissediyorum sanki ben dünyadaki küçük bir noktaydım şimdi dünya benim içimde küçük bir nokta o kadar büyümüş, olgunlaşmış hissediyorum kendimi hepsi bir anda oldu sadece bir an... Bugün hayatımın en güzel günlerinden biri mi yoksa en güzeli mi? buna yaşlanınca cevap verecebileceğimi tahmin ediyorum
Bir çocuğum olması bana baba sıfatı kazandırdı ama bu sıfatı gerçek anlamıyla taşımak benim için biraz uğraştırıcı olacak ama hayatımda her zaman başıma geldiği gibi sorumluluk verildiğinde ondan kaçmam. Eşim, dünya ve Allah bana yeni bir sorumluluk verdi ve bunu en iyi şekilde yerine getireceğimden eminim.
Hep yeni bir şeyler yapmayı sevmişimdir, yeni bir şarkı, yeni bir yazı, yeni bir icat hep yeni bir fikrim vardır ama hiç biri bu kadar güzel vücut bulmamıştı bu bambaşka bir şey.
Hayatımla ilgi yapacaklarımı ne kadar engelleyecek ya da ne kadar katkı sağlayacak bunun muhakemesini yapamayacak kadar mutluyum ama herşeyi gözden geçirmenin vakti geldi sanırım, kendim için yapmam gereken bir çok şeyi artık "bizim" için diye değiştirmem gerekiyor, bencilliği bırakmalıyım.
Baba oldum, bu duyguyu tarif etmek hiçde kolay değilmiş, kelimeler yetersiz kalıyor, en usta kalem ya da konuşmacı bile bunu tarif edemez çünkü bu bir cisim ya da gözle görülebilecek bir şey değil, duygu tarifi çok zordur zaten bu yüzden aşk için bir sürü şarkı var, bir sürü kitap yazılmış çünkü hiç biri gerçekten aşkı tarif edemiyor.
Kendimi elli-altmış yaşında gibi hissediyorum, daha olgun olmam gerekiyor sanki öyle hissediyorum.
Baba oldum, annesiyle beraber iyi bir insan yetiştirmeye çalışacağız eğer bizim kadar idealist bir çocuk olursa ya dünyayı ele geçirmeye çalışan kötü bir adam ya da düyayı güzelleştirmek için uğraşan iyi bir adam olacaktır. Bence çocuk yetiştirmek dünyanın 8.sanat dalıdır, bir insan hayatında hiçbirşey yapamasada iyi bir çocuk yetiştirerek dünyaya kalıcı bir şey bırakmış olur.
Evet ben baba oldum tosun gibi bir erkek evladım oldu beş buçuk kilo mavi gözlü, sarışın "ne işim var benim burada" diye sorgulayan gözlerle bakıyor etrafına, saat beşti o dünyaya geldiğinde bunu unutmayacağım, bu benim ilk baba oluşum, ilk çocuğum, ilk oğlum, hatta annanesinin, babannesinin, dedelerinin de ilk torunu, ilk olması nedeniyle adını eşimle beraber ilker koymaya karar verdik "ilk-erkek" "ilk-asker" oldu oğlum, umarım herşey istediği gibi olur, mutlu ve şaslı bir hayatı olur iyi ki doğdun oğlum.

Not: İstanbul, Bakırköy, 20.12.1981 yılına ait bir olay
Not: Teşekkürler baba, sen olmasaydın...

10 Aralık 2008

Şanslıyım

Hayatımdaki herşeyi toplayıp bir araya getirince anlıyorum ki ben şanslıyım...
Şu anda önümde sütlü bir çikolota var ve aynı zamnada ağzımda, damağıma yapıştırdım ve black hole sun!ı dinliyorum üzerimde yatay çizgili kırmızı siyah kazağım var tıpkı fredy kruger'ın ki gibi... anlatılacak çok şey var sanırım ama ertelemem lazım çünkü ertelemek gerekiyor son 2 ayda o kadar film izledim ki şaşırıyorum nasıl oldu da oldu hesabı... neyse teşekkür ediyorum

22 Kasım 2008

O ve Karşısındaki

O, çok sinirlemişti içindeki tüm kötü duygular canlanmış beynine hakim olmaya başlamıştı, vücudu bir silah sözleriyse kurşun olmuştu, her sözü karşısındakini yaralıyor ama öldürmüyordu, kendini kaybetmişti gözleri kararmıştı tüm hıncını ondan çıkarıyordu.
Öfke onun en dürüst halini ortaya çıkarıyordu, karşısındakine hiç söylemediği şeyleri bir anda söylüyordu, bu kadar sinirlenmesine sebep olan şeyin aslında hiç gerçek olmayan bir şey olduğunu bilmiyordu. Doğruyu yanlışı ayırt edemeyecek kadar sinirliydi sanki elinde bir taş vardı ve karşısındakinin camdan kalbini kırmaya çalışıyordu.
Ve o ses geldi;
Cam kırılmıştı, yeni bir cam taktırmakta uzun zaman ve uğraş gerektiriyordu, her bir cam kırığı karşısındakinin gözlerinden süzülüp yanağına oradan da yere düşüyordu, hıçkıra hıçkıra camlar dökülüyordu, bir kalbi kırmak kolay ama yeni bir kalp almak zordu, siniri geçip gözlerindeki perde gidince anlayacaktı ne yaptığını, camı kıran bir çocuk gibi kaçacaktı ya da yanında bekleyip kırıkları toplayacaktı ama şu an O, sinirliydi burnundan hızlı hızlı nefes alıyordu, karşısındaki ise her cevap vermek istediğinde sözcüklerini yutuyordu, kendini ifade edememenin zorluğuyla susup bekliyordu, içinden kaçıp gitmek geliyordu ama onca kötü sözü duymasına rağmen kalbinin cam kırıklarını kendi başına toplamasının zor olduğunu biliyordu ve öyle olmasını istemiyordu, elini kesebilirdi ya da O’na tamamen kepenkleri kapatabilir evinde, kırıklarını başka birisinin toplamasını bekleyebilirdi, tek başına…
Verebileceği çok cevap vardı ama O, izin vermiyordu belki yanıldığını görmekten korkuyordu ya da her neyse tahmin edemiyordu iyimserliği artık yetmiyordu.
O çok sinirliydi ama kurşunu bitti, karşısındaki delik deşik ettiği düşünüp rahatladı, yüzü bağırmaktan kıpkırmızıydı, nefes nefese kalmıştı, boynundaki damarlar hala şişkindi, hala barut kokuyordu yüzü, “-sonunda öldürdüm onu!” diye düşünürken karşısındakinden tek bir damla bile kan akmadığını gördü karısındaki hala dimdik duruyordu, sadece kalbinin kırıkları gözlerinden yere düşüyordu bir an sessizlik oldu sanki en uzun sessizlik buymuş gibi geldi ikisinede,

23:30
Karşısındaki O’na doğru başını kaldırıp baktı, sağ gözünden damlayan son göz yaşını da eliyle sildi derin bir nefes aldı gerçeği anlatmak, hatasını yüzüne vurmak için aklında cümleleri toparladı sonra nefesini bıraktı umursamaz bir ifadeyle dudaklarını büzüştürdü gözlerini kıstı ve kısık bir sesle sadece
"-Neyse…"
Dedi ve arkasını döndü, o kadar hızlı döndü ki saçları pervane gibi havalandı hızlı adımlarla O’ndan uzaklaşmaya başladı yürürken içinden ona vereceği cevaplar için kurduğu cümleleri söylüyordu, ne söylerse söylesin O’nun kendisini vurup öldürmek için harcadığı kurşunları vücudundan çıkaramayacaktı çıksa bile yara izleri silinmeyecekti en iyisi O’nu orada öylece bırakıp zamanın getireceği pişmanlıkla baş başa kalmasını sağlamak diye düşündü bir gün gelecek ve yaptıklarıyla yüzleşecek pişmanlık tüm damarlarını kaplayacak ve kalbine ulaşacak o zaman hatası anlayacak, o güne kadar ben de kırılan kalbimi tamir edip yaralarımı iyileştirmiş olurum dedi kendisine, O’na yeni yaptırdığı kalbinde ne olursa olsun yer vermeyecekti bunları geçirdi kafasında hızlı adımları boyunca, küçük siyah çantasından cep telefonu çıkardı ve kapayıp tekrar çantasına koydu ne arkasına baktı ne de O’ndan bir ses bekledi.

23:33
O, karşısındaki uzaklaşırken olduğu yerde kalmıştı hala kaşları çatıktı ama şaşkınlıkla bakıyordu karşısındakinin o ifadeyle hiçbir açıklama yapmadan boşvermişcesine "-Neyse" demesi onu hayrete düşürmüştü "-Demek ben haklıymışım, hepsi doğruymuş" dedi içinden kızmakta haklı olduğunu düşündü karşısındaki dolmuşa binerken kaçamak bakışlarla onu izledi, sonra birşey farketti içinde bir ukte kalmıştı ve aklında bir soru işareti oluşmuştu "-Peki neden ağladı?"

23:40
dolmuşun içine onun yüzüne bakıyordu hala gözyaşlarını siliyordu elindeki mendille, dolmuş hareket etmeye başlayınca bir daha asla karşılaşmayacaklarını düşündü içinden "-Bitti" dedi herşey bitmişti kızgınlığıda, konuşmalarıda, aşklarıda... Arkasını döndü duvara yaslaıp sigarasını çıkardı çakmağı ateşlemek için üç kere uğraştı sonra
"-Çakmağın Gazıda mı bitti?"
deyip kendine acıyan bir gülümsemeyle yukarı doğru baktı tekrar denedi ve sigarasını yaktı sonra bir nefes çekip biraz önce kendini kaybettiği yerden uzaklaşmak için bir adım attı,

23:42
yere bakarak yürüyordu yağmur çiğselemeye başlamıştı küçük yağmur damlaları yere düşüyordu bu damlalar ona noktayı andırdı başını yukarı kaldırdı gökyüzüne bakarak
"-Bu son noktaydı değil mi? bitti değil mi? "
diye sordu o sırada özüne bir yağmur damlası düştü tam gözünün içine girdi gözünü kırptı yağmur damlası gözünden aşağı doğru süzülmeye başladı sonra onu eliyle alırken fısıldayarak
"-Sağol, cevabı aldım, bitti"
dedi ve yürümeye devam etti.

23:40
Dolmuşun içinde gözyaşlarını silerken diğer insalara bakıyordu gülen eğlenen veya ona bakan tiplere... Nefret vardı gözlerinde bütün insanlara karşı,

23:43
dolmuş hareket ederken pencereden dışarı baktı O'nu gördü arkasını dönmüş yürüyordu cama yağmur damlaları düşmeye balamıştı gözlerini kapattı başını pencereye yasladı aklına eski konuşmaları, verilen eski sözler güzel anlar geldi gözlerini açıp ön cama baktığında yağmurun hızladığını gördü,

23:45
silecekler çalışıyordu dolmuş hızla ilerliyordu bir an evvel eve gidip yatağına yatmak için sabırsızlanıyordu bu yüzden böyle gitmesini doğal karşılıyordu, fakat yağmur çok şiddetliydi ve yol zor görünüyordu tekrar gözlerini kapattı uyumak aklındaki düşüncelerden kurtulmak istiyordu hiç bir şey düşünmeden sadece evde olmak istiyordu,

23:58
tam o sırada içerdeki yolcuların çığlıklarıyla gözlerini açtı ve son ördüğü şey kırık cam parçalrının yüzüne gelişi oldu.

23:44
O, yağmurun altında biten sigarasından son bir nefes alıp yürümeye devam etti, aklında sorular uçuşuyordu, kendi yaptığını yargılıyordu, bir yanı kendini haklı görürken diğer yanı haksız görüyordu. hızla yağan yağmur altında elleri ceplerinde hızlı hızlı yürüyordu.

23:48
yolun karşısına geçip bir taksi çevirdi, öne oturup gideceği yeri söyledi,taksici:
"-Trafik sıkışık olabilir, kestirme yoldan gidelim mi?" diye sordu
O, da
"-Sen bilirsin" diye cevap verdi
taksici kestirme yoldan hızla sürmeye başladı

23:58
sonra anayola çıkmak için sola baktı kimse yoktu, yola doğru döndü ama soldan hızla gelen dolmuşun ona çarpmasıyla takla attı. O, hiçbir şey fark etmemişti aniden olmuştu, taksi dört takla atmış korkuluklara çarparak durmuştu dolmuş ise çarpınca durmuştu ve ters dönmüştü.

03:23
bir sesler gelmeye başladı kulağına ağlamayla karışık , bağırış çağırış vardı, gözlerini açıp bakmak istedi ama başaramadı, eliyle yüzünü yokladı sargılar vardı sol kolunu ve bacaklarını hissetmiyordu eliyle bacaklarına dokundu ama alçıya alınmıştı sonra avazı çıktığı kadar bağırdı ve çığlık attı
'-kimse yok mu?!!!'
bunu defalarca tekrarladı ama hastanedeki hemşireler ve doktorlar diğer hasta ve yaralılarla ilgilendiği için kimse bu sesleri duymadı

03:26
O, bu sesi duydu, gözlerini bu sesle açtı kendisine ne olduğunu anlamadı kolunda serum takılıydı ağzında solunum cihazı vardı tam karşıdaki yataktan çığlıklar geliyordu, karşısındaki tekrar tekrar bağırınca başını yavaşça kaldırıp baktı, yüzünde, kolunda ve bacağında sargılar olan birisi vardı ama sesin kime ait olduğunu çıkaramadı, başını yastığa bırakıp tavana bakarak:

03:28
'- Ben varım' dedi
Karşısındaki bu sesi tanıdı ve şaşırdı, ses O'ndan mı geliyordu? bunu anlamak için
'- Sen O, musun?' siye sordu

03:29
O, kekeleyerek '- Eee..vet' dedi, karşısındakini tanıdı yerinde kalkmak istedi ama başaramdı ağlamaya başladı ve karşısındakine defalarca
'- Özür dilerim.. Özür dilerim.. sana kızdığım için bağırdığım için bişey bilmeden suçladığım için özür dilerim' dedi ağlamaya devam etti

03:31
Karşısındaki O'nun ağladığını duyunca kendiside ağlamak istedi fakat gözlerini hissetmiyordu var mıydı yokmuydu bilmiyordu ama kalbinin hala kırık olduğunu hissediyordu, biliyordu ve ne olursa olsun onu affetmeyecekti O'na
'-Özürünü kabul etmiyorum' dedi

03:31
O, yıkılmıştı karşısındakinin kendisini affetmemesine hak veriyoru çünkü O'da kendisini affetmiyecekti tüm olanlardan kendisini sorumlu tutuyordu karşısındakiyle konuşmaya çalıştı defalarca ama karşısındakinden hiç ses gelmedi başını kaldırıp bakamadı,

O, o gece karşısındakini son kez gördü karşısındakiyle son kez konuştu, doktorlar gelip karşısındakini morga götürmüştü o da haytı boyunca konuşmadı

16 Kasım 2008

16.11.2008 Paranoyak Delinin Günlüğü

Sevgili badik nereden nereyyee, nerdeeeeenn nereyeee... Bak işte nerdeeeen nereyeee.. bak yine yakalandım dışardaydım yine içeri girdim o kadar süre dışarda kaldım çenemden ve yanaklarımdan bir sürü saç çıktı nası? hepsini koparmaya çalıştım ama çok canım acıdı bende onları geçen gün açık bir araba camının içine soktum şöföre dedim ki " pencereyi kapat sonra sür abi" adam bana ne dese beğenirsin? seni bilmem ama ben "lokum" dese beğenirim ama lokum demedi ne dedi biliyo musun "defol git lan deli" bana "lan" dedi inanabiliyo musun sevgili günlük bana lan dedi... "Lan" ne demek bilmiyodum ama çok kızdım ordan hemen kaçtım sonra yolda birine sordum "Lan" ne demek dedim "ağ bağlantısı" gibi birşey dedi ama benim örümcekle ne alakam vardı hiç bir şey anlamadım sonra bir polis beni kovalamay başladı onu daha iyi görmek için geri geri koşayım dedim ama birisine çarpıp düştüm çünkü arkamı göremedim ama eğer dönüp öbür tarafa doğru koşsaydım yine arkamı göremeyecektim bilmiyorum bir dahakine yan yan koşmayı denicem nası? sonra o polis beni yakaladı "ne zamandan beri seni arıyoruz deli" ben de "benim telefonum yok ki yalan söyleme" dedim ona ne kadaqr yalancı oldu bu insanlar sevgili günlük bana göz göre göre yalan söylüyo aramış mış... Artık devletin memurlarınada güven kalmadı sevgili günlük, zaten doktorların beni öldürmeye çalıştığını biliyorum bir de polisleri alet etmişler şimdi sıradaki kim? he? kim söyleyin bana? itfayeciler mi? offf sevgili günlük çok kızgınım çooookk... Sanki kuyruğuna sinek konan salladığı halde kuyruğundan sineği uzaklaştıramayan bir inek gibi hissediyorum kendimi zaten odamıda değiştirmişler buradaki adamlar, beni Kendini Tayyip Erdeoğan sanan bir adamın yanına koymuşlar bana sürekli "Velev ki, velev ki" deyip duruyor nası? ama ben yine kaçıcam sevgili günlük senide alcam yanıma tabiki hemen sayfanı kırıştırma sen benim tek dostumsun, dostum demişken burada napolyon diye bir arkadaşım vardı ya onu çıkarmışlar dışarı ailesi almış ama benim ne bir ailem var ne de iki ailem... Aslında bence var çünkü... Bilmiyorum ne dicektim unuttum heh şimdi aklıma geldi bence var ama söylemiyolar çünkü benim üzerimden para kazanıyorlar ben ne kadar kalırsam burda o kadar günlük ücret alıyolar yaaa tabiii... bakma bana öyle şaşkın çizgilerle gerçekten öyle diilse beni neden yine bu hastaneye getirsinler... Eminim şimdi bir yerden beni izliyorlardır bu napıyo diye... Size ne lan napıyosam yapıyorum size ne? parasıyla diil mi? nası? neyse sevgili günlük ben çok açım bugün bişey çorbası varmış bir de bişey varmış onları yicem neyse ney... şimdi sende açsındır? kapatiim mi seni nası? şaka yaptım sevgili günlük seni seviyorum ben yaa, tabi ekmeği elektrik prizine banar gibi seviyorum seni hani öyle bir şarkı var ya bize dinletmişlerdi burda hatırlıyor musun? neyse sanada birşeyler getircem ben şimdi gidiyorum kendine iyi bak dicem ama bakamazsın ki karanlık burası ... Bir ses duydum... dur.

2 Ekim 2008

aRı

Çok sıcak bir güne uyandım, hala yatağımdaydım gözlerimi açtım, ilk gördüğüm şey güneş oldu, perdeler açık ama içeri küçücük bir esinti bile girmiyor, yeni doğmuş bir bebeğin ışıkla tanıştığı o an gibi hissediyorum, gözlerimi ovuşturuyorum, neden kalkmak zorundayım onu düşünüyorum aklıma gitmem gereken bir iş geliyor saate bakıyorum 11:14 “-hasss...” diyorum çok geç kalmışım telefonuma bakıyorum 7 cevapsız çağrı 2 mesaj “kesin patron çıldırmıştır” diye düşünüyorum numaralara bakınca patronumun değil başkasının numarası olduğunu görüyorum ilk çağrı 01:01’de ikincisi ise 02:02’de yedincisi 07:07’de ve ben hiçbirini duymamışım, “bu da kim?” diye içimden geçirirken iki mesaja da baktım ikisinde de aynı şey yazıyor “ Kararını ver korkuyorum, seni kaybetmek istemiyorum “ bu numara kimin diye düşünürken telefonumda 07.09.2008 Pazar yazdığını gördüm, “-Bugün Pazar mı?” diye hayretle kendime sordum, sonra rahatladım ve uyumak için gözlerimi kapadım yorganı tekrar üstüme çektim ama bu seferde çağrılar ve mesajlar kafama takıldı, benim verilecek bir kararım yok diye düşünürken “bu herkimse bari yanlış numarayı aradığını bilsin” dedim, tekrar doğrulup telefonu elime aldım ve numarayı aradım, üç kere çaldı ama açılmadı, “herhalde yanlış numarayı aradığını anladı” Dedim ve telefonu bıraktım sonra tekrar uyumaya çalıştım ama beceremedim uykum kaçmıştı, ayağa kalkıp gerindim ve banyoya gittim yüzümü yıkadım havluyla kurulanırken kulağımın hemen yanında çok hızlıca geçen bir şeyin sesini duydum hemen arkama baktım ama hiçbir şey yoktu. Dışarı çıktım mutfağa gittim dolaptan yiyecek bir şeyler çıkarırken odada telefonun sesini duydum. “yine arıyor” deyip dolabın kapısını kapattım ve içeri girdim. Telefona baktım o numara değildi kız arkadaşım arıyordu telefonu açtım konuştuk evine gelmemi istedi “tamam” dedim. “-Çıkarım öğleden sonra” telefonu kapattım saate baktım 12’ye gelmek üzereydi mutfağa gittim fıstık ezmesini çıkardım ekmeğe sürdüm yanına da kola aldım ve balkona çıktım etrafı seyredip karnımı doyururken bir arı balkona girdi ve doğruca ekmeğime doğru geldi ekmeği sağa sola çektim uzaklaşması için uğraştım ama ne yaparsam yapayım o benim üstüme gelmekten vazgeçmedi bende içeri girdim kapıyı kapattım, mutfak penceresinin önünde yemeye devam ettim bu sırada aklımdan o mesajların ve çağrıların sahibi kim olabilir diye geçiyordu tam bu sırada yine telefon çalmaya başladı elimdekilerle içeri koştum, yatağın üstündeki cep telefonunu almak için elimdeki kola bardağını bilgisayar masasının üstüne koydum, telefonu elime aldım, yine o numara telefonu açtım.
- Efendim
- Çok korkuyorum, bir cevap ver.
Telefondaki bir kız sesiydi ama bu sesi hiçbir yerden tanımıyordum, kız çok hızlı ve ağlamaklı bir sesle konuşuyordu ama ne demek istediği hakkında hiçbir fikrim yoktu.
- Siz kimsiniz? Ve kimi aramıştınız?
- Benim… Beni tanıyorsun İlker, dün gece seni kaç defa aradım, uyuyamadım, hala korkuyorum.
O, konuşurken aklımdan bir sürü soru geçmeye başladı.
- Bir dakika, bir dakika sen neden bahsediyorsun? dedim
- Bak …. İlker, taksimde parkta buluşalım saat 13:00 de mutlaka orada ol
Saate baktım 12:12’ydi biraz düşündüm sonra cevap verdim.
- Tamam geleceğim… Ama seni nasıl tanıyacağım?
- Ben seni tanırım.
Dedi ve telefonu yüzüme kapattı, çok merak ettim ama büyük bir ihtimalle bir yanlışlık var diye düşündüm, taksime giderim bu neymiş anlarım sona oradan Nişantaşına geçerim diye planımı yaptım, giyindim ve dışarı çıktım, hemen binanın önündeki çöp konteynırının yanından geçerken bir poşetin üstünde onlarca arı uçtuğunu gördüm, bana bulaşmasınlar diye hızlıca yanlarından geçtim, yukarı doğru yürüdüm otobüs durağına geldiğimde etrafa boş boş bakmaya başladım, otobüsün geleceği tarafa bakıp durağın kalın camına yaslanmıştım birden gözlerim karardı ve başım ağrımaya bacaklarım da ki güç bitmişti yaslandığım cama sürtünerek aşağıya doğru çömeldim gözlerimi kör olmuştu sanki Hiçbir şey göremiyordum bir süre sadece öyle durdum sonra her şey normale dönünce kafamı kaldırıp baktım etrafımda sadece arıları gördüm o kadar büyük bir sürüydü ki yere vuran gölgeleri büyük bir karanlık yapıyordu sağa sola baktım diğer insanlar sanki hiç arılar yokmuş gibi duruyordu o kadar güçlü bir uğultu olmuştu ki kulaklarımı kapattım, korkmuştum gözlerimi de kapattım, biraz öylece durdum sonra ses yavaşça uzaklaştı bende gözlerimi açtım duraktaki insanlar bana bakıyordu, etrafta hiç arı yoktu, yavaşça ayağa kalktım otobüsün geldiğini gördüm öne doğru ilerledim, diğerlerinden önce binip arkaya doğru ilerledim en arka koltuğa sağ pencere tarafına oturdum, telefonumu çıkarıp baktım herhangi bir çağrı ya da mesaj yoktu, başımı pencereye yaslayıp, yandan geçen arabaları ve insanları izlemeye başladım, sonra pencerenin dışında bir arının içeri girmeye çalıştığını ama pencereye çarptığını gördüm hemen gözümün önünde içeri girmek için otobüsün hızında hareket edip pencere çarptığı halde ısrarla uğraşıyordu, sonra kayboldu birkaç saniye sonra pencerenin dışında onlarca arı belirdi hepsi aynı anda pencereye vuruyordu bunu görünce irkildim hemen kafamı sağ tarafa çevirdim yanımdaki adam uyuyordu onun yanındaki de uyuyordu diğer pencere kenarında siyah saçlı bir kız vardı o da pencereden dışarı bakıyordu yavaşça kafasını bana doğru çevirdi gözünde güneş gözlüğü vardı onu yavaşça çıkardı bana baktı gözlerinin akı yoktu simsiyah iki göz gördüm o anda korktum ama uzaktan bir ses “uyanır mısınız son durak burası” dedi. Gözlerimi açtığımda taksime geldiğimi gördüm otobüsün içindeyse bir tek ben ve beni uyandıran otobüs şoförü vardı, hemen kalktım “sağ olun” dedim ve aşağı indim güneş o kadar yakıcıydı ki kendimi alevlerin içine atlamış gibi hissettim, hemen otobüs duraklarının yanındaki merdivenlerden çıkarak parka doğru sağa sola bakarak ilerledim etrafta iki yaşlı kadın ve kuşlar dışında kimseyi göremedim biraz ilerledikten sonra kenardaki taşa oturdum telefonu çıkarıp baktım zamanlamam çok iyiydi 13:00'a sadece 3 dakika vardı sağa sola bakmaya devam ettim yoldan geçen kimse benim olduğum tarafa doğru gelmiyordu saat 13:00 olmuştu ve geçiyordu biraz daha bekledim sonra ayağa kalktım içimden “sanırım eski bir kız arkadaşım beni kandırıyor bende salak gibi inandım” deyip sinirden gülümsedim şimdi bir yerden beni izleyip gülüyordur dedim Nişantaşına gitmek için otobüs durağına doğru yürümeye başladım bu sırada telefonum çaldı ve kapandı saate baktım 13:13 sonra onu geri aradım
-seni gördüm geliyorum dedi ve kapattı.
Telefonu kulağımdan çekmeden kendi çevremde dönüp etrafıma baktım sonra durdum tam bu anda sırtıma bir parmak iki kere dokundu arkamı döndüğümde o kızı gördüm siyah uzun ve düz saçlı, yuvarlak yüzlü, gözünde güneş gözlüğü olan uzun boylu, sarı t-shirt ve siyah bol bir pantolon giymiş bir kızdı, sanki bir yerden tanıyormuş gibiyim ama çıkaramadım.
“beni takip et” dedi
-“tamam” dedim ve peşinden yürümeye başladım hiçbir şey konuşmadan hızlı adımlarla yürüyordu sonra yoldaki Audi R8’in içine bindi hayretle bindiği arabaya bakarken bende dolaşıp diğer tarafa oturdum artık merakım en üst noktaya çıkmıştı hemen sordum.
-“Sen kimsin? Neden benle ilgileniyorsun?”
- Adım önemli değil, telefonlarımız dinleniyor diye fazla konuşmadım belki buraya da gelebilirler, hemen gidelim başka bir yerde konuşalım.
Arabayı çalıştırdı ve mecidiyeköye doğru sürmeye başladı.
- “Bizi dinleyen kim, nedir bu kadar önemli olan” diye sordum.
- “Benim için önemli olan seni hayatın sonra bütün insanların hayatı” hala bir şey anlamamıştım ben soru soruyorum ama cevap olarak yine soru sorabileceğim bir söz duyuyordum.
Sonra bana dönerek
-“Oturduğum koltuğun altına bak” dedi, elimi koltuğun altında gezdirdiğimde bir çantayı tuttum siyah deri bond bir çantaydı
-”Eeee.. N'oldu?” dedim
-”Aç o çantayı”
-“Üstünde şifresi var” dedim
-“Onun şifresini bir tek sen biliyorsun şifreyi hatırlıyor musun?”
-“Ben bu çantayı hayatımda ilk kez görüyorum, üstelik üzerinde yedi haneli bir şifre var bunu tahmin etmem çok zor”
-“Tahmin etmeyeceksin zaten o şifreyi sen koydun” dedi
Gerçek anlamda sinirlenmeye başlamıştım elimde bir çantayla hiç tanımadığım bir kızın ne söylemeye çalıştığını anlamaya çalışıyordum.
-”Ben Bir şey bilmiyorum adımı, numaramı nereden öğrendin bilmiyorum ama gitmem gereken bir yer var şimdi durdur arabayı inmek istiyorum”
-”Gideceğimiz yere kadar bekle o zaman kararı sen verirsin”
-“Nereye gidiyoruz?”
-“Az kaldı geliyoruz”
Yola bakarken başıma ağrı girdi sanki damarlarımı çekiyorlarmış gibi geliyordu yine gözlerim karardı kucağımdaki çantanın üstüne doğru eğildim ellerimle başımı tutuyordum o kadar keskin bir ağrıydı ki avazım çıktığı kadar bağırmaya başladım kafamı kaldırdığımda araba camının önünde yüzlerce arı gördüm etrafta uçuşuyorlardı sol tarafıma baktım o ne yapıyor diye bana bakarak bir şeyler söylüyordu ama hiçbirini duymuyordum sadece arıların çıkardığı sesi duyuyordum sonra aniden sesler kesildi başımın ağrısı geçti ve onu duydum.
-“Olmasını istemezdim” dedi sadece bu son kelimelerini duymuştum
-“Neyin olmasını istemezdin?” diye sordum
Ben bunu sorduğumda bir sokaktan içeri döndük ve sol taraftaki yeşil binanın garajına girdik.
-“İşte geldik” dedi
-“Nereye?” dedim.
-”Gelmemiz gereken yere” dedi gülümsedi
Arabayı park etti ve indik çantayı elimden aldı “beni takip et” dedi o ilerlerken bende bir metre arkasından onu takip ediyordum, binanın içine girdi ve aşağıya indi bodrum katına indik bir dairenin önüne geldik tahta kapının önünde anahtarlarını çıkardı kapının üstünde 1 numara yazıyordu ilk önce tahta kapıyı açtı arkasında çelik bir kapı vardı onunda üç kilidini açtı bende o sırada alaycı bir sesle
-“Çok değerli ziynet eşyaların var herhalde” deyip gülümsedim.
En alttaki kilidi açarken bana bakıp sinirli bir gülümseme attı ve tekrar ciddi oldu, bu lafımdan hoşlanmadığını anladım.
Ayağa kalktı çelik kapıyı açtı bir kapı daha çıktı bu kapının da otomatik tanıma sistemi vardı parmağını koydu ve kapı açıldı,
“-parmak izi tanıyan bir kapı... Nasıl bir bina burası?” diye sordum sonra içeri girdik.
O kapıları kapatırken bende içeri doğru yürüdüm gördüklerim bodrum katında olan bir daire için çok lüks ve değişik teknolojik aletlerle doluydu sol tarafımda beş monitör vardı yanlarında büyük bir server olduğunu tahmin ettiğim kasa, kameralar, ve ne olduğunu anlamadığım aletler vardı, ortada bir masa ve üstünde bir ışık vardı, aynı ameliyat masası gibiydi, arkamı döndüm ona baktım elinde çantayla bana doğru geliyordu, yanımdan geçerken,
“-içeri gel” dedi.
“-Burası laboratuvar mı?” dedim
“-Evet” dedi
Bu sırada aklıma kız arkadaşım geldi cep telefonuma baktım ama çekmiyordu arama yapamıyordum
“-İçerde telefon var mı?”
“-Hayır”
“-Kız arkadaşımı aramam lazım, geleceğimi söylemiştim”
“-Aramana gerek yok”
“-Neden?”
“-Çünkü o senin kız arkadaşın değil”
“-Ha ha… Nasıl yani?”
monitörlerin önündeki koltuğu göstererek “-Otur şuraya” dedi oturdum o da yanıma oturdu ve bilgisayarı açtı.
“-Şimdi şu sorulara cevap ver senin annen baban hala yaşıyor, bir şirkette finans müdürüsün, yaşadığın ev şirinevlerde, en sevdiğin yemek köfte en sevdiğin meyva elma, en sevdiğin film Donnie Darko, en sevdiğin grup Nirvana değil mi?”
“-E..Evet”
Şaşırmıştım bu kadar şeyi bilmesine ama bunu başkasından da öğrenmiş olabilir diye düşündüm.
“-Sen nereden biliyorsun bunları” dedim.
“-Bunların hepsini ben yaptım” dedi.
“-Nasıl sen yaptın? bu yemek mi sen yapıyorsun?” dedim alaycı bir tavırla
“-Şu anda beyninin içinde küçük bir çip var. onu başka birinin hayatından kopyaladım sonra senin beynine yerleştirdim.”
“-Çip mi? Yaa güldürme beni ne çipi?”
“-Kişilik çipi, senin hatıraların hep başka bir kişinin hatıraları aslında”
“-O kişi nerede”
“-Öldürdüler”
“-Kimler”
“-Onlar”
“-Peki ben kimim”
“-Sen bilim adamısın ve çok önemli bir proje yaratıcısısın”
“-Ne projesi”
“-ARI”
“-Sen Kimsin”
“-Bu projeyi hayata geçirmek için seninle çalışan yirmi bilim adamından biriyim ve senin eşinim”
“-Eşim misin?”
“-Evet, müstakbel eşinim” dedi ve güldü
Bu sırada ayağa kalktı ve masanın yanına gidip üstündeki aletleri toplamaya baladı
“-Madem eşimsin neden bana kafama çip taktın?”
“-Seni sevdiğim için, eğer ben sana başkasının hayatını yüklemeseydim seni öldüreceklerdi diğer 18 kişiyi öldürdükleri gibi”
“-Neden öldürdüler 18 kişiyi”
“-Arı projesinin bilgilerini başkalarına vermesinler diye”
“-Beni de mi aynı nedenden dolayı öldüreceklerdi”
“-Sayılır.. Ben bu çip fikrini verdikten sonra “onlar” vazgeçti”
“-Peki seni neden öldürmediler şu onlar”
“-Beni öldürmediler çünkü senin beynine bu bilgileri yükleyebilecek tek kişi bendim, seni öldürmediler çünkü istedikleri zaman bu çipi çıkartıp senden bu projeyle ilgili çalışmaya devam etmek isteyeceklerdi.”
“-Peki bahsettiğin şu proje ne? Onlar kim?
Üzerine beyaz önlüğünü giydi ve “-buraya gel, çipi çıkaracağım” dedi.”
“-Nereden bileceğim bu söylediklerinin gerçek olduğunu? Belki organ mafyasısın”
“-Ha ha çok komiksin İlker” dedi ve önlüğün düğmelerini ilikleyerek bana doğru yürüdü.
“-İlker, Beynine bu “başka hayat” çipini koyarken eski hayatından sona sadece bir şeyi bıraktım bunu hiç kimse bilemez, ne zaman saate bakarsan saat 09:09, 11:11, 14:14 gibi aynı saat ve dakika görüyorsun değil mi?”
“-Evet” dedim yanımda oturdu Mouse'u tuttu ve bir dosya açtı bunun içerisinde tarihler yazan klasörler vardı 06.07.2008 yazan klasörü açıp içindeki videoya tıkladı videonun başında ben vardım.
“- Bu gün Altı Temmuz İki bin sekiz Pazar günü saat 22:22 “ARI” projesinin tamamlandığı ve test edildiği gün olacak ekip arkadaşlarım ve ben bunun sonuçlarını…”
Video bitmeden kapattı “fazla zamanımız yok şimdi inandın mı?” diye sordu ben videoda kendimi görmüştüm yine bir laboratuvar oratmında yanımdaki kızında olduğu görüntüler vardı inanmıyorum diyemezdim.
“-Evet şimdi inandım ama…”
“-İnandıysan artık başlayalım” dedi dudaklarımdan öptü ayağa kaldırdı ve masaya doğru götürdü.
“-Beynindeki çipi çıkarınca eski kimliğine kavuşacaksın” dedi ben masaya uzandım üstümdeki ışık gözlerimi kamaştırmıştı ona baktım bana gülümsedi.
“-Peki senin adın ne?” dedim ona
“-Tülay” dedi
“-Tülay… Neden hala güneş gözlüğünü çıkarmadın?”
Onu gördüğümden beri güneş gözlüğü vardı gözlerinde bu kısık beyaz ışıklı dairede bile güneş gözlüğünü takmaya devam ediyordu.
“-Gözlerim rahatsızlandı, göz nezlesi gibi bir şey” dedi.
“-Çıkart bir bakayım dedim”
O, bana narkoz vermek üzereyken elini sol elimle tutup çekerek doğruldum hızlı bir hamleyle sağ elimle güneş gözlüğünü çıkarttım burun buruna gelmiştik gözleri simsiyahtı göz akı yoktu, bir anda beynimde otobüsteki görüntü belirdi “pencere kenarında oturan kız” o da güneş gözlüğünü çıkarınca simsiyah gözleri görünmüştü şüphelendim ve ayağa kalkıp sordum.
“-Bu ne? Ne oldu gözlerine?”
“-Arı projesi yüzünden oldu; eğer bir an evvel çipi almazsam sen sonsuza kadar bu kimlikle kalacaksın bende mutasyona uğrayacağım;” çünkü çantanın içinde geliştirdiğimiz arı örneği ve panzehir numunesi var ve şifreyi bir tek sen biliyorsun”.
“Peki şifreyi sana niye söylemedim madem eşimsin ve ortaklaşa yaptık bu projeyi”
“Bunun cevabını sen vereceksin”
“Ne kadar zamanın kaldı?”
Saatine baktı saat 13:50 olmuştu
“-3 saatim kalmış”
“-O zaman hala zamanımız var” deyip ayağa kalktım
“-Anlamadığım bazı şeyler var”
Suratıma baktı güneş gözlüğünü tekrar taktı ve
“Sor, sanırım sana çok meraklı bir insanın düşünce tarzını yüklemişim”
Odanın içinde yürümeye başladım etrafa bakıyordum, değişik bir şey arıyordum.”
“-Ben ne zamandan beri değişik bir insanın hayatını aldım yaşıyorum”
“-Bir ay oldu ama senin iş yerin, iş yerindeki insanlar, arkadaşların, hatta annen baban kardeşlerin bile sahte, onların ayarladığı insanlar, sen, onların gözünün önünden kaybolma diye ayarladılar”
“-Onlar deyip duruyorsun, onlar kim?”
“-Projeyi yapmamız için bize kaynak sağlayan ve sonuçlarını almak isteyen kişiler”
“-Yani…”
“-Yani devlet” şaşırdım ve durup ona doğru bakarak sordum
“-Devlet mi?”
“-Evet.. Devlet”
“-Nasıl bir proje ki bu devlet için yapıyorduk?”
“-Aslında bunları anlatmama gerek yok çünkü beynindeki çipi çıkarttığım zaman her şeyi bileceksin”
“-Olsun… Sahte bir hayat yaşasam da şu an beni ameliyat edeceksin bu yüzden bunları bilmem lazım”
“-Pekala… Proje fikri senden çıktı senin amacın bilgisayarla yönlendirebilecek bir hedef doğrultusunda kendi başına ve topluca ilerleyebilecek, güçlendirilmiş dayanıklı arılar yapıp bunları aşı olarak kullanmaktı, yani ihtiyacı olan ama doktor ve tıbbi malzemenin götürülemeyeceği yerlere bu arıları gönderip arının iğnesi sayesinde hastaya şırınga etmekti ama…”
“-Ama ne?”
“-Ama öyle olmadı, amacından saptı”
“-Nasıl?”
“-Bu proje için devletten yardım istedin, ne demek istediğimi anladın”
“-Yani para…”
“-Evet… Onlarda bu düşünceyi onayladı ama derin devletten başkaları senden başka bir şey istedi”
“-Ne istediler?”
“-Bu arıları sağlık ve iyileştirme amaçlı kullanabileceğimiz gibi, saldırı amaçlıda kullanabilir miyiz? dediler”
“- Ben ne dedim”
“- Evet dedin”
“- Evet mi dedim! Nasıl olur?”
“-Hayır deseydin bende dahil olmak üzere sevdiğin herkesi öldüreceklerdi hatta bunun için bir plan bile hazırlamışlardı uçak kazasıymış gibi göstereceklerdi”
“- Sen nereden biliyorsun bu kadar şeyi?”
“- Biliyorum çünkü senin eşindim ve beraber çalışıyorduk.”
“- Ama çantanın şifresini bilmiyorsun öyle mi?”
Ben bu soruyu sorduktan sonra aniden yere eğildi ellerini yere koydu titremeye başladı ve kollarından siyah–sarı kıllar çıkmaya başladı yüz üstü yere yığıldı hemen yanına koştum.
“- Tülay! Tülay!”
Hiç tanımadığım ama eşim olduğunu söyleyen bir kıza acımıştım ve o anda gerçekten yardımıma muhtaçtı, anlattığı her şey benim ve onun bir şeyler için beraber çalıştığını gösteriyordu, beynimdeki çipi alıp benim gerçek kimliğime konuşturmak istiyordu bunda kötü bir niyet arayan bendim onu sırt üstü çevirdim ve sordum.
- İyi misin? Hala yapabilecek misin?
Arı gözleri hiç hareket etmiyordu yüzü de mutasyona uğruyordu o sırada simsiyah oldu.
Hiç konuşmadı, onu kaldırıp masaya koydum onu orada bırakıp bilgisayarın başına gittim, biraz önce onun açtığı videoyu izlemek istedim ama girmem için benden şifre istiyordu arkama baktım Tülay masada değildi ayağa kalktım masanın yanına gittim Tülay sağ tarafta yerde yatıyordu, masadan düşmüştü, kısık bir sesle adımı söylüyordu hemen yanına çömeldim.
”-Seni dinliyorum”
Bir şeyler söylüyordu ama sesi o kadar az çıkıyordu ki anlamıyordum kulağımı tam onun ağzına doğru eğdim ve
“-Şimdi söyle” dedim
“-Beni kurtar, beni kurtar” diye sayıklıyordu aklıma bir şey geldi ama çok küçük bir ihtimaldi ona sordum
“-Tülay, bu bilgisayarı ben mi kullanıyordum?”
Sesi değişmeye başlamıştı arı vızıldaması gibi çıkıyordu
“-Evet” dedi
“-Peki şifresi ne?”
Birden başı sağa düştü ben iki elimle yüzünü tutarak bana çevirdim.
“- Söyle… Hadi…”
Yutkunarak ve çok yavaşça şifreyi söylemeye başladı
“- Beş… Üç… Yedi… Beş… Dört… Altı… Yedi”
Şifreyi aklımda tutarak ayağa kalktım çantanın yanına koştum elime aldım ve şifreyi yazdım.
“5375467”
Ve çanta açıldı içinde bir kavanoz vardı kavanozun içinde normal bir arının 5-6 kat daha büyüğü bir arı vardı yanlarında da iki tüp içinde sarı bir sıvı altında da büyük bir şırınga vardı bu sırada Tülay çığlık çığlığa bağırmaya başlamıştı sağdan sola savruluyordu hayatımda hiç iğne yapmamıştım ama mecbur kalmıştım hemen tüpü çıkardım şırıngayı içine soktum o sıvıyı çekip Tülay’ın yanına gittim titremeye devam ediyordu kolları arılarınki gibi olmuştu yüzü arı gibiydi simsiyah ve kıllı, sağ kolunu tuttum ve iğneyi öylece batırdım ve sıvıyı içine şırınga edip ayağa kalkıp onun çırpınışını izledim birkaç saniye sonra çırpınışı yavaş kasılmalara döndü yüzüne baktım gözleri yavaşça eski haline geldi ela gözlerini ve gözlerinin akını görünce içim rahatladı sonra yüzü, vücudu, kolları ve bacakları eskisi gibi oldu ardından gözlerini kapattı ve hareketsizleşti tekrar ona doğru eğildim elimi kalbine koydum kalbi atıyordu kucağıma alıp masaya yatırdım o hareketsiz yatarken bende bilgisayarın başına geçtim şifreyi yazdım karşıma gelen ekranda dosyayı bulup videoyu oynattım.
“- Bugün Altı Temmuz İki bin sekiz Pazar günü saat 22:22 “ARI” projesinin tamamladığı ve test edildiği gün olacak ekip arkadaşlarım ve ben Kuzey rus arılarının 6 kat daha büyük, dayanıklı ve güçlü hale getirilmiş halinin ne yapabileceğini kaydedeceğiz”
deyip monitörleri açıyor ve ilk monitörü gösterip
“-Burası Rusyadaki arı çiftliği burada 10.000.000 civarında arı yetiştirdik tabii Rus devletinin Hiçbir bilgisi olmadan ve bunlar çoğalmaya devam ediyor. Arıların DNA’sında yaptığımız değişiklikler sayesinde gönderdiğimiz bilgisayar sinyalleriyle hedefi belirleyebiliyoruz, çiftlikteki 70 ayrı kamerayla tüm hareketlerini izleyebiliyoruz. Şiimdi arıların yapabileceklerine örnek veriyoruz,”
Deyip hemen yanındaki bilgisayarda duran bilim adamına dönerek.
“İneklerin durduğu bölmeyi kaldır” diyor videodaki ben, o da
“Oyun başlasın…” diyor gülüyor ve bilgisayarla birkaç işlem yapıp orayı açıyor, o açarken videodaki ben başka bir bilgisayara geçip konuşmaya devam ediyor.
“Şimdi arı çiftliğimizdeki 50 km ilerideki bu ineklerin yerini belirtip arıların onlara saldırmasını sağlayacağız, kaç ineğimiz var Nuri?”
“-50 tane İlker”
“-Pekala ilk kovandan 50 arı çıkarıyorum, şimdi bu arılar verdiğim koordinatlara göre ineklere saldıracak her biri bir ineğe saldıracak, çok süratli ve çok dayanıklı bu arılar kıtalar arası bile hiçbir şeye ihtiyaç duymadan geçebilir.”
Diğer bir bilim adamı sesleniyor
“-Arılar geldi İlker” diye
Videodaki ilker konuşmaya devam ediyor
“-Evet arılar geldi ve ineklere saldırıyorlar şu an, iğnelerindeki zehir sayesinde en fazla 3 saniye sonra soktuğu inek ölecek”
Bu sırada monitörden arıların ineklere saldırışını gösteriyor
“-evet… inekler birer birer yere yığılıyor, görevi biten arı diğer arıları bekliyor çünkü içgüdüleri hep topluca hareket etmeye dayalı, birazdan eski yerlerine gelecekler, zehirlerini özel ürettiğimiz çiçek özlerinden ve polenlerden akacaklar.”
Bu sırada arkadan bir ses geldi ben merakla videoyu izlerken Tülay’da kendine geliyordu, videoyu durdurup onun yanına gittim.
“-Tülay, iyi misin? Dedim, gözlerini açıp çatallaşmış sesiyle
“-İyiyim” dedi kolundan tutup kaldırdım ve koltuğa oturttum, çok yorgun duruyordu yavaşça yüzünü kaldırıp.
“- Saat kaç” diye sordu
Kolumdaki saate baktım
“- 16:40” diye cevap verdim, sağ elini bana uzattı
“- Beni kaldır, bir yere gitmeliyiz yoksa çok kötü şeyler olacak”
“- Daha ne olacak?”
“- Yolda anlatırım, şimdi senin nerede olduğunu merak ederler”
“- Pekala, benimde sana soracaklarım var” dedim kucağıma aldım Tülay'ı
Bilgisayarın yanından geçerken yarım kalan deney videosuna baktım, sonra Tülay’ın yüzüne baktım, kısık gözleriyle bana bakıyordu, kapının önüne geldiğimizde kapıyı açmak için parmağımı uzattım ama kapı açılmadı sonra ona”
“- Kapıyı senin açman gerekiyor galiba” dedim.
“- Evet” dedi
Parmağını uzattı ve kapıyı açtı, sonra yüzüme baktı ve
“- İçeriden çantayı almalıyız” dedi, acıma duygusuyla karışık merakım nedeniyle ne istese yapıyordum hemen onu kapının eşiğine bıraktım içeri gidip çantayı, içindeki kavanoz ve kullandım şırıngayla beraber alıp geri döndüm döndüğümde o ayaklanmış ve diğer iki kapıyı açarak dışarı çıkmıştı yavaş yavaş yürüyordu bende hemen yanına gittim koluna girdim garaja geldiğimizde aynı arabayla çıkacağımzı sanmıştım ama onun önündeki porche carrerq’ya doğru ilerledi
“-Şimdi bununla gideceğiz”. Dedi beni yine şaşırtmayı başarmıştı,
“-Nasıl süreceksin?” diye sordum “-ben sürmeyeceğim zaten sen süreceksin”
“- Peki nereye gideceğiz”
“- Ben tarif edeceğim”
Bu konuşma esnasında ben onq sağ taraftaki kapıyı açıp koltuğa oturttum ve arabanın önünden dolaşıp şoför koltuğuna oturdum arabayı çalıştırdım.
“- Evet… gidiyoruz” dedim ona bakarak, başını cama yaslamıştı halsizlikten bana hiçbir şey söylemedi.
Garajdan çıktım ve sokağın sonuna kadar arabayı sürdüm.
“- Nereye gidiyoruz?” diye sordum bu sırada telefonum 3 kere çaldı mesaj çağrısıydı bunlar çıkarttım telefonumu bir tane beni arayan numaraların olduğu mesaj vardı iki tane de kız arkadaşımın mesajı vardı, Tülay bana baktı ve sordu.
“- Kimden geldi mesajlar”
“- Kız arkadaşımdan, daha doğrusu senin söyleminlen sahte kız arkadaşım”
“- Gecikeceğim diye mesaj gönder çünkü Ankara’ya gidiyoruz”
“- Ne? Ankara mı?” ç
“- Evet Ankara’ya gideceğiz yoksa büyük bir katliamın sebebi olacağız”
“- Nasıl bir katliam?”
“- Proje %100 başarılı oldu”

SONMUŞ GİBİ

....
Bu hikayenin devamı umarım bir gün kitapçılarda olacak 3. tekil şahısların yaşadığı bir şey

25 Eylül 2008

Defois il faut

Tu a du pouvoir pour étre mon amour,
trouver des perles dans les mers profond,
et si tu à encore le courage de parler d'amour avec moi.
Dit moi mon amour, méme lavie nous joves un jeu pourrait il?
Tu m'a l'air d'étre fatigués et tes sentiments trouble, pourrait il?

Defois il faut recommencer dé le début débuter lavie
Defois il faut recommencer à aimer dés le début et tous oublier.

Je veut vivre tout plein aujourd'hui comme si c'était mon dernier jour
Saluer tous qui me passe à travers et continuer

Defois il faut recommencer dé le debut debuter lavie
Defois il faut recommencer à aimer dés le début et tous oublier.
oublier...
oublier...
oublier...
oublier...

17 Eylül 2008

ZamaNamaZ

Bir zaman tüneli aradım durdum, birini tuttum diğerine vurdum, sırılsıklam oldu botlarım senin yüzündeki çamurlara vesile oldum
ucuz insanları satın alınırken izledim, sahibi kendisi olmayanlara nefret kustum, alnındaki yazıyı değiştirmeye çalıştın eline yüzüne bulaştırdın,
kanatlarını kırdın tüylerin yerdeyken üstüne bastın, şimdi tel örgüler ardında tüm hayatı, soluduğu soluk, baktığın yer, yürüdüğün taşlar, bir yere varamazsın varken o duvarlar
Ay sana bakıyor gök yüzünden se parmaklıklar arkasında beklerken, zama gider hep kendi bildiği gibi demiştin ya sevmiyorum ne seni ne başka birini en çok sevdiğim zaman istemiyorum onu kaybetmeyi
Senin şehrine yağmur yağarken sana düşen tek bir damla gözünden düşen o da, şimdi aptal kafanı vur seni saran duvarlara bedenini eskit o rutebetli odalarda
sanye geçer gün gibi
dakika geçer ay gibi
saat geçer yıl gibi
sürekli gözün saatte küfür edersi yelkovanla akrepe daha çok beklersin oradan çıkıp gitmeyi
sen bir çöpsün atılmayı bekleyen
sen bir çamursun hiç kurumayan

5 Eylül 2008

Regina Spektor


18 Şubat 1980'de Sovyet Rusya'da müzisyen bir Yahudi ailesinde dünyaya geldi. Babası Ilya Spektor fotoğrafçı ve amatör kemancı olan Regina'nın annesi bir Rus kolejinde müzik profesörüydü. Ailesinin sanata olan ilgisi onun da eğilimlerinin belirlenmesinde önemli rol oynayacaktı. Zira babasının sayesinde The Beatles, Queen ve The Moody Blues gibi rock'n roll müziğin en iyi örneklerini veren gruplarla tanışacaktı. Piyanoya ısınması ise hiç zor olmadı. Çünkü evlerinde dedesinden annesine kalan Petrof marka bir piyano vardı ve küçük Regina kısa sürede piyano çalmayı öğrenecekti. Spektor ailesi Rusya'da Yahudilerin gördüğü etnik ve politik ayrımcılıktan rahatsızdı. Ancak 1989'da başlayan Perestroyka politikasıyla birlikte taşınma hakkı elde ettiler ve Avusturya'ya yerleştiler. Kısa bir süre sonra İtalya'ya geçen aile son olarak New York, Bronx'a yerleşme kararı aldı.
Regina Spektor New York'ta bir Yahudi okulu olan SAR Akademisi'ne kaydoldu. Sonrasında sırasıyla New Jersey'deki Frisch School'a ardından da Fair Lawn High School'a devam etti. Mezuniyetinin ardından Manhattan School of Music'a başladı. Regina Spektor, klasik müziğin yanı sıra hip hop, rock ve punk türleriyle de ilgileniyordu. Ancak Manhattan Müzik Okulu'nda profesör olan piyano öğretmeni Sonia Vargas, Spektor’un yeteneklerinin farkındaydı ve onun piyano konusunda sağlam bir temele sahip olmasını sağladı. Müzisyen, spontan olarak zaman zaman besteler yapıyor ancak bunları şarkılaştırmıyordu. Bir gün Nesiya Enstitüsü'yle gittiği İsrail gezisi sırasında aklına geldiği gibi şarkılar mırıldanmaya başladığında tüm arkadaşlarının büyük ilgisiyle karşılaştı ve bu sayede şarkı yazmaya doğal bir yeteneği olduğunu anladı.

İsrail gezisi sonrasında Joni Mitchell ve Ani DiFranco gibi ünlü isimlerin müziğini keşfeden Regina, sonunda ilk şarkısını yazdı. Henüz 16 yaşındaydı ve a cappella olarak yazdığı şarkının bestesini 18 yaşında yapacaktı. Spektor, Purchase Koleji Müzik Konservatuarı'ndaki eğitimini, 3 yılda, onur ödülüyle bitirdi.

Sanatçı New York'ta yaşamanın tüm fırsatlarından yararlanıyordu. Zira şehir anti-folk akımının merkezlerinden biriydi. Sahne deneyimini New York'un Sidewalk Kafe, Living Room, Tonic, Fez, the Knitting Factory ve CB's Gallery gibi prestijli mekanlarında kazanan Spektor'ün ünü yavaş yavaş yayılmaya başladı. Bu dönemde kendi imkanlarıyla çıkardığı 2001 tarihli 11:11 ve 2002 tarihli Songs albümlerinin başarısı hatrı sayılır bir kitle arasında duyulmuştu. Sadece Amerikalı müzikseverlerle buluşan bu albümlerin ardından gelen “Soviet Kitsch” ve “Begin to Hope” çalışmaları tüm dünyada müzik marketlerdeki yerlerini aldı. Zaman içinde Regina Spektor, anti-folk'un en önemli isimlerinden biri haline geldi. İlk üç albümündeki şarkıların bir araya getirilmesiyle oluşturulan "Mary Ann Meets the Gravediggers and Other Short Stories" adlı toplama albümü ise istenen başarıyı yakaladı. Björk, Fiona Apple ve Tori Amos’tan etkilenimleri taşıyor olsa da müzik otoriteleri Spektor'ın her zaman kendine has bir tarzı olduğunu kabul ettiler.

30 Ağustos 2008

Bi Reylül

Bi reylül neyi temsil ediyor ne vardı bugnde bir tanecik eylül olduğu için mi bir eylüldü bilmiyorum

23 Ağustos 2008

Death to Birth - Michael Pitt

SuS

Sus! Konuşma, bir söz daha duymak istemiyorum
Bir ölüm sessizliği duymak istiyorum
ya da derin bir nefes sesi
Kaderin yolunu görmek istiyorum

Sus! Konuşma, bir söz daha duymak istemiyorum
ellerini ısıtırken çıkan sesi duymak istiyorum
ya da çok uzaktan gelen bir müzik sesi
Kendimi dinlemek istiyorum

Hayal kırıklıklarının, yalnızlığın ve zamansızlığın olduğu bu yerde
bırak beni ve
Sus!
Tek kelime duymak istemiyorum senden
çünkü herşeyi biliyorum
Sus!
Beni Özleme!
Beni bekleme!
Benim için üzülme!
Benim için ölme!
İstemiyorum
Sus! Konuşma, bir söz daha duymak istemiyorum

17 Ağustos 2008

Je t'aime

En plein matin je me couche sur une banque, en regardent le ciel qui est derrière les branches d'un arbre, je regarde le ciel noir la moitié de'la lune est disparu, des muages noir font'des courses entre eux pour rendre le ciel bleu encore plus noir, le vent me souffle au visage de mon coté gauche, mes mains sont rouge est gonflés, mes oreilles a cause de la silence sont devenu encroper et blessées.
Je sort un papier et quel-que-chose écrir de ma poche, a se moment la je t'écris à quoi je pense "Je t'aime" je descend une paragraphe et j'écoutte la voie de mon coeur, j'écris "Je t'aime" en desous, sount penser je reécris "Je t'aime" je sent mes mains gellées pour que je tienne mieux mon bique. Maintenant je t'ecrit ce que le vent me souffle "Je t'aime" puis je retourne au début et j'envisage ce que je tés écris... "Je t'aime,Je t'aime, Je t'aime"
Je me léves de mon banque j'écoute l'arbre enface de moi, le son que j'entend des branches ces "Je t'aime" chacque ligne me dit quel-que-chose d'autres, chaque paragraphe est différent mème une page, un écrit ou un roman...
Je sent que je me chauffe, j'entend une chansom, notre chansom, j'écrit notre chansom "Je t'aime" mon coeur batte plus vite maintenant, le sens coule plus vitte dans mon corps gellé, mème quand mon sens coule dans mes veines j'entend "Je t'aime" tous mes organes fonctionne mieux ils cries tous "Je t'aime", et moi j'écris encore une ligne en desous "Je t'aime" cet ligne que j'ai écris c'était ce que j'avait entendu dans mon oreille, car quand moi j'écrivait toi à l'interieure de toi, tu ma dit que tu m'aimait aussi, tu à pensée à moi, ces de cette façon que tu à senti.
J'ai chaud maintenant, j'en suis sur que c'est l'amour qui coule dans mes veines qui m'à chauffées. Je me suis l'evées de mon banque le soleille commence a lever, les muages quitte le ciel bleu ils semblais a deux mots "Je t'aime" J'ai mis ma feuille dans ma poche.
Apre's quelquespas, j'ai écrit "Je t'aime" dans la boue avec le bout de mon pied, aprés avoir marcher encore un peu je me suis retournées et j'ai vue ce que j'ai écrit dans la boue j'ai mis ma main dans ma poche, et j'ai crier ce que j'ai écris
"Je t'aime"
"Je t'aime"
"Je t'aime"
"Je t'aime"
"Je t'aime"
"Je t'aime"
"Je t'aime"
"Je t'aime"
Je t'ai écrit dans mon coeur et en desous j'ai ajoutté qu'il battera que pourtoil!

12 Ağustos 2008

LÜTFEN ARTIK ÖL!

Kendimi affediyorum vazgeçtiğim için
Unutacağımı biliyorum günün birinde
Nefes alamayacağım ve düşeceğim
zaman duracak benim için ama

Sana sesleniyorum
Lütfen artık öl!

Bir karınca gibi gibi dolaşıyorum dünyada
Birşeyler arıyorum en başta seni
sonra aşk sonra umut ama
her defasında üstüme basıyorlar ve

Sana sesleniyorum
Lütfen artık öl!

Daha ne kadar kalacak sesin kulağımda
hayalin gözümde, sevgin kalbimde ne kadar?
Bir gün karşılaşsak ne söyleyeceğim sana?
İstemiyorum içimde olmanı ve

Sana sesleniyorum
Lütfen artık Öl
Öl ki bitsin...

9 Ağustos 2008

S'il te plait meurt!

Je me pardonne car j'ai changé d'avis
Je sait que je vait t'oublier un jour
Je wait perdre le soufle et je vait tomber
Le temps vas arre'ter pour moi moi...

Je t'aprell écoute
S'il te plait meurt!

Je me promme'ner comme un aregnier au monde
Je cherche quel que chose tout d'aborol tei puis l'amour
aprés l'éspoir mait on m'êcrase à chanque fais

Je t'aprell écoute
S'il te plait meurt!

Encore combien de temp je vait entendre ta voie dans mon areile?
Si un jour on se rencontre, que-est-ce-que je vait te dire?
Je te veut plus à mon interieure

Je t'aprell écoute
S'il te plait meurt!
Meunt que sa se termine...

30 Temmuz 2008

SiNeK

Ya sabah oldu ya da öğlen, henüz gözlerimi açmadım, kulağıma sesler geliyor yanımda alınıp verilen nefes sesi, dışardan bir su sesi ve çocuk bağırışları, yüz üstü yatıyorum, çıplağım, ama sadece sırtım açık, çarşafın yarısı yanımdaki bedende, sırtım yanıyor, hemen karşıdaki pencereden giren güneş beni uyandırmak için elinden geleni yapıyor ama ben kalkmamak için direniyorum, etrafta ter kokusuyla karışık parfüm kokusu var, başım ağrıyor yine çok içmişim, hala gözlerimi açamadım, dönüp yanımdakinin kim olduğuna bakamadım… O da benim gibi uyanmadı daha, karnımın acıktığını hissediyorum, tam bunu düşünürken kulağımın yanımdan bir sinek hızla geçiyor ve ayağıma konuyor, ilk başta rahatsız oldum hemen uzaklaşması için ayağımı kıpırdattım ama yine ayağıma kondu, ben tekrar ayağımı kıpırdattım o havalanıp yine kondu şu an onla uğraşamayacak kadar halsizim ve kendimi bırakıyorum o da bunu fırsat bilip tekrar ayağıma konuyor, o ayağımda gezinirken beni de gıdıklıyor bu da ilginç bir şekilde hoşuma gitmeye başladı ne saatin kaç olduğunu ne de yanımdaki kızın kim olduğunu şu an merak etmiyorum, dün gece içtiğim bütün içkilerden kalan baş ağrısını ve yaptığım hatayı bana unutturdu, artık yavaş yavaş kalkmalıyım diye düşündüm ayağımı kaldırdım sinek uçtu, bu sırada yanımdaki beden de kıpırdamaya başladı, gözümü yavaşça açtım ilk gördüğüm şey yerdeki pantolonum, t-şörtüm, siyah mini bir etek ve iç çamaşırları… Kendimi zorladım en son kimin üstünde görmüştüm bu elbiseleri diye, dün geceyi hatırlamaya çalıştım, aklıma gelen ilk şey pubın en köşesinde hoparlörün altında oturan iki kız oldu ama sadece yüzlerini hayal meyal hatırlayabildim, “zaten başım ağrıyor niye düşünmek için bu kadar zorlanıyorum ki?” en iyisi dönüp bakmak, kafamı yastığın üstünden yavaşça kaldırdım sol tarafa yani kızın başını koyduğu tarafa doğru yavaşça çevirdim, sarışındı.. Saçları tüm yastığı kaplıyordu yüzü kapıya doğru dönük olduğu için kim olduğunu hatırlamadım tekrar kendimi zorlayarak dün geceyi düşündüm, ne olmuştu? Hatırladığım iki kızdan biri esmer biride kızıl saçlıydı ama yanımdaki kız sarışındı, bir odadayım, saati bilmiyorum ve yanımdaki kızın kim olduğunu bilmiyorum, bu kadar sarhoş olmayı nasıl başardım ben diye kendime kızdım, bu sırada sinek sırtıma kondu ve orada gezmeye başladı, sırtımda gezmesi benim hoşuma gitmeye devam ediyordu, pis bir sinek benim sırtımda geziyor ve bundan hoşlanıyorum! Dedim içimden sonra sessizce “Haydi artık ayağa kalk” dedim kendime, sanki başkasıyla konuşuyormuş gibi… Kalkacak halim yok, ters döndüm ve gözümü tavana diktim sonra yanımdaki çıplak vücudu süzmeye başladım, uzun boyluydu, pürüzsüz bir cildi vardı beyaz tenliydi, zayıftı… İçime yerleşen ilk his pişmanlık oldu, “çok sevdiğim bir sevgilim var onu nasıl aldattım?!” diye düşündüm, hemen buradan çıkıp gitmem lazım, ne kadar çok zaman geçirirsem bu kızın yanında ve bu odada o kadar çok düşünce birikecek beynimde bu da daha fazla vicdan azabı demek olacak ama buradan hiçbir şey olmamış gibi çıkarsam unutma ihtimalim o kadar yükselecek en azından yanımdakinin beyninde fazla yer edinmeyeyim diye düşündüm gerçi yer edineceğim kadar edindim muhtemelen dün gece… Offf neyse… Yaptıysam yaptım işte ben hatırlamıyorum demek ki o beni ayarttı! Artık kalkıyorum… deyip giyinmeye başladım yerden iç çamaşırımı alıp kotumu giydim üstüne t-şörtümü giydim ve tuvalete gittim aynaya bakıp kendime S harfi çok bastırılmış “Salak” dedim sonra yüzümü yıkayıp dışarı çıkmak için sessizce tuvaletin kapısını açmaya başladım kapıyı tamamen açtığımda karşımda anadan doğma bir halde o kızı gördüm, elimde kapının kolu ağzım açık ve donmuş bir şekilde sanki zaman durmuşçasına ona baktım, ta ki o bana “Günaydın” diyene kadar, bir insan bu kadar mı güzel olabilir? Bu yüz bu saçlar bu vücut nasıl yaratılmış? Kim bu kadar özenmiş bu kız için? Kusursuz insan modeli bu mu? İbi düşünceler geldi aklıma ama ona söyleyebildiğim tek şey “Günaydın” oldu. Sonra bana doğru yaklaştı... yaklaştı… yaklaştı ve tam önümde durdu, bana ne yapacak diye düşünürken “İşin bittiyse bende geçebilir miyim?” dedi, banyo kapısının önünde öylece kala kaldığımı unutmuştum “Ne he? Şey tabi” gibi bir şeyler saçmaladım ve kenara çekildim yanımdan geçerken beni dudağımdan öptü içeri girdiğinde arkasından baktım uzun çalarının altın çok güzel bir bedenle kadın milletinin en güzel halini temsil ediyormuş edasındaydı… Kapıyı kapattım sırtımı kapıya yasladım ve “gidiyor musun yoksa kalıyor musun?” diye sordum kendimden “bilmiyorum” cevabını alınca karasız kaldım ya bir an evvel bu odadan çıkıp gidecektim ya da kalıp bu kızla olması muhtemel şeyleri yaşayarak öğrenecektim, aklıma ilk gelen şey bir yılı aşkındır süren güzel ilişkim oldu , bir beden mi yoksa bir ruh eşi mi? Hangisi benim için önemli? Yaa boşver oğlum çık bu odadan ve yaşadıkların sen ve bu oda arasında kalsın, zaten yaşadığın yerden çok uzaktasın, bilerekte yapmadın e niye o zaman pişman olasın? Diye kendimi avuttum o içerde duş almaya başlamıştı bu sırada ben ayakkabılarımı giymek için dış kapının yanına doğru gittim ayakkabılarımın yanına geldiğimde banyo kapısının açıldığını duydum bana “Hayatım sen de duşa gelmek ister misin?” diye sordu “Duşa gelmek mi?” dedim içimden, elimde ayakkabımın sağı vardı, “Yok sen al benim acilen gitmem lazım” dedim, “Saat kaç ki?” dedi sorulabilecek en kazık dorulardan biriydi kolumda saatim yoktu hemen cep telefonum saatine bakıp cevap verdim “12yi 12 geçiyor saat bir de biryerde olmam gerekiyorr” dedim “niye açıklama yaptım ki? Diye kendime sordum bir an evvel oradan kaçmak istiyordum Onun cevabı“öpüyorum” oldu ve banyonun kapsısını kapattı o kapar kapamaz “öpüyor musun? diye şaşırarak sordum bende kapıyı açıp hemen tam karşıdaki asansöre binip aşağıya inmeye başladım 23.kattaydım ve aşağıya inerken gözümde onun hayali ve son söylediği kelime vardı “öpüyorum” sürekli aklımda yankılanıyordu “öpüyorum, öpüyorum, öpüyorum” sanki yıllardır beraberiz, “nasıl bu kadar samimi olabiliyor ki?” diye sordum içimden, gerçi dün gece baya bir samimi olmuşuz…dur diye düşünüyorum ben hatırlamıyorum ama ikimizde çıplaktık ve benden hiç utanmadı,”yaa neyse boş ver” dedim 18.kattaydım.yavaşça aşağı doğru inerken yine bir sineği başımın üstünde dönerken gördüm her tarafı sinek kaplamış diye düşünürken elimin üstüne kondu elimi hızlıca kaldırdım uçtu ama yine kondu, bıraktım bakalım ne yapacak dercesine elimin üstüne gezinmeye başladı ben hangi kattayız diye bakmak için kafamı kaldırdığımda o da tam sayının üstüne kondu 3.kattaydım ve bu kata kadar hiç kapı açılmamıştı, o sineği öldürmek için elimi kaldırdım tam vuracakken uçtu ve avucumun içine kondu, yavaşça elimi çevirdim avucumun içine baktım hiç hareketsiz duruyordu elimi aşağı yukarı sallarken zemin kata gelmiştim kapı açıldı ve çıkış kapısına doğru yürümeye başladım yanımdan geçen temizlikçi kadın bana gülümseyerek baktı ben de elime baktım sinek yoktu hızlı hızlı yürüyüp dışarı çıktım, binmek için bir taksi beklerken karşıma çıkan ilk adam bana baktı ve gülmeye başladı adam beyaz saçlı anlı kırışıklıklarla gülerken bembeyaz takma dişleri görünen ince kısa boylu bir adamdı, dudağımı buruşturdum ve gözlerimi patlatarak “açıkta bir şey mi gördün ne gülüyorsun?” dedim cevap vermeden ilerledi geçti “bu adam turist galiba” diye bir yorum yaptım içimden sol tarafa bakıp taksi beklerken yine bir sinek etrafımda gezinmeye başladı “Bu ne ya” dedim çok kızmıştım halbuki pis de değilim neden sürekli beni buluyor bu sinekler diye düşünürken bir taksi geldi önümde durdu kapısını açmaya çalıştım ama açamadım şoföre baktım ama o bana bakmadı cama vurdum yine bakmadı sonra arka kapıyı açmaya çalıştım onu da başaramadım elim kapıdayken taksi hareket etmeye başladı nerdeyse kolumu kopartacak bir hızla hareket etmişti, arkasından küfür ettim sonra ben biraz yürürüm diye kaldırımdan sağ tarafa doğru ilerledim yolda hiç kimse yoktu ne gelen-giden bir araba ne bir insan ne de hayvan… “bu saatte burası nasıl bu kadar boş kalır dedim” ben yürümeye devam ederken arkadan çok uzaktan gelen bir araba sesi duydum bana doğru yaklaşıyordu arkamı dönüp baktığımda bunun bir taksi olduğunu gördüm elimi kaldırdım yavaşlamaya başladı ve tam önümde durdu eğilim ön kapıyı tuttum açmaya çalıştım, tüm gücümle çekmeme rağmen açamadım taksi şoförüne baktım yine aynı adam! Ya bu bir rastlantı ya da adam benle dalga geçiyor diye düşündüm sinirlenip cama daha hızlı vurdum ama yine bana bakmadı sonra gaza basıp gitti, “ne biçim bir gün bu?” diye kendimle konuştum kendimde bana “O biçim bir gün” dedi…

Yürümeye devam ettim ama bu sıcakta fazla yürünmez diye düşünerek ve tabi ki karnımın gurultusunu dinleyerek onu susturmak için bir yere gitmek istedim etrafıma baktım hiçbir yer açık değildi ne lokanta ne börekçi ne bir büfe hepsi de kapalı o kadar ki etrafta seyyar bir simit satıcısı bile yoktu “bugün gerçekten çok kötü bir gün test edilip onaylandı” dedim içimden artık anlımdan ve sırtımdan akan terler bütün barajları dolduracak seviyeye gelmişti hemen ilerdeki ağacın gölgesi dibindeki banka oturup hiç olmazsa biraz serinlerim diye düşündüm ve geçtim oturdum, ağacın yaprakları bile kıpırdamıyordu etrafıma bakmaya başladım hala bir hareket yoktu yollar bomboştu, “bugün sokağa çıkma yasağı varda benim mi haberim yok?” diye sordum kendime ama yaşlı bir adam ve bir taksi şoförü gördüm gerçi taksi şoförünü de profilden gördüm adam yüzüme bile bakmadı! Bu sırada koluma yine bir sinek kondu kafamı biraz daha eğip ona yakından baktım arka ayalarını kaldırdı ve kanatlarına sürtmeye başladı çok hızlı yapıyordu… Sonra ön ayaklarını yüzüne sürttü…”Oh..” dedim “Anasını satayım tamda temizlenecek yeri buldun heee!!! sabahtan beri nedir bu sineklerden çektiğim?” kolumu hızlıca kaldırdım ki uçsun diye ama yine yerinde kaldı sonra kafamı kaldırıp sol tarafa baktım, sanki biri bana bakıyormuş gibi hissettim ama kimse yoktu, sonra saate baktım 13:13 tü…Tekrar o güzel kızın yanına dönsem mi? Diye düşünmeye başladım “Ya o da çıkmışsa?” “Ama çıksa buralarda görürüm” “Belki ters taraftan gitmiştir” “Peki ya hiç çıkmamışsa” bir süre sadece bunları düşündüm o kadar ki kolumdaki sineği bile unutmuştum baktığımda sinek, bir yuvarlak çiziyordu sonra uçup yeniden kondu ve düz yürüdü tekrar uçtu çapraz yürüdü… “-Ne yapıyorum ben” deyip ayağa kalktım ve o kızı boş verip buradan uzaklaşmak için yine aynı yöne doğru yürümeye başladım, hızlı yürüyorum adımlarımı geniş atıyorum acele etmem gerekiyor, kız arkadaşım bana neden geç kaldın diye sorarsa inandırıcı birkaç bahane bulmam lazım ama gerçekten taksi yok otobüs yok hiçbir şey yok arabayı da ona bırakmıştım, beni görünce “Neden bu kadar geciktin İlker” diye çemkirecek “Toptan ve perakende taşıma aracı bulamadım sevdiceğim” desem “Nasıl bulmazsın koskoca yerde araba” der haklı aslında nasıl bulamıyorum ben bu koskoca şehirde beni bir yerden başka bir yere götürecek bir araç? Eee hadi buna inandı diyelim “Neden bana telefon etmedin, insan bir haber verir” diyecek…Hemen telefon etmeliyim ama pantolonumun ceplerinde yok! Allah, Telefon o kızın yanında kaldı… Ya aramışsa? Geri dönüp telefonu alsam mı? –Mı- sı fazla gidip almalıyım ya da ilk önce ben arayayım, burada ankesörlü telefon nerede var? Gerçi olsa ne yazar kartım mı var? Yok! Off nasıl yaptım ben bu hatayı hiç bu kadar sarhoş olmazdım hiçbir şey hatırlamıyorum hala o kadar sarhoş olup da o kızı nasıl tavlayabildim? Nasıl gittik o otel odasına? Bilmiyorum. “Belki ilerde bir yer bulurum” diyerek yürümeye başladım ama hiçbir hareket yoktu… Yürürken ayaklarıma baktım, ayakkabımın üstünde sinekler vardı ben yürüyordum ama onlar ayağımın üzerinde geziniyorlardı bir değil iki değil bir sürü, “bu nasıl bir şey yoksa üstüne şekerli bir şey mi döktüm” diye düşündüm ama sabahtan beri hiçbir şey yemedim ki! Sonra kafamı kaldırıp baktığımda gözümün önünde bir iki sineğin gezdiğini gördüm ikisi de karşımda oyun oynuyormuş gibiydi biri aşağıdan yukarı çapraz olarak gidiyordu diğeri de yukarıdan aşağı çapraz olarak iniyordu sanki çarpı işareti yapıyorlardı ve hala hiçbir insan görememiştim “aman aman bugün mutlu olmak için ne çok nedenim var” dedim bu sırada arkadan bir sesin bana doğru yaklaştığını duydum çok tiz bir sesti arkamı döndüğümde siyah bir bulutun bana doğru hızla geldiğini gördüm ben koşmaya başladım hiç durmadan koşup girecek bir bina kapısı aradım fakat hepsi kapalıydı hala yoldan geçen bir araba yoktu ve yorulup yere düştüm ellerim kanamaya başladı yerde yüzü koyun yatıyordum sonra sırtımın üstüne gelecek şekilde ters döndüm, gök yüzünü gördüm bir tane bulut yoktu masmaviydi ardından yine sesi duydum yüksek sesli bir vızıldama gözümün önünü simsiyah yaptı baktığım her tarafta sinekler vardı resmen üstüme çullandılar yüzüme, kollarıma gövdeme, ayaklarıma… Ne istiyorlar benden? Diye düşündüğümü hatırlıyorum sonra gözlerimi kapattım “öleceksem öleyim” dedim sonra kendimi kaybetmişim gözlerimi açıp saate baktığımda 19:19 du çevreme baktım yere düştüğüm yerde değildim sağımda solumda çöpler vardı sağ kolumu hareket ettiremedim oynattığım zaman ağrıyordu bacaklarımı da kıpırdatamıyordum, süt kutuları, artık yemekler, çürük sebze ve meyveler içindeydim yine etrafta sinekler vardı, çok güçsüz ve çaresizdim bana yardım gerekiyordu “Kimse Yok mu?” diye bağırdım...
Sinekler ve yukardaki martılardan başka hiç bir canlı yoktu, her tarafım o kadar ağrıyordu ki dayanamıyordum yüzüme konan sinekleri bile kovamıyordum bir süre sonra yine kendimi bıraktım, sonra kulağıma sesler gelmeye başladı hiç bir şey anlamıyordum ama iki kişi konuşuyordu bir kaç saniye sonra gözlerimi açtığımda karşımda hemşireyi ve doktoru gördüm hemşire "Doktor bey hasta kendine geldi" dedi ben de "ne oldu bana" diyebildim doktor "önemli bir şey yok iyileşeceksin" dedi duvardaki saate baktığımda 23:23 tü doktor odadan ayrılırken hemşire iğne hazırlıyordu çok dikkatlice yüzüne baktım bu sabah yanında uyandığım kıza benziyordu oan sordum "ne oldu bana" diye "-Dün geceden beri komadasın, sana bir taksi çarpmış sonra seni çöplüğe atıp kaçmış"
"-Beni nasıl bulmuşlar"
"-Orasını bende bilmiyorum ama bana söylenilen şu simsiyah bir bulut seni buraya getirmiş"
"-Nasıl yani? o ne demek?"
"-Simsiyah bir bulut sen havadan hastanenin önüne inmişin, hastanenin önündeki hastalar anlattı"
"-Bu imkansız bir şey"
"-Bana da inandırıcı gelmiyor zaten"
"-Peki bana çarpanın taksi olduğunu nerden biliyorsunuz"
Bu sırada hemşire koluma iğneyi batırdı
"-O da ilginç, çünkü taksici kendisi polislere teslim olmuş ifadesine de beni sinekler buraya kadar kovaladı peşimi bırakmadı demiş"
"-Sinekler mi?"
"-Evet sinekler, ne kadar komik değil mi?
Hemşire kolumdan iğneyi çıkarırken aklıma sinekler geldi sabahtan beri peşimde olduğuna inandığım sinekler aslında beni korumaya mı çalışıyormuş? o siyah bulut da sinekler miydi acaba? diye düşünürken pencereye doğru baktım hemşirenin vurduğu iğne beni uyutmaya başlarken pencerede sırayla dizilmiş bir sürü sinek gördüm.

Ben Bir Spastiğim

BEN BİR SPASTİĞİM

Ben Bir Spastiğim
Sorunlarım var, düşündüğümle yaptıklarım ayrı
Ellerim titriyor, bir yerlere çarpıyorum
Konuşmak istediğimde bağırıyorum
Biliyorum, farkındayım ama kendime engel olamıyorum

Ben Bir Spastiğim
Kaç yaşındayım ama kaç yaşında gibi davranıyorum
Tuvalete kendim gidemiyorum, korkuyorum kendim yıkanamıyorum
Yemek istediğimde ağlıyorum, kaşık çatal tutamıyorum
Kimseye yardım edemiyorum hep yardım istiyorum

Ben Bir Spastiğim
Ne giydirirlerse onu giyiyorum, zevk ya da renk nedir bilmiyorum
Güzel kız ya da yakışıklı erkek ayrımı yapamıyorum
Ben nasıl görünüyorum daha onu bilmiyorum
Aynaya bakıp saçımı tarayamıyorum

Ben Bir Spastiğim
Şarkı söyleyemiyorum, filmlerden bir şey anlamıyorum
Yazı yazamıyorum, okuyamıyorum
Arkadaşım yok, gezemiyorum
Gülmeye çalışıyorum beceremiyorum

Ben Bir Spastiğim
Anneme, babama yük oluyorum
Onları uğraşırken görüyorum çok üzülüyorum
Artık yaşlandılar benim onlara bakmam gerek biliyorum ama yapamıyorum
Allah!a yalvarmak istiyorum ama yapamıyorum

Ben Bir Spastiğim
Kimi suçlamam gerek bilmiyorum, herkesten dışlanıyorum
Hayatta olmaktan nefret ediyorum
Kendimi öldürmeyi bile beceremiyorum
Kendimi sevmiyorum


Çünkü

Ben bir spastiğim

8 Temmuz 2008

E-Mi-Ne? (Sanal Kitap)

Kendine geldiğinde "Ne oldu bana? Nerdeyim?" dedi çatlak bir sesle, yerden kalkarken yanındaki ağaca tutundui yerden kalktığında etrafına baktı gecenin karanlığında hiçbir şey görünmüyordu, etrafında ağaçlar ve çalılar vardı onların arasından sadece bir kaç yıldız görünüyordu, cırcır böceklerinin sesi ve bir baykuş ötmesi dışında herhangi bir ses yoktu, ileriyi görmediği için iki elini ileri uzatarak bir adım attı ama ikincisini atamadan yere düştü çünkü ayağı bir şeye takıldı, yüzü koyun düştü ama hiç bir yeri acımadı çünkü üzerine düştüğü şey yumuşaktı ne olduğunu anlamak için dokunmaya başladı, çıkan ses kumaş sesiydi ve elleriyle yukarı doğru çıktıkça bunun bir insan ait olduğunu anlamaya başladı eli boynuna geldiğinde artık emindi, hızlı hızlı nefes almaya başladı "Aman Allahım, Aman allahım..." diye sayıklamaya başladı elini biraz daha yukarı çıkarıp burnuna getirdi amacı bu insanın yaşayıp yaşamadığını öğrenmekti, eliyle hiç bir şey hissetmeyince başını yerdeki vücudun göğsüne doğru indirmeye başladı bu sırada susmuştu ve nefesini tutmuştu, karanlıkta gözleri kocaman açmış göz bebekleride büyümüştü, biraz bekledi, öylece dinledi ama kalp atışı duymayınca bunun ölü bir beden olduğuna kanaat getirdi, hiç başını kaldırmadı korkudan ağlamaya başladı, ağlarken sürekli "Neredeyim ben" diyordu, sonra başını kaldırdı sağ eliyle göz yaşlarını sildi ve yerdeki bedenin kıyafetindeki cepleri karıştırmaya başladı amacı bir fener bir çakmak ya da bir kibrit bulmaktı baktığı ilk cepte bulamadı ama ikinci cepte bir paet sigarayla beraber çakmak buldu ayağa kalkmadan önce titreyen elleiyle bir sigara çıkardı paketten sol eliyle sigarayı tutarken sağ eliyle çakmağı yakmaya çalıştıelleri o kaar titriyordu ki anca üçüncü denemede çakmaktan alev çıktı, sigarasını yakerken çıkan ışıkta beyaz eteğinin kıpkırmızı olduğunu gördü olduğunu gördü, bacağı, dizi ve eli hep kan olmuştu, sigarayı ağzından düşürdü, iki dizinin arasına düşen sigarayı almadı ve çakmağı yerdeki vücudun yüzüne doğru getirdi...

Devam Edecek 2.Bölüm Haftaya

11 Haziran 2008

Herşeyi sevmemin nedeni hiçbirşeyi sevmemem!
Hiçbirşeyi sevmememin nedeni herşeyi sevmem!
................................T.M.W.S.T.W

22 Mayıs 2008

Eylül akşamı

Hiçbir Neden Yokken, yada Biz Bilemzken Tepemiz
Atmış... ve Konuşmuşuzdur. Onca Neden Varken ve
Tam Sırası Gelmişken Hiçbirşey Yapmamış ve
Susmuşuzdur. Aynı Anda Aynı Sessiz Geceye Doğru
İçim Sıkılıyor Demişizdir. Aynı Sabaha Uyanırken
Kimbilir Aynı Düşü Görmüşüzdür. Olamaz mı?
Olabilir.

Onca Yıl Sen Burada
Onca Yıl Ben Burada
Yollarımız Hiç Kesişmemiş
Şu Eylül Akşamı Dışında.

Belki Benim Kağıt Param, Bir Şekilde, Döne Dolaşa
Senin Cebine Girmiştir. Belki Aynı Posta Kutusuna,
Değişik Zamanlarda da Olsa, Birkaç Mektup
Atmışızdır. Ayın Karpuz Dilimi Gibi Batışını
İzlemişizdir Deniz Kıyısında. Aynı Köşeye
Oturmuşuzdur Köhnede Belki de Birkaç Günarayla
Olamaz mı? Olabilir.

Onca Yıl Sen Burada
Onca Yıl Ben Burada
Yollarımız Hiç Kesişmemiş
Şu Eylül Akşamı Dışında.

Bostancı Dolmuş Kuyruğunda Sen Başta Ben En
Sonda Öylece Beklemişizdir. Sabah 7:30 Vapuruna
Sen Koşa Koşa Yetişirken, Ben Yürüdüğümden
Kaçırmışımdır. Aynı Anda Başka İnsanlara, Seni
Seviyorum Demişizdir. Mutlak Güven Duygusuyla,
Başımızı Başka Omuzlara Dayamışızdırç Olamaz mı?
Olabilir.

Onca Yıl Sen Burada
Onca Yıl Ben Burada
Yollarımız Hiç Kesişmemiş
Şu Eylül Akşamı Dışında

18 Mayıs 2008

(Aslında Hepimiz Ölüyüz)

K-Hazır içimi karartmaya başlamışken geçen gün neden “aslında hepimiz ölüyüz” dedin onu söyle
E-Tamam… Merakını gidereceğim şimdi
K-Bekliyorum..
E-Hepimiz ölüyüz sen yaşıyoruz mu zannediyorsun?
K-Evet… Yaşıyoruz… Nefes alıp verdiğin sürece yaşıyorsun derler
E-Pekala… Nefesini tut!
K-Tutuyorum… bir iki üç hooooobbb
E-Şu an sen nesin? Yaşıyor musun? Ölü müsün? Nefesini bırak
K-Tabi ki nefesimi tutarken de yaşıyordum.
E-Yaşamak nefes alıp vermek değildir! Bir şeyler yapmaktır.
K- Biz bir şey yapmıyor muyuz?
E-Yaptığımız şeyler bizim yaşadığımızın kanıtı değil çünkü kalıcı değil.
K-Bu yüzden mi hepimiz ölüyüz diyorsun?
E-Hayır!
K-Peki neden?
E-Meselaa…Bankada stajyer olarak çalışan birine “ne iş yapıyorsun?” diye sorulduğunda “Bankacıyım” diye cevap verir halbuki o kişi daha işi yeni öğreniyordur kırk yıldır bankacılık yapan biriyle kendisini bir tutup bankacıyım der ya da bir işe bir ay süreyle denenmek için giren birine sorsak “Ben iş buldum çalışmaya başladım” der, belki beğenilmeyip çıkartılacak?! Bizimde “Yaşıyoruz” dediğimiz şey aslında ölüme hazırlık yani aslında hepimizi ölüyüz!
K-Niye bu kadar ölümü düşünüyorsun ki? Hayatı da seviyorsun halbuki…
E-Tabi ki hayatı seviyorum… Eğlenmeyi, gülmeyi… Ama biliyorsun ki çok meraklıyım ehehe… Benim için bilinmeyen ve çok merak ettiğim durumlardan biri ölüm, bir ölünün arkasından yaşayan insanların ne yaptığını biliyoruz ama ölülerin ne yaptığını bilmiyoruz. Yazılanlar söylenenler doğru mu? Bana kesinlikle doğru diyebilir misin? Bir tane ölü var mı ki tekrar geri dönüp bize neler olduğunu anlatan?
K-Aman anlatmasın zaten korkarım.
E-Zaten korkunun temeli bilmemektir. Ben bunu bilmek ve çözmek istiyorum “evrende yalnız mıyız?” diye sorulur ya peki dünyada yalnız mıyız? İnsan, hayvan, bitki dışında ne var?
K-Sen varken ben yalnız değilim onu biliyorum
E-Tamam bak bir soruya cevap buldum artık rahatça uyuyabilirim.
K-Yanında ben varken tabiî ki rahat uyursun aşkım
E-Yani güzelim, biz ölümün stajını yapıyoruz sonuçta hepimiz başarıyla ölürüz şimdiki ölü halimizden farklı olarak sadece hareket edemeyiz o kadar… Şu anda sen, ben ve herkes ne? Ölü! Bunu inanıyorum… Haydi şimdi tabutumuza gidip sevişelim ehehhe
K-Ahaha Tamam aşkım, içim karardı, korktum unuttur bunları bana
E-Tavar.

(Aşk)

E-Gözlerin gece olunca daha güzel görünüyor, hiç böyle güzel mavi görmemiştim, belki görmüşümdür ama şu an hatırlamıyorum, biliyorsun ki gördüğümü unutmam
K-Senin gözlerinde çok güzel, bakışların beni etkiliyor her zaman.
E-O zaman değiştirelim gözlerimizi haftadan haftaya, bir hafta benimkiler sende kalsın bir hafta seninkiler bende.
K-Şöyle yapsak, ben hep senin yanında kaksam sen de benim yanımda
E-Çok zekice bir fikir en azından tak çıkarla uğraşmamış oluruz
K-Eheheh
E-Çok güzel gülüyorsun canım benim.
K-Sen güldürmesen ben gülmem
E-Hiç güleceğim yoktu diyorsun
K-Seni tanıyana kadar yoktu
E-Benimde seni tanıyana kadar hiç güldüreceğim yoktu, nasıl bir şeyse artık.
K-Böheee
E-Tamam kötü bir cümle idare et
K-Senin kötü cümleni bile seviyorum
E-Dağdan aldım kereste, dinozor geliyor aheste.. Bu nasıl? bunuda sevdin mi?
K-Ehehe evettt
E-Bu sırada.. ağaç neye denir biliyor musun?
K-Eeee.. Kökü gövdesi ve dalları olan sonraaa yaprakları olan ve meyva veren bitkilere ağaç denir.
E-Yanlışşş..
K-Peki neymiş doğru cevap?
E-Kesilmemiş oduna ağaç denir!
K-Ehehee güzel
E-Saçların hep böyle uzun kalsın, sana çok yakışıyor, ben eski tuaförüm ben şekil veririm onlara
K-Tuaförüm benimmmm. Ben senin için Rapunzel olurum.
E-Rapunzel dedinde, O kızda ne kafa varmış değil mi? kafa derisi muazzam sağlammış adam saçlarına tutunup tırmanmış banamısın dememiş
K-Ama sen benim saçlarıma tutunup tırmanma
E-Saçlarına tutuncam ama okşamak için hehe.
K-Ya varya... Niye bu kadar seviyorum ben seni?
E-Çünkü çok zeki, güçlü ve yakışıklıyım!
K-Ve megalomansın heheh
E-Hiç benim kadar mütevazi bir megaloman görmemişsindir hayatında
K-Yılan bebek, Sakallı kadın ördek kafalı tavşan bile gördüm youtube da ama senin gibisini görmedim bu yüzden aşığım sana
E-Koltuk altı bölgemde kabarma oldu, bana bir tedavi yöntemi söyler misiniz doktor hanım?
K-Öpeyim geçsin eheh
E-Eheheu
K-...İkinci yöntem çok sevdiğin bir kıza sarılacaksın geçecek
E-Size sarılabilir miyim doktor hanım?
K-Prensip olarak hastalarımla ilişkiye girmiyorum ama siz benim prensim olduğunuz için prensipleri boş veriyorum. Sarılın lütfen.
E-Yoksa sizin andız Rapunzel mi doktor hanım?
K-Evet Prensim eheh
E-O zaman Seve Seve sarılırım doktor hanım.
K-Tencere yuvarlanmış pilavını bulmuş sanki, senleyken böyle hissediyorum
E-Ya da Pencereler yuvarlanmış işletim sistemini bulmuş
K-Windows diyorsun… Aaa bak aklıma ne geldi; Sen neden geçen gün “hepimiz aslında ölüyüz” dedin
E-Öyle bir şey demedim yalan haber.
K-Ehehe hadi yaa… Söylesene
E-Çünkü hepimiz ölüyüz! Yaa bu güzel gecenin şu saatinde sol kolumun altında sen varken, seni öperken, ne güzel konuşurken benden karanlık düşüncelerimi anlatmamı bekleme.
K-Tamam… Anlatma ama yine soracağım kaçışın yok!
E-Tavav güzelim bende söyleyeceğim.
K-Sevgilim… Senin ellerin niye bu kadar büyük?
E-Seni daha iyi yiyebilmek için
K-Ye beni eheheh
E-Tuz lazım, bir koşu gidip alayım
K-Bu saatte bulamazsın bütün zücaciyeler kapalı ehehe
E-O zaman yemek müziği lazım, o olursa seni yerim
K-Bizim şarkımız çalsa keşke şimdi.. Ne güzel olur
E-Bizim şarkımız neydi? İbrahim Tatlıses-Di Gel Le miydi?
K-Ahahaha tabiî ki değil o nerden geldi aklına?
E-Bilmem… salladım
K-Delim… Bir şey söyleyeceğim ama ciddi ol tamam mı?
E-Tavav
K-Yaaa ciddi ol yaaa
E-Okey sör!!!
K-Söylüyorum… Ben sensiz yaşayamazmışım gibi geliyor, sen olmazsan hayatımda çok büyük bir boşluk olur, çok üzülürüm, toparlanamam diye düşünüyorum.
E-İyi.. Bende seni aldatırım öyleyse, nasılsa benden ayrılmazsın… Nı hahaha
K-Aptal!!! Ciddi ol dedim sana yaaa!!!
E-Tamam kızma, yumruğunu suratımdan çek eheheh… Ciddi konuşmama gerekirse ki gerekiyor… Beni bu kadar önemseme çünkü kimse senin hayatından daha önemli olamaz, olmamalı bende dahil. Ne bileyim yani… yarın öbür gün salaklık yapıp ayrılırsak ne olacak...
K-…Ayrılmayız.. Ayrılmayacağız değil mi?
E-Hayır tabiî ki düşünmek bile istemiyorum ama düşün ki öyle oldu…
K-Mesela… Olmaz ya!!
E-İnsana verilen en güzel yetilerde biri her ne kadar biz bunu eksiklik olarak görsekte “unutmak” tır çok unutmakta bir hastalıktır ondan bahsetmiyorum, farkında olmasakta unutmak biz insanlar için bir nimettir, düşün ki ben öldüm…
K-Allah korusun aşkım.
E-…Amin ehehe… neyse o zaman ölmedik de ayrıldık farzedelim…
K- Yaaa bu ne aşkım, hiç olmasını istemediğim şeyleri arka arkaya sıralıyorsun.
E-Her şeyin en kötüsünü düşünmek, hazırlıklı olmak lazım. Nerde kalmıştım? Heh.. Ayrılırsak arkadaş olamayız hala içimizde biraz sevgi kalmış olsa bile birbirimizle konuşma ve görüşme gibi şeyler olmaz, en azından ben böyle isterim. Eğer ben seni sen de beni unutmazsan nasıl hayatımıza devam edeceğiz? Her gün beni düşünerek geçiremezsin, mutlaka bir şeyle ilgilenmem, yeni birileriyle tanışman gerekecek, odandan çıkmayıp her gün ağlayarak yaşarsan yani beni unutmazsan hayatını yaşayamazsın, bu yüzden unutmak çok güzel bir şeydir, baksana insanların en yakın akrabası ailelerinden birisi babası annesi ölüyor ama bir süre sonra hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam ediyor. Bu yüzden unutmak çok güzel bir şeydir, böyle bir durumda beni unutman sana mutluluk verir.
K-E sağol aşkım ağzından bal damlıyor, ayrılmak, ölmek, unutmak… Ne güzel konuşuyorsun sen öyle!!!
E-Bal yemek istersen beni öpebilirsin hala dudaklarımda…
K-…Ben seni unutmam aşkım.
E-Bende seni unutmam… Şeyyy adın neydi? Ehehe
K-Rapunzel
E-Tanıştığıma memnun oldum benim adımda Kurtarıcı Prens
K-Pardon ama nerelisiniz Kurtarıcı Prens bey?
E-Urfalıyım
K-Eheh.. neresinden?
E-Ezelden… bilir misiniz Ezel’i?
K-Ahahahah bilirim
E-Geçen gün biri sordu aban “nerelisin” diye aynen böyle cevap verdim, “Ezel nerde kalıyor hiç duymadım?” dedi “Otelde kalıyor ucuz bir ev bulunca oraya geçecek” dedim suratıma aval aval baktı
K+E-Urfalıyım E zelden Urfalıyım E zelden gönyüm geçmez Gü zelden gönyüm geçmez Gü zelden

(Dünyaya Geliş Amacı)

K-Hem umursamadığını söylüyorsun hem de uğraşıyorsun, düşünüyorsun?
E-Kesinlikle umursamıyorum ama uğraşmayı seviyorum, uğraştığım şeyi olmazsa olmazım haline çevirmiyorum… Bir şeyleri değiştirmek, düzeltmek, güzelleştirmek ya da ne bileyim benim istediğim hale getirmek hoşuma gidiyor
K-Bana “Çok ilgili bir sevgili olamam ama seni sevmediğim için değil yanlış anlama umursamaz olduğum için” demiştin ama çok ilgileniyorsun hiç umursamaz olduğunu düşünmüyorum.
E-O sahiplenmeyle alakalı, ben seni seviyorum… Ve hayatımda yerin varsa seni korumak, zarara gelmesini önlemek, benim görevim ve sorumluluğum ne kadar umursamaz olursam olayım sorumluluktan kaçmam ve yerine getiririm… Bu yüzden sen benimsen ben de senin koruyucunum
K-Sahibimsin sen benim ahahah aşkım bodyguardım benim
E-Ama yine de bana fazla güvenme, bendeki en kötü duygu “sıkılmaktır” bir sıkıntı gelir ve ayrılmak için uğraşırım, hiç sevmediğin istemediğin şeyleri yaparım, söylerim… Tabii şu an böyle bir şey istemiyorum hele sen yanımdayken hiiiç düşünmüyorum ama kendimi tanıyorum.
K-Belki benim sayemde değişrisin
E-Bir şey söyleyeyim mi güzelim en olmayacak şey bu, ben değişmem!
K-Her şeyi değiştirmek istiyorsun, değişmezse sıkılırım diyorsun sonra “ben değişmem” diyorsun
E-Kızma güzelim… Ben kendimi on iki-on üç yaş arasında tanımaya başladım ve en olmam gereken hale getirmek için uğraştım, on dört-on beş yaşında zaten kişiliğimi, karakterimi, hayata bakış açımı oturtmuş ideallerimi belirlemiştim ondan sonrası sadece tecrübe edinmeye kalmıştı bunu da her zaman yaşayarak değil konuşarak ve gözlemleyerek yaptım sonra bir sürü şey oldu hayatımda iyi ve kötü baktım ki hiç biri beni değiştirmiyor ben yine aynı benim… Ruhumdaki enerji neyse beynime ve kalbime o yansıyor, değişmem için baştan yaratılmam lazım, ruhumun değişmesi gerekiyor… Hiçbir olay, kişi, yer, durum beni değiştiremez çünkü ben kendimi böyle seviyorum…Baksana sen de beni böyle seviyorsun.
K-Evet aşkım… Ben sadece sıkılma huyunu değiştirmek isterdim kendim için, seni kaybetmemek için.
E-Zaten beni kaybedemezsin ki…
K-Neden?
E-Bu boyla her yerden görünürüm heheh
K-Ahaha deli!
E-Ayrıca sıkılmazsam eğer yeni şeyler bulamam işte o zamanda monoton bir hayatın içinde bulurum kendimi… Çenem düştü yine
K-Hep ben anlatıyorum zaten bu sefer ben seni dinliyorum, daha iyi… Devam et…
E-Peki… Sen istedin… Herkesin dünyaya geliş amacı vardır bence, mesela senin en büyük hayalin ne? Tanına bir fotoğraf sanatçısı olmak ama senin bilmediğin ve bilmeden yaptığın başka bir görev var, bunu kendin bulman lazım.
K-Ne olabilir ki başka bir görev dediğin?
E-Bilmiyorum ama mesela evsiz bir adam gördün yolda yürürken hava soğuk adamın üstü paramparça ne düşünürsün bu durumda?
K-Geberse de kurtulsa… Ahahaha değil tabiî ki, Bu adam hiç üşümüyor mu? Diye sorarım içimden yazık ona derim sonra benim gidecek sıcak bir evin var orada sevdiklerim var diye mutlu olurum.
E-Ehehe… İşte benim sevdiceğim! O adamın dünyaya geliş amacı bu!
K-Yani adamın kaderinde evsiz olmak mı vardı?
E-Hayır… İnsanların kaderinde tek bir sonuç yoktur, her zaman iki seçeneğin vardır ama bu da uzun konu sonra anlatırım…
K-Eeee
E-Sen o adamı görmeden önce daha büyük başka bir eve taşınmak ya da ne biliyim daha lüks kıyafetler, zımbırtılar istemez miydin?
K-Hala isterim ahahah
E-Ciddi misin?
K-Evet ciddiyim, fakat diyeceksin ki o adamın sana bir etkisi olmadı mı? Değil mi?
E-Evet… O adamın sana elindekilerin değerini bilmeyi öğretmesi gerekiyor, çünkü o adamın dünyada oluş nedeni bu, görevi bu.
K-İlginç bir düşünce…
E-…Ya da bir adam düşün sabah dokuz akşam altı işe giden üç çocuk babası… Bu adamın dünyaya geliş amacı ve görevi sence ne olabilir? Belki o üç çocuktan biri ya da üçü dünyayı kısmen de olsa güzelleştirecek ya da değiştirecek insan olarak yetiştirmek olabilir… Mesela bir insanları sağlığına kavuşturacak bir doktor, binlerce çocuğu eğitecek bir öğretmen…
K-Olabilir tabii… Peki sence seninki ne aşkım?
E-Benim dünyaya geliş amacım onu satmak ehehe…
K-Ahaha…
E-Benim dünyaya geliş amacımmm… İnsanları mutlu etmek, güldürmek, eğlendirmek, umut vermek, güç vermek, hayata bağlanmalarını, kendilerini ve başka insanları sevmelerini sağlamak… Ama bunu yaparken görev bilinciyle yapmıyorum, kendim olarak yapıyorum, nasılsam öyle davranıyorum, öyle konuşuyorum… bir bakıyorum ki o kişi değişmiş, benim istediğim gibi olmuş.
K-Bunu nasıl analdın? Belki senin başka bir amacın var olamaz mı? Belki sen benim için geldin dünyaya ?
E-Eheheh… Tabiî ki senin için gelmiş olabilirim dünyaya ama senden önce tanıdığım bütün insanlara bir etkim oldu… Yaşlı, genç, çocuk, patron, arkadaş, akraba… Yani hayatına girdiğim her insana kendi adıma bir değişiklik yaptım, tek amacım o kişinin mutlu olmasıydı, bu yüzden bu benim dünyaya geliş amacım diyorum. Ama hayatlarında çıkınca ne oluyor onu hiç bilmiyorum, ben görevimi tamamlayıp gidiyorum gerisi ona kalıyor
K-Bende ne değişiklik yaptın? Hı?
E-Ehue… Bilmem sen söyle
K-Olmaz burada profesör sensin ahahah
E-Bunu ilerde anlayacaksın… Profiterollük yapmak istemiyorum
K-Profiterolüm benim ahaha
....

10 Mayıs 2008

Sesli ve sessiz konuşmalar serisi başlangıcı

-Esmer bir ölümle karşılaştım beyazdı bembeyaz, gece aya ihtiyaç yoktu onu görmej için sokak lambaları sönük kalıyordu onun yüzüne bakarken, gözleri kamaştıran sadece onun yüzü değil büyüleyici gözleriydi.
-O ben miyim?
-Hayır o sen değilsin seni görmek istediğim halin
-Anlamadım ne demek istediğini
-Sular vardı ayağımın altında gelirken evin içini ayak izi yaptım, eğer bir gün uçabilirsem sana neyin daha güzel olduğunu söylicem
-Yine anlamadım???!!!
-Kalbindeki gibi konuş
-Offf....!!!
-Sessiz olarak söylemek istiyorum beni dinle
-............
-İyi dinle...
-............
-İşte bu tüm söylemek istediğim.
-Ben gidiyorum
-Söyleme zaten biliyorum
-Kızarmış ekmek ister misin?
-İyi olur
-Pekala geldi bil
-Tırpan da istiyorum
-O neden?
-Tırpmak için
-Neyi?
-Oraynan burayı
-Bulamam
-Ara
-Bulamam dedim
-Ara
-Bulamammmmmmm
-Sor
-Peki
-Neyse ben uyuyorum, sana iyi geceler
-Bana mı?
-Bana

29 Nisan 2008

Portakal ve Yeşil elma (Çocuk Masalı)


BİR ZAMANLAR ÇOK MUTLU BİR PORTAKAL VARMIŞ, HİÇ BİR ŞEYİ DERT ETMEYEN, HİÇ BİR ŞEYİ KÖTÜ YORUMLAMAYAN, NEŞELİ VE NEŞE SAÇAN BİR PORTAKALMIŞ, ONU ÜZGÜN GÖREN HİÇ BİR MEYVA YA DA SEBZE YOKMUŞ, KENDİSİ MANAVDAKİ BİR KASADAN YUVARLANIP ÇOK UZAĞA BİR YERE GELMİŞ, BURADA DA HAYLİ MUTLUMUŞ AMA O GÜN HER ŞEY DEĞİŞMİŞ, UZAKTAN YEŞİL YUVARLAK BİR IŞIK BU PORTAKALA DOĞRU GELMEYE BAŞLAMADIŞ, GİTTİKÇE BÜYÜYEN BU IŞIK YAKLAŞTIKÇA YEŞİL BİR ELMAYA DÖNÜŞMÜŞ, BU YEŞİL ELMA PORTAKALA DOĞRU ÇOK KIZGIN BİR SURAT İFADESİ İLE YUVARLANMIŞ, HALA GÜLEN PORTAKALIN KARŞISINA GELDİĞİNDE ŞUNU DEMİŞ

-KAÇ... KAAAAAÇ... YOKSA SENİ DE ÖLDÜRECEKLER...
AMA BUNU ŞAKA SANA PORTAKAL GÜLMEYE DEVAM ETMİŞ
KORKMA YEŞİL ELMA KARDEŞ BİR ŞEY OLMAZ
BUNU DUYAN YEŞİL ELMA DAHA FAZLA KIZMI SURATİFADESİ HEM PORTAKALI HEM DE KENDİNİ GÖREN HERKESİ KORKUTACAK ŞEKİLE DÖNÜŞMÜŞ VE PORTAKALIN ÜSTÜNE YÜRÜMÜŞ

-BEN SENİN İYİLİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM, BİR İNSAN GÖRDÜM ELİNDE BIÇAK VAR BURAYA DOĞRU GELİYOR!!!!!!!!! İSTERSEN SEN BURADA KAL VE ÖL
-YEŞİL ELMA KARDEŞ BEN BURADA MUTLUYUM KİMSE BANA BİRŞEY YAPAMAZ İNSANALAR BENİ SEVİYOR
-BAK PORTAKAL!!! SEN SALAKSIN BİRAZDAN ÖLÜNCE BENİM VİCDANIM SIZLAMAYACAK ÇÜNKÜ BEN UYARDIM DİYECEĞİM SEN BU UMURSAMAZLIKLA FAZLA YAŞAMAZSIN
-SANA NE? YEŞİL ELMA KARDEŞ BEN MUTLUYUM
-PEKİ BEN GİDİYORUM ÇÜNKÜ ELİMDEN BİR KAZA ÇIKACAK ŞİMDİ
-TRAFİK KAZASI MI? EHEHEHE
YEŞİL ELMA PORTAKALIN SON YAPTIĞI SOĞUK ESPRİYE DAYANAMAYIP KAÇIP GİTMİŞ PORTAKAL İSE ORADA BEKLEMEYE DEVAM ETMİŞ VE TAM O SIRADA

BİR İNSAN BIÇAĞI PORTAKALI SOYUP BAŞ UCUNA KOYMAK İÇİN PORTAKALIN BÖĞRÜNE BATIRMIŞ, HİÇ BİR ŞEY ANLAMAYAN PORTAKAL SURATINDAKİ GÜLÜMSEMEYLE BERABER HAKKIN RAHMETİNE KAVUŞMUŞ VE BİR İNSANIN TABAĞINA DİLİMLER HALİNDE KOYULMUŞ...

O İNSANDA PORTAKALI GÖZÜNÜ KIRPMADAN AFİYETLE YEMİŞ

MEYVA YEMEK GÜZELDİR, MEYVA YENİLMEK İÇİNDİR!!!!!
LÜTFEN MEYVA YEYİN!!!
YOKSA BEN ZORLA YEDİRECEĞİM!!!! :)