O gün, hava çok sıcaktı, ev ahalisi kendilerini yamyamların eline düşmüş ve kaynar kazanın içinde pişmeyi bekleyen insanlar gibi hissediyorlardı… belki bunda o gün Turist Ömer Afrika’da filmini seyretmelerinin etkisi vardı dede Korkut binbir zahmetke 1 ya da 2 santim kaba et diye tabir ettiğimiz kıç nahiyesini hareket ettirip serinletmeye çalışıyordu, Baba ise pişik çıkan bir taraflarının rahatsızlığıyla üflleyip püflüyordu, anne geçen sene koltuğun altına sakladığı yelpazesini çıkarmaya uğraşıyordu, nene ürküt sürekli uyuyordu, uyandığında hala güneş varsa tekrar uykuya dalıyordu ama dalmadan önce “ayağa kalkan olursa haber verin” diye tembih ediyordu. Abla o gün ayağa kalkmaya hazırlanıyordu, 3 günden beri 1 paket eti formu zerre zerre yiyerek bitiren abla artık dayanamıyordu ve mutfağa gidip yemek yemek, buzlu su yapıp doyasıya içmek istiyordu ama kendisi kalkmaya üşeniyordu, ilk önce koltuğun üstünde tetris oynayan küçük kardeşine baktı ve ona seslendi
-Nasılsın canım kardeşim, o tetrisi nerden buldun kaç yıldır oynanmıyordu?
Bu lafı duyan dede Korkut hemen atıldı
-Oğlum ayıp, hiç insan herkesin içinde testisleriyle oynar mı? Terbiyesizlik etme bakiyim.
Bu sözleri duyan aile sakinleri kahkaha attı.
Bu sırada ablasının seslenişe oldukça şaşıran kardeşi Anırcan şöyle dedi
-İyiyim sen nasılsın ablacığım ve ben kalkamam ayrıca sanane
Ablası durumu hemen anlayan kardeşine baktı “ulan çok zeki bu velet” dedi. İşin başa düştüğünü anlayan abla “Aaaaghhh” diye bağırdı çünkü iş kafasını çok acıtmıştı.
Herkes meraklı gözlerle Sibel’in ayağa kalkacağı anı bekliyordu, uzun zamandır uyuyan nene Ürküt’ü dürten dede Korkut “Ne istiyeceksen hemen düşün” diye tısladı, eski hayatında yılan olduğunu düşünen dede Korkut, insan olduğunu her zaman unutuyordu hafiften bunamıştı sizin anlayacağınız.
Ev ahalisinde ilk önce Nene Ürküt gerindi sonra onu takiben dede Korkut, baba ve anne gerindi en son da küçük kardeş gerindi aynı zamanda da geğirdi. Ev ahalisinin kendisini beklediğini fark eden Sibel “Kalkmıcam boşuna beklemeyin” dedi. Baba Ali, “tamam kalkma, sen bilirsin” dedi. Blöfünü yemeyen ailesine son bir defa baktı ilk önce esnedi sonra gerindi, sağ ve sol elleriyle koltuğun kollarını yavaşça tutup onlardan destek alarak popo diye tabir ettiğimiz kıç nahiyesini yavaşça kaldırmaya başladı, ev ahalisinin mutluluğu gözlerinden okunuyordu hatta o kadar sevilmişti ikinci baskı için sipariş verilmişti bile. En sonunda iki ayağı üzerinde duran abla Sibel geride büyük bir çukur bırakmıştı, söylenecek şeyleri duymamak için kulaklarını tıkadı ve yürümeyi hafiften unuttuğu için sendeleyerek koşmaya başladı çok mantıksız bir şey yaptığını anlayan ve “yüremeyi unuttuysam nasıl koşuyorum” diyen Sibel anında yere yüz üstü düştü, sonra hafifçe doğrularak ayağa kalktı bunu fırsat bilen aile fertlerinden ilk atak yapan Annesi:
“-Kızım, canım benim, bir yerine bir şey olmadı ya? Bir de hazır ayaktayken annene soğuk bir limonata yapsana” hadi canım benim dedi
Babası :
“-Hazır ayaktayken, Bana da orta şekerli bir kahve yap”
Dedesi :
“-Benim de takma dişlerimi yıkasana kızım sonra bir limonata da bana getir
Nenesi :
“-Hazır ayaktayken bana da elma getir”
Ve kardeşi :
“-Ablaa, hazır ayaktayken bana karpuz kes, limonata getir, ekmeğin arasına salam koy getir, bir de pileysiteyşınımı getir” dedi ardından “nı hahahah” diye bir gülüş ekledi
Ayakta olduğunu için bunların hepsini yapmak zorunda olan abla Sibel, ayağa kalktığı ana lanet etti
ve kabus gibi bir günü geride bırakırken çok yorgun bir halde yerine oturdu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder