1 Mayıs 2009

Işıl Dak ile Işıltılı Sohbetler - Azrail ile Röportaj

Merhaba sevgili okuyucular, bugün dünyada bir ilki gerçekleştiriyorurm, kendisinden çok bahsettiğimiz fakat hiç görmediğimiz, hayatınızın son anında bir kere görebileceğimiz çok merak edilen şahsiyet Azrail ile bir röportaj yaptım, evet yanlış okumadınız...
Dünyanın dört bir tarafında hiç durmadan dolaşıp görevini yapan Azrail'le bu röportajı yapmak için haftalardır o hastane senin bu morg benim gezip durdum ölüm tehlikesi olan hastalarla aynı odada bekledim, ameliyatlara girdim, solunum cihazlarıyla oynadım, diyaliz makineleriyle fink attım ve sonunda amacıma ulaşıp açık kalp ameliyatı yapılan bir ameliyathanede kendisiyle karşılaştım ve bana bugün için randevu verdi, kalp ameliyatında ölen Şevki Yok'a Allah'tan rahmet acılı ailesine başsağlığı diliyorum ve kendisine "iyiki öldün Şevki sen ölmesen bu röportajı yapamazdım" diyorum.
İşte o ilginç ve bir o kadarda öğretici röportaj,



Işıl Dak : Merhaba, hoşgeldiniz

Azrail : Merhaba Işıl Dak hanım, hoşbulduk

Işıl Dak : Bana Işıl diyebilirisiniz,

Azrail : Olur..

Işıl Dak : Çok yoğun programınızda bana zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederim,

Azrail : Rica ederim, sizin beni takip ettiğinizi ve neler yaptığınızı gördüm sırf bu yüzden bir röportajı hakettiğinizi düşündüm, işte karşınızdayım ne istiyorsanız sorun ama zamanım Az bunu da unutmayın.

I.D : İlk önce kıyafenizden bahsetmek istiyorum çünkü sizi böyle görünce çok şaşırdım, benim beklediğim siyah kapişonlu bir kıyafet ve bir orakla buraya gelmenizdi ama siz bambaşka bir tarzla karşımdasınız, okuyucularımız için tarif edeyim, ayaklarınızda siyah Converse, kot pantalon kırmızı siyah çizgili kazak, siyah bir hırka ve başınızda siyah bir bere...Gayet insan gibi görünüyorsunuz her zaman mı böyle giyinirsiniz?

A : (Gülüyor) Genelde bu şekilde spor giyiniyorum bazende takım elbise ama o siyah masa örtüsü gibi şeyi giymiyorum o çok eskidendi daha bu tip kıyafetler bulunmamıştı, bir de elimde orakla gezdiğimi sanıyorsunuz ne işim var benim orakla? tarlaya mı gidicem? Ha ha hah

(Azrail çok rahattı ve sakindi bense nerdeyse zangır zangır titriyordum karşısında)

I.D : Eveeet artık başlayalım röportajımıza ilk sorum şu : aynı anda dünyanın dört bir yanında bir sürü ölen oluyordur bunlara nasıl yetişiyorsunuz?

A : İlk başlarda yani dünyadaki insan sayısı azken çok kolaydı ama dünya nüfusu çoğalınca bende uzun bir süre önce kendime elemanlar seçtim artık çoğu ölümle onlar ilgileniyor ben sadece kontrol ediyorum

I.D : Nasıl yani? Canımızı siz almıyor musunuz?

A: Onun gibi bir şey ama tam olarak öyle değil

I.D : Bizi aydınlatır mısınız?

"NE KADAR AZ İNSAN OLURSA O KADAR AZ ÖLÜM OLUR"

A: Tabii ki… Eskiden yani dünyadaki insan nüfusu azken ben çok rahat her yere gidebiliyordum çünkü zamanım çoktu ama insanlar çoğalmaya başladıkça ölümlerde çoğaldı ve çok ayrı yerlerde yaşadıkları için yetişmek zorlandı, mesela savaşlarda çok zorlandım aynı anda yüzlerce insan ölüyordu hangisine gideceğim diye düşünüyordum, sonra salgın hastalıklar çıktı bunlar siz insanların evrim sürecinde beni en zorlayan şeylerdi bende kendime yardımcılar yetiştirmeye karar verdim…

I.D : Pardon araya giriyorum, peki bu savaş ve salgın hastalıklar olduğunda siz bir şey hissediyor musunuz? Yani üzüntü gibi...

A : Hayır.. Aslında olumlu bakıyordum ne kadar az insan olursa o kadar az ölüm olur

I.D : Hmmm… Yanlış anlamayın ama destekliyordunuz diyebilir miyiz?

A : Belki…

I.D : Tamam.. devam edebilirsiniz...

A : İşte yardımcılar yetiştirmeye karar verdim, bunları seçme konusunda kararsız kaldım insanlardan mı yoksa diğer meleklerden mi olsun diye düşündüm ve sonra siz insanlardan yardımcı almaya karar verdim.

I.D : Neden?

A : Alternatifniz çok olduğu için mesela şu anda dünya genelinde 7.000 tane yardımcım var istersem onları değiştirip bir yedibin tane daha bulabilirim.

I.D : Peki bunlar yaşıyor mu? ölü mü?

A : Ölüler

I.D : Biz görebiliyor muyuz?

A : Bazen görünmeleri gerekebiliyor ama kendi vücutlarıyla değil, bizde her zaman gizlilik ön plandadır, mesela şu anda gördüğünüz beden aslında başkasının, yarım saat ölen birisinin.


(Kulaklarıma inanamamıştım Azrail'le röportaj yaparken aynı zamanda ölü bir insanlada röportaj yapıyordum)

I.D: Nasıl yani? bir insanın içinde kalabiliyor musunuz?


A: Evet ama normal yolla ölmüş insan olmasına dikkat ediyorum mesela yolda beni bu halde görürseniz dikkat çekmez çünkü şu anda kalp krizi geçirip ölmüş birisinin bedenindeyim ama bıçaklanmış bir insanın içinde gezersem herkesin dikkatini çekerim, buna dikkat ederim

I.D: Neyse biz sorumuza geri dönelim... Yardımcılarınızı seçerken neye dikkat ediyorsunuz çünkü çok önemli bir görev yapıyorlar, Hangi insanları seçiyorsunuz?.

A : Bunları daha ceninken anne karnından aldırılan bebeklerden ya da annesinin karnındayken ölmüş bebeklerden seçiyorum.

I.D: Yani kürtajla alınmış ya da bir kaza sonucu ölmüş bebekler... Amladım... Hazır konu açılmışken sorayım kürtaj hakkında ne düşünüyorsunuz?

A : Kürtaj alenen insan öldürmektir, 20 yaşında ya da 50 yaşında birini öldürmekle eş değerdedir, cezası sizin öbür dünya diye tabir ettiğiniz yerde çok fazla, şöyle söyliyim daha dünyaya gelmeden yani hakkı olan yaşamı kullanmakdan mahrum ediyorsunuz bir insanı, onlarında kaderleri yazılı, mesela benimle çalışanlardan pek çoğu şu anda yaşadığınız dünyayı çok daha güzel bir yer yapacaktı kaderlerini okuduğumda çok şaşırmıştım, şu anda olmuş bir sürü yanlış şey, toprak veya zaman kaybı onlar sayesinde olmayacaktı ama onlar doğmadan öldü. Mesela şu anda eğer doğup yaşasaydı Adolf Hitlerin en yakın arkadaşı olacak bir bebek vardı ve bunlar iki sanatçı olacaktı, iki ressam ama o doğamadığı için Hitler'in de kaderi değişti ve dünyanın en kötü insanlarından biri oldu

I.D : Bu şekilde hiç düşünmemiştim ama tam tersi de olamaz mıydı? Belki Adolf Hitler daha doğmadan kürtajla alınsaydı vunlar olmayacaktı... Ne dersiniz?

A : Şöyle söyleyeyim eğer her bebek ilerde kötü bir insan olacak diye öldürülseydi şu anda dünyada bu kadar insan olmazdı ve bu seviyede olmazdı herkes ilk insan biyolojisiyle kalır ve onlardan son kalanlarda ölünce dünya hayvanlar ve bitkilerden ibaret olurdu

"ÇOK UZAKLARDA BAŞKA CANLILAR VAR"

I.D : Hep dünyadan bahsediyoruz ama bir şey daha var çok merak edilen bir şey dünya dışı varlıklar var mı? Onlarından canını alıyor musunuz?

A: Aslında buna cevap vermemem lazım ama...

I.D: Hadi hadi noluur söyle ölü mü gör söyle..

A: Pekala... Zaten ölünü görücem yinede cevap vereyim.. Var, ama ne onların sizden haberi var ne de sizin onlardan, evren büyük bir yer ve dünyadan çok uzaklarda başka canlılarda var

I.D : Haberleri yok dediniz yani dünyayı ziyaret etmiyorlar mı?

A: Bu konulara fazla girmek istemiyorum, sadece sorunuzun cevabını şöyle vereyim dünya dışı varlıklar dünyaya hiç gelmedi, dünyaya gelen yine siz insanlarsınız, bundan yüzyılar sonra zaman üzerinde oynamalar yapıp araçlarla geçmişe dönebileceksiniz.

(Hayretle Azrail'in söylediklerini dinliyordum)

I.D : İnanamıyorum... Aslında çok soru sorabilirim size bu konuda fakat sormayacağım, tekrar yardımcılarınıza dönmek istiyorum bu bebek ruhlar kendilerine ne olduğunu biliyor mu? nasıl öldüklerini?

"BAZEN ZAMANINDA ÖLMEYENLER OLUYOR"

A. Öncelikle bunlar bebek ruh değil, bedeni bebek olsa da herkesteki ruh aynıdır, elbette ki onlarda kendilerine ne olduğunu biliyor ama içlerinde herhangi bir duygu olmadığı için bir şey demiyorlar ya da yapmıyorlar.

I.D: Nasıl çalışıyorlar? Yani görevlendirmeniz nasıl?

A. Her kıtada 1.000 kişi görevli tabiî ki Afrika’da bu sayıya ilaveler yapıyoruz diğer kıtalardan ama herkesin görev alanı belli, ben herkese ruhunu alacakları insanları yerlerini ve zamanını yazıp bir liste yapıyorum onlarda o zaman orda oluyorlar ve herkesin işi bittikten sonra bana gelip rapor veriyorlar.

I.D: Mesela tam zamanında orda olamadı ve o insan ölmedi… Böyle şeyler oldu mu hiç?

A: Çok oldu… Mesela şöyle bir örnek vereyim size, bir kaza olmuştu yıllar önce büyük bir gemi kazası dünyanın en büyük gemisi daha ilk yolculuğunda kaza yapmıştı…

I.D: Bildim, Titanik mi? bildim mi he? bak ölümü öp doğruyu söyle bildim mi?

A: Evet.. Ben de ölecekleri biliyordum… Hemen yardımcılarımdan ikisini görevlendirdim ikisi buz dağının yanındaydı, gemi batmaya başlarken ölenler oldu birde battıktan sonra, batarken ölmesi gerekenlerden biri hala yaşıyormuş bana haber verdiler “ne yapalım?” dediler gittim hemen oraya baktım bir kız var bir erkek, kız bir parçanın üstünde, tam erkekte oraya çıkmaya çalıştı hemen onu ittim aşağı o da orda kaldı buz gibi suyun içinde öldü ve ruhunu aldım onun.

I.D : Yani siz müdahale ettiniz?

"İKİNCİ ŞANS YOK!!!"

A: Evet müdahale ettim ve bir çok kerede bunu yaptım, bu ölmesi gereken ama ölmeyen herkes için yaptığım sıradan bir şey.

I.D : Yani illa ki ölmesi mi gerekiyor o kişinin? İkinci bir şansı olamaz mı?

A: Hayır! Yaşamak ve ölmek keyfi şeyler değil herkesin bir süresi var ve o dünyada yaptıklarıyla paralel olarak çoğalıyor ya da azalıyor.

I.D : Bazen duyarız morgda canlandı, ya da yedinci kattan düştü ölmedi gibi haberler bunlar ikinci şans değil mi peki?

A: Değil, bunlar süresi dolmayan insanların siz insanlar tarafından aklınız aldığınca “öldü” diye düşünülmesi nedeniyle söylediğiniz şeyler, yaralanan bir insanın tetkiklerini iyi yapmadıysanız kendine geldiğinde kendini morgda bulması çok doğal böyle olaylar tıp daha gelişmemişken çok oluyordu ya da yedinci kattan düşün herkes ölmez düşme şekline bağlı olarak yaşayabilir.

I.D: Böyle olayları çok gördüğünüz için normal geliyor ama ben ve benim gibi düşünen insanlar hayretle okuyacaklar bu söylediklerinizi.

A.: Bir gün öğreneceklerdi o gün bugünmüş.

I.D : Peki ya intiharlar? onlar kendi istekleriyle ölüyorlar

A: Onlardanda haberim oluyor ama ruhlarını almıyorum bu tip insanlar gerşek yaşama süreleri bitinceye kadar dünyada kalıp bir nevi ceza çekiyorlar ama her intihar eden için ayı şey geçerli değil mesela Japonya'da onuru için harakiri yapanlarla, insanları öldürmek için canlı bomba olanları aynı kefeye koyamayız bunlar için yaptığımız şeyler var ama şunu tavsiye edebilirim ne olursa olsun intihar bir kaçış yolu değil, yine aynı acıları çekiyorsunuz tıpkı ölmemiş gibi.

I.D: Peki üzüldüğünüz yani canını alırken keşke ölmeseydi dediğiniz bir veya birkaç insan var mı?

A: Aslında üzüldüğüm biri yok çünkü ben görevimi yapıyorum ama dünya için iyi şeyler yapmış insanların ruhunu alırken onlara teşekkür ediyorum ve daha acısız olması için elimden geleni yapıyorum

I.D: Mesela kim için yaptınız?

A: Sizden biri olduğu için söylüyorum Atatürk, sonra Tomas Edison, Graham Bell, Mozart, daha sizin tanımadığınız ama dünya için çok güzel şeyler yapan bir sürü insan için yaptım, çoğunun ruhunu uyurken aldım.

I.D : Ünlülerden bahsetmişken komik gelecek belki ama soracağım Elvis Presley yaşıyor mu öldü mü?

A: Gerçekten komikmiş, çoktan öldü,

I.D: Artık boş zamanınız oluyor söylediklerinizden anladığım kadarıyla, peki bu zamanları nasıl değerlendiriyosunuz?

A: Dünyanın en uçsuz bucaksız bölgelerine gidiyorum, yaşayan çeşitli hayvanları izliyorum, ya da oturup doğayı izliyorum.

I.D: Müzik dinler misiniz?

"KLASİK MÜZİK DİNLERİM"

A: Dinlerim tabiki

I.D: Kimleri dinliyorsunuz ya da hangi tarz?

A: Ben klasik müzik seviyorum, daha müziğin ilk çıktığı yıllarda kulak vermiştim bunu yapan insanlara, baya uğraşıyorlardı çok güzel ruhu dinlendiren müzikler yapıyorlardı mesela Mozart, Dvorak, Beethowen… Başka tür müzikleri de dinliyorum ama en sevdiğim klasik müzik

I.D: Başka tür ile neyi kastettiniz?

A: Mesela Rock, pop, trip-hop… Bazen arkadaşlarla akşam Cehenneme gidiyoruz orada Kurt Cobain, Layne Staley, Jimi Hendrix, Buddy Holy, Freddy Mercury, gibi şarkıcıların konserini izliyoruz ama benim kafam artık kaldırmıyor gürültülü müziği ha ha hah

(Bende gülümseyerek cevap verdim)
I.D: Yaaa.. Buna çok şaşırdım, Kurt Cobain, Layne Staley demek bunlar cehennemde,
hep sorulan bir soru var “Kurt cobain kendimi öldü yoksa öldürüldü mü?” buna bir cevabınız var mı?

A: Kendini öldürdü yani intihar etti.

I.D : Anladım... Bu görevi yıllardır yapıyorsunuz ve her insanla bu vesileyle karşı karşıya geldiniz, hiç tanıştığınız birisi ya da birileri oldu mu?

Azrail : Evet, dünayada yaşayan her insanı gördüm ve dediğim gibi bazılarına ben teşekkür ediyorum bazılarıda geldiğimi anlayarak benle konuşuyorlar eğer zamanım varsa onları dinliyorum ama konuşmuyorum.

I.D : Neden bahsediyorlar mesela?

Azrail : Eşine çocuklarına bir zarar gelmesini istemediğinden, onların mutlu olmasını istediğinden ya da yapacak şeyleri olduğundan bahsediyorlar, çoğu insan daha ölmek için çok erken diye düşünüyor yapmam gereken şeyler var diyor zaman istiyor fakat maalesef verilen zamanı kullanamadıysanız ek bir zaman verilmiyor yani uzatmalar yok.

I.D Maç 90 dakika diyorsunuz... Demek ki zamanımızı boşa geçirmemeliyiz, herkes aslında öleceğini biliyor fakat kimse kendine "bir gün ölücem" diyemiyor, sanki ölmeyecekmiş gibi zaman harcıyor değil mi? haklı mıyım efendim?

A : Aynen öyle... ama bu kısmı beni ilgilendirmiyor o siz insanların problemi.

I.D : Film izler misiniz?

A: Şimdi mi? şimdi izleyemem o kadar zamanım yok

I.D : Hayır... Genelde film izler misiniz?

A : Evet izlerim çoğu filmde beni de kullanıyorlar görüyorum.

I.D : Bazı filmlerde Vampirler, zombiler gibi karakterler var bunlar gerçekten var mı?

A : İkiside hayalgücünün en güzel iki örneği, nasıl ki bir kuşa bakıp uçağı hayal ettiyseniz ve onu yaptıysanız bu vampirler ve zombiler gibi şeylerde ordan çıktı yani sizin beyninizden, mesela eski çağlarda yoksulluktan, imkansızlıktan hayvanları pişirmek yerine canlı canlı yiyorlardı hatta o kadar aç kalmışlardı ki birbirlerini yemeye başlamışlarda ve küçük yerlerde kulaktan kulağa aktarılırken başka bir boyuta gelmiş ve sinema yapanlarda bunları kullanıyor.

I.D : Doğrudur... Peki sizin en sevdiğiniz film ya da filmler neler?

A: Bak bu çok kolay bir soru çünkü en sevdiğim film "Meet Joe Black" orada biraz abartmış olsalarda bana doğrudan yaklaşabilen tek film.

I.D : Evet, en azında elinizde orak yok değil mi? Eheheh

A: Ha ha haha Doğru

I.D: Sizi güldürüdüm sonunda... Peki Fıstık Ezmesi yediniz mi sonra?

A: Yemez olur muyum? Yedim ve gerçekten hoşuma gitti ayrıca Türkiye'de Fıstık Ezmesi diye bir grup vardı bir aralar onlarıda dinledim solistiyle konuştum tabii ki Azrailim ben demedim

I.D: Aaa tanıyorum ben onu, benim patronum.. Ben söylerim konuştuğunuzu,

A: Bir kaç kere ölümden döndü kıymetimi bilsin Hahaha şaka tabiki

I.D: Pekiii.. Hiç aşık oldunuz mu?

A: Hayır bu yoğunlukta hiç aşka meşke zaman olmadı.

I.D: Dünyada gördüğünüz en güzel insan kimdi?

A: Açık söylemek gerekirse yok öyle birisi, cennete gelin bir gün melek gibi kızlar var. Ha hahah
Onlar zaten melekti değil mi? bu espriyi arkadaşlarım arasındada yaparım

I.D : Arkadaşlarım derken dünyada mı?

A: Hayır Cennette var Cehennemde var bazen buluşup bir yerlere gideriz sohbet ederiz zemzem suyu içip zeytin yeriz.

I.D : Arkadaşlarınız sizin göreviniz hakkında bir şey derler mi?

A: Hepsi değişik görevlerde melekler zaten ama bazen bana "Ah gülmekten öldürceksin beni" "Allah senin canını almasın" "Öldüm öldüm dirildim" gibi espri yaparlar artık bayat espriler bunlar.

I.D: Afacan meleklermiş şakacılar. Düşünüyorum başka ne sorabilirim size diye, bugün gerçekten çok önemli bilgiler verdiniz çok merak ettiğim iki şey daha sorayım size

A: Tabi ki sorun

I.D: Ben ne zaman öleceğim?

A: Buna cevap vermemi beklemiyorsunuz değil mi? Sizin ne zaman öleceğinizi söylemem ama bu röportajı okuyanın ne zaman öleceğini söyleyebilirim

I.D: Yani şu an da okuyan kişinin mi?

A: Evet evet.. hala bu yazıyı okuyan kişiden bahseidyorum

I.D: Bence söylemeyin... Son sorumu soracağım bu da özel bir soru dedem nasıl?

A: Deden çok iyi...Cennette... Röportaj yapacağımızı söyledim ona o da seni çok sevdiğini söylememi istedi..

(Çok duygulanmıştım gözlerim yaarmıştı fakat profesyonel bir gazeteci gibi hemen kendimi toparladım)
I.D: Bende onu seviyorum ona öyle söyler misiniz?

A: Tabi ki...

I.D: Artık röportajımızın sonuna geldik, size tekrar çok teşekkür ediyorum bana zaman ayırıp buraya geldiğiniz için, gerçekten çok güzel bir röportaj oldu, sizi tanıdığıma sevindim

A: Sanırım beni tanıdığına sevinen tek insan sensin Hahahh... Rica ederim, bende seni tanıdığıma sevindim.

I.D: Umarım tekrar görüşürüz,

A: Tabi ki tekrar görüşeceğiz ama o zaman bu kadar güzel olmayacak...

I.D: Ah değilmi efendim, unuttum. Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

A: Kuruvasan demek istiyorum

I.D: Neden olduğunu anlamadım ama yinede teşekkür ederim

A: Ayrıca hızlı yaşayın genç ölün Hah ha ahah


Bir röportajı daha bitirmiştim çok ünlü bir şahsiyet olan Azrail biz insanlara ilk defa bu yüzünü göstermeşti, her yönüyle tanımış olduk kendisini... Sanırım bizlerin en son tanışmak istediği kişidir Azrail, yaşamımızın sonu geldiğini söyler bize ama bu sefer verdiği bilgilerle şunu anlamış olduk zamanın ne kadar önemli olduğunu ve herşeyi sanki bugün ölecekmiş gibi yapmamız, hiçbirşeyi sonraya ertelememiz gerektiğini öğretti, umarım herkes bu bilinçle hayatını güzel şeyler yapmak için harcar ve ölürken "daha erken" demez.
Bir başka röportajda görüşmek üzere herkese iyi günler

Hiç yorum yok: